Hamas milli görüş gömleğini çıkarıyor mu?

Hamas milli görüş gömleğini çıkarıyor mu?
Giriş Tarihi: 14.6.2017 10:48 Son Güncelleme: 14.6.2017 10:52
SAYI:36Haziran 2017
Hamas-AK Parti yakınlaşması olarak adlandırabileceğimiz süreç; bazı eski büyükelçilerin o dönemde yorumladığı gibi; “Türkiye’nin radikal bir çizgiye kayması” olarak değil, Hamas’ın daha ılımlı siyasi bir çizgiye oturması olarak sonuç verdi. Halid Meşal’in Doha’da lüks bir otelde yeni siyaset belgesini yayınlaması da yeni bir sürece girdiğimizin açık bir göstergesi aslında.

Mısır darbesi, İran yayılmacılığı, DAİŞ'in ortaya çıkışı, Suriye Savaşı, Irak'ın parçalanması… Ortadoğu siyasetinde kartlar sürekli tekrar karılıyor, aktörler ve ittifaklar sürekli değişiyor… Kudüs denildiğinde aklımıza gelen Filistin meselesi, Filistin denildiğinde aklımıza gelen Gazze blokajı ve işgal edilmiş topraklar da bu değişim ve dönüşümün bir parçası olarak dünya siyasetindeki yerini almaya hazırlanıyor. Bugün, çok değil 20 sene evvel El-Fetih ve Hamas arasında asla kapanmayacak gibi gözüken makas hızla daralıyor.

30 yıllık İslami direniş hareketi Hamas, 2006 seçimlerinde Filistin parlamentosundaki sandalyelerin yarısından fazlasını kazandığında siyasallaşma sürecini başlatmıştı. Daha öncesinde kendisini "dini bir hareket" olarak tanımlayan Hamas, o tarihten beri siyasal zeminde etkin bir rol oynamaya başladı. İlk kuruluş belgesini, 1988 yılında Gazze'de bir mülteci kampında yayınlayan Hamas, dinî bir hareket olarak sadece Filistinlileri değil, İslam'ı temsil ettiğinin altını çiziyordu. Aradan geçen süreçte Hamas, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ)'nün temsil kabiliyetinin önüne geçen ve milli karakter kazanmış bir Filistin hareketine dönüştü. FKÖ'nün yaptığı açıklamaların bir kısmını zamanla benimseyen Hamas, Mayıs 2017'de "sürgün lideri" Halid Meşal'in Doha'da lüks bir otelde yaptığı açıklama ile yeni bir siyaset belgesi yayınladı. Bu siyaset belgesini 1988'deki açıklamaya dayandırmadığı veya ona dayanarak bir düzeltme yapmadığı için bir evvelki belge hükmen yok sayılmış oldu.

Hamas, yayınladığı bu belge ile Filistin siyasetinde kalıcı bir yer edinmek, Gazze'deki maddi manevi sıkışmışlıktan kurtulmak ve kendisine uluslararası meşruiyet sağlamak istiyor. Hamas'ın ilk kuruluş belgesindeki amacı İsrail'i yok etmek olarak gösterilmiş ve Müslüman Kardeşler'in (İhvan-ı Müslimin) bir kolu oldukları belirtilmişti. Yahudi karşıtlığının da zikredildiği bu kısımlar yeni siyaset belgesinde yer almadı.

Hamas'ın Müslüman Kardeşler bağlantısı ve silahlı direniş mücadelesi FKÖ tarafından hep eleştirildi. Yine aynı şekilde İsrail tarafından Mahmud Abbas liderliğindeki El- Fetih ve FKÖ, Hamas karşısında "iyi düşman" rolüne kondular. Hâlbuki Hamas'ın söylediği pek çok şeyi FKÖ de söylüyordu fakat mücadele yolu olarak silahlı direnişi açıkça belirtmiyordu. Bir de FKÖ ise kendisini seküler bir yapı olarak kendisini ifade ederken Hamas, İslami bir hareket olarak adlandırıyordu. Nitekim her ikisi de söylemleri ne olursa olsun işgalci İsrail karşısında bir yere varamazken, Hamas Batı'nın nazarında hep terör örgütü olarak kabul edildi.

Hamas'ın bu son atağı dışlanmaya karşı bir hamle olarak okunabilir. 2014 Ramazan'ında Hamas'ı destekledikleri gerekçesiyle Gazze halkına yağdırılan bombalar sonucunda BM rakamlarına göre; yarısı çocuk 1450 kişi hayatını kaybetmişti. (Gazze tarafı ise kayıpların 3000 kadar olduğunu söylüyor) Buna karşılık Hamas, sadece modası geçmiş füzelerle altı İsrailli sivili öldürdü. Fakat yine de İsrailliler binlerce insanını kaybeden ve bütün ramazan ayı boyunca başına misket bombası yağan Gazze halkından çok daha fazla tedirgin olup korktu ve Hamas, sivilleri öldüren bir terör örgütü olarak kayıtlara geçti. Maalesef bugün bu katliam, akademi ve gazetecilik dünyasında İsrail-Gazze savaşı olarak adlandırılıyor.

İhvan ve Hamas: Ayrışma mı, ayrılık mı?

Hamas ilk kuruluş belgesinde İhvan'a bağlılığını açıkça bildirilmişti. İhvan ise Sisi'nin gerçekleştirdiği başarılı darbeden en çok zarar gören yapı oldu. Bugün dünyanın dört bir yanına dağılan İhvan üyelerinin ortak görüşü, Mısır kalesinin tamamen kaybedildiği yönünde. Bundan sonraki dönemde bölgede Batı'nın uydusu olarak hareket edeceği aşikâr olan Mısır'ın bölgedeki çatışmalarda arabulucu olarak Türkiye ile beraber hareket etmesi de pek mümkün gözükmüyor. Hamas'ın siyaset belgesinde Müslüman kardeşlerle ilişkisinin kalmadığını belirtmesi, hemen hemen bütün dünyada Hamas'ın Mısır lideri Sisi'yle çalışma arzusu ve Mısır'ın darbeci yönetimine yeşil ışık yakması olarak algılandı. Zira Mısır sınırı, Gazze'nin dünyaya açılan tek kapısı. Bu analizi hemen kabullenmektense biraz üzerinde düşünmekte fayda var.

Hamas'ın ilk kuruluş belgesinin yayınlandığı 1988'den beri eleştirildiği noktalardan biri İhvan'ın doğal uzantısı olmaktı. Hamas da zamanla odak noktasını İslami bir hareket olmaya değil, Filistin meselesine çevirdi. 2013 yılında gerçekleşen Mısır darbesinden hemen önce bugünkü siyaset belgesinin bir taslağının hazırlandığı ve o taslakta da İhvan'ın yer almadığı biliniyor. Lakin darbe ile gelen süreçte yaşananlar belgenin açıklanmasını geciktirmiş olabilir. Öte yandan hem Mısır'da zayıflatılan hem de Amerika'da terör örgütü olarak ilan edilme tehdidiyle karşı karşıya kalan İhvan, Hamas için bir dayanak olmaktan uzaklaştı.

İsrail ve İran: İki ateş

Hamas, İran'la İsrail karşıtlığında buluşuyordu. Fakat bu ittifak Hamas'ın İsrail ile her zeminde ve her koşulda çatışmasını öngörüyor. Yani İran'dan alınan desteğin uluslararası alanda Hamas'ın önünü açmasının imkânı yok. Kaldı ki, İran yakın zamanda Irak, Suriye ve Yemen'de çatışmayı körükleyen, mezhepçi ve yayılmacı politikası ile Araplardan oldukça tepki aldı. Suudi Arabistan ve Katar, İran'a karşı amansız düşmanları olan İsrail'le ittifak yapmasalar bile bir noktada uzlaşmaya varabilirler. Hamas'ın siyaset belgesinin Katar'ın başkenti Doha'da açıklanmış olması da zahirden bir okuma yapmayı elverişli kılıyor.

Türkiye bölgeye siyaset ihraç ediyor

1988'den beri gelişen konjonktür ve alınan yol aslında hareketin hedefinin İsrail'in 1967 sonrası işgal, yayılma ve yerleşim yeri kurma politikasına karşı bir şekilde belirginleşmişti. Nitekim 2006'da Batı, Hamas'ın seçim zaferini tanımadı. Meşal ise ilk ziyaretini Ankara'ya yaptı ve bu sebeple Ankara da Batı kamuoyundan oldukça tepki aldı. Ankara aynı zamanda son 10 yıldır her fırsatta Hamas'ın siyasi bir muhatap olarak tanınmasının altını çizdi.

Hamas-AK Parti yakınlaşması olarak adlandırabileceğimiz bu süreç; "Türkiye'nin radikal bir çizgiye kayması" olarak değil Hamas'ın daha ılımlı siyasi bir çizgiye oturması olarak sonuç verdi. Son açıklanan siyaset belgesinde İsrail'in tanınması diye bir ibare yok. Lakin İsrail'in yok edilmesi gibi bir hedef de yok. Yani talepler, 1948 sınırlarından 1967 yeşil hatta çekilerek İsrail açısından müzakere edilebilir bir zemine oturtulmuş. Yahudilere olan yaklaşımın değiştiği ve mücadelenin işgalci Siyonizm'e karşı verileceğini belirten Hamas, bu noktada Türkiye'deki hâkim söyleme yakın bir zemine de gelmiş oluyor.

Türkiye-Hamas yakınlaşması hem Batılı muhataplar hem de içimizdeki Batılılar tarafından hiçbir zaman Hamas'ın Türkiye'ye yaklaşması olarak görülemedi. "Türkiye'nin Hamas çizgisine kayması" gibi dikkatsiz, güçlü ve köklü bir devletin ikna gücünü hafife alan ve rasyonel gücünü küçümseyen boş bir analiz düzleminde algılandı. Hamas'ın uluslararası alanda aktör olma niyetinin arkasında Türkiye'nin yapıcı ikna gücünün de etkisi büyük. Zira siyaset zemininde kalmayan, kendisini dünyaya anlatamayan ve nefret/düşmanlık temaları ile beslenen sözler, Hamas'ın asla yerine ulaşmayan füzelerine karşılık ölen binlerce Gazzelinin uluslararası alanda İsrail'in haklı savaşının kurbanları olarak görülmesinin önüne geçemiyor. Dahası Hamas'ı Batı'nın terör örgütü listesinden de çıkarmıyor. Bunun için de FKÖ kartı çok önemli. Gazze'yi kontrol eden Hamas, Batı Şeria'yı kontrol eden FKÖ ile masaya oturabilir ve şemsiye kuruluş olarak bu örgütü tanıyabilir. Bu tutum Filistin halkında da Hamas desteğini artıracak ve Gazze konusundaki uluslararası baskıyı perçinleyecektir. Zira Mahmud Abbas'ın uluslararası alanda itibar görse de Filisitin halkını temsil etme açısından sorunlu bir liderlik sergilediği biliniyor. FKÖ ve Hamas arasındaki muhtemel bir yakınlaşma, barış görüşmelerinin de 2009'da kaldığı yerden devam etmesini sağlayabilir.

Hamas'taki bu değişikliği, Gazzellilerin Hamas'la ilgili hayal kırıklığının zorunlu sonucu olarak yorumlayanlar da var, ki bu doğru. Gazzeliler de herkes gibi çocuklarını okula göndermek, elektriği kesilmeyen hastanelerde tedavi olmak istiyor. Lakin bu durumun suçlusunu İsrail'le anlaşmayan Hamas olarak görmüyorlar. Gazzelilerin kesik elektriğinin suçunu Hamas'a yükleyenler Batılı liderler ve dünyaya daha ziyade onların penceresinden bakanlar. Nitekim Mescid-i Aksa'nın kapılarında vurulan Filistinlilerin suçlusu kim diyeceğiz? 1996'dan beri Hamas'ın önde gelen liderleri, ya İsrailli suikastçılar eliyle öldürüldüler yahut Gazze'de bombalandılar. Meşal'in İsrail'e rağmen sürgünde bile olsa hayatta kalması tam tersine halkına umut veriyor.

Hareketin geleceği ne olacak?

İsrail hükümetinin Hamas'ın yumuşama adımına ilk tepkisi oldukça sert oldu. Zira İsrail, Filistin'deki yayılmacılığını ve gayrımeşru güç kullanımını Hamas'ın savurduğu tehditlere ve sivillerin öldürülmesi meselesine dayandırıyordu. Pragmatik bir Hamas, İsrail'in en son isteyeceği şey. Nitekim yeni siyaset belgesine başbakanlıktan gelen ilk yorum, "Dünyayı kandırma belgesi" şeklinde oldu.

Hem İsrail hem de Abbas liderliğindeki El- Fetih, Gazze ablukasının kaldırılması ve barış görüşmelerinin başlayamaması için Hamas'ı aşırı radikal olduğundan masaya oturamamakla suçlayamayacak artık. Nitekim bu belge ile Hamas, taleplerini merkezileştirdi. Silahlı direnişe devam etmek konusunda kendisini dine dayandıran DAİŞ'le de meşruiyet zemininde ayrışmak istedi. Zira Hamas'ın sivillere saldırması meselesi çoğunlukla her şeyini kaybetmekle karşı karşıya kalmış bir halkın sıkıştığı noktada attığı çığlık olarak adlandırılmalıydı. Bu çığlığın bedelini ise Filistinliler zaten çok ağır ödüyor.

Filistin sorunu yeni adımlar ve ittifaklarla çözülebilir mi? Hamas'a Batı'dan ne cevap gelecek? Yahut her Amerikan başkanının ideali olan Filistin meselesini çözen süper güç lideri sıfatı Trump'a mı nasip olacak? Bekleyip göreceğiz. Zira artık karşımızda Kudüs'te İsraillilere bireysel saldırılar düzenleyen bir çatışma grubu değil, uluslararası siyasete talip bir örgüt var. Hamas sözcüsü Fevzi Barhum'un yaptığı açıklama dikkat çekici: "Mesajımız, Hamas'ın radikal bir hareket olmadığıdır. Bizler pragmatik ve medeni bir hareketiz. Yahudilerden nefret etmiyoruz. Mücadelemiz sadece topraklarımızı işgal eden ve insanlarımızı öldürenlere karşı."

Bu sene içerisinde seçimle yerini İsmail Haniya'ya bırakması beklenen Meşal'in yaptığı son açıklama için Milli Görüş gömleğini çıkarmak ifadesi elbette abartılı kalacaktır. Lakin burada Türkiye'nin Hamas'ı kendi kendine zarar vermesini önlemek için Filistin halkı tarafından tanınan ve desteklenen siyasi bir hareket olarak rasyonel zemine çekme ısrarı AK Parti'nin ortaya çıkmasından evvelki atmosfere benziyor. Nitekim kapatma davası AK Parti'ye de açıldı ve Milli Görüş hükümetlerine yapılmak istenenlerin daha fazlası ile karşılaştı. Aradaki farklar benzerliklerden fazladır. Uluslararası arenadaki net ve rasyonalize edilmiş politikalar, meşru zeminde kalma inadı, Filistin davasının hayrına olacaktır

BİZE ULAŞIN