Lacivert Yazı İşleri: Rahmani bir çiçeğe can suyu arıyorum

Rahmani bir çiçeğe can suyu arıyorum
Giriş Tarihi: 23.02.2026 11:47 Son Güncelleme: 23.02.2026 11:53
İmam Faruk Altun’un iman nişanesi sayılabilecek sıradışı bir merakı ve bir hayali var: Doğada ağaçların, taşların ya da tabii oluşumların üzerinde kendiliğinden zuhur eden “Allah” lafızlarının fotoğraflarını toplamak ve bu mucizevi tecellileri sergileyeceği bir müze açmak.

Bebek sırtlarında mütevazı bir mescit var. İstanbul Boğazı'nın en güzel manzaralarından birine hâkim olan bu mescidin adı Çamlıbahçe Camii. Burayı özel kılan bir diğer özelliği ise sıradışı merakları olan imamı. İmam Faruk Altun'la konuşmak üzere yeşilliklerin arasında gizlenen bu mescidi ziyaret ettik. Faruk Hoca'nın bir çocukluk hayali var: Dünyanın birçok noktasında doğada kendi kendine zuhur eden "Allah" lafızlarının yer aldığı taşları, ağaçları ve çeşitli doğal oluşumları bir müzede sergilemek. Doğada tecelli eden Allah lafızlarının fotoğraflarını daha önce dört farklı sergi düzenleyerek sergilemiş. Bu oluşumların ilahi bir hikmetin eseri olduğunu düşünen Altun, bu arayışını ve hayalini kurduğu müze projesini Lacivert'e anlattı. Altun, "Allah" ism-i şerifinin neden tecelli ettiğini şöyle ifade ediyor:

"Kur'an-ı Kerim'de yüce Allah zatının delili olan pek çok hikmeti ve güzelliği yarattığını ifade ediyor. İşte yüce Allah'ın varlığının, kudretinin ve hikmetinin bir sonucu olarak doğada; bazen bir ağacın gövdesinde, bazen bir çiçeğin yaprağında, bazen de bir kayanın üzerinde mucizevi şekilde Allah ism-i şerifinin zuhur ettiğine tanık oluyoruz. Yüce Allah, Yusuf Suresi'nin 105. ayet-i kerimesinde, 'Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki onlar bu delillerden yüz çevirerek geçip giderler.' buyuruyor. Bu delillerden, tecellilerden yüz çevirmemek lazım."

Altun, "Allah" ism-i şerifinin mahiyeti hakkında şu açıklamaları yapıyor: "Allah ism-i şerifinin kelime kökeni, İslam dünyasında yüzyıllardan beri süregelen bir ilmi tartışma. Bu konuyla ilgili olarak hem İslam alimleri hem dil bilimciler hem de oryantalistler çeşitli görüşler ifade etmiş, çeşitli kitap ve risaleler kaleme almışlardır. Bu görüşlerden yaklaşık 30 adedi kayda değer bulunmuş fakat bunların içinden bir görüş en çok itibar edilen görüş olmuştur: Allah kelimesi, 'ilah' kelimesinden gelir. Kelimenin zamanla çeşitli değişimlere uğradığı ve günümüzdeki halini aldığı ifade edilmiştir. Fakat kurmayı arzu ettiğimiz müzede sergileyeceğimiz eserlerin, doğada binlerce, belki milyonlarca yıllık süreçlerden geçerek oluştuğu düşünüldüğünde, Cenab-ı Hak bize adeta şöyle diyor: 'İnsanı yaratmadan evvel ben ismimi kâinata nakşettim.' Dolayısıyla, Allah ism-i şerifinin başka telaffuzda bir kaynağı yoktur. Ezelden beri Allah olarak ifade olunur."

Faruk Altun'un bu merakının temelleri, babasından tevarüs eden bir ilgiyle çocukluk yıllarında atılmış: "Ben 1992'de hafızlık yaparken aslında rahmetli babamda da bu merak vardı. Babam Hırka-i Şerif Camii'nin baş müezziniydi. O zamanlar imkânlar çok azdı, şimdiki gibi haberleşme yoktu. Hafızlık yaparken Bangladeş'ten getirilen dergilerdeki resimlere bakarak, bir imamın ormanda yürürken bir ağacın üzerinde bulduğu Allah ism-i şerifi haberini gördüm. O zamanki çocukluk muhayyilemle, bu eserlerin dünyada mutlaka bir yerde sergilendiğini düşünmüştüm. Meğer böyle bir müze yokmuş."

"Mucize-i Esma Müzesi"

Altun, bu hayalini gerçekleştirmek için bugüne kadar dört farklı sergi düzenlemiş. Bu sergilerdeki eser sayıları bile derin anlamlar taşıyor: "İlkinin adı 'Hafızın Çiçekleri'ydi ve 19 tane eser vardı. Besmelenin 19 harften oluşmasından dolayı ve ilk sergi olması hasebiyle Besmele'ye bir atıf ve selamlamada bulunmak istedik. İkinci sergi 'Tek ve Bir' isimli sergiydi. Burada 23 adet eser sergiledik. Bununla hem Kur'an-ı Kerim'in nazil olduğu o 23 yıllık mübarek nurlu iklime hem de Peygamberimizin 23 yıllık tebliğine bir selamlamada bulunduk. Üçüncü sergimiz 'Yansıma ve Tutulma' idi. Bunda 14 adet eser sergiledik. Bununla da yüce Allah'ın zati ve subuti vasıflarına bir selamlamada bulunduk. Son sergimiz ise 'Arz-ı Gönül' sergisiydi. Bu sergimizde ise 15 adet eser vardı."

Faruk Altun'un hedefi sadece bir müze salonu değil, uluslararası geçerliliği olan bir kurum oluşturmak: "Bizim kurmayı arzu ettiğimiz Mucize-i Esma Müzesi sadece sergilemeyi amaçlamıyor. Müzemizin en önemli unsurlarından birini laboratuvar kısmı oluşturacak. Zira dünya üzerinde böyle bir eser keşfedildiğinde hemen 'Acaba bu eser gerçek mi?' sorusu sorulur. İşte müzemizdeki laboratuvarda çalışacak olan bilim insanlarından oluşan bir heyet eseri inceleyecek, onların vereceği olumlu raporun ardından eser müze envanterine kaydedilecek."

Mucize-i Esma Müzesi'nin, Türkiye'nin dünyadaki konumuna da katkı sağlayacağını belirten Altun, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Bu müze eğer ülkemizde kurulur ise, ülkemizin İslam dünyasındaki öncü ve lider kimliğini pekiştirecektir. İslamofobi ve benzeri akımlara karşı da İslam'ın vermiş olduğu en naif cevap olacaktır. Yine son dönemlerde muhafazakâr kesime karşı 'sizin döneminizde ateizm deizm çoğaldı' gibi ithamlara karşı da bir cevap niteliği taşıyacaktır."

Milyonlarca yıllık jeolojik oluşumların imanın kapısı olabileceğine inanan Altun, bu yoldaki motivasyonunu şu sözlerle ifade ediyor: "Ecdadımız i'lâ-yi kelimetullah, yani Allah'ın ismini yüceltmek için gayret etmişler. Biz de onların torunları olarak bu eserlerle Allah ismini yüceltmek için bir ses vermek istiyoruz. Biz, Rahmani bir çiçeğe can suyu arıyoruz. Bu müzenin özel kurum ve kuruluşlar nezdinde değil mutlaka devletimizin himayesinde hayata geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu, ülkemiz için de birçok manevi kapı aralayacak."

Faruk Altun, "Arşın Gerdanlığı" ismini verdiği bu görselde, 4 farklı Allah yazısının bir arada oluştuğunu söylüyor.

BİZE ULAŞIN