Fazıl Baş: Karizma, liyakat, düzen

Karizma, liyakat, düzen
Giriş Tarihi: 17.09.2026 12:49 Son Güncelleme: 18.09.2026 00:00
Toplumsal kesimleri etrafına toplayabilecek karizmatik figürler, düzeni tadil etmek ya da düzenden çıkmak için daha fazla rağbet görüyor. Karizma önem kazanmış durumda çünkü henüz toplumsal taleplerin sistemleşmediği bir dönemde bunları bir siyasi tavır olarak sergileyen figürler, toplumsal grupların iradelerini yöneltebileceği bir kanal oluşturuyorlar.

Modern toplum bizi sıklıkla bireyin sıra dışı yeteneklerine muhtaç olmadığımıza ikna etmeye çalışıyor. Esasında buna büyük ölçüde ikna olmuş durumdayız; beklentilerimiz, yargılarımız, alışkanlıklarımız buna göre şekillenmiş durumda. Hele ki yapay zekanın hayatın merkezine yerleşmeye başladığı şu dönemde, bırakın sıra dışı yetenekleri bireyin kendisi bile artık karar alma mekanizmalarından çekilmek üzere. Şüphesiz bunlar soyut bir tasvir esasında. Hayatın kendisi çok daha çetrefilli. Fakat yine de genel itibariyle bakıldığında modern hayatın bizi bir sistemleşme baskısı altına soktuğunu söyleyebiliriz.

Bunun örneğini siyaset üzerinden sürebiliriz. İdeal tip düzeyinde Max Weber'in analizlerini takip ederek konuşursak, 19. yüzyılın tamamı ve 20. yüzyılın ilk yarısında bir şekilde kavga gürültü içinde modern siyasi kurumlar gittikçe bireylerden bağımsızlaşarak soyutlaştı. Siyaset üzerindeki kontrol seçkin bireylere mahsus bir şey olmaktan çıktı, artık hukuki rasyonel altyapısı ile kamuya mal olmuş soyut bir siyaset mekanizması söz konusuydu. Bu bir çerçevede demokratikleşme anlamı da taşır, zira geçmişte zaten siyaset içinde söz sahibi olmayan kesimler bunlara sahip olanlarla artık eşit bir konuma geldiler, en azından teorik olarak siyasi (en basitinden eşit oy hakkı) ve hukuki (yasalar karşısında eşitlik) bir eşitliğe kavuştular. Bir topluma siyasi ve hukuki aidiyet fikri olarak vatandaşlık da bu demokratik tahayyül üzerinden yükselir.

Gündelik hayat içinde bu durumun çok pratik bir referans noktası oluşturduğunu söyleyebiliriz. Bunun en net görülebileceği yerlerden biri liyakat beklentisidir. Bugün de sosyal medyada, haberlerde, gazete köşelerinde, iş hayatında, akademide ilh. en büyük beklentilerden birinin liyakat olduğunu söyleyebiliriz. Niçin? Çünkü liyakat modern toplum tarafından belirlenmiş kriterler çerçevesinde (diplomalar gibi) kendi kanıtlanabilir beceresinden başka hiçbir şeyi olmayan (yani doğuştan herhangi bir ayrıcalığa sahip olmayan) bir kişi için nesnel ve öngörülebilir bir toplumsal hareketlilik fırsatı sunar. Zira liyakatin olmadığı yerde, sistem üzerindeki konsensusa aykırı olarak hak edilmemiş birtakım ayrıcalıklar ortaya çıkmaya başlayacaktır.

Sorumluluk kime ait?

Liyakat beklentisinin gerçekten de toplum içinde güven ilişkilerini tesis eden pratik bir karşılığı var. Fakat bu güven neye dayanır? Öngörülebilirlik ve hesaplanabilirliğe. Kısaca kişisel ilişkilerde her zaman risk faktörünü (bireyin iradesini başkasına devretmesi anlamında) barındıran, belki riskin artması ölçüsünde de değeri artan güvenden söz etmiyoruz artık. Artık bir kararın alınmasında iradeyi bir başkasına bırakmıyoruz, fakat her birimiz için evrensel geçerliliğe sahip olan, dolayısı ile risk içermeyen soyut bir düzene toplu irade aktarımı gerçekleştiriyoruz. Zira, diyelim ki, bir yönetici düzenin sunduğu liyakat kriterleri çerçevesinde göreve geldiği ve işlerini bu kriterler çerçevesinde yürüttüğü sürece, ortaya çıkacak sorunlardan sorumlu düzenin kendisi olacaktır, biz değil.

Bu örnekte gördüğümüz üzere, güven ilişkisinde esas beklenti sorumluluğun güvenen ile güvenilen olmak üzere iki kişi arasında paylaşılması iken (güvenen güvendiği için, güvenilen güvene layık olabilmek adına), bu yeni durumda artık sorumluluk büyük ölçüde düzene atfedilmektedir. Güvenen kişi, ben düzenin kriterleri çerçevesinde güvendim, güvenilen kişi ise ben düzenin sunduğu şartlar doğrultusunda yanıldım diyebilme şansına sahiptir.

Bu bizi modern toplumlarda sıklıkla yüzümüze çarpan hürriyet-güvenlik çatışmasına getirir. Biz düzene güvenerek sorumluluğu üzerimizden attığımızda bunun karşılığı olarak düzenin sunacağı bir güvenlik beklentisi içinde oluruz. Düzenin mükemmel işlediği ideal şartlarda zaten bundan şikâyet etmemizi gerektirecek bir durumla karşılaşmamız gerekmez. Fakat düzende aksama olduğu takdirde, düzen bizden beklentisi içinde olduğumuz güvenliği sağlamak için hürriyetimizden daha fazla feragat etmemizi ister. Daha önceden öngörülmemiş sorunların, suistimallerin önüne geçmek için daha güçlü bir rasyonel işleyiş sürecini bize dayatmaya kalkar. Diplomaların yanına ek sınavlar, göstergeler, denetim mekanizmalarını devreye sokar.

Kısaca bürokrasi daha katmanlı hale gelir. Entropik bir durumdur bu. Karşılaştığımız problemleri aşmak için düzene bir enerji, ya da buradaki şekliyle bir irade aktarımı yaparız. Fakat toplumsal düzeni sonuçlarından mutmain olacağımız şekilde ilanihaye kararlı tutmak mümkün değildir. İnsan ve dolayısı ile toplumsal hayat sürekli denetim altında tutulamayacak kadar sürprizlerle doludur. Bu durumda düzen kararsızlaştıkça onu yeniden kararlı kılmak için daha fazla enerji aktarımı yapma ihtiyacı duyarız. Esasında Max Weber'in işaret ettiği şekliyle siyasetin soyutlaşması, bir anlamda geleneksel siyasi ilişkilerden modern siyaset biçimine geçilmesi bu şekilde bir entropik dönüşüm olarak yorumlanabilir. Düzenin yerini daha güçlü bir düzen almıştır. Fakat bu yeni kararlılık da bir süre sonra dağılmaya yüz tutar. Bu da bizi fasit bir dairenin içine sokar.

Güven hapı: Karizma

Güvenin modern toplumda yeniden tanımlanması esasında liyakatin de belirli sınırlar içinde yeniden tanımlandığı anlamına gelmektedir. Liyakat, içeriği nasıl tanımlanmış olursa olsun, bizim için önemli; çünkü toplumsal ilişkilerin en alt katmanından en üstüne karar alacak insanların buna göre belirlenmesini istiyoruz. Üstelik kararın ağırlığı arttıkça, yukarıda tasvir ettiğimiz düzen kararsızlığının daha berrak bir şekilde tecrübe edilmesi de muhtemel.

Karizma bize alternatif bir liyakat tasavvuru kazandırır. Karizma, yani bireyin toplum karşısında sergilediği sıra dışı kabiliyetler, iradenin düzene (modern ya da farklı modelleriyle) aktarılmasından ziyade kişilerarası güven ilişkisinin, toplum ile karizma sergileyen birey özelinde olmak kaydıyla, tesis edilmesine aracılık eder. Bu karşılıklı ihtiyaca binaen ortaya çıkar. Toplum ya düzenin kararsızlık yaşadığı ya da daha acil bir olağanüstü dönemde, söz konusu kararsızlıktan çıkış için karizma sahibi bireye başvurur. Şüphesiz karizma sıra dışı olması sebebiyle kendisini topluma dayatma gücüne sahip olacaktır, yine de karizmanın bireyin kabiliyetleri kadar toplumun ona gösterdiği itibarla da beslendiğinin altını çizmek gerekir.

Daha doğrusu bir etki-tepki durumu söz konusudur. Karizma ne kadar güçlü ise toplumun vereceği cevap, göstereceği itibar da o kadar güçlü olacaktır. Bu anlamda karizma, düzenden çıkmak için bir atılım fırsatıdır. Entropi açıklamasına dönecek olursak, burada enerji ya da irade halihazırda yayılmış ve kararsızlaşmış, dolayısı ile zaten bilindik kriterlerin daha da aşırı hale getirilmesi ile yeniden tesis edilmek istenen düzene aktarılmaz; aksine düzenin içinde yer almakla beraber onu henüz toplum tarafından öngörülemeyecek (dolayısı ile alışılageldik kriterlere başvurmadan) ama toplumun da faydasına olacak şekilde yeniden şekillendirecek bir cevhere yani karizma sahibi bireye (ve bazen gruba) aktarılır.

Karizma önem kazandı

Yukarıda yaptığımız kısmen soyut tartışmanın bugün gittikçe daha anlamlı olduğunu görüyoruz. Özellikle 2000'li yıllarla birlikte Batı'da İkinci Dünya Savaşı sonrasında kemikleşmiş liberal demokrasi ve ona paralel olarak tesis edilen uluslararası düzene dair ciddi şüpheler gün yüzüne çıktı. Özellikle söz konusu düzenin Batı içi toplumlardaki toplumsal konsensusu yenilemede karşılaştığı sorunlar, bugün karşımıza popülizm tartışmaları olarak geliyor. Bu çerçevede de toplumsal kesimleri etrafına toplayabilecek karizmatik figürler, düzeni tadil etmek ya da düzenden çıkmak için daha fazla rağbet görüyor. Karizma önem kazanmış durumda çünkü henüz toplumsal taleplerin sistemleşmediği bir dönemde bunları bir siyasi tavır olarak sergileyen, yeri geldiğinde bunlarla kimsenin rahatça dile getiremeyeceği argümanlarla çatışma içine giren figürler, toplumsal grupların iradelerini yöneltebileceği bir kanal oluşturuyorlar.

Türkiye için de benzer bir gerilimin olduğunu söylemek mümkün. Şüphesiz karizma Türkiye'de her zaman sahnede yerini bulmuştur ve bulmaya da devam ediyor. Uzunca bir süredir söz konusu karizmanın yine de parantez içinde tutulduğunu, istisna olarak algılandığını ve mevcut liberal demokratik düzenin beklentilerinin sürekli yeniden hatırlatıldığını söyleyebiliriz. Fakat yeri geldiğinde kendisini paranteze alan düzeni de bozacak kadar güçlü karizmatik liderlerin de ortaya çıkabildiğine şahidiz.

Batı dışı toplumlarda söz konusu tartışmanın bir boyutu da Batı içindeki düzenin sadece söz konusu toplumlar içinde bir konsensus sağlanması amacıyla değil, uluslararası düzeyde Batı dışı toplumlar üzerinde de bir baskı unsuru olarak kullanılmaya çalışılması sebebiyledir. Dolayısı ile uluslararası sistemle hesaplaşma yoluyla karizma elde edebilecek isimlerin önemi daha fazla artmış görünüyor.

Bunun bir örneğini Gazze katliamı sırasında da görmek mümkün esasında. Bir tarafta Filistin meselesinin uluslararası sistem içinde çözülmesini salık veren bir baskı ortamı var, fakat sisteme güvendiğiniz anda bunu keyfi bir şekilde ihlal ederek teröre başvuran İsrail'e aynı şekilde ses çıkarılmadığı görülüyor. Dolayısı ile sisteme olan güvensizlik karşısında kendi iradesini ortaya koyan Filistinliler ya da onlar özelinde Yahya Sinvar gibi isimler karizmatik figürler olarak bir anda öne çıkabiliyor, karizma sahibi kahramanlar olarak sivriliyor.

Şüphesiz bugün tüketim kültürü ile beslenen düzen içinde karizmanın tamamen kendine mahsus bir otorite yaratması ayrıca zor görünüyor, zira gün yüzüne çıkan her şey anında piyasanın da konusu haline gelmeye başlıyor. Tıpkı Hollywood'un son dönem süper kahraman filmlerinde olduğu üzere, kahraman figürünün toplum karşısında sorumluluk yerine getiren kişiden kendi alternatif evreni içinde dönüp dolaşan bir figüre döndürülmesi gibi, karizma da günümüzde sosyal medyanın sağladığı hızlı iletişim sayesinde ya hızlıca henüz oluşmadan sönümleniyor ya da hızlı dolaşım sayesinde gerçek etkisini bulamayacak şekilde dağılıyor.

Hatırlanması gereken en önemli hususlardan biri şüphesiz karizmanın kahraman ile toplum arasındaki sorumluluk ilişkisine verilmiş bir cevap olduğudur. Oysa günümüzdeki bu hızlı dolaşımın çoğu durumda sahte karizma algılarının ortaya çıkmasına yol açarak ortamı bulandırdığını da söyleyebiliriz, zira insanlar artık karizmanın inşasına yol açan eylemlerden ziyade bu eylemler henüz ortada yokken kendilerine dair üretilen efsanelerle itibar görmeye başlayabiliyorlar.

Hangi ahlak karizmayı denetler?

Karizma bir ölçüde bireyin iradesinin dönüşüne dair bir iz taşıyor. Bunu sadece makro otoriteye sahip kahraman figürleri özelinde değil, gündelik hayat içinde mikro düzeyde ortaya çıkabilecek kahramanlık özelinde de tartışmamız mümkün. Fakat şu iki noktayı da belirtmemiz gerekiyor. Karizma ancak bireyde tecessüm eden ahlakın bir yansıması olduğu ölçüde olumlu örnek olarak karşımıza çıkabilir, yoksa insanın çok boyutluluğu içinde bir suistimalin de konusu olabilir. Özellikle "büyük adamların" yeniden sahneye çıktığının tartışıldığı günümüzde bu tarz suistimallerden, otoriterlik tehlikesinden vs. endişeler dile getirilmektedir. Dolayısı ile ahlakın denetiminde olmayan bir karizma işlevi açısından kendi içinde çelişkili olacaktır. Fakat bu ahlakın da içinde bulunulan mevcut düzenin kendinden menkul dayatmalarından ibaret olamayacağı da açıktır.

Bunun yanı sıra, düzen içindeki bir kararsızlığın karizmanın görünürlüğünü artırdığını tartışsak da nüfus, iktisadi ve siyasi ilişkiler, toplumsal hareketlilik, eğitim gibi önemli alanlarda hem ulusal hem de küresel çapta bir genişlemenin sonuna kadar hissedildiğini düşündüğümüzde, düzen ihtiyacının da es geçilmemesi gerektiğini belirtmeliyiz. Karizmanın düzenin bozukluğu karşısında bir atılım sağlayabileceği düşünülse bile, bir müddet sonra rutinleşme eğilimi ile kendi düzenini sağlama eğiliminde olacağını da hatırlamalıyız. Dolayısıyla karizmanın sadece düzenin alternatifi değil aynı zamanda yeri geldiğinde denetleyicisi olarak işlevselleştirilebilmesinin de önemine işaret etmek gerekir.

BİZE ULAŞIN