Hayatımıza fanatik sorular

Hayatımıza fanatik sorular
Giriş Tarihi: 2.6.2014 15:20 Son Güncelleme: 28.11.2014 10:47
Meryem İlayda Atlas SAYI:02Haziran 2014
Fanatiğin dili, dini, ırkı, rengi yok. Görünüşleri, düşünceleri, yaşam tarzları ne olursa olsun, fanatik ruh halinin insanları birbirine benzeten bir sıradanlığı var: Sığ düşünceler, hastalıklı bağlanma biçimleri, müdahalecilik, seçilmişlik iddiası, körü körüne bağlılık… On sene evvel, Ankara'da, şimdi adını hatırlamadığım ama sohbete dâhil olan ve arada sırada kalkıp bize çay getiren adamın 'buraya entel takımı geliyor abla' diye tarif ettiği bir kafede, yuvarlak bir masanın etrafında tanıştığım bir arkadaşımdan bahsetmek istiyorum. Üniversiteye yeni başlamıştık, okuyor, düşünüyor ve heyecanımızı nereye sığdıracağımızı bilmiyorduk. Sonraları beni siyaset teorisi okumaya ve bazı toplumsal meseleler üzerinde bolca düşündürüp net cevaplar vermeye sevk edecek sorular geliyordu masamıza. Bazı yorumlardan, sorulardan çokça inciniyordum, üstelik incindiğimi söyleyemiyor bu incinme hali bana has bir şeymiş, benim kusurummuş gibi saklamaya çalışıyor ama içimdeki rahatsızlığı da bir türlü dindiremiyordum.

Masadaki diğer kimselerin konuşulan toplumsal meseleleri ve başka hiçbir şeyi benim gibi içselleştirmediğini görüyor ve aslında bu içselleştirmemin arkasında yöneltilmiş soruların içinde gizli bir şahsi sorgu-sual olduğunu hissediyordum. "İslam'da kölelik neden uzun süre devam etmişti, yan masada oturan başörtülü kızın iki erkekle beraber tavla oynamasına ne diyordum, tasvip ediyor muydum? Türkiye'de dindarlar neden kültür ve sanattan anlamıyordu? Ve kadınların yüzde sekseni zaten başını zorla örtmüyor muydu? Dindarlar da çok zenginleşmiş, cipe binmeye karar vermişlerdi, bu da olacak iş miydi, değil miydi?" Bu paket halindeki sorular, başörtülü bir kadın olan bana, bütün bunları izah etmem, itirazları için insanları teskin etmem veya acizliğimi kabul etmem gibi seçeneklerle sunuluyordu. Kısaca, rahatsız ediyordu.

O sohbetler esnasında tanıştığım arkadaşımla siyaseten çok farklı yerlerde duruyorduk; o benim hayatımı bir baskı sisteminin parçası gibi görüyordu, bense onunkini bir yangın yeri gibi… Tek bir farkla, genellikle o benim hayat tarzım hakkındaki fikirlerini çok net ifade ediyor, kendine bir 'normal' çiziyor, benimse her kendimi ifade edişim bir 'müdahale' gibi algılandığı için çoğunlukla susuyordum. İletişim fazla süremedi, koptuk…

Yıllar sonra sosyal medya buluşturdu bizi. Yılların açtığı arayı bir iki hoş beş ve kimlik bilgisi alışverişi ile kapattık. Sonra onu sosyal medyadan takip etmeye başladım. İnanılmaz, o zamanlar durduğu çizgiden öyle çok uzaklaşmıştı ki… Kendini konumlandırdığı noktadan tam tersi bir noktaya gelmişti neredeyse, lakin hala çok ayrı yerlerde duruyorduk. Buna sevindim, demek ben onun tersi değilmişim. Paylaştığı videolar, yaptığı yorumlar ne kadar da çok eski günlerde sohbetlerimizde bana yönelttiklerine benziyordu. Aynı sorgulama-suçlama hali, aynı kendinden eminlik, aynı yaka silktiren cevap arama sevdası… Şimdi dönüp baktığımda demek ben onun tersi değilmişim diyorum. Arkadaşım, beni çok aşan konularda, dahlim olmadığı mevzularda, bilgim olmayan kişilerin hayatları üzerinden sorduğu sorularla beni dehşete düşürüyormuş. Hayata bakışı, her neyi savunursa savunsun 'fanatik' bir ruh hali içinde şekilleniyormuş. Kendi bildiğini doğru kabul etme ve diğerini aksak kabul etmedeki coşkunluğu siyasette, sporda her şeyde kendisini bu şekilde belli ediyormuş. Bu arkadaş hepimize ne kadar tanıdık geldi değil mi? Düşününce o arkadaşıma hiç şaşırmadım, aslında onun için söylenecek bir tek kelime vardı: 'Fanatik'… Eğer fanatikseniz muhatabınız bellidir ve siz o belli muhataba belli bir kalıpla yaklaşırsınız. Görüşleriniz değişse de kabın içine giren su değişir, kalıp asla değişmez.

Maalesef bu hal, sadece benim başörtüsü takan bir birey olarak yaşadığım bir şey değil, pek çoğumuzun başına gelen bir hal. Bir tek siyasette, sporda değil, günlük yaşantımızın içine girmiş fanatik sorular… Mesela yine kişisel bir örnek vereyim: Bir sergi açılışına gidersiniz, bir eser önünde bir yakınlık kurulur, muhabbet başlar, sonra ansızın bir yorum geliverir: "Ben araştırdım, İslam'da örtünme yokmuş…" veya "Ben ne başörtülüler gördüm namaz kılmıyor…" yutkunursunuz. Tepki verseniz, cevap: "Sadece bir yorum yapmıştım" olacak… "Ne var ki ben sadece bir soru sormuştum," denecek. O noktada: "Bir dakika, bu soruyu sormaya hakkın yok veya benim hayatıma, varoluşuma bu kadar köktenci bir şekilde yaklaşman kabul edilemez", kısmı uzun bir kimlik siyaseti literatürü konusu olarak kalacak.

Çoğumuz fanatizmin küfürle, coşkun davranışlarla ilişkilendiğini düşünürüz. Yanlış. Diğerinin varoluşsal değerlerine köktenci bir inkârla yaklaşmak fanatik bir davranış biçimi. Hayatlarımıza yöneltilmiş bu fanatik sorular, diğerini şekillendirme ihtiyacı ve gerçekliğini hiç bilmediği durumlara tepeden bir çözüm önerisi sunma gayretinden doğuyor. Bugün şikâyet ettiğimiz kutuplaşmanın toplumsal düzeyde etkenlerinden birisi bu sorular değil mi?

Lacivert'te bu ay, fanatizmi; siyasi fanatizm, fanatizmin ruh hali, hukuk fanatizmi, fanatizmin bin bir yüzü, fundamentalizm ve futbol fanatizmi şeklinde incelediğimiz dosyamızı bulacaksınız. Geri kalanı dergimizde... Hepinize iyi okumalar dilerim.





Dosyada yer alan makale ve söyleşiler...






















BİZE ULAŞIN