Kafkas halklarının ilginç gelenekleri

Sena Subaşı SAYI:75
Kafkas halklarının ilginç gelenekleri

Kafkasya farklı toplulukları içinde barındıran zengin bir kültüre sahip olmasının yanı sıra dönem dönem çeşitli işgal faaliyetlerine, baskılara, asimilasyon çabalarına maruz kalmış bir coğrafya. Buna rağmen Kafkas halkları büyük bir dirençle kimliklerine sahip çıktıkları gibi kendilerine has geleneklerini de korumayı daima bilmişler. Bu örf ve âdetler kuşaktan kuşağa aktarılarak büyük ölçüde günümüzde de yaşatılıyor. Geçmişte ana yurtlarında maruz kaldıkları acımasız politikalar ve zulümler sebebiyle ülkemize göç eden Kafkas topluluklarının da Anadolu'nun zenginliğine zenginlik kattığını söyleyebiliriz. Gelin bu kültürel zenginliğin sıra dışı örneklerine birlikte göz atalım.

Karaçay-Malkar Türkleri doğum adetleri
Bir doğum, bin bir ritüel

Adlarına pek rastlamadığımız Karaçay- Malkarlar, şu anda Rusya sınırlarında yer alan Kafkas dağlarının en yüksek tepesine sahip Elbruz Dağı çevresinde yüzyıllardan beri yaşayan köklü bir Türk topluluğu. 1877‐1878 senelerinde Anadolu topraklarına göç eden Kafkas halklarından biri olan Karaçay- Malkar Türklerinin büyük çoğunluğu Konya ve çevresine yerleştirilmiş. Bu kadim halk, göç ettikten sonra kendilerine özgü gelenek ve göreneklerinden vazgeçmeyerek Anadolu'ya yeni renkler taşımış.

Günümüze kadar taşınan bu geleneklerin en önemlilerinden birinin içerisinde kendilerine has birçok ritüelleri barındıran doğum geleneği olduğunu söyleyebiliriz. Hamilelik sürecinden bebek ilk dişini çıkarana kadar birçok farklı ritüel uygulanır. Bir bebeğin dünyaya geleceği haberi akrabalar ve komşular arasında sevinçle karşılanır ve tüm ritüeller hep birlikte gerçekleştirilir Karaçay Türklerinde. Yemekler verilir, eğlenceler düzenlenir, anne ve bebeğe çeşitli hediyeler getirilir. Hamilelik süreci boyunca akrabalar, eş ve dost anneye hiçbir yardımı esirgemez. Doğumdan sonra da yine eş dost tarafından yalnız bırakılmayan anneye "kalmuk şay" isimli özel bir çay içirilir, özel yemekler pişirilir, hediyeler verilir.

40 gün boyunca yalnız bırakılmayan anne ve bebeğe bu süre içerisinde bütün akrabaların, komşuların katıldığı "Beşik Bölegen", yani kundak merasimi düzenlenir. Kurbanlar kesilir, misafirlere ikram edilir, gelen misafirler ise yine aileye şeker ve bebeğe hediyeler getirir. Bu merasim sonunda bebek, ailenin ihtiyar kadınlarınan birinin duaları eşliğinde anneannesi tarafından süslenmiş bir yatağa yatırılır ve böylece merasim sona erer. Bir sonraki tören ise bebek ilk dişini çıkardığında gerçekleştirilir. "Tiş Cırna" isimli merasim dişi ilk gören kişinin bebeğe hediye almasıyla başlar. Gelen misafirlere buğday, mısır ve nohut ikram edilen bu törende bebek evin başköşesine oturtulur ve önüne kalem, makas, ayna, tarak gibi eşyalar konur. Bebeğin seçtiği eşya ileride seçeceği meslek olarak yorumlanır.

Atalık müessesesi
Çocuğun eğitimi için ikinci bir aile, yapay akrabalık

Toplumsal düzeni korumak amacıyla neredeyse bütün Kuzey Kafkasya halkları tarafından uygulanan bu çocuk yetiştirme geleneğinin kökenleri bilinmeyecek kadar eskiye dayanıyor. Kaynaklarda "yapay akrabalık" olarak da geçen bu sisteme göre 2-3 yaşlarındaki bir çocuk ailesinden alınır ve genelde o aileye yakın başka bir aileye yetiştirilmek üzere emanet edilir. 15-16 yaşına kadar atalık ailede büyüyen çocuk, bu yaşlardan sonra asıl ailesine geri döner. Bu sistemin uygulanma amacı ise çocuğun saygılı ve güçlü bir birey olarak yetiştirilmesini sağlamak olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü atalık ailesi emanet edilen çocuğa kendi evlatlarından çok daha özenli büyütür. Kız çocuklarına el becerilerini geliştirecek işler, dans ve halk oyunları; erkek çocuklarına ise ata binme, silah kullanma gibi eğitimler verilir. Ayrıca çocuk, yaşadığı ailenin kendi geleneğini, yaşayışlarını, toplumsal normlarını, varsa dilini de öğrenerek farklı kültürleri tanımış olur. Bu sistem içerisinde belli dönemlerde kalabalıkla kutlanan bazı ritüeller de var. Çocuk yürümeye başladığında bir tören düzenlenir. Eğitim süresini tamamlayıp evine dönmesi ise büyük bir şenlikle kutlanır. Atalık geleneğinin sıkı sıkıya uygulanması sadece çocukların disiplinli bir eğitim alması için değil, toplumda dayanışmayı ve huzuru sağlama açısından çok işlevsel bir yere sahip çünkü evlatlarını birbirlerine emanet eden aileler arasında ömür boyu sürecek olan akrabalıktan daha güçlü bir bağ kurularak anlaşmazlıkların önüne geçilmiş olur.

Khabze
Çerkeslerin hayatını düzenleyen ama yazılı olmayan kurallar

Çerkes tarihinin en köklü kültür ürünlerinde biri olan khabze, yazılı olmayan ama sanki yazılı birer yasaymış gibi halkın sıkı sıkıya bağlandığı, çiğnenmesinin "ayıp" olduğu, toplumdaki tüm gelenek, örf, âdetleri kapsayan ve toplumsal hayatı düzenlemeye yarayan sözlü kurallara verilen isimdir. Bir diğer deyişle Çerkes halkı kültürel kimliklerinin yapı taşı olan khabze çerçevesinde hayatını devam ettirir. Saygı, sevgi ve nezaketin esas alındığı bu yazısız kurallar, bir çocuğun doğumundan, ölümüne, evliliklerden sofra adabına, eğlencelerden misafir ağırlamaya, yolda yürümeden insanlarla diyalog kurmaya kadar her türlü bireysel ve sosyal durumlarda nasıl davranılacağını belirler ve yaşamın her evresini kapsar. Oldukça zengin bir kültüre sahip olan Çerkeslerde geçmişte kişi bu uygulamaları hayata geçirmediğinde birtakım yaptırımlara maruz kaldığı için hukuk kurallarını da kapsar diyebiliriz. En önemli yaptırımlar toplum tarafından ayıplanma, kınama ve bazen de dışlanmadır ki bunlar halkı için gerçekten ceza yerine geçebilecek ağırlıktadır. Bu geleneksel kurallar toplumun kanaat önderlerinden oluşan ve toplumsal sorunlara çözümler üreten bir çeşit halk meclisi Xase tarafından denetlenir. Bu geleneğin çok eskilerden günümüze kadar taşınmış olması da halkın kendi geleneklerine ne kadar bağlı olduğunu gösteriyor. Nesilden nesle aktarılarak günümüzde hâlâ geçerliliğini koruyan Çerkeslere has farklı geleneksel uygulamalar tarih boyunca Çerkes toplumunu diğer topluluklardan özgün kılmış ve kılmaya devam ediyor.

Nevruz
Tüm hayatın ve tabiatın yenilendiği gün

En eski Türk geleneklerinden biri olan Nevruz, tüm Türk toplumlarının ortak kültürel değerlerinden biridir ve hemen her kültürde farklı şekillerde de olsa bir bayram havasında kutlanmaya devam eder. Bildiğimiz gibi "Yeni Gün" anlamına gelen Nevruz, yılın ilk günü kabul edilen 21 Mart gününde büyük bir ateş yakılır ve o ateşin üzerinden atlayarak ve etrafında dolanarak hem kişinin hem de toplumun kötülüklerden ve kötü ruhlardan temizleneceğine inanılır. Türk toplumları arasında Azerbaycan, Nevruz'u en ihtişamlı şekilde kutlayan devletlerden biridir. Öyle ki Nevruz, Azerbaycan'da resmi bayram olarak geçer. Hafta boyunca bir sürü farklı geleneksel ritüeller uygulanır ve haftalar öncesinde ülke genelinde hazırlıklar başlar. Evlerde temizlik yapılır, alışverişler tamamlanır, köyler, mahalleler, şehirler süslenir, insanlar birbirine hediye alır, bütün halkın katıldığı resmî törenler düzenlenir. "Sayaçı" isimli gruplar sokaklarda türküler söyler, insanları eğlendirir. Nevruz gününün akşamına doğru meydanlarda büyük ateşler yakılmaya başlanır. Ateşin etrafında toplanan ve oyunlar oynayan halk, akşam olunca güzel dilekler tutarak ateşin üzerinden atlamaya başlar. Yakılan ateşin külleri ise bolluk ve bereket getireceğine inanıldığı için evlerin bacalarına, ahırlara, kapılara serpiştirilir. Sabahında ise halk bir su kenarlarına gider, o suyla yüzünü yıkar ve suyun üzerinden atlar. O gün birçok Türk boylarında da olan "Yedi Sin Sofrası" kurulur.

O setlerde müzik geleneği
Temelinde binlerce yıllık Nart destanlarının yattığı bir gelenek

Kuzey Kafkasya halklarından biri olan Oset halkı için müzik, geçmişten beri geleneklerinde önemli bir yer tutuyor. Tarihî hikâyeler, kültürel öğeler ve günlük hayatta yaşanılanlar şarkılar aracılığıyla nesilden nesle aktırılmış. Bu şarkılar bir hikâye anlatıcısı tarafından tüm halka yayılırdı. Bu kişiler Oset halkında sözü dinlenen, toplumda saygın yeri olan bir kanaat önderi görevi taşıyordu. Kuzey Kafkas halklarının sözlü geleneği içerisinde anlatılan ve büyük ölçüde derlenmiş olan yiğitlik destanı olan Nart destanları, Osetlerin geleneksel müziğinde merkezi bir öğedir. Şarkı şeklinde söylenen destanlar ve epik hikâyeler Oset müziğinin büyük bir kısmını oluşturur. Hâlen halk tarafından bilinen ve söylenen bu şarkıların geçmişinde savaşlar, kan davaları, anlaşmazlıklar gibi her türlü toplumsal yatar. Birçoğunda kahramanlardan övgüyle bahsedilip o kişi onurlandırılırken bazen de başarısız kişiler yine şarkı aracılığıyla eleştirilir ve bu o kişi için utanç verici bir durumdur. Toplum içerisinden yapılan iş bölümü yine şarkı kültürünü etkilemiş. Hayvancılık ve tarımla erkekler uğraştığı için onlar daha fazla şarkı söylerler. Kadınlar ise ninniler, ağıtların yanı sıra ev işleriyle uğraşırken şarkı söylerler. Ayrıca toplumda önemli bir yere sahip akordeon kadınlar bir araya geldiklerinde çaldığı bir kadın çalgısıydı. Damat tarafından geline hediye olarak verilmesi bir gelenek hâline gelen akordeonun kadının ölümünde onunla birlikte gömüldüğü söylenir.

Karapapak Türklerinde takvim
Kendine özgü takvimine göre yaşayan bir boy

Kuzey Kafkasya, Gürcistan, Azerbaycan ve Türkiye'de yaşayan Karapapaklar, Azerbaycan Türklerinin etnik boylarından biri olarak tanınıyor. Terekeme olarak da adlandırılan Karapapaklar, kendilerine has geleneklerini hâlâ korumaya devam ediyor. Halk arasında eskiden beri süre gelen yıl içerisinde dönüm noktası olarak kabul edilen birtakım sayılı günler var ve bunlar çeşitli tecrübeler yoluyla günümüze kadar taşınmış. Bir nevi kendilerine özgü bir takvimleri var da denilebilir. Kiraz ayının 9'uncu günü, yani 22 Haziran'da sebze ekimine başlar halkı çünkü bu tarihten sonra hava ısınır. Pastırma yazı da denilen Kasım mevsiminin ilk 44 günü pek sert geçmez fakat sonraki 40 gün ölümlerin en çok yaşandığı zaman dilimi olarak kabul edilir çünkü kara kış bu tarihlerde yaşanır.

Halk takvime göre Zemheri ayının 27'sinde, yani 10 Şubat'ta bir hafta süren tipilere "Hıdrellez Tipisi" deniyor. Halk takvimine göre "Döl Dökümü" (Mart) ayının sekizini dokuzuna bağlayan gece Hacı Leylek gelir. Gelirken de beraberinde kar ve tipi getirir. Bir gün önce iyi olan havalar o gün soğuk olur. Yağmur ayının beşi (18 Nisan) hava çok soğur. Bu gece genç hayvanlar hariç, bütün hayvanlar ahırlarda beslenir. Zira bu soğukta kıştan yeni çıkan ve bünyeleri zayıf olan hayvanların dayanamayacağına inanılır. Bugünün diğer bir ismi de "Manda Kıran"dır. Bunlar sadece örneklerden birkaçı; zamanında halk, bütün bir seneye, bütün aylara farklı isimler vermiş ve hayatlarına bunlara göre yaşamışlar.

Sofra geleneği
Sofra, bir yeme-içme yerinden çok daha fazlası

Kafkas halklarında sofranın apayrı bir önemi var. Her bir topluluk kendine göre sofra adabı uygulasa da hepsinde ortak olan şey; her ne sebeple olursa olsun bir araya gelen insanlar mutlaka ağır bir sofraya oturur. Konular farklılaştıkça sofralar da farklılaşır. Örneğin Çerkeslerde dünyaya gelen bebek için, yeni gelin için yapılan ya da hasta için yapılan davetlerde yemekler farklılık gösterir. Ayrıca ilk kez beşiğe yatırılma, diş çıkarma, isim konulma gibi ufak olaylarda dahi bir kutlama havasıyla yemekler verilir. Geniş bir sofra kültürüne sahip Çerkeslerde yapılacak yemek çeşitlerine, yemeklerin yapılış biçimlerine, nasıl sunulacağına, hangi sofraya ne tür yemeklerin yapılacağına, sofraya kimlerin nasıl oturacağına, sofranın nereye kurulacağına kadar her ayrıntı için ayrı bir kural vardır. Sofrada yaş sırasına göre oturulması, misafir ve yaşlı sofradan kalmadan diğerlerinin sofradan kalmaması ya da akşam yemek vakti evin terk edilmemesi gibi uygulamalar örneklerden birkaçı. Halk, tüm bu sofra adetlerine diğer geleneklerde olduğu gibi sıkı sıkıya bağlıdır. Osetlerde de sofra, bir yeme-içme yerinden çok daha fazlası olmuştur. Her bir detayın ayrı bir ritüeli vardır. Hemen her yemekte sofradaki en yaşlı kişi ya da saygı duyulan biri mutlaka bir konuşma yapar ve yemeklerde mutlaka dualar edilir. Sofrayı kutsal bir yer olarak tanımlayan Osetlerde yemek esnasında kötü konuşmak, tartışmak ve uygunsuz davranışlarda bulunmak yasaktır ve sofradan büyükten önce kalkmak ayıp sayılır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN