''Gençler deist mi oluyor, dindar mı? Yoksa sadece kafaları mı karışık?''

Sena Subaşı SAYI:79
''Gençler deist mi oluyor, dindar mı? Yoksa sadece kafaları mı karışık?''

Son dönemde insanların deizm, teizm ya da agnostisizm gibi inançlara ya da felsefi akımlara yöneldiği ile ilgili ciddi tartışmalara şahit oluyoruz. "Türkiye'de bu akımlar özellikle gençler arasında yaygınlaşıyor" mealinde söylentiler de giderek artıyor gibi. Gerçekten toplumda böylesi bir kopma mı var? Bu durum gerçek mi, bir açıklaması var mı, söylendiği gibi bir tehlike arz ediyor mu, altında yatan saikler nelerdir? Bu soruların cevaplarını ve inançlar alanında neler olduğunu konuyu yakından takip eden Alper Bilgili, Zeliha Eliaçık ve Kasım Küçükalp'e sorduk.

"MANEVİYAT MODERNLİKLE BİRLİKTE ŞEKİL DEĞİŞTİRİYOR"
ALPER BİLGİLİ
Dr, Acıbadem Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi

Yeni-ateizm diye bir akımdan bahsediyorsunuz. Nedir bu yeni ateizm? Ortaya çıkışının temel nedenleri nedir?

Yeni-ateizm 21'inci yüzyılda ortaya çıkmış, genç ama güçlü bir akım. Türkiye'de gördüğümüz ateistlerin çoğunluğunun durdukları yeri düşündüğümüzde yabancısı olmadığımız bir akım aynı zamanda. Yeni-ateistleri, eskilerinden ayıran temel fark doğa bilimleri dışında kalan bilgi türlerini küçümsemeleri, Tanrı ve dinlere karşı bilimi öne sürmeleri ve bunu yaparken kavgacı, polemik tonu ağır basan bir üslup benimsemeleri. Bu görüşü savunanlara göre bilim ile din arasında kaçınılmaz bir çatışma var. Dinler, bilim başta olmak üzere hayata dair güzel olan ne varsa onun düşmanı olarak lanse ediliyor. Şiddetin ve savaşların kaynağı olarak sunuluyor. Yani bu anlamda sığ bir din eleştirisi geliştiriyorlar.

Tabii bunu yaparken bilim tarihini ve genel olarak tarihi bu çatışma anlatısını destekleyecek şekilde deforme ediyorlar. Sonuç olarak felsefi olarak önceki ateist ekollerin nüanslarına sahip değiller. Örneğin dinlerin insan icadı olduğunu ancak toplumu bir arada tutan bir tutkal vazifesi gördüğünü düşünen ateistlerle uzlaşmıyorlar. Veya dinlerin modern bilimin gelişimine sunduğu katkıları dile getiren bir ateist tarihçiyi yalancılıkla suçlayabiliyorlar. Bununla birlikte bu düz ve vulgar yaklaşımları, yeni-ateizmi sokaktaki insan için daha çekici kılıyor. Hem tezlerinin anlaşılması kolay hem de bir seviyede bu tezler iş görüyor. İş görmekten kastım dindarları mat etmek. Özellikle bilim tarihi ve felsefe hakkında bilgi sahibi olmayan bir dindarın bu yeni-ateist tezlere karşı direnç göstermesi güç.
Yeni-ateizmin ortaya çıkışının da bir bağlamı var elbette. Özellikle milat olarak 11 Eylül terör saldırılarını alabiliriz. Takip eden dönemde Londra ve Madrid'de yaşanan terör saldırılarının ortak özelliği sözde din adına yapılmış olmaları idi. Yaşananlar neticesinde Batı kamuoyu şaşkın ve öfkeliydi. Yeni-ateist yazarlar işte bu durumdan ve hassasiyetlerden çok iyi faydalandılar. Kitap ve konferanslarında saldırıların faturasını dinlere kestiler. Dinlerin öğretileri ile o dinlerin mensupları olduklarını iddia edenlerin eylemleri arasındaki tenakuzun öne çıkarılmasını engellediler. Bugün yeni-ateist literatürün en önemli eserleri olan Tanrı Yanılgısı, İnancın Sonu, Tanrı Ulu Değildir gibi kitaplar hep bu dönemin ürünleridir. Tabii hadiseyi sadece terör saldırılarına indirgeyemeyiz. Batı'da artan göçmen nüfus, yükselen ırkçılık ve İslamofobya gibi çok sayıda faktör de bu süreçte etkili oldu.

İnsanların deizm, agnostisizm, panteizm, paganizm gibi çeşitli felsefi-spritüal akımlara yöneldiğine dair haberler artıyor. Size göre böyle bir eğilim gerçekten söz konusu mu?

PEW ve Gallup gibi saygın araştırma şirketlerinin çalışmaları dünya genelinde böyle bir eğilimin olduğunu gösteriyor. Birçok ülkede toplumun gitgide daha seküler bir hayat tarzı benimsediğini, insanların daha az ibadet ettiğini, bir kısmının Tanrı ve din inancını terk ettiğini görüyoruz. Dünya Değerler Anketi ve Konda'nın çalışmaları Türkiye'nin de bu anlamda istisna olmadığını gösteriyor. Yine Boğaziçi Üniversitesi'nden Hakan Yılmaz'ın araştırmaları benzer bir trende işaret ediyor. Elbette bu konuda daha çok araştırma yapılmalı ancak benim gözlemim de bu verilerle uyumlu.
Bu bahisle ilgili bir noktanın altını çizmem gerekiyor. İnsanlar bir yandan mevcut dinlerini terk ederken bir yandan bunların yerine başka spiritüel akımları koyuyor. Kutsal, çok farklı formlarda yeniden doğuyor. Kimi zaman Maradona'ya tapanların kurduğu Kilise olarak, kimi zaman Pazar günleri toplanıp Queen veya Stevie Wonder şarkıları söyleyen ateist Kiliseler olarak karşımıza çıkıyor. Yine son dönem ilgi uyandıran New Age dinler ve inançlar spiritüelliğin yeni formları olarak görülebilir. Yani bir anlamda insanın manevi arayışı bitmiyor, maneviyat şekil değiştiriyor diyebiliriz.

Mevcut geleneksel dinler dururken insanları çoğu dışarıdan gelen yeni dinî ya da felsefi akımlara yönelten sebepler neler olabilir?

Geleneksel dinlerden uzaklaşmanın farklı nedenleri var. Hepsini bir röportaja sığdırmam mümkün değil ama benim gözlemim bu eğilimin büyük oranda global trendlerin sonucu olduğu yönünde. Örneğin hazcı yaşam tarzı, tüketim kültürünün yarattığı dünya görüşü tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de insanları dinden uzaklaştırıyor. Tek Tanrılı dinlerin sunduğu paradigmada hayatın merkezinde Tanrı var. Bu paradigmada insanların başarısı Tanrı'ya kul olmaları ve dinlerin tanımladığı erdemli davranışları sergilemeleri ile ölçülür. Oysa modern dünyada hayatın merkezinde biz varız. Bizim isteklerimiz, hırslarımız, başarılarımız önemli. Statümüzü, saygınlığımızı, gücümüzü artırmak esas amaç halini almış durumda. Bu nedenle iki paradigma arasında ciddi bir fark var. Bir örnek vereyim. 16'ncı yüzyılda Osmanlı'yı ziyaret eden Alman tüccar Krafft'ın anıları kitaplaştırıldı, Türkçeye de çevrildi. Bu anıları dindar birine okutun, o bile aslında kendisinin ne kadar seküler olduğuna şaşacaktır. Hayatımızda dine, Krafft ve çağdaşlarından daha az yer ayırıyoruz. Yaşadıklarımızı dinin perspektifinden daha az değerlendiriyoruz.

Dinlerin sorgulanmasına neden olan bir diğer faktör teknolojinin getirdiği yenilikler. Eskiden insanlar çok daha kısıtlı bir sosyalleşmeye maruz kalıyordu. Ailesi ve etrafındaki insanlar benzer düşüncelere sahipti. Radikal fikirlerle tanışmadan yaşamını sonlandırıyordu. Bugün geleneksel inançlara aykırı birçok fikir kolaylıkla evlere giriyor. İnternette bu fikirlere karşı dindarlar tarafından üretilen içeriğin tatmin edici seviyede olmadığını da belirtmem gerek.

Bu global trendlerin yanında her ülkenin kendi öyküsü var. Özellikle kökenleri geçmişe uzanan toplumsal hassasiyetler ve kutuplaşmalar bu anlamda önemli rol oynuyor. Bazen bu faktörlere ilaveten bireysel tecrübelerimiz de inancımıza etki edebiliyor. Çoğumuz bu tartışmalarda insanların inançtan uzaklaşma kararını alırken duygusal faktörlerden ne denli etkilendiklerini ıskalıyoruz. Amerikalı tarihçi Frank Turner, İngiltere'de 19'uncu yüzyılda Anglikan Kilisesi'nin eylemleri nedeniyle dine karşı cephe alan insanlardan bahseder. Bu kişiler dinden soğumalarına sonradan, yani inançlarını yitirdikten sonra rasyonel bir kılıf aramış ve o dönemin yükselen değeri bilimden bu anlamda medet ummuşlardır. Bu bize garip gelebilir ancak insan böyle bir varlık. Her zaman en rasyonel şekilde hareket etmez. Çocukken camide kulağını çeken bir ihtiyar nedeniyle Tanrı'ya küsmüş birini, kozmolojik veya teleolojik argümanla Tanrı'nın varlığına ikna etmek düşündüğünüz kadar kolay olmayacaktır. Eğer deizmin artmasından gerçekten endişe ediliyorsa insanın nasıl karar verdiğini göz önünde bulundurmak, yani rasyonel sorular kadar duygusal nedenler üzerinde de durmak gerekir.


KAVGA HIRİSTİYANLIKLA RASYONEL AKIL VE POZİTİVİST BİLİM ARASINDA
ZELIHA ELIAÇIK
SETA Araştırmacısı

Batı'dan ortaya çıktığını düşündüğümüz, bizim toplumumuzda da sık sık tartışılan deizm gibi akımların çıkış sebepleri nedir?

Deizm Batı'da Aydınlanma Dönemi kavramı olarak karşımıza çıkıyor. Bu dini rasyonalize etme ve dinin gelenekle ilişkisini koparma tecrübesidir. Kurumsallaşmış bir din olarak kiliseyi ve devleti, dünyayı ve dini, Tanrı'yla dünyevi hayatı ayırmak demektir. Oyunu başlatan güç olarak Tanrı'ya inanıyor ama bu güç gerisine karışmıyor. Tanrı'ya inkarcılık bizde de var ama saydığımız bu ve benzeri terimler bize ait değil. Bunlar Batı'da tevarüs eden, bize kopyala yapıştır yoluyla gelen kavramlar. Çıkış sebepleri aynı değil ama bu kavramları oluştukları kültür havzasında anlamak zorundayız. Görüyoruz ki dinle, gelenekle, var olan inançla kavga var ama bu kavga hangi inançla? Kavga Hıristiyanlıkla rasyonel akıl ve pozitivist bilim arasında. Aristokrasiyle din adamları, derebeyleri ve kilise arasında. Bu kavganın bize bire bir tercüme edilmesi mümkün değil. Biz tüm bunları anlamadan kendi toplum ve medeniyetimize aldığımız için anlayamıyoruz.

Bizde ve diğer İslam ülkelerinde söylendiği gibi deizm ve buna benzer inançların yaygınlaşması söz konusu mu sizce?

Şu an her şeyin yaygınlaştığı bir internet çağında yaşıyoruz ama neyin yayıldığı konusunda bence kafamız çok karışık. Batı'dan Doğu'ya yayılan en temel şey tüketim kültürü, arzu kültürü… Çağın genel ruhu dini, ideolojileri ri, ideaları hükümsüzleştirirken bunları tüketim ve hazcılık gibi başka şeylerle dolduruyor. Kapitalizmle arzunun şaha kalktığı bu ruh geçmişte ilahi olanı devreden çıkarıp aklı devreye soktuğu gibi şimdi de aklı çıkarıp hazzı devreye soktu. Batı'dan yeni bir insan modeli, yeni bir metafizik dört nala bize doğru geliyor. Gençler ailesinin inandığından farklı şeylere inanıyorsa, davranışları, tüketim ve alışkanlıkları, siyasi tutumu evrilmişse bunu hemen din diliyle tercüme edip "Çocuklar deist oluyor" diyemeyiz. Toplumu popülist ve magazinsel söylemler üzerinden anlamamalıyız. Gözlem yoluyla "Gençler anne babaların dini inançlarına, ideolojilere prim vermiyor" denilebilir. Teşhisi yanlış yaparsanız çözümü başka yerlerde ararsınız. Öncelikle bizim dini anlayışımıza bir güncelleme gerekiyor ama bu Batı'nın bize pazarladığını kavramlar veya reformist hareketler üzerinden değil, "Çağın ruhuna söyletmeliyiz İslam'ı" diyen Akif'ten beslenmeliyiz. Bu süreçleri "Türk gençliği deist oluyor" diyerek kutlayan bir kesim var. Buna neden sevindiklerini de anlamıyorum çünkü gençlerimiz daha mı vicdanlı, üretken, çalışkan oluyor deist olunca? Bu kesimin bu süreçlerin üzerinden hükümeti vurmak için araçsallaştırdığı bazı noktalar var. Ama deist mi oluyoruz, dindarlaşıyor muyuz? İkisi de değil gibi. İletişim araçları ve biçimleri değişiyor. Dönüşüyoruz. Giderek bir Amerikalı gibi tüketiyor ve yaşıyoruz, burası kesin.

Yeni dinî hareketlere ilgi gösterilmesinde semavi din mensuplarının rolü var mı?

Semavi dinlerin mensupları modernizm karşısında çaresiz ve çelişkiler içinde hayatlar sürüyorlar. Bir inanç sisteminin kendi bütüncül yapısı içinde tutarlı ve anlamlı kural/kodları bu bütünlük dışında alınıp modern hayatlara yama gibi yapıştırılınca "montaj" oluyor. Tutmuyor bu. Vurgu yapılan dinî hikmet de aşırı vurgulanmaktan ve ama yaşanmamaktan yıpranıyor. Müslümanlar olarak en büyük hata -ki bu semavi din mensuplarından çok âlimlerin eksiğidir- çağa bir şey söyleyememek bence. Ben burada kendimizi yeniden keşfetmemiz gerektiğini düşünüyorum. Eskilerin keşiflerini piyasaya sürmek değil ama onlardan da istifa edip onları anlamamız gerek. Şu an modern çağda yaşayan Müslümanların tecrübesi karşılıksız kaldı. Hepimiz modern hayatlar yaşıyoruz, buna kimse cevap veremiyor. Çoğu şey temelde bizim dinimiz ve değerlerimizle çelişiyorken bize vaaz edilen kavramların geldiği Batı'ya bakarak oraya imrenmeyelim. Ben geleneksel bir okul mezunu olmama rağmen bana kendi geleneğimin eserleri hiç okutulmadı. Ben Gazali ile Avrupa'da şarkiyat kürsüsünde tanıştım. Dolayısıyla önce kendimizi bilmemiz gerekiyor. Din için çok daha yeni, sesini bir çığlığa, anlamlı bir yankıya dönüştürebileceği büyük bir boşluk var bu çağda. Genlerle oynanmasından yapay zekâya o kadar çok teknoloji var ki. Tüm bunların yeni bir ahlaka ihtiyacı yok mu? Dolayısıyla burada dinin vazifesi ölmüş değil, sadece konuşacak yeni kelimelere ve yeni bir akla ihtiyacı var.


"MODERN DÜŞÜNCEYLE KLASİK DÜNYANIN AŞKINLIK FKRİ YİTTİ"
PROF. DR. KASIM KÜÇÜKALP
Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Son yıllarda sıkça karşımıza çıkan bir kavram söz konusu: Deizm. Peki, klasik dönem düşüncesinde deizm kavramı nasıl karşılık bulmaktaydı?

Klasik dünyada doğrudan doğruya deizm kavramını bulmak pek mümkün olmasa da deizme karşılık gelebilecek bir düşünce mantığının var olduğunu söyleyebiliriz. Bu da daha ziyade felsefenin Tanrı'sı ile dinin Tanrı'sı arasındaki fark üzerinden temellendirilebilir. Dolayısıyla burada şunu da vurgulamış oluyoruz: Deizmin, felsefi düşüncenin kendisinden kaynaklanan bir düşünme mantığına bağlı olarak ortaya çıkan boyutu var, bir de modern bilimsel dünya görüşünün beraberinde getirdiği imkânlar ile modern kozmoloji anlayışından kaynaklanan bilimselci rasyonalizmin ortaya koyduğu bir deizm olarak deizm kavramından bahsetmek mümkün.

Modern dünyada felsefe deizm kavramını nasıl ele almakta? Günümüzde deizm felsefi açıdan nasıl değerlendiriliyor?

Modern düşünceyle birlikte klasik dünyanın aşkınlık fikri yitmiştir. Klasik kozmoloji anlayışının yitirilmesiyle beraber modern bilimdeki birtakım gelişmelere paralel olarak niteliksel varlık fikri yıkıldı. Günümüzdeki deizmin, hâlâ kökleri modern bilimin doğuşuna dayanan, insanı bilince indirgeyen söylemin devamı olduğu kanısındayım. Nesnellik arayışı çerçevesinde ve özellikle zihin felsefesi üzerinden ortaya çıkan tartışmalar çerçevesinde bir deist söylem var. Buna göre âlemde hâlâ matematiksel, fiziksel yasalar işbaşındadır. Bahsettiğim bu durum Newtoncu fizikle değil de kuantum fiziği çerçevesinde her şey bilimselci rasyonalizmin bakış açısının güdümünde ele alınıyor. İnsan da zihin olarak düşünülmek durumunda bırakılıyor.

Dolayısıyla deizm de bir anlamda tabiri caizse nörofelsefe yoluyla aşılmak durumunda kalıyor. Bütün bir âlemi zihinle, zekâ ile irtibatlı kıldığınız takdirde bilinç bedenden kurtarıldığı anda tam bir özgürlük durumu ortaya çıkacaktır. Belki Tanrı'dan da üstün zekâ olarak bahsedilecektir. Buna benzer bir takım bilimkurgu filmleri de yapılıyor. Deist söylem modern bilimden besleniyor ve bunun dışında başka yeni söylem pratikleri gündeme geliyor. Mitolojinin yeniden canlanışı diyebileceğimiz yeni dinî akımların canlandığı bir dünyaya tanıklık etmekteyiz. Bazı Batılı filozoflar bu duruma tanrıların geri dönüşü olarak selam duruyor. Ancak ben giden tanrılar ile dönen tanrılar aynı mıdır diye sormak istiyorum.

Günümüzde yeni dini akımların ortaya çıkışının ardındaki sebep nedir?

Modern seküler hümanizm akla referansla hakikati temellendiriyordu, çağdaş dünyada hümanizm anti hümanizm formu içerisinde -ki ben buna yeni hümanizm diyorum- insanı irrasyonel yönleriyle tanımlama cihetine gitti.

Dolayısıyla arzuları tutkuları, irrasyonel yönleriyle birlikte varlık ufkunu açtı. Ancak aşkın/müteal varlık fikri ile irtibat büsbütün koptuğu için irrasyonel olan her şeye adeta davetiye çıktı. Bu durum da dinî, mistik söylemlere, Uzak Doğu dinlerine yeniden bir açık alan yarattı, ancak lokal söylemler içerisinde. Parapsikoloji ilaç yoluyla
dini yaşatmaya başladı, "bungy jumping" tarzı bir dinî tecrübe olarak görülmeye başlandı.

Yeni dinî akımlar rasyonel olanın itibar kaybından sonra da irrasyonel yönleriyle tanımlanan insan için çok büyük, çeşitli imkânlar alanı içerisindeki yeni dinler şeklinde kendini gösterdi. Şunu özellikle vurgulamam lazım: Bunların insanlara vahyi ulaştıran dinler ile irtibatı yok! Bu tamamıyla yeni bir hümanistlik söylemin yarattığı, Tanrı'yı adeta irrasyonel yönlere hitap eden bir varlık düzeyinde, bir şekilde doğa ile doğadaki canlılık ile içimizdeki bilinçdışı yönlerle ilişkilendirerek ele alan bir söylem pratiğinde vücut verdi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN