Biden’ın Reşidîleri iktidar yapma planı

Suudi devletini yakin bir gelecekte büyük bir değişim ve dönüşüm bekliyor gibi. Suudilerin “Batılı müttefikleri”nin bu dönüşüme önayak olmak üzere hazırladıkları isimlerden biri şaşırtıcı olabilir: Suudi erkek vesayet sistemine olan karşıtlığıyla tanınan prenses madavi er-reşid.

Ervanur Erdoğan SAYI:77
Biden’ın Reşidîleri iktidar yapma planı

Türkiye-Suudi Arabistan diplomatik ilişkilerinin resmen başlama tarihi 3 Ağustos 1929'a uzanır. Bu tarihten günümüze değin Arap Baharı'nın da etkisiyle iki ülke arasındaki münasebetlerin inişli çıkışlı bir gerilim hattı üzerinde mevki bulduğunu rahatça söyleyebiliriz.

Özellikle geçtiğimiz dönemde Trump'ın başkanlık seçimlerini kazanmasıyla beraber Suudi Arabistan başta olmak üzere Birleşik Arap Emirlikleri'ne yönelik yeni yakınlaşma politikaları benimsendi, İsrail ortaklığında Afrika havzasını da içine alan işbirlikleri gündeme geldi.

Yine geçtiğimiz yıllarda İstanbul'daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu'nda öldürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı hadisesi de Türkiye-Suudi Arabistan dış politikasının kırılma noktasına gelen en önemli olaylarından biri olarak tarihe geçti. Mezkûr olay sonrası Suudi medyası başta olmak üzere ülke içerisinde Türkiye aleyhinde propagandalar başlatıldı ve iki ülke arasında diplomatik soğukluk hem siyasi hem de ticari anlamda karşılığını buldu.
Eylül 2020 itibariyle "Türk mallarına boykot" söylentisi gündeme oturdu, bu da iki ülke arasındaki gerilimi tırmandırdı. Ta, Trump sahneden inip, Joe Biden dönemi başlayana kadar…

Türkiye-Suudi Arabistan hattında serin rüzgârlar eserken, Biden'ın başkan seçilmesinin resmiyet kazanmasıyla beraber bir anda rota değiştiren Suudi hükümeti, yeni yakınlaşma politikasının sinyallerini vermeye başladı ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan es-Suud yaptığı açıklamada, Türkiye ile "iyi ve mükemmel ilişkilere" sahip olduklarını ifade etti.

Suudi hükümetine tehdit: Reşidîler

Bunun yanı sıra Türk ürünlerinin boykot edilmesine dair hiçbir resmi verinin olmadığını da belirtmesi bu yakınlaşma politikasının altında yatan sebeplerden biri olarak Reşidîler ve Reşidî ailesinin torunlarından olan Madavi er-Reşid'in Suudi hükümetine yönelik oluşturduğu tehditi gündeme getirdi.

Hakkında sayılı bilgiye sahip olduğumuz Reşidîler, Arapların Kahtânî koluna mensup olduklarını ve Yemen krallarından Şimmer b. Amluk'un soyundan geldiklerini iddia ederler. Reşidîlerin monarşi ile yönettiği, günümüzde Suudi Arabistan, Irak ve Ürdün'ün içinde yer alan Cebel-i Şemmer Emirliği (Ha'il Emirliği) Arabistan yarımadasının Necid bölgesinde kurulmuş ve 19'uncu yüzyılın ortalarından 1921'e kadar yaşamış bir devletti.

İngilizlere karşı Osmanlı Devleti'nin safında yer almaları sebebiyle Osmanlı'dan gelen maddi destek başta olmak üzere, geniş arazileri, bölgedeki kabileleri, Arabistan'ı Irak, İran ve Hindistan'a bağlayan ticaret yolundan alınan haraç ve vergiler ile Reşidîler, bölgede hem siyasi hem de ekonomik açıdan önemli bir güç hâline geldi, 1902 tarihinde Suudi Arabistan'ın ilk kralı Abdülaziz b. Suud'un Riyad'ı ele geçirmesiyle parçalanıp nihayetinde çöküşe geçerek Necid Sultanlığı'na bağlanırken Reşidîlerin bir kısmı da İngilizler tarafından göçe zorlandı.

Ha'il Emirliği'nin son prensi Muhammed bin Talal er-Reşid'in torunu olan Madavi er-Reşid 1962'de Riyad'da Suudi bir baba ve Lübnanlı bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldi. 1975 yılında Suudi Arabistan Kralı Faysal b. Abdülaziz'in öldürülmesinin ardından Suudi hükümeti tarafından suikastın arkasında olmakla suçlanan aile Lübnan'a taşınmak zorunda kaldı.

Madavi er-Reşid'in panik etkisi

O sıralarda ortaokul öğrencisi olan er-Reşid, eğitimine daha çok Marunî ailelerin çocuklarının eğitim gördüğü bir Hristiyan misyonerlik okulu olan bugünkü ismiyle Uluslararası Kolej'de devam etti. İlginçtir; bu okul ilk kez 1891 yılında Kanadalı bir papaz olan Alexander MacLachlan tarafından kurulup, Amerikan Çocuk Koleji ismiyle İzmir'de de açılmıştı. 1903 yılında ise Uluslararası Kolej ismini alarak faaliyetini Lübnan'da sürdürmeye devam etti.

Buradaki eğitimi sonrasında Beyrut Amerikan Üniversitesi'nde antropoloji ve sosyoloji çalışmalarına başlayan er-Reşid, önce Salford ardından da Cambridge Üniversitesi'ne giderek doktora eğitimini Ernest Gellner'ın danışmanı olarak tamamladı. Hâlihazırda ise LSE (London School of Economics and Political Science) Orta Doğu Merkezi'nde misafir akademisyen olarak görev yapıyor.

Er-Reşid özellikle 11 Eylül olaylarından sonra Suudi Arabistan Krallığı'ndaki dinî ve siyasi tartışmalar ve Arap yarımadasının küreselleşmesi gibi alanlarda çalışmalar yaptı ve Suudi devletini yakın bir gelecekte büyük bir değişim ve dönüşümün beklediğini her fırsatta ifade etti.

2010 yılı er-Reşid'in Arap coğrafyasında bir panik etkisi oluşturduğu en bariz yıllardan biri oldu. Aynı yıl içerisinde Kuveyt'e bir ziyaret düzenleyecek olan er-Reşid'in, Kuveyt hükümeti tarafından ani bir kararla ülkeye girişi engellendi. Er-Reşid ise bu hadisenin Suudi hükümetinin Kuveyt'e yaptığı baskıdan kaynaklandığını ifade etti.

"Olası bir devrimin" ilk işaretleri

Daha sonrasında BBC'de yayınlanan bir programda "Makyavelci" olarak nitelendirdiği Suudi hükümetinin, krallığın kurucularına bir hakaret olarak değerlendirilen kitaplar yazması nedeniyle er-Reşid'in vatandaşlığını iptal ettiğini açıkladı. Bu tarihler kimi kesimlerce er-Reşid'in yaşanacak "olası bir devrime" önayak olacağının ilk işaretleri olarak da yorumlanıyor.

2020 yılı Eylül ayı ise yine manidar biçimde Suudi hükümetinin yaşayacağı kritik günlerin en somut adımlarından birine sahne oldu. Tam da krallığın doksanıncı millî gününe denk gelen bu tarihte Suudi Arabistanlı muhalifler yurtdışında "Ulusal Birlik" adlı bir parti kurduğunu duyurdular.

Demokrasiyi bir hükümet biçimi olarak tesis etmeyi amaçlayarak yola çıktığını belirten bu partinin üye isimleri Londra merkezli ALQST insan hakları örgütü başkanı Yahya Assiri, tutuklu din âlimi Selman Avde'nin oğlu Abdullah Avde, Said bin Nasır el-Ğamidi ve Şii aktivist Ahmed el-Muşeyhas olurken, partinin sözcü ismi ise Madavi er-Reşid'di…

Biden'in, Trump'ın aksine Orta Doğu politikasında yeni bir yol haritası çizdiği aşikâr. Bununla birlikte ABD-Suudi ittifakında farklı bir dönemin başladığını ve eş hızlılıkla pek çok bölgeyi etkileyeceğini öngörmek mümkün. Yine geçtiğimiz günlerde ABD Senatosu'nun Suudi Arabistan cezaevlerindeki kadın aktivistlerin serbest bırakılması çağrısının ardından, Suudi erkek vesayet sistemine karşıtlığıyla tanınan ve Madavi er-Reşid'e yakın bir isim olan Luceyn el-Hezlul şartlı tahliye edildi. Bu Madavi er-Reşid üzerine yapılan spekülasyonlar adına da manidar bir gelişme oldu.

"2021 Suudilere kaos müjdeliyor"

Görünüşte birbiriyle bağımsız gibi görünen bu olayları kimi diplomasi mahfillerinde bir çeşit siyasi mesaj olarak görenler yok değil. Öyle görünüyor ve öngörülüyor ki Suudi Arabistan'a yönelik planların hayata geçirilmesinde en aktif rolü Suud toplumunun hassas noktası olan "kadın" konusu oynayabilir. Kadının kamusal alanda temsiliyeti, "Devrimde ve Siyasette Kadın Figürü" üzerinden kitleleri harekete geçirecek itici gücü oluşturabilir ve böyle olursa şaşırmamak gerekiyor.

Her ne kadar "Ilımlı İslam" sloganı sonrası ülkede kadın hakları hususunda yaşanan değişimler yumuşak bir hava etkisi oluştursa da bu durum ekseriyetle kısa süreli bir kamuflajdan ibaret kabul ediliyor. Nitekim bunun ipuçlarını geçtiğimiz aylarda er-Reşid, bir İngiliz gazetesi olan Middle East Eye'da "2021 Suudi Arabistan'a yeni bir kaos yılı müjdeliyor" başlıklı bir yazı kaleme alarak verdi.

Bu kaos yılının Covid-19 salgınıyla bir alakası olmadığını bilakis petrole bağımlı ülkelerde yaşanacak ekonomik kırılganlığın, küresel değişimin ve siyasi reforma direnen bir mutlak krallıkta Suudilerin gelecekleri ile ilgili sorular sormasının an meselesi olduğunu vurgulayan er- Reşid, artık Suudi Arabistan'ın Trump'ın koşulsuz desteğini kaybettiğini ve yeni bir ABD yönetimiyle karşıkarşıya kalmanın veliaht prensi yanıltıcı bir güvenlik duygusu içinde İsrail'in kollarına sürükleyeceğinin de altını çizdi.

Olası yeni bir devlet planı!

Bu satırların şunu ifade ettiğini düşünenler de yok değil: Son yıllarda Yemen iç savaşı, İran'la süren bölgesel güç mücadelesi, muhaliflere yönelik tutuklama, ev hapsi ve suikast girişimleriyle gündeme gelen Suudi hükümeti, er-Reşid'in başkanlığında kurulacak "olası yeni devlet planı" karşısında el pençe divan bir duruşun tedirginliğiyle, başta Türkiye ve Katar olmak üzere yeni müttefik arayışlarına girişebilir.

Hem uluslararası hem de ulusal alanlarda yavaş yavaş meşruiyetini kaybeden Suudi yönetimi, veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın ülke içerisinde köklü değişimleri hedefleyen "Vizyon 2030" yaklaşımını çarşıya uydurmakta da güçlük çekebilir.
Suudi hükümeti, hayalî yönelimlerini bir kenara bırakıp bölgede mantıklı adımlar atarsa, hem Türkiye hem de Suudi Arabistan açısından yeni fırsatlara kapı açılabilir. Nitekim Türkiye'nin de böyle bir yakınlaşma çağrısına olumlu karşılık vereceği açıktır; tıpkı G20 Zirvesi öncesi Kral Selman ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında gerçekleşen telefon görüşmesinde bunun ilk işaretlerinin verildiği gibi.

Son olarak, yönünü bulamayan her yapı kendinden emin bir el tarafından yönlendirilmeye müsait olacak, korkunun bıraktığı boşluğu korkusuzluk dolduracaktır. Suudi Arabistan gücünün sonuna gelmeden yol kaybetmek yerine yol bulmanın peşine düşmelidir aksi takdirde, Prenses Madavi er-Reşid'i hafife almanın bedelini uzun vadede ödeyebilir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN