Halep bizim neyimiz olur?

İyâz b. Ganm önderliğinde Antakya Kapısı’ndan şehre giren Müslümanların yaptıkları ilk iş kalkanlarını yere koyup namaz kılmak olmuştu. Daha sonra buraya Mescidü’l-etras adıyla bilinen bir cami inşa edildi.

Beytullah Çakır SAYI:31 / Ocak 2017
Halep bizim neyimiz olur?

Halep… Suriye'nin Şam'dan sonra en büyük şehri… Yeryüzünün ilk yerleşim alanlarından birisi. Anadolu'dan Mezopotamya'ya ve Akdeniz'den İran'a giden yolların kavşak noktası. Yüzyıllar boyunca dünya ticaret ağının önemli merkezlerinden biri olmuş. Kökleri M.Ö 19'uncu yüzyıla kadar dayanıyor. Şehirde Hitit, Asur, Babil, Pers, Roma ve Bizans gibi kadim imparatorlukların dahi izlerini bulmak mümkün. Bizim için esas önemi ise İslam-Türk estetiğinin sembol şehirlerinden biri olmasında yatıyor. İnsanı, coğrafyası, kültürü, mimarisi kısacası bütün dinamikleriyle güzel Anadolu'nun 'bıçakla koparılmış' bir parçası gibi. Öyle ki, Yavuz Sultan Selim'in 1517 Mısır Seferi sırasında topraklarımıza kattığı Halep, tam 400 yıl Osmanlılar tarafından yönetildi ve Osmanlı idare sistemi içerisinde 19'uncu yüzyılın ortalarına kadar eyalet merkezi, sonrasında ise vilayet olup Maraş'ın, Adana'nın, Kozan'ın, Urfa'nın kendisine bağlandığı ve Kilis'e 66 kilometrelik uzaklıkta 'bir küçük Türkiye' oldu gönüllerimizde. Öncesinde Memluk, Eyyubî, Selçuklu, Zengî, Abbasî, Emevî hanedanlarının ve ilk İslam ordularının dokunuşlarıyla vücut bulan, bizim olan, bizden olan…

Şimdilerde ise dünyanın gözü önünde yok ediliyor bu güzeller güzeli şehir. Suriye İç Savaşı'nın başladığı 2011'den beri Rusya destekli Esed güçlerinin, İran destekli milis kuvvetlerin bombalamaları sonucu insanıyla, tarihiyle, mimarisiyle, çarşısıyla, pazarıyla, hastanesiyle yok ediliyor… Nüfusu savaştan evvel 1,7 milyon olan şehirde, ölenler ve göçenlerden sonra kalan 400 bin kişi bugün yaşam mücadelesi veriyor. En temel insani ihtiyaçları dahi karşılayacak imkânlar yok mesabesinde… Şehrin altyapısı neredeyse çökmüş durumda. Su yok, yemek yok, giyecek yok… Şehirde son hastane de yerle bir edildi atılan bombalarla. İlaç yok, doktor yok fakat her geçen gün şiddetini arttıran bir kıyım var. Kadınlarına, kızlarına tecavüz ediliyor. Erkekleri kurşuna diziliyor rejim barbarlarınca. Öyle ki insani koridorun açılıp şehirde mahsur kalanların kurtarılması konusunda dahi dünyanın 'büyük abileri' olanca gevşeklikleriyle işi ağırdan aldılar. Hülasa Halep kan ağlıyor… Halep ölüyor… Biz ölüyoruz…

Neden bu denli yüreğimizde hissediyoruz acısını Halep'in? Sahi neyimiz oluyor Halep bizim? Gelin Halep'in tarihine gidelim ve bizim için ne anlam ifade ettiğini kıyısından köşesinden de olsa eşelemeye gayret edelim.

Halep'in islam ordularınca fethi

Şehir ilk olarak Hz. Ömer zamanında Suriye valiliği ve başkumandanlığına tayin edilen Ebû Ubeyde b. Cerrah'ın zamanında İslam orduları tarafından fethedildi. 637'de Cerrah'ın ordu kumandalarından İyâz b. Ganm önderliğinde Antakya Kapısı'ndan şehre giren Müslümanların yaptıkları ilk iş kalkanlarını yere koyup namaz kılmak olmuştu. Daha sonra buraya Mescidü'l-etras (kalkanlar mescidi) adıyla bilinen bir cami inşa edildi. Bu Halep'te inşa edilen ilk camidir. Bugün ise Câmiu't Tute adıyla bilinmektedir. 2011 yılından beri süren iç savaş nedeniyle büyük tahribata uğramıştır.

Emevîler dönemi​

Emevîler döneminde devletin merkezini oluşturan Şam karşısında Halep, siyasi ve idari bir merkez konumuna gelemedi. Fakat bu dönemde inşa edilen ve Halep Ulu Camii (Büyük Emevî Camii olarak da bilinir) olarak bilinen yapı, 715- 716 tarihlerinde Emevî Halifesi Süleyman b. Abdülmelik tarafından Cuma mescidi olarak inşa ettirildi. Bitişiğindeki Hz. Zekeriya'ya ait olduğu iddia edilen türbeden dolayı Zekeriyya Mescidi adıyla da anılır. 1090 yılında Selçuklu Sultanı Melikşah zamanında yaptırılan uzun ve yatık dikdörtgen prizma şeklindeki minaresiyle meşhurdur. Halep'te hüküm süren Zengîlerin, Memluklerin, Eyyubîlerin, Osmanlıların belirli dokunuşlarıyla günümüze kadar varlığını sürdüren cami şehrin sembollerinden biri olmuş, Suriye İç Savaşı sırasında isabet eden bombalar sonucu büyük zarar görmüştür.

Hamdanîler dönemi

Bağdat merkezli Abbasî halifelerinin idare güçlerinin zayıflamasından sonra eyaletlere atadığı emirler zamanla özerk hareket etmeye başlamıştı. Bu emirlikler arasında Halep tarihi açısından en önemli olanı ise Hamdanilerdir. 944 yılında Hamdani Emiri Seyfüddevle Halep'i alarak burayı kendi özerk devletinin başkenti yaptı ve bu tarihten itibaren şehir, bölgenin tarihinde önemli bir rol oynamaya başladı. Bizans'ın saldırılarına karşı şehir uzun yıllar başarıyla savunuldu. Fakat Mısır merkezli Şii Fatımî Devleti'nin Halep üzerinde kurduğu baskılar, Hamdanileri zamanla zor durumda bıraktı hatta bazı hutbeler Fatımî Halifesi adına okunmaya başlandı. Bu durum Hamdani Devleti'nin varisleri arasında ihtilaflara sebep olmuş ve şehrin yönetimi kısa bir dönem de olsa topyekûn Şii Fatımîlerin eline geçmiştir.

Selçuklular dönemi

Halep'in Selçuklu İmparatorluğu ile olan ilişkisi esasen Sultan Alparslan'ın Mısır'daki Şii Fatımî devleti üzerine yaptığı sefere dayanır. Sefer güzergâhında olan Halep, Sultan Alparslan tarafından kuşatılmış ve şehrin anahtarları kendisine teslim edilmiştir. Fakat şehir üzerinde hâkimiyetin tam olarak sağlanamamasından ötürü 1086 yılında Melikşah bazı devlet adamları ve kumandanlarıyla gelerek şehri yeniden teslim almıştır.

Sultan Melikşah'ın ölümünden sonra Selçuklu İmparatorluğu içerisindeki taht kavgalarını fırsat bilen Suriye Selçuklu Meliki Tutuş şehri hâkimiyeti altına aldı. Tutuş'tan sonra yerine geçen oğlu Rıdvan Bâtınilerle sıkı işbirliği yaptı ve onlara türlü imtiyazlar verdi. Selçuklu İmparatoru Muhammed Tapar'ın tehdidi üzerine bunların bazılarını öldürtmek ve şehir dışına sürmek zorunda kaldı.

Bu dönemlerde meydana gelen Haçlı Seferleri'nin yıkıcı etkisi Halep'i de sarmaya başlamıştı. 1123 yılında Kudüs Kralı II. Baudoin'in Halep'i tehdit etmesi üzerine Artuklu Belek b. Behram idareyi ele alıp şehri Haçlılara karşı savundu. Yerine geçen oğlu Timurtaş, Haçlılarla mücadelede bayrağı devraldı fakat gerekli etkinliği gösteremedi. Daha sonra kumandayı ele alan Kadı Ebü'l Hasan Muhammed b. Haşşab şehri Aksungur'un da kendisine yardım etmesiyle kahramanca savundu. Irak Selçuklu Sultanı Mahmut, Haçlılarla olan mücadelede kahramanlıklarıyla tanınan Musul atabeyi İmameddin Zengî'ye Halep'in yönetimini de verdi ve Halep'in tarihinde çok etkili olan Zengîler dönemi böylece başlamış oldu.

Zengîler dönemi

İmameddin Zengî'nin 1146 yılında hayatını kaybetmesinden sonra yönetim oğlu Nureddin Mahmut Zengî'ye geçti. Mahmud Zengî de tıpkı babası gibi Haçlılarla olan mücadelede büyük başarılar gösterdi. Öyle ki, meşhur Haçlı kontu Joscelin'i dahi esir alarak kaleye hapsetti. Halep'in tarihindeki en parlak ve müreffeh dönemlerinden biri yaşanmaya başladı. Adil ve hayırsever bir yönetici olan Nureddin Mahmut Halep'te hasar gören surları, meşhur Halep kalesini, camileri, pazar yerlerini ve yolları tamir ettirip hastaneler ve zaviyeler yaptırdı. Mahmud Zengî'nin Halep'te yaptırdığı en önemli eser ise Bimâristânü'n- Nûri'dir. Suriye İç Savaşı sırasında kısmi bir tahribata maruz kalan bimarhanede geçmişte teorik ve pratik tıp eğitiminin yapıldığı bilinmektedir.

Fatimiler ve Şii Büveyhoğulları'nın politikaları ve bunların Abbasî Halifesi üzerinden Sünni dünya üzerinde kurduğu dini ve kültürel baskılar bölgede gerilimin oluşmasına sebep oluyordu. Şiilerin bu siyasetini engellemek amacıyla Büyük Selçuklu Veziri Nizamülmülk önderliğinde Nizamiye medreseleri kuruldu. İlki 1064 yılında Bağdat'ta kurulan bu medreselerin esas amacı Sünni dünya arasında ortak düşünce ve emellerin güçlendirilmesi ve yaygınlaşan Şii propagandaların önünü ilmi olarak da kesebilmekti.

İlme ve âlimlere büyük önem veren Mahmut Zengî de Selçuklularda başlayan bu geleneği devam ettirmiş ve Halep'te medreseleri dini ve pozitif ilimlerin birlikte öğretildiği bir ilim yuvasına dönüştürmüştür. Irak ve El-Cezire'den âlimler getirterek Halep medreselerinde ders vermelerini sağlamıştır. Öyle ki, Nurettin Mahmut'un öldüğü 1174 yılında Halep'te üçü Hanefi dördü Şafii olmak üzere toplam yedi medrese vardı. Halep Eyyubîler, Memlukler ve Osmanlılar devrinde de Sünni düşüncenin merkezlerinden oldu.

Eyyubîler dönemi

Zengîlerden sonra Halep'in hâkimiyeti Mısır'da Fatımî egemenliğine son verip Eyyubî devletini kuran Selahaddin- i Eyyubî'ye geçti. Selahaddin-i Eyyubî şehrin yönetimini oğlu Melik Gazi'ye bıraktı. 1186-1212 tarihleri arasında geçen Melik Gazi döneminde Halep, tarihinin en parlak dönemlerinden birini yaşadı. Kentte ticari hayat canlandı, birçok mimari eser yapıldı. Şehir yeniden ilim ve kültür merkezi haline geldi.

Melik Gazi döneminde büyük önem verilen Halep Kalesi'ne birtakım düzenlemeler yapıldı. Yine bu dönemde Halep'te önemli davaların görüşüldüğü bir Dâr'ül-Adl inşa edildi. İlme ve ilim adamlarına çok önem veren Melik Gazi kentte Zahiriyye Medresesi'ni kurdurtmuş ve Halep'e gelen İşrâki filozofu Şehâbeddin Sühreverdî'yi de himaye etmiştir.

Şehirde tarih içerisinde inşa edilen birçok medrese bulunmaktadır. Bunların en önemlisi 1235 yılında Eyyubî hükümdarı el-Melikü'n- Nâsır Yusuf'un karısı Safiye Hatun'un yaptırdığı Medresetü'l Firdevs'tir. Ne yazık ki Suriye İç Savaşı esnasında isabet eden bombalarla yok olma derecesine gelmiştir.

Memluklar dönemi

Moğolların İslam dünyasında yaptığı dehşet dolu kıyımlardan ve yıkımlardan Halep de nasibini aldı. Hülagu önderliğinde şehre giren Moğollar Halep'i yakıp yıktılar. 1260 yılında Baybars komutasındaki Memluk ordusu karşısında bozguna uğrayınca şehri Memluklere terk etmek zorunda kaldılar ve böylece Halep'te Memlukler hâkimiyeti başlamış oldu.

Dini hassasiyetleri fazlasıyla yüksek olan Memlukler Haçlılara ve Moğollara karşı vermiş oldukları mücadelenin yanında yapmış oldukları camiiler, medreseler, kütüphaneler ve sosyal kurumlarla Halep'in tarihinde etkili bir yer edindiler. Moğolların kentte yarattığı tahribatı onarmada ve kentin yeniden eski canlılığına kavuşmasında önemli işler yaptılar.

Memlukler döneminde inşa edilen Mihmandar Camii'nin iç savaş esnasında minaresi ve kubbesi yıkılmış, yine Memlukler döneminde inşa edilen Sultaniye Medresesi de ne yazık ki bombalardan nasibini alarak ve ciddi zarara uğramıştır.

Osmanlılar dönemi

1516 yılında Mercidabık'ta Yavuz Sultan Selim'in Memluk Sultanı Kansu Gavri'yi mağlup etmesinden sonra Halep'in kontrolü Osmanlılar eline geçti. Osmanlılar döneminde Halep birçok bakımdan tarihinin en parlak dönemlerini yaşadı.

Suriye bölgesini fetheden Osmanlılar, bölgedeki eski Memluk idari teşkilatlanmasını aynen devam ettirdiler. Fakat Kanuni döneminde patlak veren Şam beylerbeyi Canberdi Gazali isyanından sonra idari yapılanmada Osmanlı revizyona gitti ve Halep bundan sonra başlı başına bir eyalet merkezi haline geldi. Halep'in bir eyalet merkezi olması bölgenin ekonomik ve siyasi yönden de gelişmesine hayli katkı sağladı.

Osmanlılar tarafından tımar sisteminin şehre eklemlenmesiyle Anadolu Türk sipahilerinin şehre intikali, bölgenin Osmanlı teşkilatlanmasına uyum sağlamasına yardımcı oldu. Bu hamleyle Halep Türklerin, Arapların, Ermenilerin, Süryanilerin, Yahudilerin, Kürtlerin bir arada yaşayabildiği tipik bir Osmanlı şehri haline geldi.

Ticaret yolunun ibresinin Şam'dan Halep'e kaymasıyla şehirde ekonomik canlanma başladı. Zaten Memlukler döneminde önemli bir ticari merkez olan Halep neredeyse bütün Doğu'nun pazarı haline geldi. Bu gelişmelerden sonra 1548'de Venedik, 1562'de Fransızlar, 1583'te İngilizler ve 1613'te de Hollandalılar şehirde ticaret evleri ve konsolosluklar açmışlardır.

Halep'in ticari önemi şehirde valilik yapan Hüsrev ve Behram Paşaların meydana getirdikleri vakıflar sayesinde kurulan büyük binalar, çarşılar ve hanlarla iyice arttı.

Halep'in bu müreffeh dönemleri 1606 yılında meydana gelen Canbolatoğlu Ali'nin isyanları ve 1639'a kadar süren Osmanlı-İran mücadelesiyle biraz sarsıntı geçirse de 17'nci yüzyıl, şehrin bir Osmanlı eyaleti olarak nüfusunun ve ticari zenginliğinin en yüksek noktaya ulaştığı dönemi karşılar.

1864 Vilayet Nizamnamesi'ne kadar bir eyalet olan Halep bundan sonra ise içine Adana, Kozan, Payas sancaklarını da alan bir vilayet olarak varlığını sürdürmüştür.

Halep Osmanlı dönemi esnasında sahip olduğu ticari merkez olma unvanının yanı sıra İstanbul tipi uzun ince minareli camilerinin varlığı ve yine Osmanlı mimari tarzında inşa edilen yapıların varlığıyla klasik bir Osmanlı şehri olduğunu fazlasıyla hissettirir.

Halep Valisi Hüsrev Paşa'nın Mimar Sinan'a inşa ettirdiği ve içinde bir camii, bir medrese ve bir türbenin bulunduğu külliye, Suriye İç Savaşı sırasında isabet eden bombalarla tamamen yok olmuştur.

Yine 1556 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan'a inşa ettirilen, pencere kenarında İznik'te üretilmiş mavi beyaz çiniler bulunan Adliye Camii'ninde atılan roketler sonucunda minaresi ve duvarları ciddi zarar görmüştür.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN