Tüyler ürpertici yalınlık

Tüyler ürpertici yalınlık
Giriş Tarihi: 6.4.2016 11:25 Son Güncelleme: 6.4.2016 11:26
SAYI:23Nisan 2016
Batı kendini ve iddiasını yükseltirken, İslam medeniyetinin kendiliğindenliğini de dönüştürme yahut yok etme faaliyetine girişmiştir. Yalınlık ve dünyayı en temelde tekliğin hüküm sürdüğü bir yer olarak görme temayülü, Batı medeniyetinin dünyasallığın önemini artırıp, bu önemi pek çok parçaya ayırdığı düzeni için sürekli bir alternatif oluşturacaktır ve bu sebeple tehlikelidir.

Ernest Renan, İslam hakkında pek çok ırkçı -moda tabirle islamofobik- yorum yaptıktan sonra onun 'tüyler ürpertici yalınlığı'ndan bahseder. Yazara göre Batı'nın oluşturduğu 'insani' değerlerin İslam'ın karşısında durmasının gerekliliği bu ibarenin altında saklıdır. Batı, birçok alanda uzmanlaşmış, bilim dine galebe çalmış ve kendi büyüsünden kurtulmuştur. Fakat 18'inci yüzyılın sonlarından itibaren sömürgeleştirme faaliyetleriyle daha fazla ve daha da yakından karşı karşıya gelen İslam, bu uzmanlaşma karşısında sunduğu muazzam yalınlıkla Batı'nın sarsılmayacağını sandığı aydınlanma hakikatlerine ters düşmeye başlar. Allah'tan neşet eden kesintisiz mutlaklık ve birlik fikri, kendi uzuvlarını modern zamanın ruhuna göre köreltmiş Batı için insan beyninin üstünlüğüne ve tüm akli zeminlere aykırıdır.

İzlerini yaklaşık iki asır evvelinden sürebileceğimiz, Batı'nın İslam üstüne kurduğu bu düşünme biçiminin, bugün yaşanan ve oldukça yeni bir olgu olduğuna inanıp, iğneyi neden İslam medeniyetine batırdığımızı anlamak için tartışılması elzem bir durumdur. Şöyle ki, Batı kendini ve iddiasını yükseltirken, İslam medeniyetinin kendiliğindenliğini de dönüştürme yahut yok etme faaliyetine girişmiştir. Yalınlık ve dünyayı en temelde tekliğin hüküm sürdüğü bir yer olarak görme temayülü, Batı medeniyetinin, dünyasallığın önemini artırıp, bu önemi pek çok parçaya ayırdığı düzeni için sürekli bir alternatif oluşturacaktır ve bu sebeple tehlikeli olacaktır. Parçalanmış, aklını bilime, felsefesini maddeye, yaşayış biçimini ekonomiye feda etmiş; toplumsallığını ve derinliğini kaybetmiş bir kültüre, devletini ise siyasi olanın yalnızca sosyal çıktılara indirgendiği sosyal bir matematiğe teslim etmiş Batı için, İslam'ın tüyler ürperticiliğinin altında esasen bu çatışma yatar.

İslam'ın basitlik ve apaçıklık önerisi; aydınlanma düşüncesinin, ansiklopedist akımların ve dünyadaki tüm malumatı toplayıp, farklı kategorilere bağlayarak hakikati elinin altında tutabileceğine inanan Batı medeniyeti için kabul edilmesi zor bir ruhani zeminden konuşmak demektir. En temelde Doğu -yani İslam- Batı'nın henüz tamamen elde edemediklerinin bir sembolü haline gelir. Bu söylem içinde Batı ileridedir, İslam ise geride. Batı, insan haklarına kavuşmuş, huzur ve refah içindedir; İslam coğrafyası ise despotların idaresinde, sürekli tehlikelere ve katliamlara açıktır. Batı düşüncesi, kuruluş öyküsü itibarıyla düşmanıyla onu her alanda yabancılaştırma ve sinikleştirip sonunda kendine dâhil etme düsturuyla hareket ettiği için, yalınlığın taşıyıcısı İslam'a yaklaşım biçiminin de, tarih boyunca tüm ötekilerine yaklaşımıyla aynı olduğu görülebilecektir. Roma İmparatorluğu'nu yıkan barbarlar nasıl bir lanetle anıldıysa, bugün özellikle Avrupa'da artmaya başlayan Müslüman nüfusa bakışta da aynı lanetin izlerini görebiliyoruz.

Batı, İslam'ı ideoloji gibi görüyor

Batı düşüncesindeki İslam imajının tezahürlerinin özellikle son yıllarda Batı'nın güncel politika reflekslerinde daha görünür hale gelmesi, iki taraftan herhangi birinin politik hamlelerinden bağımsız bir çatışmaya işaret ediyor. Yani, yararlı stratejik hamleler, geniş ölçekli ve katılımlı ittifaklar, Batı medeniyetinde Doğu'nun sürekli üretilen bir nesne olarak görüldüğü Batılı fikirlerin önüne geçemiyor. Marjinalleşip, yazılan tarihin dışında bırakılan İslam dünyasıyla güncel politika ve uluslararası ilişkiler düsturları içinde yapılan görüşmelerin sadra şifa olmayışının altında Batı'nın kendinden ve medeniyetinden emin olmanın getirdiği vurdumduymazlık ve üstünlük hissi yatıyor. Siyasetin yalnızca akıllı kararlar ve somut çıktılarla yürütüldüğü aldatmacası bütün insanlığın zeminine giydirildiği için bu iki medeniyet arasındaki bütün etkileşimler, dünyaya bu zemin üstünden tercüme ediliyor. Oysa çatışmanın cephede, savaşın arkalarda yürütüldüğü günümüzde, neredeyse bütün antlaşmaların, ülkelerarası zirvelerin inandırıcılığının düştüğü perde arkasında yaşanan hesaplaşmaların sahaya daha fazla ölüm ve yıkım olarak yansıdığı gerçeği insanların zihnine kazınıyor. Suriye'deki insani krizin, mülteci sorununun neden çözülemediği, dünyada sermaye akışı sürekli inşa eden bir yayılma arzusunda gösterilirken, buna mukabil bütün bir Ortadoğu'nun son 50 yıldır düzenli aralıklar ve şiddet dozu artan bir biçimde niçin yıkıma uğradığı soruları, Batı'nın sürekli konum alıp, sürekli kendi Doğu'sunu yarattığı çatışma görülmeksizin çözülemez. Bu gerçek göz ardı edilerek yapılacak stratejik yorumların, bu kadim karşıtlığın felsefesini anlamaya gücü yetmemektedir. Esasında, bunalım ve kriz olarak adlandırdığımız olaylar bütünü uzun süredir dünyanın olağanı haline gelmiş durumdaydı. Şu an tek fark, bu olağanlığı olağan dışı hale getirecek çapta fazla devletin doğrudan müdahalesi ve de Ortadoğu'da Batı'nın harlandırdığı krizlerin daha görünür hale gelişi oldu.

Dünyadaki süper güçlerin, İslam coğrafyasında ayin düzeninde toplanıp, tarafları yine kendileri eliyle belirsizleştirilmiş bir savaşta akan kanı artırması ve çatışmaları daha da harlandırması, bu dışlama stratejisinin bir diğer yansıması. Kendini düşündüğü an dahi dünya uğruna hayırlı işler yapacak bir anlayışla yetişmiş Müslüman kimliğinden, bütünüyle bir güvensizlik ortamına itilerek sadece can güvenliğini düşünebilecek, orman kanunlarının geçerli olduğu devasa savaşlara itilen birbirinden kopuk İslam bireyleri anlayışına geçiyoruz… Avrupa, cevherini kendi içinden çıkardığı burjuva devrimleri ve aydınlanma süreciyle bozarken, İslam coğrafyasının cevheri bütün coğrafyanın iliklerine işletilmiş bir hayatta kalma korkusuyla ikame edilmek isteniyor. Bütün insani durumların, bir tür hayvani/biyolojik hayatta kalma korkusuna terk edilişiyle, siyasetin yerini şiddet, kalbin yerini ise yalnız kendini düşünen yırtıcı bir akılcılık alıyor.

Tarih, birbiriyle çatışan ideolojilerin/sistemlerin mutabakatını her daim Doğu üstünde yapılan paylaşımlarda gördü. Bugün de buna benzer bir ittifak, soldan sağa tüm dünyada farklı görünümlere bürünmüş İslamofobik söylemlerle destekleniyor. Sözgelimi, sol görüşlü romancı Pascal Bruckner'in, Le Monde'a yazdığı İslam Eleştirilmeli yazısında; İslamofobi kelimesinin İslam'ın eleştirilmesinin önünde zehirleyici bir engel olduğunu ve dikkate alınmamasını söylemesiyle; "Ülkemize Müslüman mülteci alacağıma, Budapeşte'de bir sokak direğine asılırım daha iyi!" diyen Macaristan'ın aşırı sağcı Başbakanı Viktor Orban arasında kurulan zihin dünyasındaki ortaklığın, bütün Batı'yı tesiri altına aldığının bir göstergesi.

Batı, İslam'a bir din gözüyle değil, oluşturduğu kadük 'cihadizm' gibi kavramlarla bir ideoloji gibi bakadursun, İslam'ın ideolojik indirgemelerden ve tahakkümden çok uzakta, üstüne eğildiklerinin ve dünyanın hayrını önceleyen bir nizam önerdiğini bilmemiz gerek. Aksi takdirde Ernest Renan'ın nefretten doğsa da muazzam şekilde betimlediği 'tüyler ürpertici yalınlık' yerini kendi kendini bitiren bir kargaşaya bırakacak.

BİZE ULAŞIN