Dünya dışı yaşamla karşılaşırsak ne değişir?

Dünya dışı yaşamla karşılaşırsak ne değişir?
Giriş Tarihi: 23.6.2021 14:45 Son Güncelleme: 30.7.2021 18:07
Dünya dışı akıllı yaşamın varlığını kesin olarak doğrulayan bir bilgiye sahip değiliz. Ancak araştırmalar sonucunda yapılan bazı gözlemleri doğal olaylarla açıklamak zor ve bunların arkasında akıllı canlıların var olabileceği düşünülüyor.

Antik dönemlerden beri gökyüzüne bakan insanlar farklı yaşam formlarının da var olabileceğini hayal ettiler. İnsanlığın sahip olduğu geniş hayal gücü başka dünyaların varlığı ve başka dünyalarda farklı akıllı canlıların yaşadığı fikirlerini üretti. Antik dönemden bu yana meraklılığımızdan bir şey kaybetmedik ve hâlâ aynı soruları sormaya devam ediyoruz. Bu hayal gücünün ürünü olarak uzaylıların dünyayı keşfe çıktığı, hatta aramızdan birilerini kaçırdığı gibi iddialar dahi üretildi. Ancak artık hayal gücümüzün ürettiği fikirleri bilimsel olarak test edebilme imkanımız var. Günümüzde, daha önce dünya üzerindeki hiç kimsenin sahip olmadığı teknolojik imkanlara sahibiz ve artık dünya dışı yaşam arayışını bilimsel temeller üzerine oturtmuş durumdayız. Bilimsel gelişmeler uzayda yaşam olup olmadığına dair sorularımızı cevaplayabilmemize olanak sağlıyor.

Hem biyolojik araştırmalar hem de astronomide yaşanan keşifler Dünya dışında yaşamın var olma ihtimalini oldukça makul kılıyor. Farklı yıldız sistemleri üzerinde yapılan gözlemler ortalama olarak her yıldızın en az bir gezegeni olduğunu gösterdi ve şu ana kadar 4 binin üzerinde güneş sisteminin dışında bulunan gezegen keşfedildi. Gezegenlerin sayısının fazla olması bazılarında yaşamın var olma olasılığını da artırıyor. Astronomi evrenin ne kadar büyük olduğunu gösterirken biyoloji bilimi ise yaşamın ne kadar dirençli olduğunu gösterdi. Yaşam yüksek sıcaklık, basınç, radyasyon gibi zorlu koşullarda varlığını sürdürebilir. Bu gözlem ise koşulları dünyamıza benzemese bile farklı gezegenlerde yaşam olabileceği fikrini uyandırıyor. Bilimsel gelişmelerin ışığında, birçok bilim insanı dünya dışı yaşamın var olabileceğini düşünüyor ve bunu araştırmak üzere çalışmalar yapılıyor.

Venüs'te tek hücreli yaşam!

Peki, dünya dışı yaşamı nasıl arıyoruz? Dünya dışı yaşamı bulabilmek için çoğunlukla gezegenlerde bulunan kimyasalları tespit etmeye çalışıyoruz. Eğer canlıların ürettiği kimyasalların aynılarını başka bir gezegende de tespit edebilirsek o gezegende yaşamın var olduğu sonucuna varabiliriz. Örneğin, geçtiğimiz yıl Venüs'te tek hücreli yaşamın var olabileceğine dair bir haber çıkmıştı. Söz konusu araştırma, canlıların ürettiği bir kimyasal olan fosfin gazının Venüs'te tespit edilmesiyle orada canlıların olduğuna işaret ediyordu. Her ne kadar Venüs'te canlı olup olmadığını hala net olarak bilmesek de farklı gezegenlere yönelik benzer araştırmalar devam ediyor.

Yaşamın üreteceği kimyasalların tespitiyle uzak gezegenlerde bile yaşam arayabiliriz. Ancak bu yaşamın yapısına dair fikir sahibi olabilmek için yaşama işaret eden kimyasallardan fazlasına ihtiyacımız olacak. Eğer akıllı yaşam arıyorsak, sadece yaşamın varlığına işaret eden kimyasalları aramak yeterli olmayacak. Akıllı yaşama yönelik araştırmalar yapabilmek için bilim insanları akıllı yaşam formlarının neler yapabileceğine kafa yoruyor. Örneğin, akıllı bir yaşam formu olan insanlar teknolojik ürünler üretiyor. Bu durumda dünya dışı akıllı canlıların en azından bazılarının da teknolojiye sahip olacağını varsayabiliriz.

Her ne kadar dünya dışı yaşam araştırmalarına fazla bütçe ayrılmıyor olsa da dünya dışında üretilmiş teknolojinin izlerini araştıran bilim insanları mevcut. Şu ana kadar dünya dışı akıllı yaşamın varlığını kesin olarak doğrulayan bir bilgiye sahip değiliz. Ancak araştırmalar sonucunda yapılan bazı gözlemleri doğal olaylarla açıklamak zor ve bunların arkasında akıllı canlıların var olabileceği düşünülüyor. Şimdi bunlara üç örnek verelim: Wow! sinyali, Tabby'nin Yıldızı ve Oumuamua.

Bunların arkasında teknoloji mi var?

Bazı bilim insanları dünya dışı akıllı yaşam formları varsa bize bir mesaj yollayacaklarını düşünüyorlar. Bu mesajın radyo dalgaları olarak gönderilmesinin makul bir seçim olacağı dile getiriliyor. Bu nedenle günümüzde bize gönderilmiş olabilecek mesajları algılayabilmek için radyo teleskopları inşa edip uzayı dinliyoruz. Şu ana kadar net bir şekilde sinyal alabilmiş değiliz. Ancak 1977 yılında, ABD'de bulunan bir teleskop normalden 30 kat daha güçlü bir sinyal yakalamıştı. Üstelik bu sinyal, akıllı canlıların mesaj göndermesi beklenen frekanstaydı. Teleskobun verilerini inceleyen bir bilim insanı verilerin çıktısına "Wow!" yazmıştı. Bu nedenle bu sinyal Wow! sinyali olarak bilinmektedir. Sinyalin bu kadar güçlü olması diğer akıllı canlılardan bize bir mesaj olabileceği fikrini uyandırmıştı. Ancak sonrasında sinyalin geldiği yöne doğru yapılan gözlemler hiçbir akıllı yaşam izine rastlamadı. Wow! sinyalini açıklamanın zorlukları nedeniyle hala bu sinyalin bize bir mesaj olması da masada duran bir olasılık. Ancak eğer dünya dışı canlılar bize bir sinyal gönderdilerse tekrar göndermelerini beklerdik. Bu nedenle bu sinyalin ardında dünya dışı akıllı canlıların olduğunu varsaymak en makul seçeneğimiz değil.

Dünya dışı yaşam arayışlarında öne çıkan diğer bir örnek ise "Tabby'nin Yıldızı" olarak bilinen bir yıldızın gözlemi. Bu yıldızın parlaklığında beklenmeyen bir düşüş söz konusu... Peki, bir yıldızın parlaklığının değişmesine ne neden olabilir? Bazı açıklamalara göre Tabby'nin Yıldızı'nın bu davranışının arkasında teknolojik olarak çok gelişmiş bir medeniyet olabilir. Bir toplum geliştikçe enerji ihtiyacı artacak ve sonunda kendi gezegeninden elde edebileceği enerji yetersiz gelecek. Bu durumda yıldızının etrafında bir yapı inşa ederek yıldızın enerjisini almaya çalışabilirler. Bu da yıldızın parlaklığında Tabby'nin Yıldızı'nda gördüğümüz gibi bir değişime neden olacaktır. Bugün uçuk bir hayal de olsa bizden çok daha fazla gelişmiş bir toplumun enerji ihtiyacını karşılayabilmek amacıyla yıldızlarının çevresine bir yapı inşa edemeyeceğini düşünmek için bir nedenimiz yok. Her ne kadar Tabby'nin Yıldızı'nın söz konusu davranışına farklı açıklamalar getirilebilir olsa da, hala arkasında bir medeniyet olması olasılığı tamamen elenmiş değil.

Oumuamua cismi

Bu örneklerde uzaklara bakarak dünya dışı akıllı yaşamın varlığına dair ipuçları elde etmeye çalışıyorduysak da, bizi ziyarete gelen bir cisim de akıllı yaşamın ürünü olabilir. 2017'de güneş sistemimize dışarıdan bir cisim geldiği ve bu cismin bazı tuhaf özellikleri olduğu keşfedilmişti. Güneş sistemine dışarıdan geldiği tespit edilen ilk cisim olan bu ziyaretçi Oumuamua olarak adlandırıldı. İnce ve uzun bir yapıda olduğu keşfedilen cismin bir asteroid ya da kuyruklu yıldız olamayacağı ileri sürüldü. Ayrıca bu cismin beklenmeyen bir şekilde parlak olduğu kaydedilmişti. Cismin izlediği yörüngenin hesaplamalara göre beklenenden farklı olduğu görülmüştü. Harvard Üniversitesi'nde profesör olan Avi Loeb, bu cismin tuhaf davranışlarının onun akıllı bir medeniyet tarafından tasarlanmış olmasıyla açıklanabileceğini düşünüyor. Oumuamua güneş sistemini terk ettiği için şu anda onun bir fotoğrafını çekebilmemiz mümkün görünmüyor. Bu nedenle gerçekten teknoloji ürünü mü yoksa sadece daha önce benzerini hiç görmediğimiz bir gök cismi mi olduğuna kesin olarak cevap vermemiz şimdilik mümkün değil.

Bu örneklerin hiçbiri bize tartışmasız olarak akıllı canlıların varlığını göstermediyse de, bu akıllı canlıların olmadığı anlamına gelmez. Henüz gelişmiş bir teknolojiyle aramaya başlayalı yarım asır bile olmadı. Yaşam arayışına katkıda bulunan bazı bilim insanları önümüzdeki yıllarda dünya dışı akıllı canlılardan mesaj almamız beklentisi içinde. Şimdi düşünelim, bir mesaj alırsak ne olacak? Ya bahsettiğimiz bu örneklerin dünya dışı akıllı canlılara işaret ettiğine dair şüphelerimizin hepsi giderilseydi? Şimdi bu örneklerin hepsinin akıllı canlıların ürünü olduğunu varsayalım: Bize Wow! sinyali gönderildi, akıllı canlılar kendi yıldızlarının enerjisini kullanmak için bir yapı inşa etti ve güneş sistemimiz bir uzaylı teknolojisi tarafından ziyaret edildi. Bu ne anlam ifade eder? Hayatımızda neleri değiştirir? Eğer dünya dışı yaşamı keşfedersek üç konuya bakış açımız etkilenecek: Etik, bilincin oluşumu ve dinler. Her ne kadar liste uzatılabilse de burada üçünden kısaca bahsedeceğiz.

Dünya dışı akıllı canlıların varlığı kuşkusuz evrene bakış açımızı büyük ölçüde etkileyecek. Eğer Dünya dışı akıllı canlı bulursak bu kendimizi konumlandırdığımız yeri sorgulamamıza neden olacak. Şu an dünya üzerinde bizim gibi teknoloji üretebilen başka bir yaşam formu bulunmadığı için kendimizi üstün görüyoruz. Ancak eğer dünya dışı yaşam bulursak bu bulgu bize ne kadar sıradan olduğumuzu ve kendimizi özel olarak konumlandırmak için herhangi bir nedenimizin olmadığını gösterecek.

Sıradanlığımızı anladığımızda gözden geçirmemiz gereken bir konu da etik algımız olacaktır. Akıllı canlı bulundurmasa bile ilkel canlılar bulundurduğundan şüphelenilen herhangi bir gezegene keşif için iniş yapmamız doğru olmayabilir. Eğer basit canlılar akıllı canlılara dönüşebilme potansiyeli taşıyorsa dünyadan gidebilecek tek hücreli canlılarla evrimsel süreci etkileyebiliriz. Böyle bir duruma neden olma endişemiz, etik kaygıları arttıracaktır. Aynı şekilde, herhangi bir gezegenin kaynaklarını kullanmamız da değerlendirilmesi gereken bir konu olacak. Eğer yaşam yaygınsa hem şimdiki hem de gelecekteki akıllı canlıların haklarına saygı duymamız gerekecek ve bu durum astronomideki araştırma yöntemlerinin etik açıdan yeniden değerlendirilmesini gerektirecek.

Müslüman düşünürler dünya dışı canlılara işaret etmiştir

Dünya dışı akıllı canlıların keşfinin diğer bir etkisi ise bize biyoloji konusunda öğrettiklerinden kaynaklanacak. Bildiğimiz bilinçli tüm canlılar ortak bir atadan geldikleri için bilincin nasıl oluştuğuyla ilgili bilgimiz eksiklerle dolu. Bu nedenle nelerin bilince sahip olabileceğiyle ilgili tartışmalar sürüyor. Örneğin, makinelerin zeki davranışlar sergilediklerini görüyoruz. İnsanların yapmakta zorlanacağı matematik hesapları yapabiliyorlar. Ancak onların bu işlemlerin farkında olmadıklarını çünkü bilinçlerinin olmadığını varsayıyoruz. Eğer Dünya dışında akıllı canlılar bulursak, bilincin bizimle ortak ataya sahip olmayan varlıklarda da oluşabileceği anlamı çıkar. Bu durumda bilincin oluşumunun bizim biyolojimizle ilgili olmadığı sonucuna varırız. Bu açıdan bakıldığında, eğer dünya dışı yaşam varsa makinelerin bilinçli olamayacağı görüşünün savunulması da zorlaşır. Bu nedenle bilgisayar bilimleri de dünya dışı akıllı canlıların keşfinden etkilenebilir.

Son olarak, eğer dünya dışı akıllı canlılarla iletişim kurarsak bu durum dinleri etkileyecektir. Hristiyanlık ve Yahudilikteki Tanrı'nın insanı kendi suretinde yaratmış olduğu inancı insanı özel bir yerde konumlandırır. Özellikle Hristiyanlıkta Hz. İsa'ya tanrısallık atfedilmesi insandan daha akıllı canlıların varlığı ile uzlaşmayı zorlaştırır. Eğer Tanrı bir insan ise insandan daha akıllı canlıların var olmaması gerekir. Bu durumda insan gibi akıllı başka canlıların var olduğunun gözlemlenmesi insanın itibarına zarar verir ve Hristiyanlık için sorun oluşturur. Ancak İslam dininin akıllı canlıların keşfinden zarar göreceğini beklemek makul olmaz. İslam'ın ilk yıllarından beri İbni Abbas ve Muhammed el-Bakır gibi birçok Müslüman düşünür dünya dışı akıllı canlılara işaret etmiştir. Hatta Yusuf Ali ve Mevdudi gibi bazı Müslüman düşünürler Kuran ayetlerinin dünya dışı yaşama işaret ettiğini iddia etmiştir. Hristiyanlığın aksine Kuran insanın Tanrı'nın suretinde yaratıldığını söylememiş, hatta farklı canlıların olabileceğine dair imalar yapmıştır (42:29; 16:49). Bu nedenle akıllı canlıların keşfi sonrası dinlerin sorgulanmasının İslam'a zarar vereceğini söylemek makul bir yaklaşım olmaz.

BİZE ULAŞIN