Sena Subaşı: FENOMENLERİN SANAL DÜNYASI: HER ŞEY MÜMKÜN VE HER DERDE ÇARE VAR

FENOMENLERİN SANAL DÜNYASI: HER ŞEY MÜMKÜN VE HER DERDE ÇARE VAR
Giriş Tarihi: 12.12.2023 12:06 Son Güncelleme: 12.12.2023 12:33
Hakkında en çok haber üretilen, en çok kazanan ve en çok takip edilip paylaşımları ve bazen de linçleriyle gündemden düşmeyen fenomenler, dijital çağın en popüler meslek kolu olarak karşımıza çıkıyor. Teşhircilik ve aşırı tüketimin esas alındığı paylaşımlarda bulunan fenomenler aslında son yıllarda dünyada yükselen bir trend. Ülkemizde de karşılık bulan bu eğilim kendisine gençler başta olmak üzere her yaş grubundan kitle çekmeyi başarıyor. Son dönemlerde dilimizden düşmeyen fenomenliğin ne olduğu, fenomensiz sosyal medyanın nasıl bir yer olacağı, kitlelerin nasıl doğru yönlendirileceği gibi konuları Selvanur Yazıcı Sezgin, Burcu Uysal, Tülay Gökçimen ve sosyal medyada ilgiyle takıp ettiğimiz Bi’tanıdık ekibi Saadet, Rümeysa, Zeynep, Zeynep Nur ile tartıştık.

Selvanur Yazıcı Sezgin/ Yeni medya uzmanı
Fenomenlerin gerçek hayatları sosyal medyada gösterdikleri hayatın prova alanı oldu

Sosyal medya fenomeni olmak bugün neden bu kadar konuşulan bir konu haline geldi?

Fenomenlik, tam olarak 21. yüzyılın başında hayatımıza giren ve çok kısa zamanda içinde yaşadığımız çağa adını vermeyi başaran yeni medya kültürünün ürünlerinden biri, belki de en popüler sonucu diyebiliriz. Son 20 yılda sosyal medya kanallarının sağladığı çok yönlü iletişim imkânının bir çıktısı olarak "tüketici" internet kullanıcısının "üretici" olmayı da deneyimleyebildiği bir ara yüze eriştik bildiğiniz gibi. Sonrasında gelişen doğal sürecin ortaya çıkardığı yeni nesil meslekler oldu. Örneğin dijital içerik üreticisi ve yaratıcı içerik üreticisi gibi çok daha kritik meslekler de yeni medya çağının gelecek vadeden yeni mesleklerinden. Bunlar da iyi para kazandırıyor; ancak ciddi bir öz yatırım ve emek de gerektiriyor aynı zamanda. Fakat "fenomenlik" dediğimiz kavram "yaşam tarzı" konseptiyle çok daha iç içe geçmiş bir dijital içerik üreticiliği diyebiliriz. Herhangi bir yeteneğiyle, başarısıyla, icadıyla, üretimiyle; kısacası gerçek manada içi dolu bir "içerik" ile değil de; günlük hayatıyla, yaşam tarzıyla ve tüketim odaklı içerikleriyle yeni medya kültürünü besleyen kişilere bugünün yeni medyasında "fenomen" diyoruz. Sadece para kazandırdığı için değil; gösteri kültürü ve tüketim endüstrisiyle de kol kola çalıştığı için bu kadar revaçta olduğunu düşünüyorum.

Sosyal medya fenomenleri bizlere hayali bir mutluluk ve zenginlik mi satıyor?

20. yüzyılın önemli sosyologlarından Erving Goffman "Gündelik Yaşamda Benliğin Sunumu" isimli çalışmasında toplum içindeki etkileşimleri ve ilişkileri bir "tiyatro oyunu"na benzeterek açıklamıştı. Tıpkı sahnedeki oyuncular gibi toplum içinde her an kendimize dair bazı imgelerimizi sunma, sergileme; aslında "rol yapma" hâlinde olduğumuzdan bahsetmişti. Bunu da "performans" olarak kavramsallaştırmıştı. Performanslarımız için iki yer vardı; sahne önü ve sahne arkası. Sahne önü, tahmin edebileceğiniz üzere insanlar karşısında ve onlara göre hareket ederek benliğimizi sergilememiz; sahne arkası ise kendimizle baş başa olduğumuz ve bizi sahneye hazırlayan o anlarımızdı. Yeni medya çağında ise performanslarımız günlük hayattan sanal hayata ve sosyal medya kanallarına taşındı. Sahne önü sosyal medya paylaşımlarımızın kendisi; sahne arkası da belki o paylaşımın hazırlandığı asıl hayatımız oldu. Goffman'ın günlük hayatımızdaki performanslarımızı anlatmak için kurduğu analoji bugün sosyal medyada gerçek oldu. Dolayısıyla bugün yaşam tarzı sunumlarıyla sosyal medyada varlık gösteren fenomenlerin gerçek hayatlarının sosyal medyada gösterdikleri hayata "hazırlık" yaptıkları bir prova alanı olduğunu düşünüyorum. Bir seyahate sosyal medyada içerik üretip reklam iş birliği yapmak için çıkmak, bir makyaj malzemesini yine başkalarına tanıtıp para kazanmak için yüzünde denemek gibi aktiviteler içinde yoğun doz kurgu barındıran ancak ironik şekilde bu insanların gerçek hayatına dönüşmüş eylemler gibi görünüyor. Kurguyla gerçeğin birbirine karıştığı böyle hayatlar hakikaten de var. Buradaki soru; bizim böyle bir hayatı isteyip istemediğimiz olmalı.

Zenginliğin, lüksün sürekli göze sokularak paylaşımlar yapılması dünyada bir trend olarak karşımıza çıkıyor. Bu gibi trendler neden ilgi çekiyor?

Goffman'ın analojisinden devam edecek olursak; 20. yüzyılda kendisi, ailesi ve çocuklarıyla toplum içinde belli başlı bir profil çizen, performans sergileyen insanlar vardı. 21. yüzyılda ise bu performanslar ticari birer şova dönüştü. Önceki yüzyıllarda Western filmlerinden aşina olduğumuz; eşini, çocuğunu karın tokluğuna çalıştıran adamlar vardı. Günümüzde aileye, eşe, çocuğa "etkileşim getirecek içerik" gözüyle bakılır oldu. Hele ünlüler dünyasında, bir çocuk doğdu ise oradan bez, pişik kremi, büyüyünce de birkaç eğitim, okul reklamı falan çıkaramazsak yazık gözüyle bakılıyor. Fenomenler tüketim çarkının çok önemli bir dişlisi olsa da sosyal medya kullanıcılarının bilinçsiz tüketimi trendleri büyüten en önemli faktör bana kalırsa.

Fenomenlerin linçlerinin de gündemden düşmediğini düşünürsek gerçekten linçten mi besleniyorlar?

"Reklamın iyisi kötüsü olmaz" diye bir söz var hatırlarsınız. İzleyicinin, yeni medya tabiriyle içerik tüketicisinin karşısına ne derece özgün, kaliteli, anlamlı ve doğru mesajı doğru şekilde taşıyan bir söylemle çıktığınızın bir önemi yok günümüzde. Bunun hiçbir vakit önemi olmamıştı. Ancak bugün herkesin kendi elindeki avuç içi ekran üzerinden tüketim kararlarını aldığı bir çağda, önemli olan nitelik değil elbette nicelik. Bir video "ne kadar uzun süre kendini izletti?" ise o oranda daha çok etkileşim alıyor, daha çok insana ulaşıyor, gösteriliyor. Dolayısıyla insanların çok temel ve ilkel ihtiyaçları üzerinden giden bir etkileşim stratejisi var sosyal medya kanallarında. Tüketime teşvik, kendine ait veya başkasına ait mahrem alanları görünür kılmak, manipülasyon ve sansasyonlarla bir linç kültürü oluşturmak. Tüm bunlar sosyal medyada algoritmayı kendi lehinize çevirebilmeniz için en kolay yöntemler.

Burcu Uysal/ Psikolog
Fenomenlik lüks yaşamın anahtarı

21. yüzyılın ideal mesleği fenomenler mi?

Kolay yoldan lüks bir hayat yaşamanın anahtarı olarak fenomenlik görülüyor. Kişilik özellikleri olarak ön plana çıkmayı seven ve biraz da modern pazarlama tekniklerini kullanmakta başarılı olan nice örnek birçok farklı hedef grubunda fenomen olabiliyor. Profesyonel kimliği olan birçok kişinin bile mesleki yetkinlikten ziyade sırf sosyal medya kullanım becerisine göre itibarının arttığını ve profesyonel deyince sosyal medya tanınırlığına göre insanların akıllarına geldiklerini görüyoruz. Buna bağlı olarak da sosyal medyada kendinizi yansıtabildiğiniz ölçüde varoluşunuzun güçlendiği şeklinde genel bir algının olduğunu da söyleyebiliriz. Bu durum da doğal olarak herkesi bu mecrada var olmaya ve bu mecradaki varoluşları desteklemeye teşvik etmiş oluyor. Sosyal medyaya maruz kalan herkesin bilinç düzeyi ve kendini koruyabilme kapasitesi de farklılık gösteriyor. Bilhassa kimlik oluşturma sürecindeki çocuklar ve gençler bu süreçten daha olumsuz etkilenebiliyor. Gelişimsel dönemin getirdiği bedensel ve ruhsal farklılaşmalara uyumlanmanın zorluğunun yaşandığı ergenlik döneminde ise sosyal medyanın bilhassa gençlere bir kaçış arenası olarak hitap ettiğini görüyoruz. Herhangi bir sorumluluk taşımak zorunda olmadan, sadece başkalarının ışıltılı bir şekilde sundukları hayatlarına ortak olmanın hafifletici etkisi gençleri ve aslında her yaştan insanı adeta sarhoş ediyor. Bir yandan binlerce kişinin ilgi odağı olmak bir yandan kolay yoldan para kazanmak olarak görülen fenomenlik birçok kişinin hayallerini süslüyor. Diğer taraftan sosyal medya fenomenlerinin dışarıdan görülmeyen ciddi bir stres altında oldukları gözden kaçırılıyor. Bütün mesleki kariyerlerinin takipçilerine ve onların ilgisine bağlı olduğunu hesaba katarsak, beğeni ve ilgi kaybetme korkusu yaşamalarının verdiği muhtemel stresi tahmin edebiliriz.

İnsanların tüm hayatını sergileyen hesapları takip etme sebepleri nedir?

Çevremden ve birçok danışanımdan gözlemlediğim stres atmak için sosyal medya hesaplarında gezildiği, bu hayatları takip etmenin kısa vadede rahatlama ve yapay bir mutluluk verdiğidir. Bazen günlük telaşlardan uzaklaşmak için, bazen kendileri gibi sıradan ama bir o kadar da özel bir konum kazanmış birilerinin film gibi hayatlarına şahit olarak ödünç bir mutluluğu yaşamak için ilgi odağı haline geliyorlar. Bu şekilde anlık küçük mutluluklar yaşanırken uzun vadede kişilerde gerçek hayatlarında sahip olamadıklarına odaklanma, sanal gerçekliklerle oluşturdukları standartların peşinden koşup hayal kırıklıkları yaşamaları söz konusu olabiliyor. Aslında her dönemde kitlelerin hayranı olduğu starlar, sporcular olmuştur. Şimdi de bu hayranlıklar sosyal medya üzerinden de yeni platformlara taşınmış oldu. Hayranı olunan starlar daha uzak bir dünyanın insanlarıyken, fenomenlerin günlük hayattan herhangi biri olarak bu şöhrete kavuşması işin cazibesini de artırıyor. Kişilerin zamanla sosyal medya vitrinlerinde gördükleri istikametinde gerçek hayatları da şekilleniyor. Diğer taraftan sağlıksız psikolojide olan birçok insan, hiçbir sorumluluğunu taşımadan içindeki nefreti kusmak için sosyal medyayı güzel bir fırsat olarak değerlendirebiliyor. Genel olarak eleştiri kültürüne sahip olmadığımızı düşünüyorum. Şiddetsiz iletişimi kullanarak eleştiri yapmak herkesi geliştirebilecekken, saygı çerçevesinde eleştirmek yerine saldırmak ya da linç etmek birçok kişiye çok daha kolay geliyor.

TikTok, Instagram gibi sosyal mecraların bugün geldiği noktada teşhircilik ve tüketimin sıklıkla kullanıldığını görüyoruz.

Sosyal medyanın bugün geldiği nokta özelini büyük oranda teşhir edenler için de onları merakla takip edenler için de büyük ölçüde sağlıklı bir boyutta ilerlemiyor. Sosyal medya fenomenlerinin varoluşunu güçlendiren reklam boyutu da dâhil olunca işin rengi biraz daha değişiyor. Diğer taraftan kendi ideolojik ve siyasi görüşü baskın olan nice kişi de kendi görüşünü aykırı bir şekilde ortaya koyarak prim yapıyor. Ondan biraz farklı düşünen de prim yapmak için görüşlerini diğer uçta sergilemek zorunda hissediyor. O yüzden sosyal medyanın kutuplaşmaları tetikleyen, itidal üzere olma halinin idealinden uzaklaştıran bir etkisi olduğunu da düşünüyorum. Çünkü eğer biraz ılımlı bir düşünce tarzınız varsa sosyal medyada zaten popülaritenizin olma olasılığı düşer. Daha sansasyonel daha aykırı görüşleri olanlar desteklendikçe de kutuplaşmalar artmış olur. Dikkatleri toplamak için sürekli spekülatif bir tarzı tutturma peşinde koşan birçok fenomen, insanların normal kabulünü de olumsuz etkiliyor. Sosyal medyanın etkisi kontrol altına alınmazsa ahlaki değerlerimizin, varoluş gayemizin ve aslında geleceğimizin de tehlike altında olduğunu düşünüyorum. Bilinçli bir şekilde kullanılmayan sosyal medya her türlü dejenerasyona zemin hazırlar. Bu olumsuz değişim her yaştan insan için söz konusudur ancak en büyük riskin kimlik gelişimi tamamlanmamış çocuklarımız için geçerli olduğunu düşünüyorum.

Bi'tanıdık Blog
Sansasyonel, ilgi çekici konular paylaşınca etkileşimlerimiz direkt artıyor

Bi'tanıdık Blog hesabıyla Instagram'da ve ardından aktif bir şekilde Youtube'da içerik üretiyorsunuz. Siz sosyal medyayı ne amaçla kullanıyorsunuz?

Çalışmalarımızın temelinde yatan amaç Müslüman kadınlara pek çok konuda fikirlerini paylaşabilecekleri bir alan sunabilmek diyebiliriz. Bu minvalde de kendimizi Müslüman kadın fikir ağı olarak tanımlıyoruz. Sosyal medyada hayatın içinden pek çok konuya dair içerik üretiyoruz. Kur'an ve sünneti referans alarak sosyal hayatın içinde yer alan Müslüman kadınlara yönelik kullandığımız dinamik dilin bizi diğer hesaplardan ayırdığını, bu ayrımında birçok kişinin bizi takibe almasına vesile olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca takipçilerimizden en çok aldığımız yorumlardan biri sosyal medya hesaplarımızın çok tanıdık olması şeklinde. Belki de 21. yüzyılda yaşayan genç bir Müslüman kadının farklı alanlarda muhatap olduğu konuları
odağımıza alıyor olmak ve bunu ana akım söylemlerin dışında bir yerden değerlendiriyor olmak bizi aşina ve samimi kılıyor olabilir.

İçerik üretmeye başlamamız aslında etrafımızda eksikliğini hissettiğimiz bir konuyu fark edip birbirimizle paylaşmamızla başlıyor. Böylece "Bu konuda içerik üretsek ne güzel olur ya!" dediğimiz her türlü konu için nasıl bir format olmalı, nelere değinmeliyiz, neyi amaçlıyoruz, kimlerle o projeyi gerçekleştirebiliriz gibi pek çok soruya cevap aradığımız bir süreç de başlamış oluyor. Bir konuyu içerik haline getirmeden önce hayra hizmet edecek olmasına çok önem veriyoruz, hiçbir içeriğimizi sırf etkileşim olsun diye üretmiyoruz. İşlediğimiz konuların sosyal medyadaki eksikliğe cevap verebilecek ve farklı bakış açıları sunabilecek olması da bizim için ayrıca önemli. Yola yeni çıktığımız zamanlardan bu yana sahip olduğumuz niyet ve amaçların karşı tarafa ulaştığıyla ilgili her projemizde çok güzel geri dönüşler alıyoruz. Örneğin; "Bi'konuşsak" projesindeki amaçlarımızdan birisi didaktik bir içerikten ziyade izleyenin kendisini sohbete dâhil edebileceği samimiyette ve günlük hayatımızdaki konuları konuştuğumuz bir arkadaş ortamı gibi bir seri yapabilmekti. Tam da bu noktada, videoları izlerken kendini 'ortamdaki dördüncü kişi' gibi hissedip yer yer sohbete bile katıldığını belirten çok güzel yorumlar aldık, almaya devam ediyoruz. Kitlemizle çok samimi bir iletişim ve etkileşimde olduğumuzu düşünüyoruz, adı üstünde Bi'tanıdık.

Sosyal medyada etkileşimi tüketime teşvik, teşhircilik, nefret söylemi gibi yollarla artırabiliyoruz. Sosyal medyayı bu saydıklarımız olmadan
da yönetmek nasıl mümkün oluyor?


Evet, bütün bu saydıklarınız yapılan paylaşımın alacağı etkileşim açısından oldukça belirleyici faktörler olabiliyor gerçekten. Ama biz en başından beri "önce nitelik" mottosuyla yoldayız diyebiliriz. Elbette ürettiğimiz, emek verdiğimiz içeriklerin çok daha fazla insana ulaşmasını çok istiyoruz ancak milyonlarca görüntülenen ama bizim içimize sinmeyen ya da prensiplerimize uymayan bir içerik yerine nispeten daha az görüntülenen ama gönlümüzün mutmain olduğu içerikleri önemsiyoruz. Mesela çok daha günlük, çok daha çerez tarzda içerikler üretirsek daha fazla etkileşim alırız, bunu biliyoruz ancak bu bizim nihai hedefimiz değil. Kendimizden bir örnek verecek olursak, bizim kanalımız özelinde çeviri videolarımız daha az
izleniyor ama çeviri videoları severek takip eden kitleden zaman zaman çok güzel yorumlar alıyoruz. Bu bizi yola devam etme konusunda motive ediyor. Bu demek değil ki sayıya hiç takılmıyoruz. Çünkü bir yandanda algoritmayı etkili bir şekilde kullanarak daha büyük bir kitleye ulaşmak da mümkün. Biz bu noktada biraz sosyal medya dilini biraz algoritmayı yakalayarak elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Tabii arada daha sansasyonel, ilgi çekici konular paylaşınca etkileşimlerimiz de direkt artıyor. Bunun en büyük örneği sayfamızı hızlı bir şekilde büyüten Bi'evlensek
projesi oldu bizim için. Evet, belki etkileşim artıran olumsuz taktikleri kullanmamaya gayret ediyoruz ama içeriklerimizi seven, popüleri odağına alan sosyal medya söylemi ve tarzı dışında içeriklere ihtiyaç duyan kişilerle günün sonunda Bi'tanıdık Blog'da buluşabilmek bizi mutlu ediyor.

Tülay Gökçimen/ Yönetmen
Instagramda
her şey mümkün ve her derde çare var

Yıllar içerisinde sosyal medyada büyüyen "Human Movie Team" geniş kitlelere ulaşmayı nasıl başardı? Dijital ortamda nasıl bir boşluğu dolduruyor?

Sosyal medya kitlelerin birbirine ulaşmasını kolaylaştırdığı kadar insanları birbirinden uzaklaştırıyor. Pek çok içeriğe maruz kalıyoruz ve bu maruz kalma durumu bizi zamanla duygusuzlaştırıyor. Ben sosyal medyayı dünya üzerinde sesini duyurmakta zorlanan, hak ihlaline uğramış her türlü hakkı gasp etilmiş insanların seslerini dünyaya duyurmak için kullanıyorum. Bu sebeple gençlerle birlikte kurduğumuz "Human Movie Team" platformu da bu amaca hizmet ediyor. Başka bir dünyanın mümkün olduğuna her zaman inandım ve bu inancım doğrultusunda çalıştım. Çektiğim belgeselleri de benzer konulardan seçtim. Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan insan hakları ihlalleri, Suriye Savaşı'nın ilk yıllarında yaşanan ayaklanmalar ve bu
ayaklanmaya karşı yapılan bombardımanlar, katliamlar ve bununla birlikte özellikle İslam coğrafyalarında yaşananlar "Human Movie Team"'in kurulmasında etkili oldu. "İzle, Düşün, Harekete Geç" mottosunu benimsedik. Yapılan videoların sadece izlenmesini değil, birilerini harekete geçirmesini de önemsiyoruz. Kamuoyundaki yanlış mülteci algısını değiştirmek için mülteci hikayeleri çekerek yola çıktık. Fakat dünyada yaşananlara şahit olunca tek sorunun mülteci sorunu olmadığına karar verdik ve konumuzu genişlettik. Mülteci meselesinin hala günümüzün en büyük sorunlarından, konularından biri olduğunu düşüyoruz. Bu, bizim vazgeçilmez ve sürekli üzerine çalıştığımız konu. "Human Movie Team" gönüllülük esasına göre kurulduğu için yine bu şekilde devam ediyor. Samimiyetle yapıldığı için pek çok insana hitap etmeyi başardı diyebiliriz.

Instagram bu gibi bir kullanıma müsaade ediyor mu?

Instagram tam olarak bir başka hayat sunuyor insanlara. Sunduğu kolaylıklarla sizden yeni bir insan oluşmasını sağlıyor. Instagram'da her şey
mümkün ve her derde çare var. Yüzün solduğunda bir filtre yardımıyla renk verebilirsin ya da başka bir filtreyle daha genç görünebilirsin. Mutsuzsan
bile bir fotoğrafla mutlu olduğunu ilan edebilirsin. İnsanlar dizi seçimlerinde bile ya kendini anlatan ya da olmak istedikleri hayatları gösteren dizileri izler, bir saat bile olsa o hayatın içinde hayal eder kendini. Sosyal medya da böyle bir hayat sunuyor insana. Biz böyle bir ortamda birilerinin dertlerini
anlatmaya çalışıyoruz, kafaları tutup çevirmeye çalışıyoruz bazı şeylere. Deprem zamanı iki hafta deprem haberi vermemize izin verdi Instagram. Sonra "burası eğlence yeri" dedi ve deprem haberlerini kısıtlamaya başladı. Biz de deprem haberlerini az görmeye başlayınca "Oh çok şükür bunu da atlattık, hayatımıza devam edebiliriz" dedik. Gerçekle gerçek olmayanın çok iç içe geçtiği karmaşık bir dünya sosyal medya.

BİZE ULAŞIN