Ayşe Hümeyra Ökten: Herkes Müslüman ama herkes İslam’ı yaşamıyor.

Ayşe Hümeyra Ökten: Herkes Müslüman ama herkes İslam’ı yaşamıyor.
Giriş Tarihi: 24.11.2020 14:06 Son Güncelleme: 24.11.2020 14:06
İ̇çinde bulunduğu çevrenin sürekli değişmesi, hizmet ettiği insanları çeşitlendirirken hizmetini de renklendiriyordu. Ödülü de her sene hac ve mekke, medine’ye gitmek ama görevli kontenjanından değil meşakkatine razı olarak yol almaktı.

HİZMETE ADANMIŞ, ÖNCÜ VE ÖRNEK BİR DİNDAR KADIN: AYŞE HÜMEYRA ÖKTEN

Cumhuriyet tarihinin hem fikir hem de eylem denildiğinde ilk akla gelen kadınlarından biri Ayşe Hümeyra Ökten'dir şüphesiz. Ulema bir aileden gelmesi ve dönemindeki kadın hareketlerinin öncülerinden oluşuyla yaşıtlarına ve kendisinden sonraki kuşakların kadınlarına ilham v eren bir şahsiyet oldu. Her şeyden önce dindar ve tesettürlü bir kızın da dokt or, bir doktorun da dindar ve tesettürlü olabileceğini gösteren, kamusal alanda başörtülü ilk kadın portrelerinden biri olarak hafızalara kazındı. Bu özelliğinin yanında çalışkanlığı, yardımseverliği, fedakârlığı ve entelektüel donanımıyla ilham verdiği dindar kadınların ve genç kızların "Doktor Abla"sı oldu. Özellikle genç bir doktor olarak kadınlar ile özel olarak ilgilenerek, hacca ve umreye gitmek isteyen genç kadınlara elinden gelen her konuda yardımcı oldu. Ayşe Hümeyra Ökten'in hem entelektüel hayatı hem de genç kadınlara nasıl ilham olduğunu onun hakkında bir kitap da yazmış olan Nevin Meriç ile konuştuk.

Ulemadan dindar bir ailenin kızı olmakla birlikte dönemindeki kadın hareketlerinin de öncülerindendi Ayşe Hümeyra Ökten. Ailesinin ve yetiştiği ortamın ona kazandırdıkları ile başlamak gerekir sanırım. Ökten'in ilk gençlik yılları nasıldı, doktorluğa yönelmesi nasıl oldu?

Bir öncü olabilmek ilk olarak sağlam bir eğitimden geçmekle mümkün… Bu zaviyeden "Doktor Abla"ya baktığımızda babası Celaleddin Ökten'den sağlam bir dinî düşünce ve tasavvur eğitimi aldığını görüyoruz. Bunun yanında şehirdeki mevcut kurumsal eğitim basamaklarının hepsinde de başarısı üst düzeyde. Üniversite dâhil hep takdir alan bir Doktor Abla'yı görmekteyiz. Tıp eğitimi insanlara hizmet açısından zaman ve zeminden bağımsız çok geniş bir alan açıyor. Hem ülke içinde hem dışında ve birçok farklı çevreye ulaşarak örneklik ve rehberlik misyonunu gerçekleştiriyor. 1949'da Tıbbiyeyi bitiren dindar bir genç kız olması da öncülüğü kuşanabilecek cesaret ve donanıma sahip olacağını gösteriyor. Nitekim Dr. Gülsen Ataseven de "Biz ilk defa kadın doktorun başörtülü olabileceğini Ayşe Hümeyra Ökten'de gördük" demişlerdir. Bu anlamda Doktor Abla'nın rehberlik ve örneklik misyonu inşa ve tercih ettiği hayat tarzının her anında karşımıza çıkmaktadır.

Cumhuriyet döneminde hacca giden ilk hanım doktor olmasından ve hekimliğin yanında kadınlara rehberlik etmesinden biraz bahseder misiniz?

İnsana rehber Doktor Abla'nın misyonu. Bunu iş ve kariyerden bağımsız mevcutla ilişkideki ihtiyaç üzerinden gerçekleştirmekte her zaman… Hac da böyle bir imkân… Kendisine nasip olup da insana kazandırdıklarının farkına varınca, bildiği ulaştığı erkeklerin, kadınların da nasiplenmesi için elinden gelen gayreti göstermiştir. Kendisine yapılan talepler kadar gidebilecek potansiyelde olan fakat bir biçimde geri duran kişileri ikna etme pozisyonunda da görüyoruz. "Hacca gitmek istiyorum ama oralarda ne yaparım, başarır mıyım" diye tereddüt edenleri ikna ettiği gibi maddi sıkıntılarını gidermek için organizasyonlarda da bulunmuştur. Burada insanı bir üs seviyeye taşıyacak farkındalıklardan haberdar etme rolü de ortaya çıkıyor. Tabi dönemin kadınlarındaki din-ibadet ve gündelik hayat algısını öğrenmek anlamında kitapta bahsedilen kadınların her birine ayrı ayrı, mesela iğneci Ayşe Hanım'a tekrar tekrar bakmak lazım diye düşünüyorum.

"Benden talep edileni gücüm dâhilindeyse yaparım" düşüncesiyle yorulmadan azimle çalışan özverili bir hayat yaşamış. Onun hayatı bizlere ne anlatıyor, ne gibi dersler veriyor dersiniz?

Öncelikle işinin ehli olmak… Üstlendiği her işi başarıyla yapmak… Doktorluğu açısından bakarsak öğrenciyken hocalarından, intörnken hastalarından aldığı dua ve övgüler yanında Kızılay'da göreve başladığında geçirdiği teftişte de başarısının her aşamada en üst düzeyde olduğunu karşımıza çıkıyor.

Bunun belirleyen de bilgi kadar sorumluluk ve insan-hayat ilişkisine dair tasavvurları. İnsanın meselesi elinden geleni esirgememek olmalı, emeğini sakınmamalı, kâinatı bir bütün olarak kabul edip davranışlarını incitmeme, zarar vermeme prensipleri çerçevesinde gücü nispetinde sabır ve gayretle hayatta yol almalı, sonuçları Allah'a bırakmalı… vs gibi ilkeler çıkartabiliriz. Zaten insanın sermayesi emektir. Emeğini teksif edeceği işler ve yerler konusunda rehberlik alması da önemlidir. Bir diğer yönü de ibadet hayatı. Ta gençliğinden gelen, her zaman ve zeminde yaptığı, öncelediği Allah-kul ilişkisinde ibadete çok önem vermiş, her zaman ısrarla tavsiye etmiştir.

Dönemindeki kadınlar açısından bakarsak Hümeyra Ökten sıra dışı ama örnek bir kadın portresi olarak görünüyor. Peki, günümüz kadınlarına ve gençlerine nasıl ilham veriyor, nasıl bir örnek teşkil ediyor?

Öncelikle meslek anlamında tıbbiyeliler ondan çok etkilendi ve örneklik ilişkisi kurdu. Bu konuda çok geri dönüşler alıyorum. Kamusal alanda dindar kadın portresi anlamında kadınlara hitap etti, herkes kendine dönüp sorgulamaya başladı. Müslüman insan anlamında da kadın ve erkeğe hitap etti. Farkına varan çok istifade etti. Vefatından sonra da gündemde kalışı gençleri çok etkiledi hatta "neden haberdar etmediniz" diye siteme yeltendiklerinde kitabın kütüphanelerinde olduğunun, fakat okumadıklarının farkına vardılar. Okuduklarında kendi talepleri ile Doktor Abla'nın hayatı arasındaki mesafeyi görüp aydınlanma da yaşamış olabilirler. Aslında birlikte okuyup rehberlik etmek sorularına cevap vermek lazım… İlke bazında kendini yetiştirme, insan ve kainatla ilgilenme, emek ve sorumluluğu kuşanma, Allah'a ibadet ve kulluk misyonunu her daim hatırlamak hususlarında hâlen ilham kaynağı olmaya devam ettiğini söyleyebilirim.

Hümeyra Ökten'in hayatının büyük bir kısmı yollarda geçmiş. Sizin bakışınızla Özellikle İstanbul, Mekke ve Medine arasında geçen hayatı ona neler katmış, neler kazandırmış olabilir?

Dinî anlamda dünya hayatı "yol ve yolcu" metaforuyla açıklanır. Bu konuda hadisler var. Doktor Abla bunun ete kemiğe bürünmüş hâlini gösterdi bize. Yolcu bir bilinmezin içinde hareket edendir. Bilinmezlik de insanı en temel ihtiyacı olan güvenli limandan koparır. Bunu herhangi bir zaruret olmadan bile isteye istemek ve gerçekleştirmek ancak muhabbet-aşkla mümkündür diyorum. Eşya ve âlem tasavvuru muhabbet üzere olunca kazanımın da aşk olması kaçınılmaz. Doktor Abla'yı bir bilinmez içinde güvenle yol aldıranın da bu ilahi neşve ve manevi kazanımın olduğunu düşünüyorum. Teslimiyet varsa gerisi hikâye diyenlerdendi Doktor Abla… Bunun yanında içinde bulunduğu çevrenin sürekli değişmesi, hizmet ettiği insanları çeşitlendirirken hizmetini de renklendiriyordu. Medine'de Mekke'de Arafat'ta dünya Müslümanlarıyla muhabbet imkânı… vs de önemli kazanımlardan sadece bir kaçıdır, diyebiliriz. Ödülü de her sene hac ve Mekke, Medine'ye gitmek ama görevli kontenjanından değil meşakkatine razı olarak yol almaktı.

Bir hac seyahati sonrasında âşık olduğu Medine'ye yerleşti ve orada Hakk'a yürüdü. Onun Medine'ye, daha doğrusu Hazret-i Peygamber'e olan sevgisini, bağlılığını nasıl ifade edersiniz?

İnşa ettiği yaşam tarzına bakmak yeterli bence… "Ballar balını buldum kovanım yağma olsun" misali elde bavul, yollarda bir hayatın normalleşmesi diye ifade ediyorum. Çocukluğunda babasının evdeki sohbetlerinde ekilen sevgi büyüdükten sonra daha da dal budak salar. İlk haccında yaşadığı manevi haz, Medine sevgisi onun sonraki hayatını şekillendiren amil olur. Medine'nin olmadığı veya Medine'yi göremeyeceği bir hayatı düşünememiş buna engel olacak her şeyi reddetmiştir ki evlenmemesinde de bu bir faktördür. Her eve bir anne, yedi mahalleye bir doktor derken de o mahallenin bir ucu Medine'dir aslında. İş sözleşmesinde bile senede bir hacca-Medine'ye gitmek vardır. Babası vefat ettikten sonra annesi "gitme artık kızım özlüyorum" dediğinde "gitmesem ölürüm" cevabında da aslolan Medine- Hz. Peygamber sevgisidir. Son haccında rüyasında "gel artık Hümeyra" diyen annesine "Medine'ye varayım da oradan gelirim" anne diye cevap vermesinden de anlaşılacağı üzere Hz. peygamber ve Medine sevgisi Doktor Abla'da asıldır.

Babası Celaleddin Ökten'in de imam-hatip okulları için bir öncü oluşunu dikkate alırsak, Öktenlerin ailece toplumsal olaylara duyarlılıklarını nasıl açıklamak gerekir? Sanırım ailenin genetiğinde böyle bir damar mevcut?

Aynı havuzdan beslenmek, çok çalışmak, Allah rızasını, ülkeye dinî anlamda hizmeti merkeze alırken emek için zaman zemin gözetmemek böyle bir misyonu sağlamıştır diyebilirim. Bunda baba Celaleddin Ökten'in çocukların manevi-dinî eğitimine gösterdiği hassasiyet dikkati çeker. Her su getirdiğinde "dur önce bir dua edeyim" diye duainsan ilişkisi yanında, okul için yazdığı ödevde kullandığı "kör tabiat" ibaresini "tabiat kör olmaz kızım" diye düzelterek gösterdiği hassasiyet, maddimanevi kuşatıcılığı çocuk zihnine ve kalbine nakşeden birkaç örnektir sadece.

Ayşe Hümeyra hanım, dinî ilkeleri kitap sayfalarında bırakmayıp oradan bizzat hayata taşıyan ve kendi hayatını dizayn eden bir örnek olarak günümüz insanına, kadınına nasıl bir model sunuyor?

Üsteki soruların birinde sadece kadına değil, toplumdaki her bir bireye söyledikleri var diye söylemiştim. İnsana hizmet, Allah'a ibadet Müslümanın yaşam tarzı olmalı. İlkeli, sağlam, muhabbeti merkeze koyan, "yaratılanı sevdim yaratandan ötürü" misali çevresiyle ilgilenen, dünyanın ahiretin tarlası fehvasında yaşamak gerektiğinin örnekliğini sunuyor. İşinin ehli olmanın yanında, manevi donanımın da önemini vs. öğretiyor diyebiliriz.

Ayşe Hümeyra Hanım'ı tek bir cümle ile tanımlasanız bu nasıl bir cümle olurdu?

"Allah'a ibadet, kula hizmet, dünyada meşakkat, ahirette cennet inşallah" diye bir cümle kurabilirim Doktor Abla ve hayatı için. Allah rahmetiyle yarlığasın, mekânı cennet olsun…

Ayşe Hümeyra Ökten Kimdir?

Ayşe Hümeyra Ökten, 1925 yılında İstanbul Fatih'te dünyaya geldi. Babası Osmanlı dönemi ulema sınıfından müderris ve felsefe hocası, imam hatip mekteplerinin kurulmasında öncü Mahmud Celaleddin Ökten'dir. Okullarını birincilikle bitirerek 1949 yılında İstanbul Tıbbiyesi'nden mezun olan Ökten, tesettürlü ilk doktor ve Cumhuriyet döneminde hacca giden ilk görevli doktor hanım olarak öncü bir isimdir. 1953 yılında Kızılay tarafından hacda görevlendirilmesinin ardından hayatı, İstanbul-Hicaz arasında geçmeye başlar. Ökten, henüz asistanken Kızılay'ın ilk bayan hekim misyonlusu olarak hacca gitti ve Medine'ye gittiği bu yolculuktan sonra Suudi Arabistan'da oturma izni alarak, orada yaşamaya karar verdi. Daha sonra babası da Medine'de oturma tutkusu ile işinden istifa edince, ailece Medine'ye yerleştiler. Kendini hastalarına adayan Ökten, yoğun iş yaşamı nedeniyle hastalarına yeterince zaman ayıramamaktan çekindiği için evlenmedi. Ökten, 95 yaşında çok sevdiği Medine'de dar-ı bekaya göç etti.

BİZE ULAŞIN