Paranoyaklar neden daha uzun yaşarlar?

Paranoyaklar neden daha uzun yaşarlar?
Giriş Tarihi: 22.2.2021 14:59 Son Güncelleme: 22.2.2021 14:59
Paranoya dâhil, bütün nörotik sorunların sahipleri, çok “düşünen” insanlar. Biraz evhamlı olmak fena değil. Biraz kuruntulu olmak... Ama “hüsnü kuruntu” boyutunu aşmadan...

Dilimizde pelesenktir: paranoyaklar daha uzun yaşarlar! Birisi gereksiz bir güvenlik önlemi almaya çalışır; kınarsınız, boşa masraf edildiğini söylersiniz. Ama alacağınız cevap hazırdır: "Ama ağğğbi, paranoyaklar daha uzun yaşarlar!"

Kışın, karda-buzda arabayla yola çıkarken, babalar araca ekstra battaniyeler, kazmalar kürekler tıkıştırırlar; "Ayol bize yer kalmadı, iki adımlık yol için bunlara ne gerek var?" diyen hanımın alacağı cevap bellidir: "Tedbirden zarar gelmez karıcığım; hem paranoyaklar daha uzun yaşarlar."

Çocuklarının internette olur olmaz şarkıcıyı tıklayıp dinlemelerinden yakınırken "Acaba control freak mi oldum?" derse, arkadaşının cevabı bellidir: "Biraz kontrol delisi olmak iyidir; hem biliyorsun paranoyaklar daha uzun yaşarlar." Bu gözlemden hareketle diyebiliriz ki her tedbirin bir paranoyak boyutu vardır. Ya da tedbiri, korku boyutuna yükseltenler vardır.

Fakat bu haksız değil, biliyor musunuz? İki üç yıl önce, paranoyakların (ya da daha doğru tıbbi terimi ile nörotik kişilik sapması sorununa duçar olanların, böyle bir sorunu olmayanlara oranla, daha az öldükleri (yani daha uzun yaşadıkları) ortaya çıktı.

Nörotik skalada bir derece yükseldiğinizde, hastalanma ihtimalinizde yüzde 6'lık azalma oluyor; yani bir hastalıktan ölüm ihtimali düşüyor. Gerçi araştırma 320 bin kişinin sağlık kayıtları üzerinde yapılmış ama veriler sadece İngiltere'den seçilmiş.

Belki İngiliz nörotikler sağlıklarına daha hassas oluyorlar. Yine de genelleme yaparken dikkat etmek, sağa sola iyice bakmak, önü arkayı kollamak, sağa sola kulak vermek lazım. Tedbirli olmakta yarar var; malum, paranoyaklar daha uzun yaşarlar!

"Battık, batıyoruz. Öldük. Mahvolduk…"

Bir kere, daha önceki araştırmalar herhangi bir psikolojik sıkıntı, üzüntü, endişe, acı hâlinde insanın ömrünün kısaldığını gösteriyordu. Paranoya, psikolojik sıkıntı listesinde en tepede gelen bir hâl değil ama yine de nörolojik sorun listesine giren belli başlı rahatsızlıklardan biri.

Düşünün; sürekli ölmek, öldürülmek, birinin sizin için bir tertip peşinde olduğu kaygısıyla yaşamak! Eğer insanı böyle bir kaygı yıpratmazsa, ne yıpratır? Gül gibi bir ülkede yaşıyorsunuz; ekonomik ve politik sorunların başarıyla halleden bir hükümetiniz var. Sorunlar olmuyor değil; ama sorunları halletme beceresi yüksek bir siyasal heyet iş başında. Ama siz muhalefet partisi mensubu olarak, halkı bunun tersine inandırmak zorundasınız: "Battık, batıyoruz. Öldük. Mahvolduk…"

Ama böyle bir söylem geliştirebilmek için insanın önce kendisinin bu sözlere inanması gerekmez mi? Böyle bir şeye inanabilmek için, hele ortam gerçekten tozpembe ise kendisini her yerin kara, kapkara olduğuna inandırmak için, algısını, gördüğü şeylere verdiği anlamı nasıl eğip bükmesi gerekmez mi?

Yani bir bakıma insanın beş duyusundan gelen her türlü bilgiyi, hissi, hissiyatı tersine çevirmesi gerekir. Dış dünya ile onun kendi beynindeki yansımasını altüst etmesi, yani kendisini bile-isteye nörotik bir hâle sokması standart, düz, sıradan paranoyadan daha beter insanı yıpratıyor olmalı. Bu bir örnekti.

Sebebi olmadığı için de çaresi yok

Daha başka örnekler de verebiliriz. Maça gidiyorsunuz ve sezonun başından beri maç vermemiş olan takımınızın yenileceğine inanarak diken üstünde oturuyorsunuz. Arkanıza bile yaslanmıyorsunuz.

Neden? Çünkü takımınız her an gol yiyebilir. İçiniz içinizi yiyor. "Bu takım kesin yenilir bugün!" Adamlar iki aydır yenilmek şöyle dursun, berabere kalmamışlar. Ama gel de bunu kendine anlat! Paranoya böyle bir şey… Sebebi yok. Sebebi olmadığı için de çaresi yok.

Ama ya haklıysanız? Ya gerçekten yol kardan kapanırsa? Ya gerçekten otomobilinizi kardanbuzdan kazma-kürek kurtarmak zorunda kalırsanız? Fena mı oldu yani tedbirli olmak? Biraz sıkıştıksa da bakın, nasıl işe yaradı. Ya gerekmez ise? Eh canım ya gerekse idi ve bizim de yanımızda bir kar küreği bile bulunmasaydı? Ne yapacaktık?

Kaç kişinin hayatı, rahatı, huzuru bu "Ya…" şart kipleri arasında ezilmiş gitmiştir. "Batan tedbirler tamamen boşuna" demiyor kimse. Ama… "Ama"sı yok. Sonuçta kullanmayacak olsan da başvurmasan da tedbirini al. Neden peki? Nedeni filan da yok. Tedbirini al; çünkü tedbirden kimseye zarar gelmez.

Gelmez mi?

Bakın yeni bir araştırma ne diyor: Nörotik insanlar, nörotik olmayan insanlara göre daha yüksek ölüm oranına sahip. Araştırma ekibinde nörotik insan sayısı yüksek olsa gerek ki, ekip elde edilen sonuçları tekrar test etmiş ve seçilen yarım milyon kişiye "Kendinizi çok gergin sayar mısınız?" diye sormuş ve sonuçları buna göre ikiye bölmüş.

Relaaaax" tiplerin daha az kanser olduğu anlaşılmış. Belki daha kısa yaşamıyorlar ama hayatı kendilerine de etraflarındakilere de zehir ettikleri, sonuçta rahat etmelerine yaramıyor.

Çok "düşünen" insanlar

Yalnız şu var: Nörotik tipler daha "yaratıcı" oluyorlar. (Bu sanatta "yaratıcı" kelimesiyle ilgili bir anımı anlatırım bir gün, inşallah!) Nörotik sanatçılar bir birlik kursalar ve kapısına bir heykel diktirecek olsalar, her hâlde Woody Allen'ın heykelini diktirirler; çünkü adamın fotoğrafı ansiklopedilerde "Nörotik Kişilik" maddesine görsel malzeme olarak kullanılıyor.

İlişkisi ne diyeceksiniz? Çünkü paranoya dâhil, bütün nörotik sorunların sahipleri, çok "düşünen" insanlar. Şu yukarıdaki örnekteki hanım, kendilerine kazma kürek sebebiyle otomobilde yer bırakmayan kocasına ne karşılık verir: "Ay ne derin düşünüyorsun, hayatım. Hava günlük güneşlik... Kar buz ihtimali var mı?"

Ya da maçta çevresine huzur vermeyen arkadaşa, yanındakiler ne derler: "Ya, aman be... Düşündüğün şeye bak!"

İşte burada zikredilen "düşünme" arazı, bazı nörotiklerde ortaya bir şey çıkartmaya yarıyor: Newton mesela, çevresinde bir numaralı nörotik sayılırmış… Meşhur Darwin, o kadar çok düşünceli o kadar çok hastalık hastası imiş ki, evrim kuramını kanıtlamak için gittiği adalarda korkudan otelden dışarı çıkamazmış! Van Gogh bir diğer örnek… Düşüne düşüne kendi kulağını kesmiş dibinden.

Özetle, biraz evhamlı olmak fena değil. Biraz kuruntulu olmak... Ama "hüsnü kuruntu" boyutunu aşmadan...

Atalarımız çok düşünmenin de zararlarını biliyorlarmış: "Ayağını sıcak tut, başını serin. Kendine bir iş düşünme derin!"

BİZE ULAŞIN