Çöl kaplanı Fahrettin Paşa

Fahrettin Paşa, her türlü imkânsızlığa rağmen kutsal şehir Medine’yi sonuna kadar savunmak için her şeyi yaptı. Şehre gelir gelmez surları tamir ettirip topları mevzilere yerleştirmede erlerle birlikte çalıştı ve ilerleyen dönemlerde kendini gösteren kıtlık karşısında, askerini çekirge yemeye ikna etmek için fetva dahi çıkarttırdı.

Süleyman Arif Özkut SAYI:43 / Şubat 2018
Çöl kaplanı Fahrettin Paşa

19'uncu yüzyıl, Osmanlı modernleşmesinin Tanzimat'la yeni bir boyut kazandığı dönem olarak tarihteki yerini almıştı. Modernleşmenin sosyal ve kültürel yanlarının yerli dokuya uygunluğu ve ne derece başarıya ulaşmış olduğu tartışmaya değer bir konu olarak hâlâ karşımızda duruyor. Bu modernleşme hareketlerinde, en çok askeri anlamda yapılan reformların dişe dokunur bir neticeye ulaştığını söylemek sanıyorum abartı olmayacaktır. Bu yüzyılın ilk yarısı itibariyle açılan kurmay okulları ve Batı disiplinindeki yeni sistem etkilerini, zaten köklü bir askeri geleneği bulunan imparatorlukta kısa sürede gösterdi ve II. Abdülhamid döneminde daha da profesyonelleşti. Özellikle Balkan ve Kafkaslardan gelen muhacir çocuklarının Harbiye'ye ilgisi oldukça fazlaydı. Elbette ki bunda zorunlu göçlerin ve vatandan ayrılmış olmanın verdiği yoğun duygu durumunun da etkisi vardı. Kurulan askeri okullarda eğitim görüp başarı sağlayanlar arasında yakın tarihimize damga vurmuş pek çok önemli ismin olduğunu belirtelim. Söz konusu isimlerden bir tanesi de Medine Müdafii olarak nam salmış Ömer Fahrettin Türkkan.

Kaynaklarda "Çöl Kaplanı" namıyla karşımıza çıkacak olan Fahrettin Paşa, 1868 yılında Balkanlarda bir Osmanlı şehri olan Rusçuk'ta doğdu. 1877-1878 yıllarında gerçekleşen ve tarihe "93 Harbi" olarak geçen savaşta Osmanlı'nın Ruslar karşısında mağlup olmasıyla bölgeden göç etmek zorunda kalan bir ailenin çocuğuydu. Küçük yaşlardan itibaren gördüğü ve şahit olduğu şeyler, küçük Fahrettin'in vatan ve millet şuurunun gelişmesinde çok etkili oldu. Bundan dolayıdır ki ilköğreniminin ardından Harp Okulu'na girdi ve okulu birincilikle bitirdi. Başarısıyla göz dolduran pırıl pırıl bir subay olarak kurmay yüzbaşı rütbesiyle askerlik görevine başladı.

Fahrettin Paşa Medine'de

Görevine başladığı yıllardan itibaren cephelerde gösterdiği başarılarla göz dolduran Fahrettin Paşa, I. Balkan Savaşı esnasında Edirne ve Selanik'i ele geçirerek İstanbul üzerine yürüyen Bulgar güçlerini püskürtmeyi başarır evvela. Bu olaydan kısa bir süre sonra cereyan eden II. Balkan Savaşı esnasında ise, bölge ülkelerinin birbirleri arasındaki anlaşmazlık ve mücadeleden faydalanarak Edirne'nin geri alındığı harekâtta başarıyla yer alır. I. Dünya Savaşı yıllarında ilk olarak Çanakkale Savaşı'nda görev almış ve burada oldukça yararlılık göstererek kendisi için şans ve ikbal yollarını açmıştır.

Çanakkale Cephesi'nde Osmanlı kuvvetlerinin gösterdiği üstün başarı hepimizin malumu fakat aynı yıllarda Almanların zorlamasıyla imparatorluk topraklarının güneyinde açılan Kanal Cephesi'nde yaşananlar ise başlı başına bir faciaya sebep olur deyim yerindeyse. Tabii bu bölgede gerçekleştirilen Kut'ül Amare zaferi ve Medine Müdafaası'nı ise ayrı bir yere koymak gerektiğini vurgulamadan geçmeyelim. Bu cephede yaşanan genel başarısızlıkta Cemal Paşa'nın, Şam merkezli olarak kurduğu despotik yönetimin yanlışlarının etkisini yadsımamız zor görünüyor zira Paşa'nın bölgede uyguladığı politikalar, devlete bağlı Arapların bile zamanla düşman saflarına yanaşmasında oldukça etkili olmuştur. Cemal Paşa, Şerif Hüseyin'in İngilizlerle birlikte Osmanlı'ya karşı bir isyan hazırlığı içinde olduğuna dair sunulan istihbarat bilgilerini ciddiye almamış ve bunları kulak ardı etmiştir. Sonunda beklenen olur ve Şerif Hüseyin isyan bayrağını açar. Bunun üzerine Cemal Paşa, IV. Ordu Karargâhı'nda alelacele bir toplantı tertip eder. Burada Mekke ve Medine'yi kurtarmak, Hicaz Demiryolu'nun yolunun güvenliğinin tesis edilmesi için bir birlik hazırlanması fikri gündeme gelir. Bu kuvveti ise Kaymakam (Yarbay) İsmet Bey'in (İnönü) komuta etmesi teklif edilir ancak Harbiye Nazırı Enver Paşa, Yarbay İsmet Bey'in henüz çok genç olduğunu belirterek komutanlığa Mustafa Kemal'i getirir. Mustafa Kemal ise değil Hicaz'a asker sevk etmeyi, oradaki dağınık askerleri bile geri almak ve kuvvetleri verimsiz yönlere dağıtmamak gerektiğini ısrarla savunur. Bu fikre göre Medine dâhil boşaltılacak, gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra güneye harekâtta bulunularak yeniden geri alınacaktır. Bir rivayete göre tam bu noktada bir karara varıldığı sırada oluşan arıza sebebiyle elektrikler sönünce, Cemal Paşa birden sarsılır. Bu durumun Medine'yi terk etmek için aldıkları karara karşı, ilahi bir işaret olduğunu düşünür ve hâlihazırda IV. Ordu Kumandan Vekili olan Fahrettin Paşa'yı Medine'ye göndermeye karar verir.

Medine'yi çekirge yiyerek savunmuştuk

Oldukça dindar bir zat olan Fahrettin Paşa, Medine'ye geldikten kısa bir süre sonra şehir asiler tarafından kuşatılır. Paşa, şehri her türlü imkânsızlığa rağmen savunmaya kararlıdır. Surları tamir ettirip topları mevzilere yerleştirmede erlerle birlikte çalışır. İlerleyen dönemlerde kendini gösteren kıtlık karşısında, askerini çekirge yemeye ikna etmek için fetva çıkartmış ve bu konuda nutuklar atmıştır. Fahrettin Paşa'nın çekirge konusunda yapmış olduğu şu konuşma ise hayli dikkat çekici: "Çekirgenin serçe kuşundan ne farkı var? Yalnız tüyü yok. O da serçe gibi kanatlı ve uçuyor. Bitki ile besleniyor. Serçe gibi huysuz, serçe gibi asabi. Yediği şeyleri özenle seçiyor ve temiz şeyler yiyor. Hicaz, Yemen ve Afrika Araplarının başlıca besini çekirgedir. Bedeviler sağlamlık ve zindeliklerini, çevikliklerini hep yedikleri çekirgelere borçludurlar. Çekirgeleri deve ve hecinler de büyük bir zevkle yiyorlar. Dizlerinin bağı çözülenlere, zayıflara, bedensel hastalara etkin ve kesin olan sağaltıcı özellikleri var. Çekirgeyi doktorlarımıza da incelettirdim. Bunlar inceleme sonucunda çekirgeden övgüyle söz etmekte, sağaltıcı ve besin özelliklerini saymakla bitirememektedirler. Dün karargâh sofrasında çekirge tavası vardı. Arkadaşlarımla birlikte yedim ve bunu dil tavasından daha iyi buldum. Hele zeytinyağı ve limon suyu ile salatası pek nefis oluyor."

Fahrettin Paşa'nın, şehrin savunulmasında yaşanılan kıtlık karşısında başka çözümler de ürettiğini belirtelim. Kıtlıktan ötürü hayvanlar için gerekli olan yemi temin etmek de oldukça zordu. Paşa, askerin yediği hurmaların çekirdeklerini atmamasını, bu çekirdeklerin hayvanlara yem olarak verileceğine dair bir beyanname yayımlamıştı. Hatta askeri buna teşvik etmek için getirilen keseler içinde teslim edilen hurma çekirdeğine karşılık belli oranda istihkak verdiriyordu askere.

Kutsal şehrin savunulmasına, Fahrettin Paşa başta olmak üzere Osmanlı subay ve askerleri de büyük önem veriyordu. Müdafaa hakkında bestelenen marşlar ise okullarda devamlı söyleniyordu bu yıllarda. Söz konusu bu marşlardan birinin sözlerinde yer alan şu ifadeler ise aslında Medine'nin millet nezdinde nasıl bir yeri olduğunu gözler önüne serer türden:

"Bırakmayız Medine'de yatanı
Can veririz kurtarırız vatanı."

Kutsal emanetleri yağmadan kurtaran Paşa

Toplamda iki yıl yedi ay süren Medine Müdafaası sırasında Fahrettin Paşa, Osmanlı'nın her yıl Hac ibadeti için gelen Sürre Alayları'yla bölgeye gönderdiği emanetleri, olası bir yağmaya maruz kalmaması adına İstanbul'a geri göndermeyi de başarmıştı. Devlet-i Âliye, bu alayı her yıl düzenler, bölgedeki fakir ve fukaraya ise sadaka dağıtırdı. Bunların yanında Hz. Fatıma'nın mezarına konulmak üzere pırlantalı tuğ gibi özel ve değerli hediyeler gönderdiği de olurdu bu alaylarla. Kutsal emanetleri taşıyan ve Medine'den yola çıkan tren Şam'a gelmiş, bölgede biraz oyalanmıştır zira bazı yolların Şerif Hüseyin birlikleri ve İngilizler tarafından sabote edilmesinden dolayı tren yolunda tamiratlar yapılmak gerekmiştir. Trenin içerisine yerleştirilen 1000'e yakın asker, gerekirse "ölüm kalım pahasına savaşmak" emriyle emanetlerle başkente gitmek üzere görevlendirilir. Emanetler başarıyla nakledilir ancak İstanbul'a varmak üzereyken şehrin İngilizlerce işgal edilmiş olduğu öğrenilir. Bundan dolayı emanetler, bir süre Niğde şehrinde muhafaza edilecektir.

Bu günler, müttefikleriyle birlikte yenilgiye uğrayan Osmanlı'nın hayatiyetinin risk altına girdiği zelil günlerdi. 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Anlaşması'nın bir maddesi de Arabistan, Filistin ve Suriye cephelerindeki askerlerin Halep'in kuzeyine çekilmesi yönündedir. Yeni Osmanlı Sadrazamı Damat Ferit Paşa, Fahrettin Paşa'ya şehri boşaltması yönünde gerekli emri vermiş olmasına rağmen Paşa, emirlere kulak asmayarak Medine'yi sonuna kadar savunmakta kararlıdır. Teslim olmaya karşı yaklaşık üç ay kadar direnen Fahrettin Paşa, bazı kurmaylarının bu süreçteki bütün dayatmalarına karşı da kuvvetle direnir. İlerleyen günlerde teslim olunması gerektiğini düşünen bazı kurmayları tarafından derdest edilerek şehri teslim etmeye mecbur bırakılmıştır Fahrettin Paşa. Devamında yaşanan olaylar ise Alpay Kabacalı'nın Arap Çöllerinde Türkler kitabında şöyle anlatılacaktır: "Elbiselerini getirdiler, giydirdiler, koltuğuna girdiler, merdivenlerden indirdiler. Babür Rahma önüne kadar götürdüler. Burada kale kumandanı başını çevirdi. Acılı ve hüzünlü, her şeyden umudunu kesmiş bir bakışla Peygamber'in mezarına baktı. Paşanın boynu bükülmüş, gözleri yaşarmıştı. O anki ifadesiyle; "Görüyorsun ya Muhammed, ben gitmiyorum, götürüyorlar" demek istemişti. Aniden kılıç ve tabancasını hatırladı. Bunları getirdiler. Yavrusundan ayrılanların ancak hissettikleri bir duyguyla kalbi sızladı. Götürünüz, Hz. Peygamber'in kızı Hayrünnisa Hz. Fatıma'ya emanet ediniz! Medine savunucusunun kılıcını, tabancasını ancak o koruyabilir dedi. Götürdüler. Emanet yerine konduktan sonra Paşa, Babür Rahma'dan çıkarıldı, otomobile bindirildi. Soluna bir kaymakam (yarbay) , karşısına bir jandarma yüzbaşısı yerleştirildi ve tutuklu olarak götürüldü. Götürenlerse Osmanlı subaylarıydı. Şerif Hüseyin'den Paşa'yı Medine'den çıkarmak üzere görevlendirilmişlerdi." İhtiyat mülazımı İdris Sabih Bey tarafından bu dönemlerde kaleme alınan şiir, tam da Fahrettin Paşa'nın yüreğinden geçenlere ayna tutar gibidir:

"Yapamaz Ertuğrul evladı sensiz
Can verir canânı veremez Türkler
Ebedi hadimü'l-Harameyn'iniz
Ölsek de ravzanı ruhumuz bekler."

Medine sonrası yılları

İngilizler tarafından önce Mısır'a sonra da Malta Adası'na sürgün edilen Fahrettin Paşa'nın bu tutsaklığı, 8 Nisan 1921 yılında sona erer. Malta'dan Ankara'ya gelerek Milli Mücadele'ye katılır. Çöl Kaplanı, Fransızlarla imzalanan Ankara Anlaşması'na kadar Güney Cephesi'nde görev alır. Anlaşma imzalanınca Türkiye Cumhuriyeti'ni tanıyan ilk Müslüman devlet olan Afganistan'ın başkenti Kabil'e büyükelçi olarak atanacaktır. Mustafa Kemal'in; "Daha sağlığında adını tarihe altın harflerle yazdıran komutan" dediği Fahrettin Paşa, kısa süren elçilik görevinden sonra yeniden yurda döner ve 1936 yılında tümgeneralken emekli olur. 1948'de İstanbul'da vefat eden Fahrettin Paşa, Rumelihisarı Mezarlığı'na defnedilir.

Yaptığı hizmet, gösterdiği duyarlılık ve mukaddes olanı müdafaa hali, şahsının yüceliğinin yanında aslında bölgede dört asır boyunca adaletle hükmeden bir ruhun yansıması gibidir. Kutsal Emanetler bugün Batı'da özel galeri ve koleksiyonlarda sergilenmiyorsa onun üstün cesareti ve gayretleri sayesindedir. Azmi, kararlılığı, Hz. Peygamber'e olan bağlılığı ile adı her asırda yaşayacak bir kahraman olarak tarihteki yerini almıştır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN