İnsanlar tarih boyunca mistik bir kurtarıcı beklediler, hatta böyle olduğuna inandıkları karizmatik bir kişinin peşine düşerek onun büyüsüne de kapıldılar. Mesih beklemenin veya kendisini dini yönden üstün ve ayrıcalıklı görerek Mesih olduğunu iddia eden bir kişinin peşine takılmanın sosyal, psikolojik ve dini birçok sebepleri var. Öncelikle bu sebepleri anlamaya çalışalım…
Zor durumda olan, kargaşa veya ümitsizliğin, belirsizlik ve krizin hâkim olduğu devirlerde "Mesih'in zuhur edeceği fikri" ve "kendisinin Mehdi olduğunu iddia etme" durumu ortaya çıkıp toplumda yaygınlık kazanabiliyor. Savaş, ekonomik çöküş, adaletsizlik, haksızlığa uğrama gibi durumlar arttığında birey çaresizlik içine girer. Böyle zamanlarda "Bir kurtarıcı gelecek ve her şey düzelecek" inancı ve fikri kişilerde bir tür ümit ve rahatlama sağlar. Kendisinin bir şey yapmasına gerek yoktur, Mesih onun adına yapılacak ne varsa yapacaktır diye düşünür. Belirsizliklerin bu şekilde anlam kazandığı zannedilir. Bunlardan başarı kazananlar da mevcuttur. İngiliz baskısı altında zulüm gören Sudan'da ortaya çıkan ve "Mehdi" olduğunu söyleyen Ahmet adlı kişi 1884 yılında onlarla mücadele ederek yönetimi ele geçirmiş ve halifeliğini ilan etmiştir.
Normalde gelecek için iyimser olamayan, kendisinin hak ettiği yeri ve konumu elde edemediğine inanan kişiler ortaya çıkan bir kurtarıcının peşine düşerek psikolojik açıdan rahatlıyorlar. İnandığı kişinin parlak başarılar kazanacağını, kendisinin de ona bağlandığı ve onun yanında olduğu için önemli makam ve roller kazanacağını düşünüyorlar. İyimser olamayan insan, bu beklenti ile karamsarlıktan çıkıp lider gördüğü kişiye daha da fazla bağlanabiliyor.
Diğer taraftan Mesih'i beklemek başlı başına kişiyi rahatlatan bir durum olarak da kendini gösterebiliyor. Çünkü onu beklemek, kendisine düşen görevleri ve zorlukları unutturabiliyor. Öyle ya; Mesih kendisi adına düşünecek, en iyisini yapacak, bizzat Yaratıcı ile irtibatta olduğu için büyük bir teslimiyet ve gönül huzuru ile yaşayacaktır.
Kimler kendini seçilmiş kişi zanneder?
Çevresine taraftar toplamaya çalışan mistik önderler üzerine yapılan çeşitli araştırmalarda bu kişilerin kiminin şarlatan, kiminin de hezeyanlı algılamaları olan ve Mesihlik hezeyanına inanmış paranoyaklar olduğu görülür. Elbette her kurtarıcı olduğunu iddia eden, kendisini dini açıdan üstün ve sıra dışı gören kişinin psikiyatrik yönü vardır. Ancak bizzat psikiyatrik vaka olanlar çok daha sıktır:
Bipolar bozukluk dediğimiz depresif ve manik ataklarla seyreden hastalarda bu duruma sıkça rastlanır. Bu hastalar manik dönemde neşeli ve coşkuludurlar, kendilerine güvenleri de son derece artmıştır. Büyüklük düşünceleri vardır ve başka insanlara göre kendilerini üstün görürler. İşte bu dönemde Mesihlik iddiasında bulunabilirler. Manik atağa giren böyle bir hastamız yaşadığı Almanya'dan Türkiye'ye misyonunu anlatmak için gelmek istemişti. Ancak bu önemli görevinin (!) verdiği heyecanla sabredememiş, daha uçakta ayağa kalkarak yüksek sesle mehdi olduğunu ve ülkeyi kurtarmaya geldiğini anlatmaya başlamıştı. Tabii derdest edilerek Bakırköy Akıl Hastanesi'ne yatırılmıştı. Tedavi ile düzelince yaptıklarına kendisi de şaşırıyor, niye böyle hareket ettiğini anlamaya çalışıyordu.
Bir başka vakadaki hastamız ise manik nöbete yakalandığında kendine güveni artıyor, çok konuşuyor, daha hareketli oluyordu. Manik atağında eline bir sopa almış, sopanın ucuna yeşil bir poşet takmıştı. Kendince mehdinin yeşil bayrağıydı bu. Sopayı havaya kaldırarak, bir yandan da tekbir getirerek İstanbul surlarının üstüne çıkmıştı. "Size müjdem var. Artık beklediğiniz mehdi zuhur etti" diye bağırıyordu. Şikâyet üzerine güvenlik görevlileri yakalayıp hastaneye getirmişlerdi. Neler olduğunu anlamakta zorlanıyordu çünkü mehdiliğine inanmıştı. Milletin peşine takılacak yerde kendisini akıl hastanesine getirmesine bir anlam verememişti. Şaşkınlık ve üzüntü içindeydi. Günler geçip düzeldiğinde halinden utandığı dikkatimizi çekiyordu. "Ne olduğunu ben de anlayamadım doktor bey" diyor ve ekliyordu: "Aslında dini vazifelerimi yerine getiren, yani dindar biri değilimdir. Mehdilik diye bir kavram duymuştum. Nasıl kapıldım bu düşünceye anlayamıyorum."
Şizofrenide de bazen hezeyanları arasında Mehdi veya Mesihlik iddiasına rastlanabilmektedir. Ancak bu kişiler tutarsız ve belirgin davranış bozuklukları gösterdiklerinden kimseyi inandıramazlar.
Yine madde kullanım bozukluğu olan bazı hastalar aldıkları uyuşturucun etkisi ile seçilmiş kişi olduklarını ileri sürebilmektedirler. Ancak yaşantıları, suç işlemeye yatkınlıkları, psikopatik davranışlar gösterebildikleri için kimseyi peşlerine takamadıkları görülür.
Yetenekli paranoyaklar
Mesihlik hezeyanına kapılıp Mesih olduklarına inanan kişiler arasında esas yaygın grup paranoyaklardır. Bu hastalarda muhakeme (yargılama) melekesi bozulur ve hezeyanlar (sanrı) ortaya çıkar. Gerçeğe uymayan düşüncelere, hadiselere inanmak demek olan hezeyanlar; hastanın içinde bulunduğu çevre ve kültür ile paralel bir muhteva kazanır.
Paranoya (hezeyanlı veya sanrılı bozukluk); zamanla yerleşen mantıklı biçimde yapılandırılmış sistematik hezeyanların olduğu, sık rastlanmayan kronik bir psikozdur. Hezeyanlar genellikle büyüklük (paranoyak Mehdi, Mesih veya mucit olma), kötülük görme veya bedensel anormalliklerle ilgili olabilir.
Aslında akıl hastanelerinde kendini Mehdi ilan eden hastaların çok sayıda olduğunu görürüz. Eğer hasta şizofren veya manik ise herkes zaten onun rahatsızlığının farkına vardığı ve hastaneye yatırıldığı için kimse ondan zarar görmez. Fakat paranoya dediğimiz akıl hastalığı bu açıdan çok ilginçtir ve bunlar ancak hekim muayenesi sonrasında anlaşılabilir. İçinde bulunduğumuz zamanda da paranoyak bazı akıl hastaları, ilmi ve haddi olmadığı halde, etrafına mürit topluyor, çeşitli yayınlar yapıyor ve İslam'a zıt gülünç içtihatlarda bulunuyorlar. Bu durum toplum içinde kargaşa ve fitneye sebep olabiliyor.
Paronayayı daha yakından tanımaya çalışalım: Bu psikoz (delilik) esas olarak muhakeme bozukluğunun belirtisi olan hezeyanlar ile ortaya çıkar. Paranoyanın tek klinik belirtisi sarsılmaz, sistemli ve hiçbir delille, izahla değişmeyen kronik hezeyandır. Paranoya, hezeyanın muhtevasına göre; icat, keşif, hak arama, büyüklük, erotomanik paranoya gibi çeşitlere ayrılır. Mehdilik hezeyanında ise "mistik paranoya"dan söz edilir. Bu durumda hasta, mehdilik iddiasından başka belirti vermez ve bu hezeyan sarsılmaz, sistematik ve müzmin şekildedir.
Paranoyaklar genelde zeki olurlar. Ancak zekâlarına uygun ölçüde hayatta başarı elde edememiş kişilerdir. Çoğu zaman tahsilini yarıda bırakırlar. Yalancı Mehdi bütün dikkatini hezeyanına yöneltmiştir. Bu hususta en küçük bir ayrıntıyı hatırında tutar. Uydurduğu masala çoğu zaman kendi de inanır ve çevresinin inanmasını da ister. En basit hadiselere mühim anlamlar yükler, mehdiliğine işaretler çıkarır.
Bütün çektiklerini üstün zekâsına, güzelliğine, servetine, asaletine hamleder. Alaylı, kinayeli şekilde konuşur, kendini insanlara doğru yolu gösterecek, halkı kurtaracak bir ıslahatçı olarak görür. Mehdilik iddiasının gülünç ve tehlikeli olduğunu düşünmeksizin herkesi hezeyanına inandırmağa çalışır. Bazen bu kabil hastaların bir cemaat topladığı, mezhep ve tarikat kurduğu bile görülür.
Mehdilik hezeyanının dışında kalan konularda ve hallerde düşünme yeteneği ve sosyal ilişkiler bozulmamıştır. Çoğu zaman bu kişiler kendilerine yeterli, üstün ve sağlıklı bir izlenim verirler. Müzmin bir seyre rağmen kişilik diğer müzmin psikozlarda olduğu gibi yıkılmaz. Çoğu hastane dışında, toplumun hoşgörüsü ile müzminleşerek yaşantılarını sürdürürler.
Paronayak Mehdi'yi anlama kılavuzu
Paranoyakların samimi dindardan nasıl ayırt edileceği şeklinde bir soru akla gelebilir. Aradaki pek çok farkın bazılarını sıralayalım ki, maalesef tedavisi mümkün olmayan bu hastalığa düçar olanların seçilmişlik hezeyanlarına karşı kendimizi koruyabilelim.
*Prof. Dr., Psikiyatr
İnsanlar tarih boyunca mistik bir kurtarıcı beklediler, hatta böyle olduğuna inandıkları karizmatik bir kişinin peşine düşerek onun büyüsüne de kapıldılar. Mesih beklemenin veya kendisini dini yönden üstün ve ayrıcalıklı görerek Mesih olduğunu iddia eden bir kişinin peşine takılmanın sosyal, psikolojik ve dini birçok sebepleri var. Öncelikle bu sebepleri anlamaya çalışalım…
Zor durumda olan, kargaşa veya ümitsizliğin, belirsizlik ve krizin hâkim olduğu devirlerde "Mesih'in zuhur edeceği fikri" ve "kendisinin Mehdi olduğunu iddia etme" durumu ortaya çıkıp toplumda yaygınlık kazanabiliyor. Savaş, ekonomik çöküş, adaletsizlik, haksızlığa uğrama gibi durumlar arttığında birey çaresizlik içine girer. Böyle zamanlarda "Bir kurtarıcı gelecek ve her şey düzelecek" inancı ve fikri kişilerde bir tür ümit ve rahatlama sağlar. Kendisinin bir şey yapmasına gerek yoktur, Mesih onun adına yapılacak ne varsa yapacaktır diye düşünür. Belirsizliklerin bu şekilde anlam kazandığı zannedilir. Bunlardan başarı kazananlar da mevcuttur. İngiliz baskısı altında zulüm gören Sudan'da ortaya çıkan ve "Mehdi" olduğunu söyleyen Ahmet adlı kişi 1884 yılında onlarla mücadele ederek yönetimi ele geçirmiş ve halifeliğini ilan etmiştir.
Normalde gelecek için iyimser olamayan, kendisinin hak ettiği yeri ve konumu elde edemediğine inanan kişiler ortaya çıkan bir kurtarıcının peşine düşerek psikolojik açıdan rahatlıyorlar. İnandığı kişinin parlak başarılar kazanacağını, kendisinin de ona bağlandığı ve onun yanında olduğu için önemli makam ve roller kazanacağını düşünüyorlar. İyimser olamayan insan, bu beklenti ile karamsarlıktan çıkıp lider gördüğü kişiye daha da fazla bağlanabiliyor.
Diğer taraftan Mesih'i beklemek başlı başına kişiyi rahatlatan bir durum olarak da kendini gösterebiliyor. Çünkü onu beklemek, kendisine düşen görevleri ve zorlukları unutturabiliyor. Öyle ya; Mesih kendisi adına düşünecek, en iyisini yapacak, bizzat Yaratıcı ile irtibatta olduğu için büyük bir teslimiyet ve gönül huzuru ile yaşayacaktır.
Kimler kendini seçilmiş kişi zanneder?
Çevresine taraftar toplamaya çalışan mistik önderler üzerine yapılan çeşitli araştırmalarda bu kişilerin kiminin şarlatan, kiminin de hezeyanlı algılamaları olan ve Mesihlik hezeyanına inanmış paranoyaklar olduğu görülür. Elbette her kurtarıcı olduğunu iddia eden, kendisini dini açıdan üstün ve sıra dışı gören kişinin psikiyatrik yönü vardır. Ancak bizzat psikiyatrik vaka olanlar çok daha sıktır:
Bipolar bozukluk dediğimiz depresif ve manik ataklarla seyreden hastalarda bu duruma sıkça rastlanır. Bu hastalar manik dönemde neşeli ve coşkuludurlar, kendilerine güvenleri de son derece artmıştır. Büyüklük düşünceleri vardır ve başka insanlara göre kendilerini üstün görürler. İşte bu dönemde Mesihlik iddiasında bulunabilirler. Manik atağa giren böyle bir hastamız yaşadığı Almanya'dan Türkiye'ye misyonunu anlatmak için gelmek istemişti. Ancak bu önemli görevinin (!) verdiği heyecanla sabredememiş, daha uçakta ayağa kalkarak yüksek sesle mehdi olduğunu ve ülkeyi kurtarmaya geldiğini anlatmaya başlamıştı. Tabii derdest edilerek Bakırköy Akıl Hastanesi'ne yatırılmıştı. Tedavi ile düzelince yaptıklarına kendisi de şaşırıyor, niye böyle hareket ettiğini anlamaya çalışıyordu.
Bir başka vakadaki hastamız ise manik nöbete yakalandığında kendine güveni artıyor, çok konuşuyor, daha hareketli oluyordu. Manik atağında eline bir sopa almış, sopanın ucuna yeşil bir poşet takmıştı. Kendince mehdinin yeşil bayrağıydı bu. Sopayı havaya kaldırarak, bir yandan da tekbir getirerek İstanbul surlarının üstüne çıkmıştı. "Size müjdem var. Artık beklediğiniz mehdi zuhur etti" diye bağırıyordu. Şikâyet üzerine güvenlik görevlileri yakalayıp hastaneye getirmişlerdi. Neler olduğunu anlamakta zorlanıyordu çünkü mehdiliğine inanmıştı. Milletin peşine takılacak yerde kendisini akıl hastanesine getirmesine bir anlam verememişti. Şaşkınlık ve üzüntü içindeydi. Günler geçip düzeldiğinde halinden utandığı dikkatimizi çekiyordu. "Ne olduğunu ben de anlayamadım doktor bey" diyor ve ekliyordu: "Aslında dini vazifelerimi yerine getiren, yani dindar biri değilimdir. Mehdilik diye bir kavram duymuştum. Nasıl kapıldım bu düşünceye anlayamıyorum."
Şizofrenide de bazen hezeyanları arasında Mehdi veya Mesihlik iddiasına rastlanabilmektedir. Ancak bu kişiler tutarsız ve belirgin davranış bozuklukları gösterdiklerinden kimseyi inandıramazlar.
Yine madde kullanım bozukluğu olan bazı hastalar aldıkları uyuşturucun etkisi ile seçilmiş kişi olduklarını ileri sürebilmektedirler. Ancak yaşantıları, suç işlemeye yatkınlıkları, psikopatik davranışlar gösterebildikleri için kimseyi peşlerine takamadıkları görülür.
Yetenekli paranoyaklar
Mesihlik hezeyanına kapılıp Mesih olduklarına inanan kişiler arasında esas yaygın grup paranoyaklardır. Bu hastalarda muhakeme (yargılama) melekesi bozulur ve hezeyanlar (sanrı) ortaya çıkar. Gerçeğe uymayan düşüncelere, hadiselere inanmak demek olan hezeyanlar; hastanın içinde bulunduğu çevre ve kültür ile paralel bir muhteva kazanır.
Paranoya (hezeyanlı veya sanrılı bozukluk); zamanla yerleşen mantıklı biçimde yapılandırılmış sistematik hezeyanların olduğu, sık rastlanmayan kronik bir psikozdur. Hezeyanlar genellikle büyüklük (paranoyak Mehdi, Mesih veya mucit olma), kötülük görme veya bedensel anormalliklerle ilgili olabilir.
Aslında akıl hastanelerinde kendini Mehdi ilan eden hastaların çok sayıda olduğunu görürüz. Eğer hasta şizofren veya manik ise herkes zaten onun rahatsızlığının farkına vardığı ve hastaneye yatırıldığı için kimse ondan zarar görmez. Fakat paranoya dediğimiz akıl hastalığı bu açıdan çok ilginçtir ve bunlar ancak hekim muayenesi sonrasında anlaşılabilir. İçinde bulunduğumuz zamanda da paranoyak bazı akıl hastaları, ilmi ve haddi olmadığı halde, etrafına mürit topluyor, çeşitli yayınlar yapıyor ve İslam'a zıt gülünç içtihatlarda bulunuyorlar. Bu durum toplum içinde kargaşa ve fitneye sebep olabiliyor.
Paronayayı daha yakından tanımaya çalışalım: Bu psikoz (delilik) esas olarak muhakeme bozukluğunun belirtisi olan hezeyanlar ile ortaya çıkar. Paranoyanın tek klinik belirtisi sarsılmaz, sistemli ve hiçbir delille, izahla değişmeyen kronik hezeyandır. Paranoya, hezeyanın muhtevasına göre; icat, keşif, hak arama, büyüklük, erotomanik paranoya gibi çeşitlere ayrılır. Mehdilik hezeyanında ise "mistik paranoya"dan söz edilir. Bu durumda hasta, mehdilik iddiasından başka belirti vermez ve bu hezeyan sarsılmaz, sistematik ve müzmin şekildedir.
Paranoyaklar genelde zeki olurlar. Ancak zekâlarına uygun ölçüde hayatta başarı elde edememiş kişilerdir. Çoğu zaman tahsilini yarıda bırakırlar. Yalancı Mehdi bütün dikkatini hezeyanına yöneltmiştir. Bu hususta en küçük bir ayrıntıyı hatırında tutar. Uydurduğu masala çoğu zaman kendi de inanır ve çevresinin inanmasını da ister. En basit hadiselere mühim anlamlar yükler, mehdiliğine işaretler çıkarır.
Bütün çektiklerini üstün zekâsına, güzelliğine, servetine, asaletine hamleder. Alaylı, kinayeli şekilde konuşur, kendini insanlara doğru yolu gösterecek, halkı kurtaracak bir ıslahatçı olarak görür. Mehdilik iddiasının gülünç ve tehlikeli olduğunu düşünmeksizin herkesi hezeyanına inandırmağa çalışır. Bazen bu kabil hastaların bir cemaat topladığı, mezhep ve tarikat kurduğu bile görülür.
Mehdilik hezeyanının dışında kalan konularda ve hallerde düşünme yeteneği ve sosyal ilişkiler bozulmamıştır. Çoğu zaman bu kişiler kendilerine yeterli, üstün ve sağlıklı bir izlenim verirler. Müzmin bir seyre rağmen kişilik diğer müzmin psikozlarda olduğu gibi yıkılmaz. Çoğu hastane dışında, toplumun hoşgörüsü ile müzminleşerek yaşantılarını sürdürürler.
Paronayak Mehdi'yi anlama kılavuzu
Paranoyakların samimi dindardan nasıl ayırt edileceği şeklinde bir soru akla gelebilir. Aradaki pek çok farkın bazılarını sıralayalım ki, maalesef tedavisi mümkün olmayan bu hastalığa düçar olanların seçilmişlik hezeyanlarına karşı kendimizi koruyabilelim.
Prof. Dr. Psikiyatr