Salime Leyla Gürkan: Yahudilikte dinle siyasetin kesişim noktası olarak Mesih inancı

Yahudilikte dinle siyasetin kesişim noktası olarak Mesih inancı
Giriş Tarihi: 24.08.2026 11:22 Son Güncelleme: 24.08.2026 15:27
Rabbani literatürde kimi zaman öteki dünyayla özdeş olarak kullanılan Mesihî dönemin mahiyeti konusunda farklı anlayışlar seslendirilmiştir. Radikal-tabiatüstü değişiklikler içeren, Tanrı’nın tarihe mucizevi müdahalesiyle gerçekleşecek olan Mesihî düzen ve milli kurtuluş fikri halk arasında ve Yahudi mistik geleneğinde (Kabala) öteki dünya fikrinin önüne geçmiştir.

Yahudilerin karizmatik bir kurtarıcı (Mesih) liderliğinde yabancıların boyunduruğundan kurtulup Filistin topraklarında dinî-siyasi bağımsızlığa kavuşacağı beklentisini ifade eden Mesih inancı, dünyanın sonuyla ilgili geleneksel Yahudi öğretisinin, diğer bir ifadeyle Yahudi eskatolojisinin en önemli unsurudur. Fakat Siyonist eksende yorumlandığı biçimiyle günümüzde eskatolojik ve ütopik bir inanç olmanın ötesinde dünya siyasetini doğrudan etkileyen ve dünya barışını tehdit eden bir boyuta sahiptir.

Yahudi dini esasen, başlangıcından itibaren Mesihçi bir karaktere sahip olmamıştır. Yahudi kutsal metni Tanah'ın -Hıristiyan adlandırmasıyla Eski Ahit'in-ilk kısmını oluşturan Tevrat'ta (Tora) eskatolojik manada Mesih fikrine atıf yoktur. Genel olarak Tanah'taki vurgu İsrail'in koruyucusu ve kurtarıcısının Tanrı olduğu yönündedir. "Meshedilmiş" anlamına gelen İbranice "mesih (maşiyah)" kelimesi de Daniel kitabı hariç Tanah boyunca, daha geç dönemde kazanacağı karizmatik kurtarıcı manasından ziyade, başına yağ dökülüp kutsanarak göreve getirilen kral veya baş kohen için kullanılmıştır. Birleşik İsrail krallığının kurucu kralı kabul edilen Davut (MÖ 10. yy) bu manada özel olarak mesih yani meshedilmiş nitelendirmesinin muhatabı olmuştur.

Bununla birlikte, Babil Sürgünü (MÖ 6. yy) sonrasındaki İkinci Mabet dönemi denilen dönemde şekillenmeye başlayan Yahudi eskatolojisinin ve Mesihçilik inancının temelleri Tanah'taki bazı temalara dayandırılmıştır. Sürgün psikolojisinin izlerini taşıyan bu temalardan en önemlisi, Tanrı ile İsrail kavmi arasındaki özel ahit ilişkisinin gelecekte de devam edeceği beklentisi ve Tanrı'nın kendi kavminin tarihinde aktif rol oynadığına yönelik inanışa paralel olarak Davut krallığının devamına yönelik vaat ve Davut soyundan gelecek olan kral temasıdır. Özellikle Grek-Roma yönetiminde yaşanan siyasi gelişmeler, Pers kaynaklı kurtarıcı fikrinin etkisiyle, Tanrı'nın yeryüzündeki ilahi düzeni yeniden tesis etmek üzere bir Mesih-kral göndereceği inancının Yahudiler arasında yayılmasına sebep olmuştur.

Bu manada, Daniel kitabındaki müşahedede, İsrail'e hükmeden dört yabancı krallığın ardından gelecek olan, hükümranlığı sonsuz Tanrı Krallığı'ndan ve Tanrı'nın "meshedilmiş prensi"nden bahsedilmişti. Muhtemelen burada kastedilen kişi, sürgün Yahudilerinin Babil'den Yehuda'ya dönmesine izin veren ve Yeşaya kitabında "Tanrı'nın mesihi/meshettiği" şeklinde anılan Pers kralı Koreş'tir. Yine de geç döneme ait olan bu pasajlarda Mesih sıfatı bir nevi kurtarıcı kral manasında kullanılmıştır. Söz konusu ideal/kurtarıcı kral motifi, dönemin Tanah dışı Yahudi metinlerinde (Apokrif ve Apokaliptik literatür) eskatolojik manada kurtarıcı Mesih fikrine dönüşmüş, aynı zamanda sonraki Rabbani literatürde yer alan "Mesihî dönem" fikrini beslemiştir.

Mesihçi hareketler

Mesihçi kurtuluş fikri, zelot denilen fanatik Yahudiler tarafından Roma yönetimine karşı yürütülen ve İkinci Mabet'in yıkılmasıyla sonuçlanan Yahudi isyanının (MS 70) arkasındaki temel sebep olduğu gibi, bu yıkımdan sonra da Mesihlik iddiasında bulunan kişiler ve Mesihçi hareketler ortaya çıkmıştır. Rabbani literatürde, Davut oğlu Mesih diye anılan ahir zaman kurtarıcısına öncülük etmek üzere Yusuf soyundan gelecek olan ikinci bir Mesih'ten de bahsedilmiştir. Asıl Mesih'in yolunu hazırlamak üzere İsrail'in düşmanlarıyla savaşırken öleceğine inanılan bu ikinci Mesih fikrinin, Roma'ya karşı ikinci Yahudi isyanının liderliğini yapan ve beklenen Mesih'le özdeşleştirilen Bar Kohba'nın Roma tarafından öldürülmesi (MS 135) üzerine ortaya çıktığı kabul edilmiştir.

Rabbani literatürde ayrıca, gelecek günlere ve sürgünden dönüşe yönelik Tanah'taki peygamber kehanetleri Mesihî döneme atıf şeklinde yorumlanmıştır. Tevrat'taki çeşitli pasajlar da bu doğrultuda anlaşılmıştır. Dünyanın sonundaki barış ve refah dönemine karşılık gelen bu dönemde ölülerin diriltileceğine, sürgündeki İsrail'in kutsal topraklarda bir araya getirileceği ve diğer milletlere hükmedeceğine, milletlerin toplu olarak tek Tanrı inancına gireceğine, Kudüs'ün ve Mabet'in yeniden tesis edileceğine, Tevrat'ın tam olarak uygulamaya konacağına inanılmıştır.

Ayrıca Mesihî dönemin süresi ve Mesih'in geliş tarihine yönelik hesaplamalar yapılmıştır. Bu hesaplamalar doğru çıkmadığında, Yahudilerin günahkâr oluşları Mesih'in gelişinin gecikmesine sebep olarak gösterilmiştir. Kimi rabbiler tarafından bu tür hesaplamalara karşı uyarı yapılmış, Mesih'in geliş tarihinin bilinemez olduğu ve her şeyin tövbe ve iyi amele bağlı bulunduğu, hesaplamaların Mesih'in gelişini geciktirdiği, Tanrı'nın Yahudilerden sonla ilgili zamanı bildirmemek ve sonun gelişini zorlamamak üzere söz aldığı şeklinde görüşler ileri sürülmüştür.

Mesihî düzen ve milli kurtuluş fikri

Orta Çağ Yahudi literatüründe de devam eden Mesih inancı başta İbn Meymun'un amentüsü olmak üzere, Yahudi iman esasları arasında ve günlük Yahudi duasında yer almıştır. Rabbani literatürde kimi zaman öteki dünyayla özdeş olarak kullanılan Mesihî dönemin mahiyeti konusunda farklı anlayışlar seslendirilmiştir. Radikal-tabiatüstü değişiklikler içeren, Tanrı'nın tarihe mucizevi müdahalesiyle gerçekleşecek olan Mesihî düzen ve milli kurtuluş fikri halk arasında ve Yahudi mistik geleneğinde (Kabala) öteki dünya fikrinin önüne geçmiştir. İbn Meymun ise Mesihî dönemi, ferdî-manevi ve metafizik karakterli öteki dünyadan farklı olarak, Yahudilerin Filistin topraklarında elde edeceği milli-siyasi üstünlük ve Tevrat öğretisinin ihyası anlamında tabii yolla ve tedricen gerçekleşecek dünyevi bir düzenden ibaret görmüş; fakat Mesih'in geleceğine inanmanın ötesinde onun gelişini ısrarla beklemek gerektiğini vurgulamıştır.

Mesih beklentisi, özellikle siyasi-dinî karışıklık (Hıristiyanlığın yayılması, Müslüman fetihleri, Reformasyon hareketi vs.) ve Mesih'in doğum sancıları olarak yorumlanan baskı ve zulüm dönemlerinde (Haçlı Seferleri, vs.) daha da kuvvetlenirken Yahudi tarihi Orta Çağ boyunca gerek Müslüman gerekse Hıristiyan coğrafyalarında (İran, Yemen, İspanya vs.) Mesihlik iddiasında bulunan kişilerin ve Mesihçi hareketlerin ortaya çıkışına sahne olmuştur. Bar Kohba'dan sonra Yahudi tarihinin en etkili Mesihçi hareketi bir Osmanlı Yahudisi olan Sabatay Sevi (Tsvi) tarafından başlatılmıştır (1665). Kabalacı unsurların yoğun biçimde kullanıldığı bu hareket, Sevi'nin zahiren Müslümanlığa geçmesiyle birlikte Sabataycılık ya da Dönmelik diye adlandırılan heretik ve gizli bir yapılanmaya dönüşmüştür. Aynı zamanda Yahudi tarihine en önemli sahte Mesih hareketi olarak geçmiştir.

Yahudi geleneğinde öteki dünya fikrinden daha yaygın bir inanışa karşılık gelen Mesih inancı modern dönemde Ortodoks Yahudilik tarafından korunurken, kurtarıcı Mesih figürünü reddeden Reformist Yahudilik ise Yahudilerle birlikte bütün insanlığın durumunun tedrici olarak iyileştirilmesi ve dünyada barışın tesisi manasında evrensel nitelikli Mesihî çağa vurgu yapmıştır. Doğu Avrupa Yahudileri üzerinde etkili olan sosyalist hareketlerin devrim ve eşitlik söylemi de bu tarz bir Mesihçilik inanışının izlerini taşımıştır.

Siyonizm'in mesihçi bir içerik kazanışı

Mesihçi çağrışımlara sahip bir diğer modern Yahudi hareketi olan Siyonizm ise temsil ettiği seküler ve milliyetçi vurgu sebebiyle, başlangıçta hem geleneksel dindar hem de liberal Yahudi kesimlerin sert tepkisiyle karşılaşmıştır. Etnisiteyi esas alan ve Filistin topraklarına toplu Yahudi göçünü ön gören Siyonist hareket, Yahudiliğin dinî boyutunu devre dışı bırakması ve beşerî yolla değil Tanrı'nın tarihe aktif müdahalesiyle gerçekleşecek olan geleneksel Mesihçilik fikrine ters düşmesi sebebiyle ilk başta Ortodoks Yahudiler tarafından reddedilmiştir.

Başlangıçta azınlık durumundaki dindar Siyonist kesim Aşkenaz kökenli Ortodoks Yahudilerin oluşturduğu siyasi Mizrahi hareketinin kurulmasıyla (1902) sistemli bir oluşum hâline gelmiştir. Filistin'e toplu Yahudi göçü ve burada bir Yahudi devletinin kurulmasına yönelik Siyonist faaliyetleri Mesihçi kurtuluş sürecinin ilk aşaması olarak yorumlayarak dinî Siyonizm'e mesihçi bir içerik kazandıran kişi ise Filistin'deki Yahudi topluluğunun ilk Hahambaşısı Avraham Yitshak Kook olmuştur (1921). Bu şekilde, Siyonist hareketin seküler öncüleri asıl Mesih'in yolunu hazırlayan ikinci Mesih figürü kapsamında değerlendirilmiştir. Modern İsrail devletinin resmen kuruluşu da (1948) mesihî çağrışımlar yapacak şekilde Yahudilerin dinî-milli kurtuluş sürecinin başlangıcı olarak yorumlanmıştır. İsrail'in 1967 ve 1973 savaşları sonrasında oğul Tsvi Yehuda Kook tarafından, Guş Emunim denilen illegal yerleşimci hareketi bünyesinde, Mesihçi dinî Siyonizm'in radikal bir versiyonu ortaya konmuştur. Sonraki yıllarda da aktif şiddet yanlısı radikal dindar Siyonist gruplar (Ha-Mahteret Ha-Yehudit, Kahane, Kahane Hay vs.) ve Mescid-i Aksa'yı yıkıp yerine üçüncü Mabeti inşa etmeyi amaçlayan Tapınakçı hareketler ortaya çıkmıştır.

Günümüz İsrail siyasetini domine eden radikal dinî Siyonizm, Yahudiliğe ait bazı temel kavramların doğrudan dinî-Mesihçi ve aynı zamanda modern ve fundamentalist bir tarzda yorumlanmasına dayanmaktadır. Şovenist ırkçılığa dönüştürülen seçilmişlik inancının yanı sıra İsrail toprakları üzerinde mutlak hak iddiası, Mesihî dönemde elde edilecek dinî-siyasi bağımsızlık ve başta Filistinliler olmak üzere İsrail'in düşmanlarının yok edilmesi inancı radikal dinî Siyonizm'in merkezinde yer alan unsurlardır. Bu Mesihçilik anlayışında yeni olan şey ise bahsi geçen unsurların çoğunun Mesihçi saiklerle hareket eden Amerikalı Evanjelik Hıristiyan Siyonistler tarafından da benimsenmesidir. Her iki Siyonist kesim için de,körüklenen Orta Doğu'daki savaşlar Mesihçi iyi-kötü mücadelesine karşılık gelmekte, dünyanın sonuyla ilgili tasavvurları ise kendi bekledikleri Mesih'in liderliğinde İsrail merkezli olarak tesis edilecek Mesihî dönemi ifade etmektedir.

Bu noktada Mesihçi dinî Siyonizm'in en organize temsilcilerinden olan ultra-Ortodoks Habad grubunun konumu özellikle önemlidir. Habad Yahudileri, son liderleri olan Menachem Mendel Schneerson'ı (ö. 1994) sağlığında Mesih olarak görmüştür. Ölümünden sonra da Habad içindeki bir fraksiyon, Mesihî sürecin başladığına ve Schneerson'ın tekrar dünyaya gelip Mesihî dönemi başlatacağına inanmaktadır. Ortodoks çoğunluk tarafından benimsenmese de Habad Mesihçiliği'nin temsil ettiği bu Hristiyan tarzı -ölen ve yeniden dirilmesi beklenen- Mesih anlayışı, Siyonist ajandanın gerisindeki Yahudi-Hıristiyan sentezinin çok boyutlu yapısına işaret etmektedir. İçinden geçtiğimiz dönem aynı zamanda, İsrail devletinin kurucu ideolojisi ve sivil dini olan Yahudi Siyonizmi'nin seküler-siyasi bir anlayıştan, Hıristiyan Siyonizmi gibi dinî-Mesihçi ve fanatik bir ideolojiye evrilmesine şahitlik etmektedir.

BİZE ULAŞIN