Montesquien'nun kayıp mektupları

Karl Marks öldü, orta sınıfı miras bıraktı

Hakkı Öcal SAYI:40 / Kasım 2017
Montesquien'nun kayıp mektupları

Orta sınıfı başımıza bela eden ne ekonomik süreçlerdir ne tarihsel belirleyiciliktir. Orta sınıfı başımıza saran doğrudan doğruya Karl Marks papazıdır. Sayın GYY'miz, bana orta sınıfla ilgili araştırma ve incelemelerde bulunma görevi verdikten sonraki 24 saat içinde kendimi Londra'da bulmamın sebebi de budur: Karl Marks merkezinde incelemeler yapmak!

Evet Marksizm'e göre, kahrolsun kapitalizm! Ama Marks'ın evini, kitaplığını ve hatta mezarını görmek için pek de cüz'i olmayan bir miktar ücret vermeniz gerekiyor. Yaşasın kapitalizm! Orta sınıf işçilere katılıp burjuvaziyi hayırlısıyla yok ettikten sonra ancak o zaman Marks Anıt Kitaplığı ve İşçi Okulu binalarına giriş ücretsiz olacak. Herkesten emeği kadar, herkese ihtiyacı kadar... O zamana kadar da herkesten tutturabildiğimizi alırız yoldaş!

Bilimsel sosyalizm üzerine 43 bin kitap, broşür, eski gazete arşivi bulunan şehrin tam göbeğindeki bu binada, Marks'ın notlarını görmek için ayrıca bir ücret alıyorlar ama alsınlar; helal olsun! Bakın bu sayede aşağıda sunacağımız neler neler bulduk henüz gün ışığı görmemiş olan.

Burada diyalektik bir çelişki var
Yoldaş Marks'ın Osmanlı merakını bilmeyen yoktur. Yani herhalde yoktur. Belki de vardır! Hatta belki de ülkemizde eğitim düzeyinin artışına paralel olarak Marks'ın Osmanlı merakını bilmeyenlerin de sayısı artıyor olmalı. Allah eksikliklerini göstermesin. Belki de gösterse daha iyi. Neyse burası karıştı biraz. İyi mi, kötü mü, tam bilemedim ama şurası bir gerçek ki, ülkemizde eğitimli gençlerimizin sayısı arttıkça örneğin "Köy Enstitüleri" veya İsmet İnönü gibi kurum ve kurumsal kişileri bilenlerin bile sayısı hızla azalmaktadır. "Bu kadar cehalet eğitimle mümkündür" sözü, bu anlama geliyor olsa gerek. Ki bizzat Marks, bu duruma bakıp "Burada diyalektik bir çelişki var" derdi zannedersem.

Ne demiştik? Marks, geliştirdiği; "Şöyle olursa böyle olur" tarzındaki matematik kesinlikle, tarihin gelişimini gösteren genellemelerinin bir türlü evrensel gerçekliklere uymadığını, örneğin koca bir Asya ve Osmanlı tarihinin ayrık otu gibi bu tarihsel determinizm skalasına uymadığını görünce ne yapsın? Çağdaş yazarlar gibi uygunsuz, rahatsız edici, sakıncalı, zahmetli, elverişsiz, zor, külfetli, vakitsiz, kısaca "inconvenient" bir gerçek karşısında kalınca, teoriyi gerçeğe değil, gerçeği teoriye uydurmak yerine, oturup koca dünya tarihi teorisine bir "istisna" kitabı yazsın; onun içindeki kanuniyetleri belirtsin.

Nitekim Marks da "her şeyin teorisi" olacakken, sadece Avrupa'nın teorisi olan kitabına ekler yazarak hem teorisini gerçeğin ölümcül darbesinden kurtardı hem de Asya Tipi Üretim Tarzı'na ve Osmanlı'ya olan derin bilgi ve ilgisini göstermiş oldu. Böylece Marks'ın, bir türlü kapitalizme dönemeyen toplumlar için ürettiği "oryantal despotizm" anlayışı da çıkmış oldu.

Nereden geldik bu derin mevzulara?
Marks'ın evrensel kuramını alt üst eden sadece kapitalizme geçemeyen Asya ülkeleri ve Osmanlı değil. Marks, dünya insanlarını ikiye bölüp bir bölümü sanayi ve tarım işçileri; bir bölümü bu işçilerin tarlada, fabrikada kullandığı sabit sermaye malları ve nakit sermayelerin sahipleri diye belirledikten sonra bir bakıyor ki ortada ne işçilere ne de kapitalistlere benzeyen bir sınıf daha var. Çok uğraşmıyor ve bunlara "orta sınıf" deyip geçiyor. Orta sınıf ne üst sınıftaki burjuvalar, ne de alt sınıftaki işçiler gibi sınıf özelliklerine ve sınıf ahlakına sahip. Bu sınıf alttakiler gibi devrimci, üsttekiler gibi karşıdevrimci filan değil.

Oryantal despotizmin ortaya çıkma sebebi olan orta sınıfın bu iki tarafa da öykünen, kimi berikini kimi ötekini tutan oynaklığı, acaba bizim bugün kendi orta sınıfımızı anlamamıza yarar mı? Marks'ın yayınlanmamış tonla notları var. Okuduğu kitapların sayfa kenarlarına yazdığı notlar, mektuplar, taslak halini geçememiş kitap tasarımları filan gırla. Acaba bunları devrim açısından değil de, Osmanlı-sonrası Doğu ülkeleri açısından anlamaya çalışsak... Marks'ın bu yazıları arasında işe yarar bir şeyler çıkabilir mi?

Varlığı da yokluğu da ayrı bir dert
Dikkatli bir Marks çalışanı olan sayın GYY'mizin de özel haberleşmelerimizde bendenize tevdi buyurduğu bazı gerçeklerin, orta sınıf meselesini daha iyi irdelememe imkân sağladığını da itiraf etmem gerekir. Mesela: Alman devletlerinin çok uzun süre bir araya gelememesinin ve zer-zebun perişan olmasının arkasında ne var? Değil mi? Yani komşu Fransızların, Hollandalıların ve hatta İngilizlerin Almanlara kıyasla daha gelişmiş vücutlara, baklavalı karın kaslarına, nah şu bacağım gibi kollara sahip olmadıkları gerçek mi? Gerçek. Hatta Almanların, onlara kıyasla daha bir ne bileyim orman ehline benzediği de söylenebilir. Öyleyse Almanların böyle ezilip, itilip, kıyıya-köşeye atılması nasıl bir tarihsel faktörle açıklanabilir? Sayın GYY'mizin de haklı olarak işaret ettiği gibi bu tablonun arkasındaki en büyük gerçeklik bir orta sınıflarının olmamasıdır.

GYY'mizin tarihî olayların içyüzünü anlamada bir başka örneği, bu orta sınıfın ahlakına dairdir. Kendisi demektedir ki: "Bu orta sınıf, tıkırı yerindeyken son derece demokrat olup refahını kaybedince birden başımıza faşist kesilir." Şimdi bu ön kavrayış ile baktığımızda bu orta sınıfın varlığı gibi yokluğunun da bütün yakınçağda başımıza nasıl belalar açtığını daha iyi anlıyoruz.

Mesela notlarda bulduğumuz şu satırları, böyle bir ön kavrayış olmasa nasıl anlayabilirdik:

"Emperyal düzen bir süre sonra emperyalistler arasında milyonlarca kişinin ölümüne sebep olan çatışmalara, savaşlara ve hatta dünya savaşlarına yol açar ve ardından bu ülkeler arasında çıkar dağıtımında adil bir paylaşma gözeten ekonomik birlikler kurulur; bunlar siyasal birliklere dönüşür."

Marks, yıllar önce Avrupa Ekonomik Topluluğu ve onun evirildiği Avrupa Birliği'ni öngörmüş demek ki.

Peki ya bizzat kendi Das Kapital'inin 100'ncü sayfasının kenarına düştüğü şu notlar:

"Emperyalist ülkeler sağlanan barış ortamında, bu birliği kendi ekonomik çıkarlarına doğru eğipbükmek ister ve bunun için kendi orta sınıfının dar milliyetçi eğilimlerini istismar ederek, yeniden kendi aralarında daha çok egemen olmak için uğraşırlar."

Toprağı bol olsun, ömrü vefa etseydi bu satırları acaba bugün Donald Trump'ın, Geert Wilders'in, Frauke Petry'in, Sebastian Kurz'un ortaya çıkışında orta sınıfın rolünü anlamamızı sağlayacak bir kitabın çekirdeği olmaz mıydı?

Marks'ın notlarını dikkatle okuyunca insan bu orta sınıfın nasıl bir şey olduğunu anlayabiliyor. Bu orta sınıf, (Nasıl söylesem, sonuç itibariyle sapı bizden olan bir balta gibi ama mesela spor meraklılarının ve spor meraklılarına sosyolojik açıdan bakanların hatırlayacağı üzere "kurabiye" diyelim) çok kurabiye bir sınıf. Bir örnek sunabilirim: Bir kere bu arkadaşlar, işçi ve köylü milleti gibi, temelde acayip milliyetçi oluyorlar; "Asalım, keselim. Girelim, alalım" şeklinde bir tarzları var, fakat bu milliyetçilik üzerine yukarı sınıfların zevk, sefa, iyi otomobil, özel okul tarzı değerleri de bindiği için, ilk söylemlerinin gereği olan maddi-manevi fedakârlık zorunluğu ortaya çıkınca, usuldan çark edip kurabiyelik davranış moduna sapabiliyorlar. Sanki o asma-kesme ve girme-alma işleri bedava yapılıyormuş gibi, "Motorlu Taşıtlar Vergisi artsın" filan dendiği zaman, "Para isteme benden/Buz gibi soğurum senden" mısralarını mırıldanmaya başlıyorlar. Örnek: Brexit! Yani Büyük Britanya'nın, Avrupa Birliği'nden exit edişi! Neden? Çünkü İngiliz orta sınıfı, AB'yi ayakta tutmak ve yeni bir Alman orta sınıfı kalkışmasını önlemek için pamuk eller cebe dendiğinde, "Yok yaa! Almanlar artık savaşamazlar. Şu kadar yılda biraz medeniyet öğrenmişlerdir Fransızlardan!" demeye başlıyor. "Alman orta sınıfı kalkışması" dediğimiz şey, yakın tarihte 30-40 yıl arayla iki kere oldu ve tarihçiler bu kadar uzun bir isim yerine bunu "I. Dünya Savaşı" ve "II. Dünya Savaşı" diye kısalttılar.

İnsan boşuna Marks okumuyor

Bu orta sınıfın bir özelliği de, Marks'ın notlarındaki şu satırda gizli:

"Orta sınıf burjuvazi gibi bir uluslararası sistemi veya proletarya gibi bir evrensel kardeşliği benimsemediği için daha çok kendi ülkesini savunur. Diğer ülkelerin ve milletlerin kendi ülkesini sömürmek için komplo kurduklarına inanır."

Vay anasını sayın okuyucular! İnsan boşuna Marks olmuyor. Şu öngörüye bakın. Bu parlak satırlar olmasa biz bir eli yağda, bir eli balda Avusturyalılarının, Hollandalıların, Belçikalıların, Fransızların ülkelerinde Müslüman kadınların nasıl giyinmesi gerektiğine dair yasalar çıkartmalarını, şu kıyafeti, bu örtüyü yasaklamalarını anlayabilir miydik? Gerçekten bu orta sınıf, hükümetlerini çok kurabiye işlere sevk ediyor maalesef.

Marks diyor ki bir başka notunda: "Bu orta sınıf kendini orta sınıf gibi görmez; diğer sınıflardakiler de kendilerini orta sınıf sanırlar."

Bu nottaki pırıltıyı görüyor musunuz? Ben bu satırları okuyuncaya kadar, fabrikatör çocuklarının neden metrobüsle ilgili fikirler ileri sürdüğünü anlamazdım. Aynı şekilde, kendi arkadaşının şehit düştüğü maden faciasında mal sahibinin ve onun mühendislerinin masumiyeti için tanıklık yapan maden işçisini de. Ne yaygın ve ne kurabiye bir şeymiş bu orta sınıf bilinci!

Daha beteri de şu: Orta sınıf ahalisi, çoğu zaman kendisini, üst sınıflarla yahut Marks'ın ifadesiyle üretim araçları (sermaye malları, nakit sermaye, ham madde, fabrika, atölye gibi şeylerin) sahipleriyle özdeşleştirirler ve sahip oldukları tüketim maddelerinin miktarı, değeri, parıltısı, pırıltısı arttıkça yani mesela bir Mercedes C180 veya A180 edindiklerinde kendilerini, Mercedes'e motor kapağı üretip ihraç eden Türk firmasının sahibiyle "eş değer" görürler. Varsın görsünler. Ben de bizzat şahsen kendimi kimi zaman bu adamlardan daha değerli görürüm.

Lakin sorun şurada: Orta sınıf kendini burjuvazi gibi görüp de diğer orta sınıf insanlara ve özellikle işçi-köylü milletine, afra-tafra yapmaya başlarsa ki kaçınılmaz olarak başlıyorlar, o zaman sadece sınıf olarak değil insan olarak da aksı kayıp mesela Beşiktaş pazarından elinde bir ton file ve torba ile asfaltı geçip gelmekte olan otobüsü yakalamak isteyen orta ve işçi sınıfı ahalisinin üzerine, o her tarafı dökülen ucuz Mercedeslerini sürebiliyorlar yahut "Köprüleri yolları bizim paramızla yapıyorlar; sonra da bizden köprü parası, yol parası alıyorlar!" demeye başlayabiliyorlar.

Özetle, atsan atılmaz, satsan satılmaz bir sınıf bu orta sınıf ve bu sınıfa mensup olmak da zor zanaat.

Bazen diyorum ki Marks insanları sınıflara bölmeseydi belki sınıflar gerçekten de olmayacaktı. Olsa bile, orta sınıf Marks'ın dediği gibi kurabiyeden bir tutuma sahip olmayacaktı.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN