Muhammed Bâkır Köse: Dünyaya sapkın bir inanç yön veriyor

Dünyaya sapkın bir inanç yön veriyor
Giriş Tarihi: 24.08.2026 10:06 Son Güncelleme: 24.08.2026 10:06
Ezoterizm köken olarak bir kurtarıcıyla alakalı değildir. Kişinin kendi tekâmülüyle ilgilidir ve ne yaparsan kendin yaparsın. Kimse seni elinden tutup tekâmül ettirmez. Böyle düşünürler. Dolayısıyla ezoterizmde Mesih bir kişi olarak yer almaz, bir aşamayı ve mertebeyi işaret eder.

Fotoğraf: Şeref Yılmaz

Erhan Altunay: Hiçbir başarısı olmayan insanlar kendilerini "seçilmiş" zanneder


Tarih boyunca bazı insan toplulukları, kendi ürettiği karanlığı yarıp gelecek bir kurtarıcı hayaliyle yaşadı. Bar Kohba, Moses of Crete, Sabatay Sevi gibi "acaba o mu" denilen, peşine taktıkları yığınları felakete sürükleyen kişiler de gelmedi değil. Fakat bugün şahit olduğumuz mesihçi söylem, geçmişe nazaran daha girift ve tehlikeli bir hal almış görünüyor. Mesih veya Mesih'in öncülleri yakıştırması yapılan kişiler bugün dini liderler değil; onlar, dünya siyasetine yön veren, hepimizin geleceğini etkileyen siyasiler. Bugünkü siyasi ve teolojik ortamı anlamak için mitoloji, paganizm ve antik medeniyetler üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Erhan Altunay'a kurtarıcı mitinin nasıl teşekkül ettiğini, Yahudilikteki koyu mesihçiliğin psikolojik altyapısını, ezoterik ve okült geleneklerde kurtarıcının karşılığını ve güncel spiritüel akımların takipçilerine kendilerini nasıl "seçilmiş kişi" zannettirdiklerini sorduk.

İnsanlık tarihinde "kurtarıcı" figürünün ortaya çıkışıyla başlayalım isterseniz. Semavi dinlerle sınırlı olmayan, Sümer'den Mısır'a kadar geniş bir yelpazede konuşulabilecek bir konu sanırım bu.

Kurtarıcı figürü, mitolojinin ve paganizmin en önemli yapı taşlarından biri. Özellikle Orta Doğu coğrafyasında çok önemli. Doğrudan Mesih figürü olarak var hatta. Anadolu'da, Orta Doğu'da dinler öncesinde de Mesihler mevcut. İnsanlığın varoluşundan bu yana ilk dürtüsü, hayatta kalmak. Hayatta kalmanın tek yolu da karnını doyurmak… İlk topluluklardan bu yana baktığımızda insanın karnını doyurabilmesi için baharın gelmesi gerekiyor. Bahar gelmezse otlar yeşermiyor, hayvanlar ortaya çıkmıyor. Bu yüzden baharın gelmesiyle ilgili çeşitli ritüeller de ortaya çıkıyor. Orta Doğu'da bazı toplumlarda bahar tanrıları vardır. Toprak, ana tanrıçadır; gökyüzü de onu döllemesi hasebiyle erkek tanrıdır. Daha ilkel formlarda gökyüzü, bahar tanrısı olarak geçer. Bu inanış zamanla değişime uğrayarak "Hızır" halini alır. "Hızır"la yeşilin yani baharın çok sıkı bir ilişkisi var ki zamanla "Hızır'ın geçtiği yerde ot biter" gibi sözler de ortaya çıkmış. O halde bahar tanrısı, en önemli tanrılardan biri olarak karşımıza çıkıyor.

Kadim geleneklerdeki "altın çağa dönüş" arzusu veya "ölüp dirilen tanrı" motifleri ile Mesih kavramı arasında nasıl bir bağ var sizce?

Ölüp tekrar dirilen Tanrı, güneş olarak karşımıza çıkar. Bu da az önce anlattığım döngüyle alakalı. Düşünelim: Bahar gelmiş, tabiat yeşillenmiş, yiyeceklerini toplamışsın veya daha ileri çağlarda hasatını yapmışsın, bunları stoklamışsın ve bütün kış bunlarla idare etmişsin. Tam stokların tükenmişken, ne yapacağını bilemezken bir anda bahar geliyor ve her şey tekrar düzeliyor. En çetin soğuklarda bahar tanrısı gelip seni kurtarıyor yani "Hızır gibi yetişiyor". Hristiyan kültüründe bahar tanrısının karşılığı, gelişi her 23 Nisan'da kutlanan Aya Yorgi. Elinde mızrağıyla ejderhayı öldürüyor yani insanları çetin kıştan kurtarıyor. Paralel bir okumayla bir zaman sonra Mesih, Deccal'i öldürüyor. Tekrar ilkel topluluklara dönersek, bahar tanrısının geldiğini insanlar çiçek kokularından, ıtırlardan anlıyor. Bu sebeple baharın gelmesiyle ilgili ritüeller yaparken üzerlerine çiçek ve baharat kokuları sürerler. Bu işlemin adı "meshetmek". Bu yönüyle de semavi dinlerin Mesih'iyle, insanların üzerini kokularla "meshederek" kutladıkları bahar tanrısı arasında bir ilişki var.

Konunun bir de batınî bir tarafı var. Ezoterik yollarda Mesih figürü bir kurtarıcıyı mı işaret eder yoksa kişinin tekâmülündeki bir mertebeyi veya başka bir ifadeyle bir bilinç durumunu mu sembolize eder?

Ezoterizm köken olarak bir kurtarıcıyla alakalı değildir. Kişinin kendi tekâmülüyle ilgilidir ve ne yaparsan kendin yaparsın. Kimse seni elinden tutup tekâmül ettirmez. Böyle düşünürler. Sen dışarıda kış karanlığındasındır, içeri girdiğinde bahar gibi yeni bir başlangıç olur. Önceki hayatına ölüp yeni bir hayata başlarsın. Kurtarıcı da sadece kişinin içindeki güçtür. Bizim geleneğimizde "Allah, insana şah damarından daha yakındır" denir ya, ezoterik öğretiler de herkesin içinde bir Tanrısal tözün yer aldığını, bunu keşfeden kişinin kurtuluşa ereceğini söyler. Dolayısıyla ezoterizmde Mesih bir kişi olarak yer almaz, bir aşamayı ve mertebeyi işaret eder.

Okült geleneklerde bir kurtarıcının yeri var mıdır peki?

Okültizmde durum daha farklı… Okültizmle ezoterizmi ayırmak lazım öncelikle. Ezoterizm bir yöntemdir aslında, şartları bellidir: Bir giriş töreni vardır, sadece istidadı olan kişilere el verilir, içeride bir hiyerarşi bulunur, semboller üzerinden bir düşünce sistemi inşa edilir ve mutlaka bir doktrin taşırlar. Okült yol ezoterik yöntemi kullanır ama Tanrı'yı bulmak için değil, adeta Tanrılaşmak için çalışırlar. Çünkü okültizme bulaşan insan, maji yani büyü pratikleriyle bir şeyler yaratabildiğini zanneder ve Tanrı'yı inkâr noktasına gelir. Böyle olduğu için bütün dinler okültü yasaklar. Dolayısıyla okültizmde kurtarıcı figürüne ihtiyaç hissetmezler, zaten kendileri başlı başına kurtarıcı hatta Tanrı kesilmişlerdir.

Yahudi teolojisindeki Mesih tipinin, Davud soyundan bir kral ile ruhani bir lider arasında gidip geldiği görülüyor. Yahudilikte Mesih nasıl konumlanıyor?

Aslında Yahudiliğin başlangıcında bir kurtarıcı inancı yok. İnanmış bir topluluk, Yahova'yla veya Elohim'le çadırın içinde bire bir görüşüp konuşabiliyor. Dolayısıyla Tanrı zaten onlarla beraber… Ama ne zaman ki Tanrı tapınağın içine giriyor ve o tapınak yıkılıyor, o zaman kendilerini kurtaracak bir kurtarıcı arayışına giriyorlar. İkinci bir Süleyman gibi, tapınağı tekrar inşa edecek birini aramaya başlıyorlar. O kurtarıcıyı betimlerken eski mitolojik öğeleri kullanmaya başladılar ve bu şekilde Mesih inancını ortaya çıkardılar.

İkinci Tapınak döneminden Bar Kohba'ya, oradan Sabatay Sevi'ye uzanan süreçte ortaya çıkan çeşitli Mesih figürlerinden de söz edilebilir. Yahudiliğin koyu Mesihçi yapısının sosyolojik ve psikolojik zemini sizce nedir?

Çok derin bir psikolojik ve sosyolojik arka plan var. Ortada, bir toplumun yaşayabileceği en büyük travma söz konusu. Kavmiyle birlikte olan, onlarla sürekli temas halinde olan Tanrı, tapınak yıkıldıktan sonra çekip gidiyor ve bu kavim bir anda ortada kalıveriyor. İnançlı bir toplumun başına daha kötü bir şey gelemez. Bu toplumun bir şekilde bu durumdan kurtulup Tanrılarını geri getirmeleri gerekiyor. Kurban ibadetlerini bile yerine getiremiyorlar çünkü kurban da tapınakta kesiliyor. Bu travma onları devamlı surette bir kurtarıcıya itiyor. Yahudilerin ortaya attığı kehanetlerin de ucu bir şekilde mutlaka Mesih'e dayanır. İkinci tapınak döneminden sonra kehanetler ve Mesih beklentisi, toplumu bir arada tutan bir umde haline geliyor. Ama baktığın zaman çağlar içinde "Ben Mesih'im" diye ortaya çıkan birçok kişi var. Söylediğin gibi Bar Kohba, Sabatay Sevi bunlardan. Bar Kohba, "Ben tapınağı yeniden kuracağım" diye Romalılara isyan ediyor. Onun çok önemli bir söylemi var: "Ben yıldız çocuğuyum" diyor. Mitolojik bağlamda tanrılar soyunu ifade eden bir söylem bu. Diğer taraftan Yahudilik içinde de çok önemli bir mit var: Gökten gelen gözcüler. Tevrat'ta bir cümle geçer: "Tanrı oğulları insan kızlarını gördü, onların çok güzel olduğunu anladı ve onlarla birleşti." Pek kabul edilmeyen, apokaliptik bir kitap olan "Enoh Kitabı" bu sözün açıklamasını yapar. Der ki: Gökyüzünde melekler ve gözcüler vardı, bunlar aşağı indi, insanlara çok şeyler öğrettiler ve insanlarla birleştiler. Böylece yeni bir soy meydana geldi. Bu duruma Tanrı çok kızdı, onları yeraltı zindanlarına attı. Bunların özel bir ismi var ki ona da "düşmüş melekler" denir. İşte "kutsal soy" efsanesi bu anlatıdan ortaya çıkıyor. Enoh Kitabı'nda izahını okuduğumuz bu anlatının çeşitli karşılıkları var. İlyada ve Odysseia dâhil birçok mitolojik metinde "O öyle bir kahraman ki, Tanrı falancanın soyundan gelir" gibi tanımlamalara sıkça rastlarız. Bar Kohba ve benzerleri bu tür referansları çok fazla kullanıyorlar.

Bugün de bazı spiritüel tipler, kendilerine "Sirius çocuğu, indigo birey, yıldız tohumu, galaktik elçi" gibi yakıştırmalar yapıyorlar. Bar Kohba'yla benzer vakalar sanırım.

Evet, buraları referans alıyorlar. Aslında bu tür tiplere "new age" demek lazım. Bana göre new age akımları, modern kapitalist düzenin, "size ezoterik veya spiritüel inançlar gerekiyorsa onu da biz veririz, siz de bunlara inanırsınız" diyerek ürettiği şeyler. Kapitalist burjuvanın kendini özel görmesini sağlayan çok işlevsel araçlar bunlar. Birçok insanda bir parça da olsa bulunan kendini özel zannetme, daha ileri boyutta da seçilmiş zannetme yanılgısını çok güzel besliyorlar. New age metinlerle haşır neşir olan veya new age'nin ürettiği pratiklerle uğraşanlar, bir şekilde kendini manevi kanalları açık, yukarıyla irtibatlı ve spiritüel açıdan çok yetenekli insanlar zannediyorlar. Hayatında hiçbir başarı elde edememiş ama "Ben eski hayatımda Mısır'da Firavun'dum, falanca yerde prensestim, Anadolu'da büyük bir evliyaydım, Roma'da komutandım" gibi şeyler söylüyor. Veya çocukları için böyle yanılgılara düşebiliyorlar. Hiperaktif ve görece zeki bir çocuğu var diyelim, hemen "benim çocuğum çok özel, indigo çocuk, uzaylılarla irtibatlı" filan demeye başlıyor. Hayatında hiçbir sorumluluk alamayan, başarısız ve "looser" tipleri bunlarla avutuyorlar. İşte bunlar da modern Mesih'ler!

Yakın tarihe kadar küresel siyasette kullanılan dil son derece rasyonel ve sekülerken günümüzde dinî anlatıların siyaset üzerinde çok fazla etki sahibi olduğunu görüyoruz. Bu dönüşümü nasıl yorumlarsınız?

Bunun en kötü örneğini Trump'ta görmeye başladık biz. Dünyaya şu an sapkın bir inanç yön veriyor ve bu durum hepimiz için çok büyük tehlike arz ediyor. Evanjelizm ve Siyonizm birlikteliğini kastediyorum. İkisi de korkunç yayılmacı ve zalim. İslâm için de yayılmacı denir fakat İslâm'ın yayılmacılığının temelinde "fetih" kavramı yer alır. Hepimiz biliyoruz ki fetihten maksat en başta gönüllerin fethidir. İslâm'da önce gönüller kazanmaya çalışılır. Askerden önce erenler gidiyor malumunuz. Siyonist Evanjelizm ise bambaşka. "Sen bir hiçsin, benim kölemsin, öldürülmesi gereken bir yaratıksın" gözüyle bakıyorlar insanlara. Kazanılması gereken bir varlık olarak asla bakmıyorlar başkalarına. Hâlbuki Hristiyanlığın özünde, İsa'nın ağzından bir söz var: Sezar'ın hakkı Sezar'a, Tanrı'nın hakkı Tanrı'ya. Bu özle Evanjeliklerin ne ilgisi var? Haçlı seferlerinde de aynı mantık vardı, din adına çıktıkları yolda "Tanrı istiyor" mottosuyla bütün Orta Doğu'yu katletmek istediler.

ABD'deki Evanjelik grupların Trump'ı Mesih'in gelişini hızlandıracak bir aktör veya bir tür Cyrus figürü olarak görmeleri, komplo teorilerini yaşamaya başladığımıza bir işaret mi?

Komplo teorileriyle gerçek birbirine çok yakınlaştı. Bugün dünyada sapkın bir inanç sisteminin egemen olması ve parayı da elinde tutması dünya için büyük bir tehlike. Trump için, evet, Cyrus tanımlaması kullanılıyor. Cyrus bir Pers kralı, Yunancası Kiros, bizim kullandığımız Keykavus. Cyrus çok önemli bir figürdür çünkü Babillileri yener ve Yahudilere ikinci tapınağı kurmaları konusunda izin verir. Bazı Yahudiler de Cyrus'u Mesih olarak görmüşlerdir. Dikkat edersen, Amerikan Ortodoks patrikhanesi de Trump'a Konstantin dedi. I. Konstantin, İstanbul'dan başlayarak Batı'yı Hristiyanlaştıran kişidir. Bu söylemleri bir arada düşündüğünde hiçbirimiz güvende değiliz. Analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung'un "mandala kuramı" vardır; kişi olmaması gerektiği bir yerde olursa, yani makamı ona birkaç gömlek büyük gelirse şişmeye başlar, ona her yer dar gelir ve en sonunda patlar. Trump da artık öyle bir şişti ki, ona iş adamı veya ABD başkanı olmak yetmiyor, Mesihliğe oynuyor. Belki ileride Tanrılığa oynamaya başlayacak. Psikolojik olarak çok ciddi bir vaka.

Bugün Orta Doğu'da yaşanan çatışmalarda dini metinlere yapılan vurgu hiç olmadığı kadar arttı. Seküler bir ideoloji olan Siyonizm'le "Mesihçi ideoloji" arasındaki makasta da bir daralma söz konusu. "Üçüncü Tapınak" inşası gibi laflar bugün basit bir dinî retoriğin ötesine geçiyor gibi.

İsrail'in başında delirmiş bir yönetim var. Kundaktaki bebeklere varıncaya kadar her şeyi yerle yeksan etmeye ant içmiş bir sapık topluluğu. Kendilerini haklı çıkarmak için ellerinde çok fazla referans yok. Kendi halkını da konsolide edebilmek için dini referanslara sığınmak zorundalar. Netanyahu, "Ben Tanrı'nın isteğini yerine getiriyorum" diyor sürekli. Burada önemli bir detay var. Hristiyanların tek kutsal kitabı İncil değildir, Tevrat da onların kutsal metnidir, Eski Ahit'tir. Bu durumda Netanyahu'nun kullandığı dini jargon sadece Yahudilere değil Hristiyanlara da yönelik söylemler.

BİZE ULAŞIN