Yakın sürecin hedefi tanrıya alternatif homo-deus...

Yakın sürecin hedefi tanrıya alternatif homo-deus...
Giriş Tarihi: 21.6.2021 15:04 Son Güncelleme: 21.6.2021 15:04

Yakın geleceğe yönelik yeni bir insan modelinin ortaya çıkacağı ya da çıkarılacağını ileri sürenler umutlu. Bir yanda insanı "insani kusurlarından" arındırarak bir üst insan oluşturmayı hedefleyen transhümanizm beklentisi, öte yanda bildiğimiz insani özelliklerinden giderek uzaklaşan insanlıkla ilgili endişeler. Neticede on binlerce yıldır bildiğimiz insan ya da insanlığın bu gidişatla neye dönüşeceği bazıları için üzerinde kara kara düşünülmesi gereken bir sorun. Bu sorunu bu yönleriyle biri felsefeci, diğeri sosyolog iki akademisyene sorduk. Felsefeci Doç. Dr. Ahmet Dağ ve sosyolog Dr. Mehmet Ali Akyurt insanın içinden geçtiği bu süreci ve muhtemel akıbeti Lacivert için yorumladılar.

"YENİ İNSAN, YENİ HAYAT, YENİ İKTİSADİ DÜZEN VE YENİ İNANÇ İNŞA EDİLMEYE ÇALIŞILIYOR"

DOÇ. DR. AHMET DAĞ
Felsefe Tarihi Öğretim Üyesi

Son yıllarda teknoloji guruları ve fütüristlerin sıkça zikrettiği "Transhümanizm", "süper-insan" "üst-insan" gibi kavramların anlamı nedir ve bu kavramlarla neler hedeflenmektedir? Neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuluyor?

Hümanizmin artırılmış ve radikalleştirilmiş hâli olan transhümanizm; insanın biyolojik, zihinsel ve psikolojik sınırlarından kurtulabileceğine dair bir vurgudur. Hümanizmin daha müreffeh hayat vurgusunu transhümanizm, "artırılmış insan" ve "teknoloji tabanlı hayat" vurgusuyla daha da yükseltmek istemektedir. İkinci bir (Neo) Aydınlanma hareketi olan transhümanizm, teknolojik tabanlı uygulamaların bir nevi insan üzerinde gerçekleştirebileceği ve teknolojikleşmiş dünyaya uyumlu bir "varlık türü" inşa edilebileceği vaadinde bulunur. Transhümanizmde biyolojik varlığı kusurlu (!) insan; İnsan 1.0 iken teknolojiyle desteklenecek olan biyo-bionik varlık -zihin-makine birleşimini gerçekleştirmiş- İnsan 2.0'dır. Gerçekleştirilmek istenen yeni süreçte Endüstri 3.0'ın (teknoloji) alternatifi Endüstri 4.0 (siber-teknoloji), Yaşam 2.0'ın (dijitalleşme) alternatifi Yaşam 3.0 (robotikleşme), Tanrı'nın alternatifi Homo-Deus'tur. "Yeni insan, yeni hayat, yeni iktisadi düzen ve yeni inanç" türleriyle eskisinden yalıtılmış, sterilize edilmiş insan ve dünya inşa edilmeye çalışılmaktadır. İlerlemecilikle kesişen bu unsurlara sahip Batı, kazanamadığında veya kâr edemediğinde iflas edeceğini zanneden kaygılı bir tüccara benziyor.

Bu kavramların ifade ettiği şeylere yönelik çalışmaların günümüzdeki boyutu nedir ve ne gibi faaliyetler yapılıyor?

Kendini teknoloji üzerinden var kılan bu yeni teknolojik süreç (Endüstri 4.0 veya Sibernetik Çağ) ihtiyaç duyduğu fikri ve kültürel desteği transhümanizmden almaktadır. Transhümanizm, kendisine NBIC teknolojisini yani Nano-Biyo-Enformasyon-Bilişsel Bilim teknolojiklerini bir araç olarak görüp kendini bu teknolojilerin üzerinden yükselteceği bir taban olarak görmektedir. Bu bağlamda nano-teknolojiden maddi yani inorganik olana (sibernetikleşme veya robotikleşme), biyo-teknolojiden organik olana (biyonikleşme), enformatik bilgi ve iletişimden (dijitalleşme) (bilişsel bilim) zihinsel dönüşüme (tekilleşme) geçiş öngörülmektedir.

Yapay Zeka uygulamalarıyla ekonomi, hukuk, sağlık, eğitim, mimari, askeriye ve iletişim gibi alanlarda önemli işlevler gerçekleştiriliyor. E. Musk'ın yaptığı Tekillik yani makine-zihin birleştirilmesinin yanında yapay bitki ve hayvanlar üretme ve sanal kişilikler-avatarlar inşa etme çalışmaları var. Ayrıca genetik sağaltım ve kötücül olarak nitelendirilen hastalıkların tasfiyesi, ömrü uzatma mümkünse ölümsüzlüğü meydana getirme çalışmalarına ilaveten robotik varlıklar (cyborg, humanoid, android) inşa etme, uzayda alternatif bir dünya kurma (kolonileşme) ve maden mühendisliği çalışmaları yapılmaktadır.

Transhümanizm kavramının "Dünyanın en tehlikeli fikri" olduğunu, hatta bildiğimiz insanı devre dışı bırakacağını ileri sürenler de var. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet, böyle bir bakış açısı var. Bizatihi Fukuyama, transhümanizmi "Dünyanın en tehlikeli fikri", Alexander Dugin "şeytanın planı", Habermas ise "liberal devletlerin altını oyan" bir tehlike olarak görüyor. Ben ise daha çok meselenin neliğini anlamaya çalışan bir felsefeciyim. Ne kötümser bir tablo koymakla ne de iyimser bir bakış açısı üretmek zorundayım. Transhümanizmin neliğinden ve bazı olgulardan hareketle tespitlerde ve bazı öngörülerde bulunabilirim. Batı düşüncesi üzerine yıllardır çalışan biri olarak sürecin ciddi sorunları doğuracağını düşünüyorum. Çünkü "adalet, etik ve metafizik" gibi önemli temelleri yıkan ve bunlar olmaksızın hareket eden Batı düşüncesi, kendi dünyasında "iyiliği" inşa etse de başka coğrafyalara ve insanlara iyiliği götürememiştir. Tıpkı Aydınlanma gibi yeni bir "iyilik, eşitlik, özgürlük, refah ve zenginlik" vaadinde bulunan ikinci Aydınlanma olan transhümanizmin kendi içinde imkân ve zaafları barındıran bir hareket olduğunu düşünüyorum. Beni en çok düşündüren yönü, sermaye tabanlı teknolojiye yaslanmasıdır. Böylesi bir teknolojik tabana dayanması nedeniyle sermaye sahibi toplumlar ile sermayeden yoksun toplumlar arasında dolayısıyla bireyler arasında zaten var olan eşitsizliği daha da derinleştirme ihtimali çok yüksek.

Diğer bir sorun, transhümanizmin askerileşerek sibernetikleşen orduları meydana getirmesidir. Sibernetikleşen ordular, nükleer silahlardan daha yıkıcı bir biçimde insan kırımını meydana getirebilir. Yine insan üzerinde yapılmak istenen CRISPR teknolojisi üzerinden genetik dönüşüm sağlanmak isteniyor. Mevcut insanın tasfiyesinin yeni bir insan tipini doğurması sorunlar oluşturacaktır. İnsanı mahkûm edici olarak gördükleri "Tanrı ve insanın biyolojisi"nden kurtardıklarını iddia ettikleri insanı teknoloji ve sermayeye teslim etme riski meydana gelebilir. Tüm bu yapılmak istenenlere ben insanın kolay ikna edilebileceğini zannetmiyorum.

Transhümanizmde insanı geliştirme tekniklerinin ve yüksek teknoloji kullanımının etik bir sınırı var mı? İnsanın temel özellikleri var olmaya devam edecek mi yoksa insan kavramının yeni bir anlama kavuşturulması mı hedeflenmektedir?

Başta yapay zeka çalışmaları olmak üzere transhümanizme yönelik çalışmalarda etik kaygılar ve düzlem inşa edilmeye çalışılıyor. Fakat inşa edilen etik düzlem, eşitler arasında olanlar için oluyor. Bu durumu 19'uncu ve 20'nci yüzyılda yaşadık 21'inci yüzyılda da farklı bir hikâye yaşamayacağız diye düşünüyorum. Çünkü "kapitalizm ahlakı", kendisini temerküz ettirmiş artık yerleştirmiştir yani eskisinden daha güçlü bir "ahlak" tipiyle karşı karşıyayız. Sınırı kendi alanıyla çevreli bir etik anlayışıyla karşı karşıyayız. İnsanın aşılarak insan olarak kalmasının çok mümkün olmadığını böyle bir iddianın ise paradoks olduğunu düşünüyorum. "Hastalıktan", "acıdan" hatta "ölümden" kurtulacağı iddia edilen insanın bunlar olmaksızın "insan" olarak kalacağı iddiası "insan" gerçekliğiyle çok örtüşmüyor. Nitekim Bostrom, Kurzweil ve Harari gibi isimler, üzerinde değişiklik yapılacak insanın "yeni bir varlık türü" olacağını söylüyorlar. 21'inci yüzyılda insan, üzerinde değişim yapılmak istenen bir varlık hâline getirilmeye çalışılmaktadır. Bunun büyük propagandist araçları; dijital, enformatik zeminler, video oyunları (siberpunk), multi-medya teknolojisi ve başta sinema olmak üzere Netflix'dir. İnsanlar bu tür enstrümanlarla bir nevi ikna edilmek isteniyor.

Transhümanizm ile birlikte ölümsüzlük hayalleri de telaffuz ediliyor. Bu hedef gerçekçi olabilir mi?

Ölümsüzlüğün, biyolojik olarak mümkün olduğuna inanıyorlar. Benim için ilginç olan transhümanistlerin hem nüfusun azlığına dayanan steril bir hayat tasarlamaları hem de nüfus artışını sağlayacak ölümsüzlüğe dair çelişkileri. Kendilerince "öjeni" (insan ırkının genetik özelliklerini düzeltmek amaçlı ayıklama) bu çelişkiyi aşan bir çözümdür. N. Harari ve N. Bostrom gibi isimler hem genin ıslah edilmesi hem de "gereksizlerin" tasfiye edilmesi anlamında öjenin bir gereklilik olduğuna vurguda bulunuyorlar. Kısaca yerinde duramayan Batı düşüncesi, düşünce ve gelişim evrelerinden biri olan transhümanizm üzerinden yeni bir arayış çabası içerisinde olacak gibi görünüyor. Yarı fütürist yarı olgusal bir süreçle karşı karşıyayız. Dediklerinin hepsinin gerçekleşmesi çok zor fakat bir kısmının gerçekleşmesi yüksek ihtimal.

"BU SÜRECİN BİR NOKTASINDA ARTIK İNSANDAN BAHSEDEMEYECEĞİMİZ AÇIK"

DR. MEHMET ALI AKYURT
Akademisyen sosyolog

Bilim insanları tanrılığa, politikacılar rahipliğe mi soyunuyor dersiniz? Dijital teknolojilerle insanın ölümsüzlüğü yakalama iddiasının, çıkış hikâyesi nedir?

Teknoloji hayatımızı ele geçiriyor gibi genel bir kanı var. Halbuki yaşadığımız durum, teknolojinin alanının genişlemesinden çok, insanın bile isteye ve gönüllü bir şekilde geri çekilmesi olarak da tarif edilebilir. İnsanın bazı yetileri, becerileri; insan varlığının çeşitli parçaları, alanları var. Mesela elimizi kullanarak bir vidayı sıkabilir veya bulaşıkları yıkayabiliriz. Ama eğer bunları kendimiz için bir zaman kaybı, hamaliye bir iş, insanın yeteneklerine yakışmayan düşük bir meşguliyet kabul edip zül addedersek bu
yorum. "Hastalıktan", "acıdan" hatta "ölümden" kurtulacağı iddia edilen insanın bunlar olmaksızın "insan" olarak kalacağı iddiası "insan" gerçekliğiyle çok örtüşmüyor. Nitekim Bostrom, Kurzweil ve Harari gibi isimler, üzerinde değişiklik yapılacak insanın "yeni bir varlık türü" olacağını söylüyorlar. 21'inci yüzyılda insan, üzerinde değişim yapılmak istenen bir varlık hâline getirilmeye çalışılmaktadır. Bunun büyük propagandist araçları; dijital, enformatik zeminler, video oyunları (siberpunk), multi-medya teknolojisi ve başta işi bizim yerimize yapacak birilerini aramaya başlarız. Matkap bizim yerimize vidaları sıkabilir, bulaşık makinesi bizim yerimize bulaşıkları yıkayabilir. Üstelik daha hızlı, daha az su harcayarak.
Teo Ruspoli'nin 2010 tarihli "Dünyada Olmak" (Being in the World) belgeseli, bir görev ya da iş olarak insanın üzerinden alınamayan, insan dışında varlıklar tarafından "insanın yaptığı gibi yapılamayan" eylemlere odaklanıyor. Yufkayı tam otomatik makineler de yapıyor belki, üstelik övünülesi bir şey olduğuna inandırıldığımız şekilde "el değmeden." Normalde bir yufkaya üretim aşamasında ustanın eli en az 21 kere değiyormuş. Bu 21 kere insan eli değmiş yufka ile makineden çıkmış hijyenik sinema olmak üzere Netflix'dir. İnsanlar bu tür enstrümanlarla bir nevi ikna edilmek isteniyor.
Transhümanizm ile birlikte ölümsüzlük hayalleri de telaffuz ediliyor. Bu hedef gerçekçi olabilir mi?
Ölümsüzlüğün, biyolojik olarak mümkün olduğuna inanıyorlar. Benim için ilginç olan transhümanistlerin hem nüfusun azlığına dayanan steril bir hayat tasarlamaları hem de nüfus artışını sağlayacak ölümsüzlüğe dair çelişkileri. Kendilerince "öjeni" (insan ırkının genetik özelliklerini yufka arasında bir fark var mı? Bu fark makinelerin mükemmelleşmesiyle aşılabilir mi? Burası yerine şu noktaya odaklanmayı öneriyorum: Halihazırda bir fark varsa, o farkı ayırt edebilecek bir damağa sahip insanlar yaşıyor mu hâlâ aramızda? Ayırt edebilmek de değil hatta, o farkı önemsemeye devam ediyor mu insan ırkı?
Dünyada lezzeti kimyasallarla artırılmış bir yiyecekle optimum zamanda demlenerek, terbiye edilerek, mayalandırılarak tadını almış bir yiyecek arasındaki farka talip olan kimse kalmadığında bu farkın öneminden de söz edemeyiz. Bu bir çeşit kıyamet, kıyametin yaklaştığını ifade eden bir gelişme olarak görülebilir. İnsan varlığının bir alandan çekilmesi…

İnsan böylece yok olmaz belki ama yeni bir insan olur. Bu sürecin bir noktasında artık insandan bahsedemeyeceğimiz açıktır. Çağımızda artan gurmelik ilgisini, insanların belki farkında olmadan insanlığı savunmaları olarak yorumluyorum. Makine elinden çıkmış yiyecekle, usta elinden, insan elinden çıkmış yiyecek arasındaki farkın önemi elimizde kalan son şey, adeta insanın son kalesi gibi.

Teknolojik gelişimin toplumsal alana etkilerinin mahiyeti teknolojinin doğallığından ziyade insanlığın mevcut teknolojileri benimsemesiyle de alakalı neden bu kadar makineleştik?

Referanslar değişiyor artık. Ben 1982 doğumluyum, bir akranımla telefonda "özledik, görüşelim" diye konuştuğumuzda, karşılıklı, yüz yüze oturmayı, bir şeyler yiyip içmeyi tasavvur ediyoruz. Belki 2000'ler doğumlulara kadar bu böyle sanki ama 2005 mi, 2007 mi bilmiyorum, tabii ailenin sosyo-demografik profiline göre üç aşağı beş yukarı değişiklik gösteriyor muhtemelen, buradan sonra doğanların bazıları "görüşelim" dediklerinde evde, odalarında, yataklarında oturup Instagram'dan mesajlaşmayı ya da birbirlerinin gönderdiklerine bakıp beğenmeyi kast ediyor. Jean Twenge i-Nesli'nde 1995 sonrası doğumlu "internet kuşağı" için bu tür olgulara dikkat çekiyor. Ben WhatsApp'ta mesajlaşma uzayınca klostrofobi benzeri bir duyguyla telefona sarılırken, aralıklarla saatlerce o bitmeyen yazışmayı sürdürmek çok normal bir varoluş biçimi, günlük rutinin bir parçası oluveriyor pek çok insan için.

İnsani dediğimiz özelliklerden giderek uzaklaşılıyor sanki. Buna karşı ne yapılabilir dersiniz?

Damak tadı konusuna benziyor bu da. Toprak ya da döküm tencerede pişmiş yemekle çelik ya da düdüklü tencerede pişmiş yemeğin tadı arasındaki farkı önemseyen biri için belki ikincisi bir çeşit yetinme anlamına geliyor. Lezzet ayrımlarını ciddiye alan biri için Çin tuzu ya da dondurulmuş ürünler bir hakaret gibi oluyor. Halbuki önemsemeyen biri için diğeri gereksiz bir lüks, fazladan bir maliyet, belki zaman kaybı. Bütün insan teklerinin bu farka talip olmadığı, dahası ayırt edemediği, daha da ötesi bu farkı, hatta böyle bir fark olduğunu unuttuğu zaman ciddi bir değişme oluyor, evet, ama bu teknolojik imkanların genişlemesi, robotların ya da yapay zekanın kendi alanını genişletmesi olarak isimlendirilebileceği gibi insanın gerilemesi olarak da görülebilir. İnsan eyleyen varlık olmaktan salt düşünen varlığa, tat alan varlık olmaktan çıkıp salt yiyen varlığa, belki bedensel faaliyetleri tamamen terk etmiş, zihinsel hazların peşinde koşmaya doğru geriliyor gibi. Teknoloji ilerliyor belki evet ama süreci insanın gerilemesi, yaratılışındaki bütünselliğinden vazgeçmesi, mevzilerini bir bir terk etmesi olarak okumak sanki daha ümitvar bir ufuk vaat ediyor, "ne yapılabilir?"e, "ne yapmalı?"ya dair daha somut birtakım tutamak noktaları temin ediyor.

BİZE ULAŞIN