Dursun Ali Aykıt: HİRİSTİYAN SİYONİZMİ VE YAHUDİLER

HİRİSTİYAN SİYONİZMİ VE YAHUDİLER
Giriş Tarihi: 11.11.2025 12:45 Son Güncelleme: 11.11.2025 12:45

Hıristiyanlık, Yahudilik içinden çıkıp zaman içinde yeni bir din haline geldi. Ancak bu kopuş süreci çok sancılı oldu. Başta Hz. İsa olmak üzere bu inancı takip edenlere zulmeden Yahudiler, 4. yüzyılda Hıristiyanlık Roma'nın resmi dini olunca tam tersi bir uygulama ile karşı karşıya kaldılar. Zira Hıristiyanlık, "Romalılaşmaya veya devletleşmeye" başladıkça hem Roma'nın eski pagan kültlerine hem de Yahudilere zulmetmeye başladı. Hıristiyanlık tarihi göz önüne alındığında da Hıristiyanların, Yahudilerle olan ilişkileri genellikle olumsuz bir bağlam içinde yürüdü. İşte böylesine bir
durum söz konusu olduğu halde nasıl oluyor da günümüzde bazı Evanjelik kiliseler, İsrail'in yaptıklarına destek verebiliyorlar? Bu paradoksu doğru anlamak için ilk olarak Kutsal Kitap'taki Yahudilik karşıtı söylemleri aktarıp ardından günümüzdeki durumun arka planına ışık tutmaya çalışacağız.

Kutsal Kitap'ta Yahudiler

Hıristiyan inancına göre Hz. İsa çarmıha gerilir, ölür ve üç gün sonra dirilir. Onun çarmıha gerilmesi emrini dönemin Roma valisi Pontius Pilatus vermiş olsa da Matta İncil'i bu olayı şöyle aktarır: "Pilatus, elinden bir şey gelmediğini, tersine, bir kargaşalığın başladığını görünce su aldı, kalabalığın önünde ellerini yıkayıp şöyle dedi: 'Bu adamın kanından ben sorumlu değilim. Bu işe siz bakın!' Bütün halk şu karşılığı verdi: 'O'nun kanının sorumluluğu bizim ve çocuklarımızın üzerinde olsun!' Bunun üzerine Pilatus onlar için Barabas'ı salıverdi. İsa'yı ise kamçılattıktan sonra çarmıha gerilmek üzere askerlere teslim etti" (Matta 27:24-26). Burada halk diye belirtilen topluluk, Yahudilerdir ve Hz. İsa'nın çarmıh hadisesinin nedeni olarak birincil hedef gösterilir.

Yine Matta İncil'inde Hz. İsa'nın Yahudilerle ilgili şöyle dediği aktarılır: "Sizi yılanlar, sizi engerekler soyu! Cehennem cezasından nasıl kaçacaksınız? İşte bunun için size peygamberler, bilge kişiler ve din bilginleri gönderiyorum. Bunlardan kimini öldürecek, çarmıha gereceksiniz. Kimini sinagoglarınızda kamçılayacak, kentten kente kovalayacaksınız. Böylelikle, doğru kişi olan Habil'in kanından, tapınakla sunak arasında öldürdüğünüz
Berekya'nın oğlu Zekeriya'nın kanına kadar, yeryüzünde akıtılan her doğru kişinin kanından sorumlu tutulacaksınız. Size doğrusunu söyleyeyim, bunların hepsinden bu soy sorumlu tutulacaktır" (Matta 23:33-36). Bir başka İncil metninde de Yahudilere, "Siz babanız İblis'tensiniz ve babanızın arzularını yerine getirmek istiyorsunuz. O başlangıçtan beri katildi" (Yuhanna 8:44) denir.

Kutsal Kitap'taki bu pasajlar, Hıristiyanların tarih boyunca hâkimiyeti altında olan Yahudilerle ilişkilerini belirleyen önemli referanslar oldu. Nitekim 1215'teki 4. Lateran Konsili'nde aşırı faiz alıp tefecilik yaptıkları gerekçesiyle Yahudilerle ticarete yönelik sınırlama (67. Madde), Hıristiyanlarla karışmalarını engellemek için Yahudilerin farklı elbise giyme zorunluğu (68. Madde) ve kamuda bir görev üstlenememeleri (69. Madde) şeklinde
kısıtlamalar getirildi.

Hatta Orta Çağ'da çok meşhur bir iddia da Yahudilerin özellikle Hıristiyan çocuklarını öldürüp kanlarını ya Hamursuz Bayramı'nda (Pesah) matza yapımında kullandıkları ya da dini ayinlerinde değerlendirdikleri şeklindeki kan iftirası'dır. 13-14. yüzyılda Avrupa'yı saran Veba salgınında Hıristiyanlar, Yahudilerin kuyuları zehirleyip salgına neden oldukları şeklindeki bir söylemle onlara kıyım yaptılar.


Bu tür olayların, toplamsal hayattaki yansımalarından biri de "tefecilik ve halkın sömürülmesi" gibi ekonomik suçlamalar ve "dini yozlaşma" iddiaları
nedeniyle İngiltere Kralı I. Edward tarafından 18 Temmuz 1290'da yayımlanan Edict of Expulsion (Sürgün Fermanı) ile Yahudiler'in İngiltere'den sürgün edilmesidir. Bu ferman 366 yıl (1656) geçerli kaldı. Protestanlığın kurucusu Martin Luther (ö. 1546), On the Jews and Their Lies (Yahudiler ve Yalanlarına Dair) (1543) adlı eserinde Yahudilerin "yalan söylediklerini", Hıristiyanları aldatmaya çalıştıklarını, ekonomik olarak haksız kazanç
sağladıklarını ve ahlaki olarak yozlaştıklarını dile getirir. Tefecilik ve faizle para verip Hıristiyanlara karşı düşmanlık beslediklerini yazar. Bu soruna çözüm olarak bahsi geçen kitabında Luther, şunları önerir: Yahudilerin sinagoglarının yakılması, okullarının kapatılması, kutsal kitaplarının ellerinden alınması, seyahat yasağı getirilmesi, dini ritüellerinin engellenmesi, mal varlıklarına el konulması, çiftçilikle uğraşmaya zorlanmaları ve toplumdan izole edilmeleri.

Hıristiyan Siyonizminin ilk adımları

Çok kısa bir tarihsel bakış açısında dahi Hıristiyanların Yahudilere yönelik tutumlarının olumlu olmadığının bariz bir şekilde ortada olduğunu söyleyebiliriz. Bu olumsuz tutuma karşın Hıristiyan- Yahudi ilişkilerinde kırılma, Hıristiyan Siyonizmi dediğimiz Yahudilerin Tanrı planında ayrıcalıklı bir yere sahip olduğuna ve İsrail'i desteklemenin dinî bir vazife olduğuna inanmayı gerektiren teopolitik ideolojiyle gerçekleşir.

Bu oluşum ilk olarak İngiltere'de başlayıp ardından Amerika'ya kadar ulaşır. Yahudilerin tekrar Filistin'e dönmesini de içine alan Restorasyon Hareketi, İngiliz din adamı Thomas Brightman (ö. 1607) öncülüğünde şekillenmeye başlar. İngiliz politikacı Anthony Ashley Cooper (ö. 1885), Filistin toprakları için "milletsiz bir vatan"; Yahudiler için de "vatansız bir millet" şeklinde bir tanımlama yaparak sonraki süreçte Siyonistlerin kullandığı "topraksız bir
millet için milletsiz bir toprak" sloganının kökenini oluşturur. Hem İngiliz hem Amerikan fundamentalist teolojisi üzerinde en etkili kişilerden biri olan İrlandalı rahip John Nelson Darby (ö. 1882) ise Plymouth Brethren isimli küçük ama etkili bir grup kurar ve burada Kutsal Kitap kehanetlerine göre Filistin topraklarının yeniden Yahudilere verilmesinin gerekliliğinden bahseder.

Darby aracılığıyla Hıristiyan Siyonizmi düşüncesini benimseyen Amerikalı teolog Cyrus Scofield (ö. 1921), Kutsal Kitap'ta bahsedilen kehanetleri, yani Yahudilerin Kudüs'e dönmesini ve Süleyman Mabedi'nin tekrar yapılmasını destekleyen söylemlere sahiptir. Hatta bunların gerçekleşmesi için Kudüs'te Müslümanlara ait kutsal yerlerin yok edilmesini de dile getirir.

Restorasyonla başlayan kırılma
Hıristiyan Siyonistlerin Yahudiler hakkında böylesi bir düşünceye gelmelerinin ardındaki sebepleri kısaca özetleyebiliriz.

Restorasyon Hareketi nedir? Hıristiyanlığın zamanla bozulması nedeniyle aslî kimliğine yeniden dönmesi gerektiğini söyleyen Restorasyon fikri, salt teolojik bağlamda kalmayıp toplumsal ve siyasal bağlamda da Filistin'in Yahudiler için vaat edilmiş topraklar olduğunu dile getirerek onların Filistin'e dönmelerine yardımcı olunması gerektiğini ileri sürer.

Kutsal Kitabın Literal/Lafzi Okunması nedir? "Rab, Avram'a, "Ülkeni, halkını, babanın evini bırak, sana göstereceğim topraklara git" dedi. "Seni büyük bir ulus yapacağım, seni kutsayacak, sana ün kazandıracağım. Bereket kaynağı olacaksın. Seni kutsayanları kutsayacağım. Seni lanetleyeni lanetleyeceğim. Yeryüzündeki halkların hepsi senin aracılığınla kutsanacak" (Tekvin 12:1-3). Kutsal Kitap'taki bu tür pasajlar literal okunarak Hz. İbrahim ile İsrailoğulları arasında bir ahit vardır söylemi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bununla beraber Kutsal Kitap'taki "Yabancıya haksızlık ve baskı yapmayacaksınız. Çünkü siz de Mısır'da yabancıydınız (Çıkış 22:21)" şeklindeki pasajlar görmezden gelinip parçacı bir şekilde yaklaşılır.

Seçilmişlik İnancı nedir? Yahudilerin seçilmişliğiyle ilgili Eski Ahit metinlerine de parçacı bir tutumla yaklaşılır. Zira Kutsal Kitap'ın bölümlerinden biri olan Amos Kitabı'nda "Ey İsrailoğulları! Benim için Kûşlular'dan ne farkınız var?" diyor Rab. "İsraillileri Mısır'dan, Filistlileri Kaftor'dan (Girit), Aramlılar'ı Kîr'den çıkaran ben değil miyim?" (Amos 9:7). Dolayısıyla Yahudilerle ilgili seçilmişlik soy üzerinden değil, mesaja sahip çıkma ve onu takip etmeyle ilintilidir. Ancak bu tür metinlerden daha çok Yahudilerin Tanrı tarafından seçilmiş olduğuna dair metinler ön plana çıkarılır.

Filistin'in Yahudilere "vaat edildiği" söylemi nedir? Yahudiler, üç aşamalı bir "vaat edilmiş toprak" düşüncesine sahiptir: Kudüs merkezli birinci aşama, Nil'den Fırat'a ikinci aşama ve son olarak da tüm dünya. Ancak bırakın Nil'den Fırat'a kadar söylemini, Kudüs'ün dahi Yahudilikte merkezi ibadet mekânı haline gelmesi çok sonraki bir süreçtir. Zira Kral Yoşiya'ya (MÖ. 628) kadarki süreçte başta İbrahim, İshak, Yakup gibi atalar dâhil olmak üzere İbranice "bamot" denilen yüksek yerler anlamındaki tepelerde sunaklar yaptırdı ve buralarda ibadet ettiler (Tekvin 13:18, Tekvin 7:15-17). Hz. Süleyman sonrası oluşan Kuzey ve Güney krallığındaki insanlar farklı bölgelerde ibadetlerini yaptılar. Bu nedenle Yahudilerin, bırakın tüm dünya ve
Nil'den Fırat'a kadar şeklindeki vaat edilmiş toprak söylemini, Kudüs merkezli bir "vaat edilmiş toprak" söyleminin dahi problemli ve Siyonizmle gelişen bir durum olduğu söylenebilir.

Tarihi çağlara ayırma nedir? Hıristiyanlar bir taraftan Hz. İsa öncesi, diğer taraftan Hz. İsa sonrası dönemi anlamlandırmak için birtakım tarih bölümlemeleri yaparlar. Bu hususta John Nelson Darby tarihi şu dönemlere ayırır:

1. Masumiyet dönemi: Hz. Adem ve Havva'nın cennetten kovulmadan önceki durumu.

2. Bilinç dönemi: Cennetten indirilmeden Tufan'a kadarki dönem.

3. İnsanların yönetiminin dönemi: Tufandan Babil Kulesi'nin yıkılmasına kadarki dönem.

4. Ahit dönemi: Hz. İbrahim'den Hz. Musa dönemine kadar.

5. Yasa dönemi: Hz. Musa'dan Hz. İsa'nın çarmıh hadisesine kadarki dönem.

6. Lütuf dönemi: Çarmıh hadisesinden Hıristiyan olanların kıyamet kopmadan önce göğe çekilmesine kadarki dönem.

7. Milenyum Krallığı (Tanrısal Krallık) dönemi: Mesih'in Kudüs'te 1000 yıl süren hüküm sürdüğü dönem (Vahiy Kitabı 20:4-6).

Artık Milenyum çağının geldiği ve bu hususta belirtilen kehanetlerin gerçeklemesi için de Yahudilerle ilişkili görülen hususların yerine getirilmeye çalışıldığı aktarılabilir.

ABD'deki Hıristiyan Siyonist yapılar

Milenyum öncesi (Pre-Mllennialism) ve Milenyum (Binyılcılık) İnancı nedir? Hz. İsa'nın dönüşüyle başlayacak 1000 yıllık süreçten (Milenyumdan) önce büyük felaketlerin yaşanacağına (deprem, yangın, sel gibi), ardından Armagedon Savaşı'nın çıkacağına, Mesih taraftarlarının Deccal diye tercüme edebileceğimiz Mesih karşıtlarıyla savaşacaklarına ve galip geleceklerine inanılır. İşte tüm bu inançlar, Hıristiyan Siyonistlerini, Yahudilere destek olmaya götüren bazı teolojik temeller olarak görülmektedir.

Günümüz Amerika'sında etkili olan bazı Hıristiyan Siyonist yapılar bulunur. Örneğin Amerikalı Evanjelik rahip John Hagee'nin 2006'da kurduğu ve 1 milyondan fazla üyesi olan CHıristians United for Israel (İsrail için Birleşen Hıristiyanlar), İsrail'e siyasi, mali ve diplomatik destek sağlar. Yine Hıristiyan Siyonist Michael Evans'ın 2016'da kurduğu Friends of Zion (Siyon'un Dostları) isimli grup da İsrail'e ciddi destek sağlamaktadır.

Hıristiyan Siyonistleri, her ne kadar Kutsal Kitabı referans alarak Yahudilere destek çıktıklarını ileri sürseler de parçacı ve seçmeci bir yaklaşıma sahip olup dini argümanlarla siyasal tutumlarını meşrulaştırırlar. Bu yaklaşım, Yahudilere karşı olumlu ve destekleyici bir tutum sergiler ancak bazı Yahudi liderler ve topluluklar, verilen desteğin arkasında eskatolojik motivasyonlar ve Yahudilerin nihai olarak İsa'yı Mesih olarak kabul etmeye yönlendirilmesi amacının olabileceği endişesiyle temkinli davranırlar.

*Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Dinler Tarihi Öğretim Üyesi

BİZE ULAŞIN