Saliha Erdim: Görebilmek için bazen sadece durmak gerekir

Görebilmek için bazen sadece durmak gerekir
Giriş Tarihi: 24.08.2026 10:51 Son Güncelleme: 24.08.2026 10:51
Arayışı olmayan günü tüketir, arayışı olan ise üretir. Çünkü, arayan aradığına odaklanır ve bulacağı yolları arar. Bulsa da bir değer elde eder bulmasa da. Bulduğunda, önüne yeni yollar, kapılar ve imkânlar açılır.

Her günün o güne özel işi ve telaşı olur. Bir iş bitince bir diğeri açığa çıkar ve bunlar peş peşe sıralanır. Planlarımız programlarımız genellikle, işleri bir an önce bitirme ve diğerine sıra getirme üzerine yapılır. Her günün getirdiği rutin işlerin yanında, fazladan o güne has yeni işler de çıkabilir. Eğer hedefimiz yoksa, günlük işler vaktimizi fazlasıyla doldurur. Denir ki, "Bir iş, ona ayrılan zamanı doldurur." Böyle olunca, sanki çok yoğunuz ve başka işleri yapmaya vaktimiz yokmuş gibi algılarız. Diyelim ki günlük rutinimizin dışında aniden bir iş çıktı, o güne o işi sığdırır ve yaparız. Yani o yoğunluğun içine bir iş daha yerleştirebiliriz. İki iş çıksaydı onu da yapardık. Günlük yapılıp biten işlere ilâveten devamlılık arzeden bir iş daha eklense, okula ya da kursa gitmek, bir işe girmek gibi, büyük bir ihtimalle ona da yer bulabiliriz. Burada ne oluyor diye baktığımızda, önemli olanlar öne çıkıyor, bazı işler olmasa da olur cinsinden olabildiği için, ya erteleniyor ya da iptal oluyor diyebiliriz. Öyleyse vakit sorunumuz yok, işleri sıralama ve öncelikli olana yer açma sorunumuz var.

Sakinleşmeden görüş netliği sağlama şansımız çok zayıftır

İnsan olarak aceleci oluşumuz, sabırsızlığımız ve bir an önce ulaşmak istediklerimiz; bizleri hızlı bir tempoya sevk eder. Bu da durup düşünmeyi engeller. Durmadan hareket halinde olmak, fark ettiklerimizi azaltabilir ve farkında olmadan görmemiz gereken pek çok şeyi kaçırmamıza sebep olabilir. Zihnimizde dönüp duran "onu da yapayım, bu da bitsin, şunu da çıkıştırayım" tarzındaki bizi sürekli işe odaklı hale getiren iç seslerimiz sebebiyle, bir de bakmışız ki biz düşünmeden yaşamaya alışmış ve yaptıklarımızın gerekli ve doğru olduğuna inanmışız. Çünkü aklımızı besleyebilmemiz, yeni fikirler ve yeni ufuklar keşfedebilmemiz için, gerekli olan durma eylemini hayata geçirmemişizdir. Oysa, bizim sağlam bir rota çizip ilerleyebilmemiz açısından bu önemli bir husustur.

Durmak ve düşünmek, nefes almak gibi şarttır

Durmak, bulunduğumuz yeri görmemize, gittiğimiz yolları fark etmemize, yol arkadaşlarımızı daha yakından tanımamıza yardımcı olur. Bu yüzden, tempomuza azıcık mola verelim, sadece tabiata bakalım, ağaca börtü böceğe bakalım, tefekkür edelim, şükredecek nimetleri hatırlayalım, kahvemizi sakince içelim. Devamında rutinlerimizin arasına bir dost buluşması planlayalım. Yemeğimizi daha sakince yiyelim ve lokmalarımızı iyice çiğneyerek yutalım. Nefes nefese kalmadan biraz da sakin kalabilelim. Hayat nasıl olduğunu anlayamadığımız bir hızla geçiyor ve biz yapmayı isteyip de planlayamadığımız için yapamadığımız önemli işleri yapamadan ömrümüz geçiyor. Oysa ihtiyacımız olan şey farkındalığı yüksek bir hayat yaşamaktır ve bu, büyük bir nimettir.

Farkında olmak için ne istediğimizi bilmek gerekir

Arayışı olmayan günü tüketir, arayışı olan ise üretir. Çünkü, arayan aradığına odaklanır ve bulacağı yolları arar. Bulsa da bir değer elde eder bulmasa da. Bulduğunda, önüne yeni yollar, kapılar ve imkânlar açılır. Bu da yeni hedeflere yönelmek ya da elde ettiğinin daha da geliştirilmesi demektir. Bulamadığında, yeni bir yol bulmaya ve tekrar aramaya odaklanır. Her tecrübe, ona bir şeyler katar ve öğrenerek ilerler. Hayatın en çok dikkat edilmesi gereken prensibi öyle zannediyorum ki, ne aradığını ve ne olmak istediğini bilmektir. Bu iki aşama, nerede duracağımızı ve bunu nasıl elde edeceğimizi bize gösterir. Bu, mutlaka düşünen, öğrenen ve kendisinin her an yeniden inşa edildiğinin farkında olarak yaşayanların önemsediği bir durumdur. Bu da arada durmak, halimizi ve gidişimizi kontrol ederek, günün akışına kapılıp kontrolü elden çıkarmamak anlamına gelmektedir. Böylece lazım ve acil olanlar, mutlaka günlük rutinlerin içinde kendine gerekli alanı bulabilecektir.

Dostsuz hayat, kurak bir hayattır

Hedeflerimizin içinde olması gereken, basit gibi görünen fakat her insanın hayatında önemli olan şu hususlar da gündemimizin önemli maddeleri arasında yer almalı. En son hangi kitabı okuyup üzerinde tefekkür ettik? Eş dost gönlü almayalı ne kadar oldu? Akrabadan yaşlıları ziyaret etmeyeli, hastaların gönlünü almayalı ne kadar oldu? Çocuğumuzla ne zaman balkonda soğan, biber, domates, maydanoz yetiştirdik, suladık, domates fidesi çiçek açmış diye sevindik? Çocuklarımızla mutfakta eli yüzü un olarak, gülüşerek neşeyle kek yaptık, kurabiye yaptık? En son ne zaman "Babanız gelmeden hadi şu sofrayı kuralım, babanızın sevdiği yemekleri yaptık ona sürpriz olacak" diyerek çocuklarla ev dolusu neşeli günler yaşadık? Yoğunluğun doldurduğu günlerimizin ve koşturmacanın bize neler kaybettirdiğini vakti geçtikten sonra anlamak, ne yazık ki bir işe yaramayacaktır. Çünkü olan olmuş, o zamanlar kaçırılmıştır. Vaktimizi dolduran işler bittiğinde kazanılan paralar ve başarılar, yapılamayanları telafi etmeye yetmeyecektir. İlâveten bizim aklımız başımıza geldiğinde ne yazık ki, geri dönüp telafi etme imkânımız da kalamayacaktır. Görüşemediğimiz evlâtlarımız ve yakınlarımızla aramız soğukluk girdiğinde, yakınlaşmak daha zor olacaktır.

Her okuduğumda yüreğimin burkulduğu bir şiiri sizlerle paylaşarak, bu konunun önemine vurgu yapmak istedim.


YETİŞKİN OĞLUMA

Sürekli meşguldüm o kadar sene,

Seninle doyasıya oynayamadım,

Sen beni çağırdın gel oynayalım diye,

Ben bir türlü zaman ayıramadım.

Giydirdim, doyurdum, sürekli seni kolladım,

Sadece bunları yeterli sandım,

Bana oyuncağını getirdiğinde,

Ben seni çoğu kez başımdan savdım.

Yatağa yatırır seni okşardım,

Sen uyur uyumaz hemen çıkardım,

Şimdi o günleri çok özlüyorum,

Keşke bir dakika fazla kalsaydım.

Hayat ne kadar kısa, yıllar ne çabuk,

Ne zaman büyüdü bu küçük çocuk,

Ona dokunmak için uzandığımda,

Ellerim boş kalır, yüreğim buruk.

Artık ne resimler, ne de oyunlar,

Ne "iyi geceler", ne sarılmalar,

Hepsi çok geride, ulaşmak zor,

Yaşanmadı sanki o güzel yıllar.

Artık hiç işim yok, yapayalnızım,

Günlerim çok uzun, üstelik bomboş,

Keşke istediklerini bir bir yapsaydım,

Küçük arzuların şimdi çok şirin, çok hoş.

ALICE CHASE

(Çeviren: Abidin Sönmez)

BİZE ULAŞIN