H. Şule Albayrak: Mesih beklentisi ve dünyanın sonu

Mesih beklentisi ve dünyanın sonu
Giriş Tarihi: 24.08.2026 15:16 Son Güncelleme: 24.08.2026 15:24
En yetkin teknoloji ve silahlara sahip olan, küresel sermaye odaklarını yönlendiren ABD ve İsrail’i yönetenlerin benimsedikleri Mesih anlatıları ABD ve İsrail’in bölgemizde yapmak istedikleri değişiklikler için bir teo-ideolojik meşruiyet aracı olarak kullanılıyor. Böylece yerleşik uluslararası meşruiyet ölçülerini devre dışı bırakıp mesiyanik hedefler doğrultusunda dini bir meşruiyet arayışına yöneliyorlar.

Geçtiğimiz günlerde Amerikan Başkanı Trump, sosyal medya hesabından kendisini İsa Mesihi hatırlatacak şekilde resmeden yapay zekâyla oluşturulmuş bir görsel paylaştı. Arkasında Amerikan bayrağı, özgürlük heykeli gibi milli semboller, etrafında bakışlarını kendisine yöneltmiş halkı temsil eden kadın ve erkekler bulunan "Mesih Trump", beyaz elbisesi ve omuzlarından sarkan kırmızı örtüsüyle gözleri kapalı şekilde yatmakta olan bir hasta adamın alnına sağ elini koymuş şekilde resmedilmişti. Sol elinde yoğunlaşan ve etrafa yayılan ışık kütlesinin yanı sıra hastanın alnına dayadığı sağ elinden çıkan ışık huzmeleri tüm başı çevrelemişti.

Bu paylaşım kamuoyunda tartışmalara neden olunca Trump söz konusu görselde kendisini İsa değil bir hekim olarak göstermek istediğini söyledi fakat görseli sosyal medyasından kaldırdı. Paylaştığı bu görsel, kullanılan semboller itibariyle Mesih beklentisi içindeki kitlelere önemli bir mesaj olarak değerlendirilebilirdi. Zira 2013 Pew research araştırmasına göre Amerikalı Hristiyanların yüzde 48'i Mesih'in yeryüzüne 40 yıl içinde döneceğine inanıyordu. Ayrıca Trump'ın inanç danışmanı Paula White gibi Beyaz Saray'da istihdam edilmiş evanjelik isimler, Trump ile İsa arasındaki benzerliklere vurgu yapıyordu.

Trump'ın paylaşımından yaklaşık bir ay önce benzer bir mesiyanik söylem farklı bir siyasi bağlamda dile getirilmişti. İsrail Başbakanı B. Netanyahu, "Mesih'in dönüşüne tanık olabiliriz ancak bu, önümüzdeki salı olmayacak" diyerek bir yandan Mesih'in geleceğine olan inancını izhar etmiş diğer yandan Mesih dönene kadar bölgede müsebbibi olduğu savaşlara ve askeri operasyonlara odaklanmanın gereğine vurgu yapmıştı.

Bu tür söylemleri bireysel çıkışlar olarak değerlendirmek mümkün görünmediği gibi meseleyi daha geniş bir siyaset-din perspektifine oturtmak gerekli görünüyor. Zira en yetkin teknoloji ve silahlara sahip olan, küresel sermaye odaklarını yönlendiren ABD ve İsrail'i yönetenlerin benimsedikleri Mesih anlatıları bu iki ülkenin bölgemizde yapmak istedikleri değişiklikler için bir teo-ideolojik meşruiyet aracı olarak kullanılıyor. Böylece bölgemizdeki kaosun ve süregiden soykırımın failleri, kendilerini ya beklenen Mesih ya da Mesih'in habercisi olarak takdim ederek yerleşik uluslararası meşruiyet ölçülerini devre dışı bırakıp mesiyanik hedefler doğrultusunda dini bir meşruiyet arayışına yöneliyorlar.

Dinlerde Mesih beklentisi

Bugün her ne kadar oldukça seküler bir dünyada yaşadığımızı düşünsek de insanlığın önemli bir kısmı adı Mesih olsun olmasın bir kurtarıcının geleceği inancını taşımaya devam ediyor. Bu açıdan Mesih inancı sadece Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'da farklı derecelerde ve çeşitli muhteviyatla değerlendirilen bir konu değil; aynı zamanda Budizm ve Hinduizm gibi diğer inanç sistemlerinde de kendine yer bulmuş bir öğretidir.

Mesih'in gelişi beklentisi Yahudilikte merkezi bir konudur. Bu beklenti tarih boyu bazı kırılmaları da beraberinde getirmiştir. Bunlardan biri 17. yüzyılda İzmir'de ortaya çıkan ve kendini Mesih ilan eden Sabatay Sevi hadisedir. Yahudiler arasında beklenen Mesih iddiası ses getirip büyüdüğünde ve kargaşaya yol açtığında Osmanlı devlet yönetimi duruma vaziyet etmiş ve bunu takiben Sabatay Sevi ve takipçisi olanlar İslam'a girerek meseleyi kendi açılarından çözmüşlerdi. Ancak bu, gerçek anlamda İslam'ı kabul ediş şeklinde olmamış, Sabatay Sevi hayatının sonuna doğru eski dinine yönelmiş ve takipçilerini de bu minvalde yönlendirmişti.

Bu gelişme halen zaman zaman gündeme gelen Sabataizm yani Müslüman kisvesi altında Yahudi inancını koruyan bir kimliğin gelişimi tartışmalarını beraberinde getirmiştir. Burada şu hususu da belirtmek gerekir ki, Avrupa'da durumları her geçen gün kötüye giden Yahudilerin Osmanlı coğrafyasında ortaya çıkan Sabatay Sevi'yi Mesih olarak benimsemesi dikkate değer önemli bir hadisedir ve bu kanaldan günümüze ulaşan kimlik tartışmalarına dair araştırmalara duyulan ihtiyaç devam etmektedir.

Konuya İslam bağlamında göz atıldığında kısaca Mesih'in, Şia için temel bir inanç konusu olduğunu, buna karşılık Müslümanların çoğunluğunu oluşturan Sünniler için Mesih'in dönüşü fikrini kabul etmenin temel bir akide olmadığını belirtmek gerekir. Nitekim, Kur'an-ı Kerim'de konuyla ilgili bir açık beyan bulunmadığı gibi hadislere dair rivayetlerin bağlayıcılığı İslam âlimleri arasında tartışılmaktadır. Bu minvalde Sünnilerin çoğunluğu Mesih'in dönüşünü kabul etse de Mesih'in döneceği inancını benimsemeyenler için konu bir inanç sorunu teşkil etmez.

Hristiyanlar açısından konuyu ele aldığımızda ise Mesih'in gelişi önemli bir ahir zaman olayı olarak kabul görmüştür. Ancak Hristiyanlar arasındaki farklılıklar değerlendirildiğinde Protestanların özellikle evanjelik kolunun oldukça radikal bir öğretinin çeşitli versiyonlarını benimsedikleri söylenebilir. Ayrıca, Protestanların bir grubu tarafından Mesih'in dönüşü sadece beklenilecek bir gelişme olmaktan çıkarılmış ve bu dönüşün şartlarının hazırlanması için siyasi ve toplumsal mobilizasyonun gereği vurgulanmıştır. Öyle ki, günümüzde özelde Filistin'e ve genelde bölgemize yönelik tanık olduğumuz şiddet ve zorlamaların arkasındaki önemli faktörlerden birinin yeryüzünü Mesih'in dönüşüne hazırlamak iddiası olduğu anlaşılmaktadır.

Aslında Mesih beklentisi Amerikan dini gruplarını şekillendiren önemli bir unsur olagelmiştir. Geçmişte birçok dini grup lideri Mesih'in dönüşüne dair tarih vermiş, verilen tarihte Mesih gelmeyince dönüş ileri bir tarihe ertelenmiştir. Bugünkü Mesihçileri diğerlerinden ayrıştıran şey ise bulundukları güç ve iktidar pozisyonunun endişe edici güçte olması ve Mesih'in dönüşünü sağlamak adına nükleer silahlar başta olmak üzere her türlü yıkıcı teknolojik silahı kullanma güç ve yetkisine sahip olmalarından ileri gelmektedir.

Amerikan Mesihi

Amerikan halkının önemli bir kısmının benimsediği anlayışa göre Mesih'in gelişi dünyanın sonunda kurulacak bin yıllık İsa krallığına işaret eder. Hepsi için olmasa da Hristiyanların yeniden doğmuş olanları için kurtuluş anlamına gelen Mesih'in dönüşü dünyanın geri kalanı için hayra alamet değildir. Daha yeryüzüne inmeden dünyada başlayacak savaşlar, depremler, afetler seçilmiş bir grup Hristiyan haricindeki canlılar için adeta nükleer patlamaların oluşturacağı yokluğu ifade eder. Bu minvalde Armagedon, Mesih'in bin yıllık krallığını kurmadan önceki son savaştır ve Deccal bu savaşla yok edilecektir.

Mesih yeryüzüne inerken öncelikle gökte belirecek ve bunu gerçek anlamda Hristiyan olanlar yani İsa'da 'yeniden doğmuş' evanjeliklerin gökyüzüne yükselişi takip edecektir. Gerçek manasıyla göğe yükselen Hristiyanlar İsa ile yeryüzünde vuku bulacak korkunç kaosu buradan seyredecek; ancak bu süre zarfında yeryüzünde hakimiyet tesis etmeye çalışan Deccal'in kurduğu düzeni sonlandırmak ve bin yıllık hakimiyeti başlatmak üzere bir süre sonra Mesih dönecektir. Bu anlatılara göre İsa beyaz bir atın üzerinde Yahudi bir haham olarak Kudüs'te yeryüzüne inecek ve Armagedon'da Deccal'e karşı kurulan orduların komutanlığını yapacaktır.

Bu anlatı temelinde şekillenen inanca sahip olan Amerikan evanjelik protestanlığı 20. yüzyılda toplumsal tabanını dikkat çekici biçimde genişletmiştir. Bunda sadece kilise faaliyetlerinin etkili olduğunu düşünmek yetersiz bir açıklamadır. Bir kere Protestan vaizler özellikle medya kanallarını etkili şekilde kullanmış kendi radyo ve televizyon ağlarını kurmuşlardır. Bunun yanı sıra eğitim kurumlarıyla söz konusu öğretiyi yayacak din adamlarının yetiştirilmesine önem verilmiştir.

Mesela 20. yüzyılın önemli evanjelik vaizlerinden Jerry Falwell, Liberty üniversitesini kurmuş ve bir açıklamasında üniversitenin amacının Siyonist evanjelik söylemi topluma yayacak din adamlarını yetiştirmek olduğunu belirtmiştir. Ayrıca Mesih ve kıyamet söylemlerinin topluma yayılışında popüler kültür ürünlerine önem verilmiştir. Bu açıdan Tim LaHaye ve Hal Lindsey'in romanları oldukça etkili olmuştur. Milyonlarca baskı yapan çocuk ve yetişkin versiyonlarıyla evanjelik Mesih öğretisini halkın gündemine getiren bu eserler dışında birçok roman ve sinema filmi de yapılmıştır.

Halk arasında kök salan Mesih öğretisinin zamanla Hristiyan teolojinin sınırlarının ötesine geçen bazı biçimler aldığı görülmektedir. Evanjeliklerin çabalarıyla gerçekleşen bu yeni ve amorf Mesih anlatısının hem Hristiyan hem de Yahudileri ortak bir Mesih öğretisi etrafında birleştirmeyi hedeflediği anlaşılmaktadır.

Teolojiler arası füzyon çabası

Genel bilgiye göre Yahudilerin beklenen Mesih'i Kral Davud'un soyunda gelecek, Kudüs'teki tapınağı yeniden inşa edecek kişidir. Hristiyan anlayışındaki Mesih ise yeryüzüne yeniden dönecek ve krallığını kuracak olan İsa'dır. Ancak 20. yüzyılda Mesih'in dini kimliğine dair özellikle evanjelik protestan çevrelerde bazı dikkat çekici görüşler ortaya çıkmıştır. Örneğin Yahudileri bekledikleri Mesih'in İsa olduğuna ikna etmek üzere kurulmuş olan Jews for Jesus gibi misyoner oluşumlar, Yahudi ve Hıristiyan teolojilerinin Mesih bağlamında yakınlaştırmaya çalışmıştır ve söz konusu oluşum halen ABD ve Birleşik Krallık başta olmak üzere Yahudilere İsa'yı Mesih olarak benimsetme çabalarını sürdürmektedir.

Öte yandan, John Hagee gibi meşhur evanjelik vaizler Mesih İsa'nın, yeryüzüne Yahudi bir Haham olarak döneceğini savunmaktadır. Böylece bir yandan İsa'nın beklenen Yahudi Mesih'i olduğuna inanan bir Yahudi kitle diğer yandan ahir zamanda Mesih İsa'nın Yahudi bir haham olarak döneceğine inanan bir Hristiyan kitle ortaya çıkmıştır. Teolojilerin sınırlarını zorlayan bu çabalar son yıllarda daha da öne çıkan Batı medeniyetinin Hristiyan-Yahudi ilke ve değerler üzerine kurulu olduğu fikriyle ve İslam'a karşı birlikte mücadele edilmesi gerektiği aşırı sağ söylemiyle birlikte yol almaktadır.

Sonuç

Dünya tarihi zor dönemlerde ortaya çıkan karizma sahibi liderlere yer verir. Kimi mensubu olduğu halkı yok oluşturan kurtarmış, kimi büyük topraklara uzanan hakimiyetler kurmuş, kimi o ana kadar yapılması mümkün olmadığına inanılan başarılara imza atmıştır. Peygamberler ise insanlık tarihinin en derin şekillendiricileri olarak getirdikleri vahiy bilgisiyle tarihe müdahale etmişlerdir. Onların ardından dünyanın sonuna yaklaşıldığında tarihe müdahale etmesi beklenen bir Mesih beklentisi birçok dinde yerini almıştır.

Bu durum, din sosyolojisinde karizmatik otorite ile apokaliptik beklentiler arasındaki ilişkinin günümüzde yeni bir boyut kazandığına işaret etmektedir. Zira konunun bugün gündemimizi işgal etmesinin temel sebebi Mesih beklentisinin tehlike oluşturmayan bir halk inanışı olmaktan çoktan çıkması ve bu teo-politik söylem temelinde bir araya gelen güç sahiplerinin uluslararası ilişkileri ve küresel savaş ve barış planlarını etkileyecek duruma gelmeleri sebebiyledir.

BİZE ULAŞIN