Mor inekli çikolata reklamlarından bayramlarda ikram edilen şekerlemelere kadar, çikolata genellikle çocuklarla ve çocukluktaki neşeli, masum anılarla özdeşleştirilir. Ancak bu tatlı hafızanın arkasında Afrika'da milyonlarca çocuğun dâhil olduğu çocuk emeğine dayalı bir üretim modeli bulunuyor. Küresel kakao üretiminin yüzde 60'ından fazlasını karşılayan Batı Afrika'da bugün 1,5 milyondan fazla çocuk tarlalarda çalışıyor. Keskin palalarla ağaç kesiyor, ağır kakao çuvalları taşıyor, tarım kimyasallarına korumasız biçimde maruz kalıyor. Arazi temizlemek, koruyucu ekipman kullanmadan tarım kimyasalları uygulamak ve uzun saatler çalışmak gibi tehlikeli faaliyetler, bu çocukların eğitimini ve sağlıklarını olumsuz etkiliyor.
Çikolata sektörü hâlâ çocuk emeğine bağımlı... Bu bağımlılık, "adil ticaret" ve "çocuk işçiliği içermeyen sürdürülebilir üretim" vaatleriyle süslenen ambalajların içine gizleniyor. Kakao tedarik zinciri, dünyanın en sömürücü ve en az hesap verilebilir zincirlerinden biri. Batı, rekabetten ve insan haklarından söz ederken kakao, kahve ve pamuk hasadı yapan çocukları bu anlatının dışında bırakıyor. Kakao sektöründen en büyük kârı elde eden Batılı şirketler ise yıllık faaliyet raporlarında çocuk işçiliğini "sosyal risk" ya da "etik başlıklar" altında geçiştirerek bu sömürü düzeninden ekonomik kazanç sağlamayı sürdürüyor.
Batı'nın koruyucu çocukluk anlatısı
Batı, kendisini çocuk haklarının küresel savunucusu olarak konumlandırıyor. Ancak bu söylem ile küresel Güney'de çocuk emeği üzerinden kurulan refah arasında bir çelişki var. Önce Batı'nın sunduğu çerçeve içinde çocukluğa bakalım. Batı, korunması gereken, çalışmayan, oyun oynayan ve eğitimle çevrili olan tek tip bir "meşru çocukluk" anlatısını yaygınlaştırıyor. Bugün çocuk, ekonomik üretimden tamamen ayrılmış, yetişkin dünyasından izole bir halde ve kendi eğitimlerine adanmış özneler olarak öne çıkıyor.
Oysa çocuk işçiliği, İngiltere gibi ilk sanayileşen toplumlarda tarihsel olarak oldukça yaygındı. 18. yüzyılda üretimin sorunsuz biçimde sürdürülmesi ve rekabetçi piyasa koşulları için ucuz emeğe duyulan talep nedeniyle çocuklar tarımda, madenlerde, fabrikalarda ve ev içi hizmetlerde çalıştırılıyordu. Aile gelirine katkı sağladıkları söylenen çocuklar, zorunlu eğitim yasasının 1876'da yürürlüğe girmesine kadar büyük ölçüde istihdam edilmeye devam etti. Sanayileşme sonrası dönemde çocuk emeğinin sınırlandırılması, zorunlu eğitimin kurumsallaşması ve çekirdek ailenin merkezî hâle gelmesi, Batı'nın çocukluğa bakışındaki temel dönüm noktaları oldu. Batılı sanayi toplumları, kendi tarihsel deneyimlerinden türeyen bu çocukluk anlayışını zamanla evrenselleştirerek diğer toplumların sosyal dinamiklerini kendi normlarına göre çerçeveledi.
Evrensel çocukluk kimin için?
Peki, neoliberalleşme ile şekillenmiş ve büyük ölçüde sanayileşememiş Afrika'daki çocukluğu nasıl okumalıyız? Afrika'daki çocukluk deneyimleri çoğu zaman yalnızca yoksulluk ve mağduriyet imgeleriyle temsil ediliyor. Çocuk işçiliği meselesi ise yapısal eşitsizlikler ve küresel ekonomik ilişkilerden koparılarak yerel ahlaki bir sorun gibi çerçeveleniyor. Böylece sömürünün küresel sorumluları görünmez hâle geliyor.
Tek bir çocukluk anlayışı evrenselleşirken Afrika toplumlarını şekillendiren yerel sosyal ilişkiler çoğu zaman bu çerçevenin dışında bırakılıyor. Oysa Afrika'nın birçok bölgesinde kıdem sistemi, sosyal yapılanmanın merkezî bileşenlerinden biridir ve çocuğun toplum içindeki konumunu belirler.
Fransız sosyolog Pierre Bourdieu'ye göre toplum, okul ve aile gibi kendine özgü kuralları olan alanlardan oluşur. Bireyin bu alanlardaki konumu, ailesinden getirdiği ekonomik ve kültürel imkânlara göre şekillenir. Bu nedenle çocukluk, eşitsizliklerin doğal ve kaçınılmazmış gibi öğrenildiği ve okul aracılığıyla çoğu zaman yeniden üretildiği bir süreçtir. Bu çerçeve, Afrika toplumlarında çocukların aileleriyle birlikte çalışmasının ya da farklı işlere yönelmesinin, yalnızca bireysel tercihlerle değil; yapısal yoksulluk ve toplumsal rollerle ilişkili olduğunu gösteriyor.
Bu yaklaşım, Afrika'daki çocuk işçiliğinin yalnızca kaçırılma ya da zorla çalıştırma vakalarıyla açıklanamayacağını; aksine küresel ekonomik düzen ile yerel toplumsal yapıların kesişiminde ortaya çıkan çok katmanlı bir sorun olduğunu anlamayı mümkün kılar.
Sansasyonel anlatılar ve sahadaki gerçeklik
Epstein dosyalarının dünya kamuoyuyla paylaşılmasıyla birlikte çocuk istismarı ve çocuk kaçırma iddiaları somut belgelerle yeniden gündeme geldi. Dosyanın akıbeti belirsizliğini korusa da bu süreç Afrika'dan yaklaşık 100 çocuğu kaçırmaya teşebbüs eden Fransız insani yardım çalışanlarını yeniden hatırlattı. 2006 yılında gerçekleşen bu girişim, Fransa'daki koruyucu ailelerden para toplanarak Çad-Sudan krizinden etkilenen çocukların evlat edindirilmesi şeklinde sunulmuştu. Olay, farklı yıllarda tekrar tekrar gündeme gelmiş ve hem dolandırıcılık hem de çocuk istismarı kapsamında kayıtlara geçmişti.
Ancak çocuk kaçırma vakaları için Avrupa'ya kadar gitmeye gerek yok. Afrika'daki pek çok tarım ülkesinde, devasa çiftliklerde kaçırılarak ya da kandırılarak günde 14 saate varan sürelerle çoğu zaman yalnızca boğaz tokluğuna çalıştırılan çocukların sayısının 1,5 milyonu bulduğu ifade ediliyor. Batı Afrika'daki çocuk işçilerinin önemli bir kısmının da Burkina Faso ve Mali gibi komşu ülkelerden kaçırılmakta olduğu iddia ediliyor.
Kilometrelerce uzaktan tartıştığımız bu gerçekleri, doğrudan o coğrafyada çalışan bir isimle konuşmak istedim. Gana İnsan Hakları Muhabirleri Derneği Genel Direktörü Dr. Joseph Wemakor'a çocukların maruz kaldığı bu sömürü sistemi hakkında birkaç soru sordum. Kendisi uluslararası medyada en yaygın yanlış anlamalardan birinin kakao sektöründeki çocuk işçiliğini zorla çalıştırılma, kaçırma ve çocuk köleliğine indirgenerek yansıtılması olduğunu vurguluyor. Wemakor'a göre bu tür vakalar gerçektir ve ciddidir; ancak sahadaki tablo bundan ibaret değildir. Wemakor, sistem sorununa işaret ediyor. Birçok çocuk, zincirlenmiş ya da kaçırılmış değildir. Aile yanında ya da gayri resmi düzenlemeler içinde çalışmaktadır. Bunun nedeni ise çoğu zaman zayıf koruma sistemleri, sosyal destek yetersizliği ve yapısal yoksulluktur.
Wemakor, çocuk işçiliğinin çoğu zaman ekonomik zorluklara, erişilebilir okul eksikliğine ve çiftçi aileleri için sosyal desteğin yokluğuna verilen bir yanıt olduğunu belirtiyor. Wemakor bu durumu şöyle ifade ediyor: "Kamuoyu tartışmalarında sıklıkla eksik olan şey, bu uygulamaların çoğunun ailelerin geçerli alternatiflerden yoksun olduğu ortamlarda gerçekleşmesidir. Okullar uzak veya yetersiz kaynaklara sahip olabilir, kakao fiyatlarındaki dalgalanmalar nedeniyle hane halkı gelirleri istikrarsız olabilir ve çocuk işçiliği kasıtlı bir seçimden ziyade bir başa çıkma mekanizması haline gelebilir." Sansasyonel anlatılar kamuoyunda daha fazla ilgi çekse de karmaşık sosyal sorunlar dramatize edilerek sunulduğunda nüanslar çoğu zaman gözden kaçıyor.
Afrika'daki ailelerin yaşadığı bu durum, 18. yüzyıl İngiltere'sindeki çocuk işçiliği deneyimiyle önemli benzerlikler taşıyor. O dönemde de çocuk işçiliği, ancak zorunlu eğitimin yaygınlaşması ve refah seviyesinin artmasıyla azaltılabilmişti. Afrika özelinde çocuk işçiliği, ailelerin geçerli alternatiflerden yoksun olduğu ortamlarda ortaya çıkıyor. Bu nedenle meseleyi anlamlı biçimde ele alabilmek için odağı aileleri ve toplulukları suçlamaktan çıkarıp sistemsel sorumluluğa yöneltmek gerekiyor. Wemakor'a göre çözüm; kırsal eğitimi güçlendirmekten, çocuk ve işçi koruma yasalarını uygulamaya koymaktan ve çiftçilere geçimlerini sağlayacak gelirler sunmaktan geçiyor.
Sömürgecilik mirası ve ucuz emek
Sömürgecilik sonrası birçok Afrika ülkesi, geçimlik tarımdan tek ürüne dayalı ihracat ekonomilerine yönlendirildi. Kakao, pamuk, kahve ve petrol gibi ürünler üzerinden şekillenen bu model, ülkeleri küresel piyasalara bağımlı ve kırılgan hâle getirdi. Sanayi ülkelerinin dayattığı düşük fiyatlar, hem ülkelerin ekonomik büyümesini hem de çiftçilerin yaşam koşullarını olumsuz etkiledi. On yıllar boyunca uygulanan düşük fiyat politikaları, çiftçileri daha da yoksullaştırdı; işçi çalıştırma ya da çiftliklerine yatırım yapma kapasitelerini sınırladı. Kakao verimi düşerken çocuk emeği bu yoksulluğun kaçınılmaz bir sonucu hâline geldi. Ana akım medyada sıklıkla gözden kaçan nokta çocuk işçiliğinin münferit ihlallerden değil, tarihsel ve yapısal bir ekonomik düzenden beslenmesi.
İronik olan ise büyük şirketlerin çiftçilere adil bir fiyat ödemesi ve çiftlikleri aşırı hava koşullarına karşı dayanıklı hâle getirmesi durumunda, bugün yaşanan kakao arz krizlerinin ve fiyat patlamalarının büyük ölçüde önlenebilecek olması. İleriye dönük tek gerçekçi yol, çiftçilerin emeğinin karşılığını adil biçimde almasını sağlayacak mekanizmaları kurmak ve kârlılığın tedarik zincirinin alt basamaklarına da ulaşmasını temin etmek.
Ezerek büyüyen küresel sermaye
Geçmişte olduğu gibi bugün de bu sistemin en kârlı aktörleri çok uluslu şirketler. Küresel sermaye, tedarik zincirinin her halkasında mevcut. Dünyanın en büyük yatırımcılarından biri olan Norveç'in devlet varlık fonu örneğin Norges Bank Investment Management (NBIM), binlerce şirkette hissedar. Bu şirketler arasında kakao ve çikolata sektörünün devleri de var: Nestlé, Mondelez, Hershey, Barry Callebaut ve Lindt. Aynı fon McDonald's, Starbucks, Unilever ve bunların ana şirketi ve Tim Hortons'da da hisseye sahip. Kakao sektöründeki en zengin ailelerden Marslar, Ferrerolar, Cargiller ve Jacoblar da bu zincirin en altındaki dünyanın en yoksul çocuklarının emeği üzerinden milyarder oldukları gerçeği gözden kaçmamalı. Bu markalar aynı zamanda son iki senede Siyonist yapının ekonomi tarafında öne çıkan ve boykotla ilişkilendirilen firmalar. Etik olduğunu iddia eden ülkeler dahi, dün ve bugün Afrika'da, Orta Doğu'da çocuk işçiliği ve modern kölelikten ekonomik kazanç elde etmeyi sürdürüyor.
Bu durum bana İngiltere'nin ve diğer sanayileşen Batılı ülkelerin, uyguladıkları korumacı politikaları ve ucuz emek kullanımını hatırlatıyor. Sanayileşmelerini tamamladıktan sonra kendi deneyimlerinin tam tersini gelişmekte olan ülkelere dayatarak serbest piyasa ve devlet müdahalesizliği söylemleri altında en savunmasız grupların emeğini sömürmeye devam ettiler ve ediyorlar.