Sinemadaki üniversite

Sinema tarihinde üniversite filmlerinin bazı tür ve başlıklara yoğunlaştığını görmek mümkün... Bu başlıkları listesinin ilk sırasında aşki ikinci sıeasında spor var. Bazen de sistem eleştirisi...

Suat Köçer SAYI:77
Sinemadaki üniversite

Yine üniversiteler üzerinden yoğun tartışmaların yaşandığı bir süreçten geçiyor, tartışmaların odağındaki üniversite farklılık arz etse de büyük oranda çok aşina olduğumuz kavramlar etrafından yine tanıdık bir dizi polemiğe şahit oluyoruz.

Üniversitenin eğitim, siyaset, sosyal hayatımızdaki varlığı etraflı biçimde ele alınıyor, muhataplar kendilerince kişisel hak ve özgürlükler bağlamında üniversitelere misyonlar biçerek konuya dair tezlerine taraftar bulmaya çalışıyor. Tartışmalar esnasında taraflarca tezlerine örnek prototip olarak verilen dünyanın farklı üniversitelerindeki eğitim ve akademik yapılar, polemiklerin yoğunlaştığı hassas noktalar olarak öne çıkarken, kimi tartışmalarda filmler bağlamında ilginç yaklaşımlar görmek de mümkün olabiliyor.

Sinemanın üniversiteyi ele alış biçimi hiç kuşkusuz son derece geniş bir çerçeve fakat güncel tartışmalara katkısı olabileceğinden hareketle, çekilmiş filmlerin belli başlı ortak noktalarda buluşmasına dikkat çektikten sonra iki önemli yönetmenin kadrajından yansıyan iki tanınmış filme dair notlara değinmek istiyoruz.

Pek çok konuda olduğu gibi üniversiteler özelinde de çok sayıda film çekilmiş, farklı açılardan konuyu ele alan yönetmenler üniversitelerin birey ve toplumdaki yerine dair kendilerince çeşitli yaklaşımlar sergilemişler. Sinema tarihine baktığımızda bu konuda çekilmiş filmlerin en temel bağlamda bazı tür ve başlıklarda yoğunlaştığını görmek mümkün.

Aşksız ve sporsuz olmaz

Hiç kuşkusuz bu başlıklar listesinin ilk sırasında aşk var. Üniversite yaşamını anlatan çok sayıda filmin ana ekseninde aşkı görür, kahramanların bir yandan eğitim alırken diğer yanda yaşadıkları duygusal ilişkilerle hayatı tanımaya ve anlamaya çalıştıklarına şahit oluruz. Saymakla bitmeyecek uzunluktaki listeden Gün Doğmadan Önce (1995), Amerikan Pastası (1999), Aşk Gibi Bir Şey (2005), Ateşli Gençlik (2009), Ya Aşksa (2013), Nerve (2016), Love, Rosie (2014) ve Aynı Yıldızın Altında (2014) gibi filmleri anmak mümkün.

Bu konuda çekilmiş filmlerin yoğunlaştığı diğer bir başlık olarak sporu görmek mümkün. Diğerlerinde olduğu gibi, nitelikleri değişken ve tartışmalı olsa da meseleyi spor bağlamında ele alan çok sayıda yapım var. BASEketball (1998), Gençlik Ateşi (2000), She's the Man (2006) ve Şeytan Tüyü (2016) bu filmlerden yalnızca birkaçı. Söz konusu filmlerde kahramanların okul ve eğitim alanındaki serüveni anlatılırken diğer yandan spor üzerinden kendilerini ispata çalışan kahramanların hayata tutunma çabalarına dikkat çekiliyor.

Diğer bir dikkat çekici başlık olan suç filmlerinde, muhtelif sarsıcı olaylar etrafında öğrencilerin hayata ve kendilerine dair konularda yaşadıkları dram ve travmalara tanıklık ediyoruz. Düşler, Tutkular ve Suçlar (2003), Kural Ötesi (2002), 21 (2008) ve Ölüm Günün Kutlu Olsun (2017) gibi yapımlar, konuyu suç, polisiye ve kriminal bağlamında ele alan filmler olarak örnek gösterilebilir.

Çılgınlar Okulu (1978) Ciddi Bir Adam (2009), Can Dostum (1997) ve Sosyal Ağ (2010) gibi filmler meseleyi psikolojik temelde konu ederken Çılgınlar Sınıfı (2006), Üç Aptal (2009) ve Komik Bir Hikâye (2010) yapımları komedi türüne ait filmler olarak hatırlanabilir.

Ah Nerede (1975), Gençlik Köprüsü (1975), Sınav (2006) ve Nadide Hayat (2015) gibi çeşitli tarihlerde çekilmiş yerli filmlerin de yer aldığı üniversite temalı filmlerden iki önemli yönetmenin imzasını taşıyan, iki ayrı örneği biraz daha ayrıntılı biçimde ele almak istiyoruz.

Hayat zor Can Dostum

Dünya sinemasının önemli yönetmenlerinden Gus Van Sant'ın imzasını taşıyan Can Dostum, Massachuset Üniversitesi'nde hademe olarak çalışan Will Hunting'in sıra dışı yeteneği ve bu yeteneğin keşfedilmesinin ardından yaşadıklarını konu ediniyor.

Will, üstün bir zekâya ve öğrenme kabiliyetine sahiptir; alanında uzman profesörlerin dahi çözemediği soruları rahatlıkla çözebilmetedir. Ezberlediği kitaplar sayesinde genç yaşında kimsenin alt edemeyeceği düzeyde bir genel kültürel birikime sahip olmuştur. Ne var ki Will'in kişisel yaşamında ciddi sorunları vardır.

Çocukken çok şiddet görmüş, sorunlu aile ve sonu olmayan ilişkiler ağı Will'i şiddete meyilli, agresif ve ilişkilere kapalı biri hâline getirmiştir. Özel yeteneği ve bilgisinin verdiği özgüvenle ukala, hırçın ve hırslı birine dönüşen genç adamı keşfeden bir profesör, öfkesini kontrol edebilmesi amacıyla onu terapistlerle buluşturur ama Will her seferinde zekâsı ve cüretkâr tavrıyla onları pes ettirir. Ta, sıra Sean Maguire'a gelene kadar.

Sean, dünyayı keşfetmenin ve bu keşfin eğitimle taçlandırılmasının yegâne yolunun insanın kendisiyle yüzleşmesinden geçtiğini savunur. Ona göre her şeyin başı kendinle barışık olmaktır. Will'in küstahlığı Sean'ın samimiyet ve doğallığı karsısında çöker aşkı, eğitimi ve geleceğini imar etmeye karar verir.

Can Dostum, 90'lı yılların sonuna damgasını vuran klasik yapımlardan biri olarak sinema tarihindeki yerini alırken filmin, prestijli bir üniversite üzerinden eğitim ve bilgiyi sahici bir perspektifle tartışabilmesi Robin Williams, Matt Damon, Ben Affleck ve Stellan Skarsgård gibi yıldızların bir araya geldiği bu filmi popüler olmaktan öte özel bir yere koyuyor.

Terapist Sean Maguire, Will'i matematik dehası ilan edip "sahneye çıkarmak" isteyen profesöre karşı koyarak, asıl olanın insanın huzur ve mutluluğu olduğunu savunması, popülist kültürün dayattığı kariyer hırsı ve rekabete dayalı eğitim anlayışına da bir reddiye anlamı taşıyor.

Filmin altını kalın harflerle çizdiği önemli bir nokta da aile ve dostluk ilişkileri. Film, eğitimin başladığı yer olarak aileyi işaret ederken kalıcı dostlukların hayattaki en değerli birikimler olduğuna dikkat çekiyor. Elbette aşkın, sevginin hayatımızın başat faktörleri olduğunu da ihmal etmeden... Öte yandan filmin insani olmayan her türlü sisteme belirgin biçimde tavır aldığını özellikle vurgulamakta yarar var.

Yine ünlü oyuncular Ben Affleck ve Matt Damon'ın senaryosunu yazdığı filmin En İyi Senaryo ve En İyi Yardımcı Oyuncu (Robin Williams) dallarında Oscar aldığını da unutmadan eklemiş olalım.

Sosyal Ağ'a takılan hayatlar

Hemen her filmiyle özgün hikâyelere imza atan büyük bir usta olan David Fincher, Facebook'un kurucusu Mark Zuckerberg'ün üniversite yıllarına uzanıp genç adamın ünlü markası Facebook'u kuruşunu anlatıyor. Elbette kendine özgü bakış açısı ve yorumlarıyla harmanlayarak.

Hardvard Üniversitesi'nde öğrenim gören ve üstün yetenekli bir bilgisayar programcısı olan Mark, yanına birkaç arkadaşını alarak, kendisini terk eden kız arkadaşına bir ders vermeyi kararlaştırır. Aşağılık kompleksiyle kız arkadaşı ve üniversitedeki diğer kızların kişisel verilerini izinsiz biçimde alarak bir sitede ziyarete açan Mark, farkında olmadan büyük bir buluşa imza atar.

Gözü açılan hırslı genç, çevresindeki bazı arkadaşların fikirlerinden de esinlenerek olayı büyük bir sosyal ağ olan Facebook'a dönüştürür. Tabi bunları yaparken başvurduğu bazı yollar ve bu süreçte kırdığı dostlar da Facebook'la birlikte büyür. Finalde istediğini almış ancak yığınla sorunla da karşı karşıya kalıp davalık olmanın eşiğine gelir.

Oyun, Dövüş Kulübü, Yedi, Benjamin Button'ın Tuhaf Hikâyesi gibi önemli filmlere imza atan usta yönetmen, önceki filmlerinde belirgin biçimde yaptığı sistem eleştirisini burada da sürdürüyor ve modern yaşamın ilişki ve ekonomi anlayışına ciddi eleştiriler yöneltiyor.

Mar Zuckerberg'ün amacına ulaşma yolunda başvurduğu yollara sıklıkla vurgu yapan yönetmen, gerçek bir kişiliği anlatıyor olmanın hassasiyetini taşırken kimi diyalog ve kamera hareketleriyle de rengini belli etmekten geri durmuyor. Eğitim sistemi, hoca-öğrenci-okul ilişkisi, özel hayatın korunması, ikili ilişkilerdeki mahremiyet, gençliğin özgürlük ve bireysel alanlara dair sorunları gibi çok tartışılan konulara da çeşitli biçimlerde vurgular yapıyor.

Yönetmen yer yer Mark'ı anlamaya çalışırken genç adamın para kazanma ve kariyer yolunda düştüğü hata ve bilinçli zaaflara da seyircinin dikkatini çekiyor. "Acırsan acınacak duruma düşersin" cümlesinde vücut bulan küresel sistemin acımasız çarkını kahramanlarının dilinden eleştiren Fincher, popüler kültürün belli başlı sembolleriyle hukuk sistemi ve Hardvard başta olmak üzere Batının eğitim anlayışını incelikli biçimde eleştiri odağına oturtuyor.

Filmin dikkat çektiği önemli noktalardan biri de sosyal ağların gençlik üzerindeki etkisi ve bu etkinin yol açtığı çok boyutlu deformasyon. Dikkat çekmek, sevilme ve beğenilme isteği, popüler olma duygusu, para kazanma hırsı gibi gençlerin yoğun biçimde yöneldiği duyguları derinlikli biçimde ele alan Sosyal Ağ, eğitim ortamında vücut bulan bu yaygın yönelimlerin insan ruhunda yol açtığı tahribatlara da yer vermeyi ihmal etmiyor.


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN