Dünyadan portreler/haberler

SAYI:76
Dünyadan portreler/haberler

Alexis Cossette-Trudel (KANADA)
FELAKET TELLALI KOMPLO TEORİSYENİ SANSÜR SAYESİNDE ŞÖHRETE KAVUŞTU

2020 yılı en çok komplo teorisyenleri ve felaket tellalları için bereketli bir sene oldu. Dünyanın bir sürü ülkesinde daha önce adı sanı bilinmeyen pek çok kişi tv şöhreti ve sosyal medya fenomeni oldu. Ancak bunların hiçbiri Kanada Quebec'li Alexis Cossette-Trudel'in eline su dökemedi. Kimse tarafından tanınmayan bu adam ortaya attığı paranoyakça fikirler ve komplo teorileri sayesinde sadece birkaç ay içinde başta Kanada ve Fransa olma üzere neredeyse dünya çapında fenomen oldu. Bunun başlıca sebebi ise sansürlenmesi, Youtube ve Facebook gibi sosyal platformlar herkesin istim üzerinde olduğu pandeminin ilk dönemlerinde Alexis Cossette-Trudel'in görüşlerini toplum psikolojisi açısından sakıncalı bulup, yayınlarını durdurdular. İşte bu sansüre alışkın olmayan Kanada'da Cosette-Trudel için dönüm noktası oldu ve sırf sansüre uğradığı için aniden ilgi odağına dönüştü.

Arya Rajendran (HİNDİSTAN)
21 YAŞINDA BİR BELEDİYE BAŞKANI

Hindistan'da geçtiğimiz haftalarda yapılan yerel seçimler sıra dışı şahsiyetleri vitrine çıkardı. Bunların en önde gelenlerinden biri ülkenin güneyindeki Kerala eyaletinin başkenti Thiruvananthapuram'ın belediye başkanı seçilen Arya Rajendran'dı. Rajendran Komünist Parti'den adaydı, kadındı ve sadece 21 yaşındaydı. 1 milyon nüfuslu kentin yeni belediye başkanı aday gösterildiğine çok genç yaşı ve tecrübesizliği nedeniyle rakipleri tarafından kolay lokma olarak görülüyordu ancak kentin belediye meclisindeki 100 üyenin 51'inin oyuyla Hindistan'ın gelmiş geçmiş en genç belediye başkanı unvanını kazanması hiç de zor olmadı. Kısa bir süre önce üniversitede matematik okurken Komünist Parti'nin gençlik kollarında siyasete atılan ve kentin atıklarının yönetimi ve halk için temel bir sağlık merkezinin açılabilmesi için aktivistlik yapan Rajendran'ın seçim kampanyasının merkezinde sağlık ve hijyen vardı.

Jacline Mouraud-Éric Drouet (FRANSA)
SARI YELEKLİLERİN GÖZÜ BU DEFA BAŞKANLIK SARAYINDA

Fransa'yı kasıp kavuran Sarı Yelekliler isyanının göze batan simalarından 53 yaşındaki Jacline Mouraud 2022'deki Fransa devlet başkanlığı seçimlerinde aday olacağını açıkladı. Mouraud başkan adaylığının temel gerekçelerini şöyle açıkladı: "Fransa'yı harabeye çeviren bir hükümet, teknotratlar tarafından dayatılan bir sağlık diktatörlüğü ve kendisinin de bir parçası olduğu sıradan vatandaşların temsili." Ancak "Yeni bir Fransa" için devletin zirvesine göz diken tek sarı yelekli o değil. İsyanlarda dikkatleri çeken bir başka figür olan Éric Drouet de olma isteğini ilan etti. Ancak o şöyle diyor: "Kendimi aday olarak konumlandırmak istemiyorum. Daha ziyade bir sözcü olarak ve herkesin seçeceği bir programla gelmek istiyorum." Sarı Yelekliler gösterilerinde başı çeken iki militanın uluslararası finans lobisinin adaylarına karşı başarı şansı meçhul ancak buna karşı sıradan vatandaşları temsil istekleri kayda değer.

ORTADOĞU
10 YIL ÖNCE 10 YIL SONRA "ARAP BAHARI"

Bundan tam 10 yıl önce Arap ülkelerinde başlayan ve "Arap Baharı" olarak nitelendirilen isyan ve tepki hareketlerine katılanlar dünyanın geri kalanı ile bütünleşmek istiyordu. Batılı istihbarat odakları ve sivil toplum kuruluşlarının desteklediği ve teşvik ettiği bu hareketler düşmanı dışarıda değil, kendi rejimleri olarak görüyorlardı. Sokaklar daha fazla özgürlük, demokrasi, ekmek ve insanlık onuru isteyen kalabalıklarla doluyordu. Bu isyan dalgası modern Arap tarihinin en büyük dönüm noktası olarak değerlendiriliyordu o günlerde. Baskıcı, hukuk tanımaz bu rejimler gidecek yerine insan hak ve özgürlüklerine, hukukun üstünlüğüne, düşünce ve ifade özgürlüğüne, adalet ve eşitliğe değer veren rejimler gelecekti. Bugün bakıldığında bunların yerine ne geldiği daha net görülüyor: İç savaşlar, göçler, radikal örgütler, terör, daha çok baskı ve darbeler… Açıkçası Batı'nın gazına gelen Arap sokaklarının isyancıları Dimyat'a pirince giderken resmen evdeki bulgurdan oldular. Üstüne bir de sözde demokrasi ve özgürlük getirecek "Arap Baharı"nı o dönem destekleyen Batılı devletler yeni darbeci yönetimlerle kanka olmasınlar mı….

GÜNEY AFRİKA
''KORONAVİRÜS DEĞİL 5G ÖLDÜRÜYOR" DİYENLER 5G KULELERİNİ YAKIYOR''

Koronavirüs salgınının daha ilk haftalarında 5G baz istasyonları ve dalgalarını Covid-19 hastalığı ile ilişkilendiren sayısız iddia sosyal medyada dalga dalga yayılmaya başlamıştı. 5G'nin Covid-19 hastalığına neden olduğu, salgını hızlandırdığı ve tüm bunların kasıtlı olarak yapıldığına dair bilimsel kisveli pek çok paylaşımla karşılaştık. "Bunları kim ciddiye aldı, kim buna karşı bir şeyler yaptı?" diye soracak olursanız Güney Afrika Cumhuriyetinde birileri 5G'ye dair teorileri oldukça ciddiye almış görünüyor. Zira bu ülkede kısa sürede 12 bin defa paylaşılan ve 300 bin kişi tarafından görülen "İnsanların Koronavirüs'ten öldüğü düşünülüyor oysa onları 5G öldürüyor" gibi mesajların ve komplo teoilerinin yayılmasından kısa bir süre sonra tam dört 5G kulesine saldırı düzenleyenler çıktı. Sadece bu yılın Ocak ayından beri Kwazalu-Natal bölgesinde dört 5G kulesi kundaklanarak tahrip edildi.

İRAN
İRAN DEVLET ZİRVESİNİN POLİTİK AŞI PARANOYASI

Covid-19'a karşı geliştirilen aşılara karşı birbirinden ilginç ve mesnetsiz komplo teorileri bir yana en ilginç tepki İran'dan geldi. Koronavirüsü başlarda ciddiye almayan, önlem almayan ve bir şey yokmuş gibi yaparak geniş bir halk kitlesine yayılmasının yolunu açan İran yönetimi 60 bine yakın vatandaşının ölümüne yol açan ihmalini telafi etmek yerine bu defa da -üstelik en zirve makamdanbulunan aşılara karşı paranoyakça bir tavır almayı seçti. İran'ın ruhani rehberi Ali Hamaney ülkesinin Batılı devletlerle olan güven sorununu İngiliz ve Amerikan menşeli aşıları hedef tahtasına koyarak sağlık alanına da ihraç etmeyi başardı. ABD ve İngiliz aşılarının İran halkına hastalık bulaştırmak için kullanılabileceğini ileri süren İran'ın en yüksek otoritesi 8 Ocak'ta yaptığı televizyon konuşmasında Amerikalılar ve İngilizlerin ürettikleri aşılarla hastalığı diğer ülkelere yaymak istemelerinin mümkün olduğunu ileri sürerek bu ülkelerden aşı ithalini yasakladığını duyurarak umutla aşı bekleyen vatandaşlarını bir kez daha dumura uğrattı.

İRLANDA
9 BİN BEBEK SKANDALI

Yerel ve amatör bir tarihçi olan Catherine Corless bundan 6 yıl önce Galway yakınlarındaki Tuam kasabasında kayıtlarda görünmeyen bir toplu mezarlık buldu. Araştırınca buradaki mezarların Katolik kilisesine bağlı "anne ve çocuk bakımevleri" ile bağlantılı olduğunu ortaya çıkardı. Bunun üzerine bir komisyon kurulup konu araştırılmaya başlanınca soruşturma genişlemeye başladı. 5 yıl süren soruşturma şu günlerde tamamlandı ve ülke tarihinin en karanlık skandallarından ve vahşetlerinden biri ortaya çıkarıldı. 3 bin sayfalık bir rapor korkunç bir insanlık dramını rakamlarıyla gözler önüne serdi: 1950'lerden itibaren nesiller boyunca evlilik dışı doğum yapan yüzlerce bekâr annenin ve ellerinden alınan 9 bin bebeğin Katolik otoritelerce yönetilen "bakımevlerinde" ölüme terkedildiği ya da yönlendirildiği ortaya çıkarıldı. Anne ve Bebek Bakımevleri Komisyonu Raporu'na göre 1922-1998 arasında 18 kuruma yerleştirilen 57 bin çocuğun yüzde 15'i bu bakımevlerindeyken "kötü yola düşmüş", "günahkâr", "piç" ya da "şeytan dölü" olarak yaftalanıp kötü koşullar altında en pis işleri yapmaya zorlandılar ve ihmal, kötü şartlar ve belki de kasıt sonucu öldüler.



BİZE ULAŞIN