Eğitime virüs bulaşınca hastalanan ilişkiler

Virüs eğitime de bulaşınca anne-babaçocuk ilişkileri de hastalanmaya başladı. Yeni eğitim-öğretim şartlarına hazırlık kadar psikolojik iyi oluş konusunda da özen göstermek gerekiyor.

Zeynep Temizer Atalar SAYI:75
Eğitime virüs bulaşınca hastalanan ilişkiler

Mart ayından bu yana yani yaklaşık 9 aydır, eğitim-öğretim faaliyetleri çevrimiçi kaynaklarla devam ediyor. Okullar zaman zaman açılıp tekrar kapansa da çocuklar bu süreç içinde daha ağırlıklı olarak bir ekran karşısından öğrenmeye çalıştılar ve hâlâ devam ediyorlar.

Bu durum herkes için yeni bir deneyim oldu. İdareciler için de öğretmenler için de sürecin nasıl işleyeceği, nerde zorlanılabileceği yahut ne gibi kolaylıkları olacağı zamanla tecrübe edildi. Mesela başlangıçta uzun saatler boyunca ekran karşısında olmanın çocukların öğrenme becerilerini etkileyeceği düşünüldü. Bazı çocuklar için bu tez doğrulanmış olsa da bazılarının başarılarının arttığı gözlemlendi.

Bazı çocuklar hem öğretmenleri hem de arkadaşlarıyla daha yakın bir temas kurmak isterken bazılarına ekranla beraber gelen bu mesafe iyi geldi ve kendilerini daha rahat ifade edebildiklerini hissettiler.

Çocukların yaşı, gelişim düzeyleri, aldıkları eğitimin içeriği ve içinde bulundukları ortamın fiziksel şartları gibi pek çok faktör bu süreci etkiledi. Birçok uzman uzaktan eğitimin kalitesini arttırmak adına çocuklar için neler yapılabileceğini, evde ne gibi düzenlemelere gerek duyulduğunu ve bu konuda atılması gereken adımları sıraladı.

Çocukların eğitim ihtiyaçları öncelendi ve bu konuda neler yapılabileceği tartışıldı. Ortaya çıkan sonuçlardan biri de ebeveynlere düşen sorumluluk oldu. Çocukların derse katılımları, ev düzeninin nasıl olması, ödev kontrollerinin ne şekilde yapılması gerektiği ve ayrıca çocukların oyun ihtiyaçlarının da karşılanması için nasıl oyunlar oynayabilecekleri, alanda uzman olan kişilerce tek tek anlatıldı. Peki ya sonra?

Sınıf disiplininin evde verilmesi

Çocuklar Z kuşağı, dolayısıyla ekranın içine doğdular. Online dersler kısmını öğretmenlerin bu sürece biraz daha adapte olmalarıyla birlikte daha kolay halletmeye başladılar. Dikkat süreleri görece olarak biraz daha uzadı çünkü öğretmenler de hangi konuyu nasıl anlatabilecekleri ve uzaktan eğitim sırasında ne gibi çalışmalar yapabilecekleri konusunda deneyim kazanmaya başladılar. Yeniliğe karşı toleransları ve esneme düzeyleri yetişkinlere göre daha iyi olduğu için çocuklar uzaktan eğitme uyum sağlamakta da büyük oranda daha başarılı oldular.

Çocukların uzaktan eğitim sürecinde ne kadar başarılı olacaklarına dair faturanın büyük kısmı ebeveynlere kesildi. Çocukların ihtiyaç duydukları "sınıf disiplinin" evde verilmesi gerektiği söylendi. Çocukların çalışma alanlarının düzeninin, derslere katılımlarının takibinin ve hatta ders içi gerekli materyallerin de yine ebeveynler tarafından organize edilmesi beklendi.

Herkes "ebeveynler" dedi ama bu iş çok büyük oranda annelere kaldı. Dolayısıyla anneler hem çocukların ve evlerinin genel ihtiyaçlarını karşılamak hem eğitim ve ödev yapma süreçlerini takip ederek öğretmenlik yapmak hem - varsa eğer- iş yaşamlarını devam ettirmek hem de eğer hala vakitleri ve güçleri kalmışsa bir kadın olarak kendilerine zaman ayırmak zorunda kaldılar.

Sinirler gerildi, yorgunluklar arttı ve kısıtlanan sosyal hayatla birlikte nefes alma alanları da daraldı. Böylece hem anne-çocuk hem de karı-koca ilişkileri zorlanmaya başladı. Kısaca virüs eğitime de bulaşınca anne-babaçocuk ilişkileri de hastalanmaya başladı.

Etkilenen anne-baba-çocuk ilişkisi

Her çocuğun öğrenme hızı ve şekli farklı olabiliyor. Öğretmenler bu işin eğitimini alıyorlar fakat anne babalar için bu durumu bilmek ve düzeni buna göre oluşturmak kolay olmuyor. Bu nedenle çocuklarını başarılı/ başarısız yahut yeterli/yetersiz olarak etiketleyebiliyor; buna göre gerekli/gereksiz ödüller, cezalar verebiliyor ve bu yüzden ilişkilerinin daha da zorlaşmasına istemeden de olsa vesile olabiliyorlar.

İçinde bulunduğumuz bu pandemi döneminin anne-çocuk ilişkileri ile ilgili etkileri üzerine bazı çalışmalar yapılmış ve bunlardan birinde eve kapanan kesimin daha çok anneler ve çocukları olduğu, babaların evdeki bu süreçte neredeyse hiç yer almadıkları, annelerdeki anksiyete düzeyinin daha fazla olduğu ve bunun sebebinin ise ev içindeki işlerin ve çocukların sorumluluğunun daha çok onlara bırakılması olabileceği ifade edilmiş.¹

Bir başka çalışmada da özellikle çalışan annelerin, çocuklarının ödevleri, ders takipleri ile ilgilenmek, iş sorumluluklarının üstesinden gelmek ve normalde ev işleri konusunda alabildikleri destek hizmetini bu dönemde alamayıp bütün ev işlerini tek başlarına yapmak zorunda kalmak gibi nedenlerin, kadınların rol yüklerini çeşitlendirip arttırdığı ve bunun da özellikle anneler için zorlayıcı bir etkiye neden olduğu ortaya çıkmış.²

Kısaca görünen o ki, anneler bütün bir günü evlerinde, sosyal hayatlarından ve keyif alanlarından uzakta, ev işleri ve kısmen öğretmenlik görevleri nedeniyle yeterince yoruluyor ve bu da öncelikli olarak çocuklarıyla olan ilişkilerine yansıyor.

İlişkileri onarıcı tavsiyeler

O hâlde bugüne kadar verilen öneriler dışında anne-baba-çocuk ilişkisinin daha sağlıklı kalabilmesi için ne söyleyebiliriz?

• Eğitim-öğretim hayatları elbette önemli ama çocuklarımız bu yaşlarına ve bu dönemdeki ihtiyaçlarına tekrar geri dönemeyecekler. Eksik kalan eğitim içeriğini bir sonraki yıl telafi edebilirler ama duygusal kayıpları telafi etmek çok daha zor olabilir. En temel ihtiyaçları kendilerini seven, değer veren ebeveynleri yanında güvende hissetmek. Bu nedenle ders süreçleri nasıl geçiyor olursa olsun olabildiğince sakin kalmaya ve bu dönemin geçici bir zaman dilimi olduğunu hatırlamaya çalışmakta fayda olacaktır.

• Uzun süreler ekrana bakmak ve bu şekilde yeni bilgileri öğrenmeye çalışmak bir çocuk için oldukça zor olabilir. Bu nedenle bu dönem için beklentiyi çok yüksek tutmamakta ve elinizden gelen desteği verdiğinize inanıyorsanız olana razı olmakta, çocuğunuzun başarısı az da olsa, onu takdir etmenizde fayda olacaktır.

• Ödevler ne kadar düzenli yapılırsa yapılsın, ders düzeni ne kadar özenli olursa olsun eğer anne olarak yorgun, gergin ve bıkkın bir hâldeyseniz, çocuğunuzla ilişkinizin bu durumdan etkilenme oranı artacaktır. Bu nedenle her gün kendiniz için en azından on beş-yirmi dakika ayırabilmenizde fayda olacaktır.

• Bu dönemin bütün yükünü annelere bırakmak yerine babaların da sürece dâhil olmasının ve gerek ev gerekse çocuklarla ilgili olan iş yükünün bölüşülmesinin hem anne-baba-çocuk hem de karı-koca ilişkisi adına güçlendirici bir etkisi olacaktır.

• Bilişsel gelişim kadar sosyal gelişimin de önemli olduğunu hatırlamak gerekir. Bu nedenle hem sizin hem de çocuklarınızın, arkadaşlarınızla görüntülü olarak görüşebileceğiniz zaman dilimleri ayarlamaya çalışmanızda fayda olacaktır. Bu, hem sizin yaşadığınız zorluklar konusunda yalnız olmadığınızı hissetmenizi sağlar hem de çocuklarınız için motivasyon arttırıcı bir etkiye neden olur.

• Bütün bunları kolayca yapamamak yahut yaparken çok zorlanmak bu sürecin zorluğunu tanımlayan parçalar. Kadın, erkek, anne, baba yahut çocuk olarak artık yorulduğumuz bir gerçek! Bu nedenle önce kendinize sonra da etrafınızdakilere şefkat gösteriyor olmanız, ruhsal alanlarınızda esnemeye çalışmanız yine bu dönemi olabildiğince az hasarla atlatmanızda fayda sağlayacaktır.

Yeni eğitim-öğretim şartlarına hazırlık

Oldukça zor bir dönemden geçiyoruz. Yetişkinler kadar çocuklar da bu zor dönemden kendi nasiplerine düşeni alıyorlar. Bu dönemin bir getirisi olan yeni eğitim-öğretim şartlarına hazırlık kadar psikolojik iyi oluş konusunda da özen göstermek gerekiyor. Kaygı, yaşadığımız belirsizlikle beraber bizi en fazla zorlayan duyguların başında yer alıyor.

Daha ne gibi durumlarla karşılaşacağımızı ve en önemlisi de bu durumun daha ne kadar süreceğini bugünden maalesef bilemiyoruz. Ebeveyn olarak yoğun bir kaygı hâlinde kalmamız, çocuklarımız için de ihtiyaçları olan güven duygusunu zedeleyebiliyor ve yaşları küçüldükçe ebeveynlerinin bu kaygısıyla nasıl baş edebileceklerini daha da bilemez hâlde oluyorlar.

Sürekli eğitimin aksayan yönlerine odaklanmak yahut hastalıktan bahsetmek yerine bu zamanların geçici olduğunu hatırlayıp daha ümitvar olmak, gelecekle ilgili planlar yapmak, hayaller kurmak ve bu zor dönemin bize kazandırdığı, hatırlattığı değerler, kavramlar hakkında konuşmak, çocuklar için de yol gösterici olabilir.

Kaygı duymak yahut geçmişe dair özlem hissetmek çocuklar kadar yetişkinlere de ait duygular. Fakat bizler, yetişkin olarak bunları konuşabildikçe ve bu duyguları ifade edebildikçe çocuklarımıza örnek olabiliriz. Böylece bu zor dönemin bıraktığı etkiler, herkes için daha baş edilebilir hâle gelebilir.

1. Öztürk, E., Kuru, G. ve Demir Yıldız, C. (2020) "Covid-19 pandemi günlerinde anneler ne düşünür çocuklar ne ister? Anne ve çocuklarının pandemi algısı." Avrasya Sosyal ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, 7(5), 204-220.

2. Akbaş, Ö. Z., ve Dursun, C. (2020) "Koronavirüs (Covid-19) pandemisi sürecinde özel alanına kamusal alanı sığdıran çalışan anneler." Avrasya Sosyal ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, 7(5), 78-94.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN