Hepimizin zihninde hazır iyilik tarifleri var. Kimseyi incitmemek, elinden geleni yapmak, yardımsever, nazik ve cömert olmak vs. Kendi ürettiğimiz bu tarifleri o kadar benimsemişiz ki, iyilik üzerine bir daha düşünmeye pek gerek duymuyoruz. Oysa burada altta yatan bir sorun var; iyilik tanımlarımız iyiliğin sonuçlarını sayıyor ama onun özünden bahsetmiyor. Bu tanımlar bize "Nazik davranışların toplamı bize bir insanın iyi olduğunu mu söyler, yoksa yalnızca iyi göründüğünü mü?" sorusuna cevap vermediği gibi iyilik tanımımızın ne denli benmerkezci olduğunu da gözden kaçırmamıza sebep oluyor.
İyiler Yalnız Değildir'de tam da bu rahatsız edici soruyu masaya yatırmaya çalıştık. Amacımız, iyiliği alışkanlıkların, toplumsal beklentilerin ve kişisel nezaketin dar alanından çıkarıp bütün unsurlarını dikkate alarak yeniden tanımlamaktı. Burada "yeniden" ifadesi unuttuğumuz değerlerin kaynağına dönerek yenilenmeyi kast ediyor. Yoksa yeni bir keşif yapmayı değil.
Uzun yıllara dayanan saha çalışmalarımız özellikle hümanist anlayışın etkisiyle insanımızın giderek iyiliği din dışı alana çektiğini ve herkesin kendine göre bir iyilik tanımı ürettiğini gösteriyor. Zihinlerin dünyevileşmesi ve tanımların kişiselleşmesi iki koldan bizi dinin temel kaynaklarından uzaklaştırdı. O kadar ki bir konuda karara varmadan önce Allah'ın kitabına bakma gereği duymadığımız gibi birisi bize oradan bir sözü aktardığında onu kabullenmekte de zorlanıyoruz.
Daraltılan iyilik
Modern hayatın iyiliğe yaptığı en büyük kötülük, onu sadece görünür davranışlara indirgemesi oldu. Bir bağış yapmak, kırıcı olmamak, hataları örtmek vs. bunların hepsi kıymetli. Ama iyilik böyle sadece gözlemlenebilir davranışlardan ve insanlar arası ilişkilerden mi ibaret? Yoksa onun metafizik âlem ve içsel süreçlerle de ilgisi var mı? Tüm ilişkilerimizin bağlandığı en üst çatı olarak iyilik ara sıra/gerektikçe gösterdiğimiz görgü ve nezakete indirgenebilir mi?
İnsanın dış görünüşü itibarıyla "görgülü", karakteri itibarıyla "kötü ahlâklı" olabileceği malumunuzdur. Davranışları en ince forma ulaşmış seri katiller ve zorba yöneticiler bu konuda yeterli kanıtı sunarlar. Sofrada kusursuz, konuşmasında yumuşak, sosyal hayatta pürüzsüz birinin, kapı kapandığında bambaşka bir insana dönüştüğü beyaz yakalı eşlerin aile içi şiddet oranlarına baktığımızda görüyoruz. Bunun tersi de mümkündür; sosyal inceliği zayıf ama sözünde duran, emaneti koruyan, kimsenin görmediği yerde bile aynı kalan insanlar vardır. Görgü öğrenilebilir bir kabuktur; ahlâk ise derinlikte kurulmuş şahsiyetimizdir. Üstelik iyilik ahlakın da üzerinde, onu da kapsayan bütüncül bir varoluş halidir.
İyiliğin üç sütunu
Bakara suresinin 177. ayeti, "iyilik"i (birr) yüzü şu ya da bu yöne çevirmek gibi biçimsel bir edimle özdeşleştirmeyi açıkça reddeder ve onu üç sütun üzerine kurar:
"İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah'a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir."
Birincisi "iman." İyiliğin zemini burasıdır. İnsanın neye, kime ve niçin bağlandığı, yaptığı her iyiliğin anlamını belirler. Zemini olmayan iyilik, koşullara göre yön değiştiren ve üst bir amaca bağlanamayan köksüz davranışlara dönüşür.
İkincisi "ibadet." İbadet, iyi olma niyetini düzenli bir pratiğe bağlar, onu keyfe ve ruh hâline bırakmaz. İçinden geldiğinde iyi olan bir insan ile içinden gelmediğinde de iyi kalmayı başaran insan arasındaki fark, çoğu zaman bu disiplinden doğar. İbadetlerin insan aklının, vicdanının ürünü olmayıp doğrudan Yüce Allah tarafından emredilmiş ve belirlenmiş olması bir yana yukarıdaki ayette iyiliğin bir şartı olarak da zikredilmiş olması anlamlıdır. Zira ibadetler Rabbimizle aramızdaki ilişkinin O'nun tarafından belirlenmiş usulleridir.
Üçüncüsü "ahlâk." İyiliğin görünen yüzü. Verilen sözün tutulması, emanetin korunması, sıkıntı anındaki sabır, muhtaca uzatılan el. İnsanlar arasındaki iyilik burada somutlaşır.
Bu üçlü şunu söylüyor: İyilik ne yalnızca bir inanç meselesidir ne yalnızca bir ritüel ne de yalnızca bir davranış. Üçünden biri eksildiğinde tablo tamamlanmıyor; iman ahlâka dönüşmediğinde bir iddiadan ibaret kalırken ahlâk imandan beslenmediğinde dayanaksız bir alışkanlık hâline geliyor.
Bütüncül iyiliği kimler başarabilir?
Ayetin sonuca bağlandığı cümleye odaklandığımızda ise yukarıdan beri anlatılan üç boyutlu iyiliği bütün kısımlarıyla ancak sıdk ve takvaya ulaşanların başarabileceğini anlıyoruz. Özü sözü, içi dışı bir; ilkeli ve sağlam duruşlu sadıklarla Allah'a yüksek düzeyde saygı duyan muttakiler. Sadakat insanın ilke ve inançlarıyla davranışları arasındaki tutarlılığı, takva da hesabı verilebilecek bir hayatı sürdürebilmeyi sağlar. Bu ikisinin her koşulda bağlı kalınan iyilik haliyle ilişkisi çok açıktır.
Özden kaynaklanmayan, inançla bağları kopuk bir iyilik ister istemez gösterişe kayar yahut insanlar tarafından takdir görmediğinde sürdürülemez hale gelir. Çoğu zaman olduğu gibi insan iyilik yapar ama asıl derdi yaptığının bilinmesidir; iyilik bir vitrin nesnesine dönüşür. Takvası olmayan bir doğruluk ise esnekliği olmayan bir sertliğe evrilebilir. Sonuç olarak iyi insan olmak, tek bir yönümüzü parlatarak değil, bizi biz yapan tüm halkaları birlikte sağlamlaştırarak mümkün olur. Aksi durumda iyiliğimiz ya kördür ya da topal.
Bütün bunları dikkate aldığımızda anlarız ki günümüzde kulağımıza çok sık gelen "imansız ama çok iyi biri" tanımlaması açıkça bu ayete ters düşmektedir. Şu var ki etrafımıza baktığımızda gerçekten de iyi davranışlarına şahit olduğumuz inançsız insanlar görürüz. Bu durumda önerimiz onları tanımlarken Allah katında onaylanmak anlamına gelen "iyilik"le değil, gördüğümüz davranışlarla nitelemektir. İnsan "inançsız ama cömert, çalışkan, dürüst" olabilir fakat "inançsız ama iyi" olamaz. En azından Allah katında bu böyledir. Amellerin niyetlere göre değerlendirileceğini haber veren mütevatir hadisin tam metnine bakarsak insanın davranışları yoluyla elde edeceği sonucun o davranışı hangi amaca bağladığı ile ilgili olduğunu görürüz. Yeni fizik de bize evrendeki var oluşun temelinde bağlantısallık olduğunu söylüyor. Böyle baktığımızda varlığın cevherinin bağlanmak olduğunu görürüz.
Bir iyilikle iyi, bir kötülükle kötü olunmaz
İslam'ın ahlâk anlayışında hepimizin yüreğine su serpen hakikatlerden biri de istisnai hallerin ahlakımızı niteleyemeyeceğidir. Bir iyilik kişiyi iyi ahlâklı saymamıza yetmediği gibi, istisnai bir hata da kişinin ahlâkının bozukluğunu göstermez. Karakter tek tek olaylarda değil, tekrarda ve süreklilikte okunur.
Bu bakış iki yönlü bir düzeltmeyle bir yandan kendimizi tek bir güzel davranışla temize çıkarma eğilimimizi kırar. Öte yandan bir hatayla kendimizi ya da bir başkasını tümden mahkûm etme aceleciliğinden korur. İnsanların en kötü anlarını karakterlerinin özeti sayma alışkanlığı hem adaletsiz hem de gerçeğe aykırı. İyilik bu yüzden bir performans değil, bir istikamettir. Performans anlıktır ve seyirci ister; istikamet ise süreklidir ve insanlarla değil, Yaratıcıyla aramızdaki ilişkiyi esas alır.
İyilik benimle başlar, iyilerle birlikte gelişir
İyiler Yalnız Değildir'de öne çıkan tespitlerden biri de şu cümle oldu: "Etrafımızdakiler için yapabileceğimiz en harika yatırım, kendimizi iyileştirmektir." Yakınlarımız bize baktıklarında iyilik örnekleri görebiliyorsa, bu onların hayatında ciddi bir zenginlik oluşturur. Zihinsel, ruhsal ve sosyal olarak gelişmeye devam eden bir insanın varlığı, çevresi için başlı başına bir ikramdır.
Çoğumuz iyiliği "verilecek bir şey" olarak düşünürüz; oysa iyilik olunacak bir şeydir ve "iyi bir insan olarak kalabilmek" çoğumuz için ancak iyi bir çevre içinde mümkündür. "Ben her çevrede kendi çizgimi korurum" iddiasını samimiyetle gözden geçirmeliyiz. Çoğumuz kendimizi ortamlardan etkilenmeyecek kadar sağlam sanırız. Oysa insan, içinde bulunduğu iklimden bağımsız değildir. Sürekli alay edilen bir ortamda nezaketi, sürekli çıkarın konuşulduğu bir yerde fedakârlığı, sürekli dedikodunun döndüğü bir masada hakkaniyeti korumak zamanla ahlakımızı yıpratır. Ortamı hesaba katmayan bir iyilik iddiası çoğu zaman bir yanılsamadır.
Burada dikkat edilmesi gereken bir denge var elbette. Çevrenin belirleyiciliğini kabul etmek, sorumluluğu çevreye devretmek anlamına gelmiyor. "Ortam böyleydi" cümlesi bir mazeret değil, bir teşhis olmalı. Teşhisin işlevi, insanın kendi gücünü abartmadan tedbir almasını sağlamaktır. Bu da durumdan duruma değişmekle beraber öncelikle kimlerle vakit geçirdiğimizi, neyi normal saymaya başladığımızı, hangi masada sesimizin kısıldığını fark etmekle başlayabiliriz. Herkesi düzeltmeye çalışmak yerine, hiç değilse aile, dostlar, komşular gibi en yakın halkada iyileri çoğaltmaya bakmak gerekir. İyiliğin sürdürülebilir olması için önce bu en küçük halkanın sağlamlaştırılması gerekiyor. İyilik bireysel kahramanlıklardan ibaret değildir; ortaklaşa kurulan bir iklimde gelişebileceğini göz ardı etmenin bedeli büyük olabilir.
Sonuç
Bütün bunları yan yana koyduğumuzda ortaya şöyle bir sonuç çıkıyor: İyilik, iman, ibadet ve ahlâk sütunları üzerinde yükselen; ancak doğruluk ve takva ile birlikte örülen; tek seferlik davranışlarla değil süreklilikle ölçülen; öğrenilebilir ve onarılabilir olan; önce insanın kendisinde başlayan; sağlam bir çevre içinde korunan ve insanlar tarafından takdir görmediği zaman bile anlamını yitirmeyen bir yönelimdir.
Kitabın adının verdiği teselli de tam burada duruyor. İyi olmaya çalışan insan, kendini çoğu zaman yalnız hisseder; akıntıya karşı yüzdüğünü, kıymetinin bilinmediğini, çabasının karşılıksız kaldığını düşünür. İyiler Yalnız Değildir, bu duyguya iki cevap veriyor: Bu yolda bizden önce, bizimle ve bizden sonra yürüyenler vardır. Onların örnekliği, dayanışması bizim için ne kadar anlamlıysa bizim de kendi çağımıza ve sonradan geleceklere yapacağımız şahitlik aynı şekilde değerlidir. Üstelik görünen görünmeyen, bilinen bilinmeyen tüm amellerimizi kaydeden ve biz farkında olmasak da daima bizi hayra sevk eden melekler de bizimle beraberdir. İyiler asla yalnız değildir.