Antik Yakındoğu ve Akdeniz dünyasında ateş, kurban ve arınma pratikleri; insanın ölümsüzleşme ve tanrısallaşma arzusunun sembolik ifadeleri olarak karşımıza çıkar. Bu yazıda, Fenike-Kartaca arkeolojisinde tartışmalı çocuk kurban iddiaları, İbrani kutsal metinlerinde Molockh yasağı, antik Yunan mitolojisinde ateş yoluyla ölümsüzleşme anlatıları ve farklı kültürlerde ateşin arındırıcı sembolizmi ele alınarak; özellikle çocuk kurbanı ve kurban ritüellerinin hangi amaçlarla meşrulaştırıldığı üzerinden tanrılaşma ve ölümsüzleşme olgusunun tarihsel ve mitolojik kökenlerine yakından bakacağız. Ateş teması yazıda bağımsız bir merkez değil, özellikle Levililer'deki yasak bağlamında kurban ritüellerini anlamaya yarayan bir sembolik eşik olarak ele alınmaktadır. Modern dönemde ortaya çıkan güç, beden ve ölümsüzlük anlatıları ise bu sembolik arka planla karşılaştırmalı bir çerçeveye oturuyor.
Kuzey Afrika'da Fenike kolonilerinden biri olan Kartaca'da (Tunus, Sicilya, Sardunya ile bağlantılı ticaret ağları) gerçekleştirilen arkeolojik kazılar, Tophet adıyla anılan mezarlık alanlarında çok katmanlı gömüler, küpler içinde bebek ve çocuk kemik kalıntıları, yanık izleri taşıyan organik buluntular ve adak stelleri ortaya çıkardı. Bu buluntular, antik dünyada çocuk kurbanı ritüellerinin gerçekten uygulanıp uygulanmadığı tartışmasını doğurdu. Adak stellerinde geçen ve "mlk" kökünü içeren ifadeler, araştırmacılar tarafından kurban ritüelleriyle ilişkilendiriliyor.
Bazı yazıtlarda yer alan "Tanrı sesimi duydu ve beni kutsadı" ifadeleri adak olgusunu düşündürüyor. Pittsburg Üniversitesi'nden antropolog Jeffrey Schwartz ve bazı araştırmacılar Tophet alanındaki buluntuların çocuk kurbanı ritüelleriyle ilişkili olabileceğini ileri sürerken, başka bir grup bilim insanı bu alanların normal çocuk gömülerine ait mezarlıklar olabileceğini değerlendiriyor. Bu tartışma, antik ritüellerin yorumlanmasında arkeoloji ile metinsel geleneğin her zaman aynı sonuca ulaşmadığını göstermesine rağmen aynı yaş çocuklarının aynı mekânda ve bazı yerlerinin yanık olarak gömülmüş olmaları konusunda kurban olgusunu merkeze alıyor.
Molek (Moloch/ Molech)'in, bir tanrı adı mı yoksa belirli bir ritüel türünün adı mı olduğu konusu tartışmalıdır. Bugünkü Doğu Akdeniz, Atlas Okyanusu'na yayılan Kartaca'yı içine alan Batı bölgelerini kapsayan coğrafi alanlarda Moloch kavramı, çocukların ateşe verilmesi/atılmasıyla ilişkili kurban ritüellerine atıflarla anılıyor. Ancak, dilden dile dolaşan bronz boğa fırınlarının varlığı gibi tasvirler, daha çok geç dönem metinlerinde ve sözlü kültürde görülüyor. Bu anlatılara göre bronz bir boğanın karnına yerleştirilmiş fırına atılan çocuklar Moloch tanrısına kurban verilirler. Bu yapma buzağı, ateş, tapım ve kurban kavramları etrafında gelişen bir ritüel olarak Sami kültüründe Kenan diyarı civarında uygulanan kurban töreni olarak Molech kültü adıyla anılıyor.
Bu külte adını veren Moloch kavramına, ilk kez Kitab-ı Mukaddes'te Kutsallık Yasaları adlı bölümde yer alan Levililer 18/21'de (Levililer 17-26) rastlanır. Bu yasada, Tanrı Musa'ya "Çocuklarından (soyundan) hiçbirini Molek'e (Molek için) ateşten geçirmeyeceksin (geçirerek vermeyeceksin); Tanrının adını kirletmeyeceksin, Ben Rabbim!" diye seslenir. İlk cümle İbranice, "u-mi-zar'akha lo titten le-ha'avir la-Molekh" olarak geçer. Molek için senin soyundan olan hiçbir çocuğu ateşe vererek ona adamayacaksın anlamına gelen yasanın bağlamından anlaşıldığına göre Tanrı, Musa aracılığıyla İsrailoğullarına çevrelerindeki Kenanlı-Ammonlular gibi kimi sapkın dini ritüellere uymamalarını kesin bir dille emrederek "le-ha'avir/ateşten geçirme" uyarısını yapar.
Ateşten geçirme, kökenleri mitolojilerde görülebilen bir ritüeli işaret ediyor olabilir. Yasanın bağlamına bakıldığında İsrailoğullarının "sapkın inançlı" diğer kavimlere benzememeleri için uyarıldıkları ve çevre halkların uyguladığı düşünülen ritüellerden uzak tutmaya yönelik olduğu anlaşılıyor. Bu yasa yalnızca ateşle ilgili değil, insan ya da çocuk kurbanı uygulamalarının teolojik bir sapma olarak reddedilmesini de içeriyor. İbranilerin kutsal kitabında uyarılan halkın Amonlular gibi çevre halklarla ilişkilendirilmesi, M.Ö. 2000'lerin sonlarında Ürdün çevresinde yaşayan Ammonitlerin ve Kenanlı toplulukların arasındaki kültürel etkileşimleri önemli kılıyor. Ritüel pratiklerin yayılımı konusunda bu türden kültürel etkileşimler bölge geleneklerinin benzerliği bakımından dikkate değer içerikler sunuyor.
Kur'an-ı Kerim ise doğrudan çocuk kurbanı, ateş ya da Molek kültünü işaret etmese de, Bakara Suresi 51-54 ve Taha Suresi 85-97'de Samiri figürü üzerinden anlatılan altın buzağı hikâyesi, putlaştırma ve tevhid inancından sapma eleştirisi olarak yer alır. Altın buzağı olgusu ile Molek ritüelleri doğrudan aynı olguları işaret etmeyebilir ancak aynı coğrafyada ortaya çıkan semboller ve dini polemikler, toplumların tevhid-şirk sınırında yaşadığı gerilimleri anlamak bakımından önem arz eder.
Musa peygamberin yokluğunu fırsat bilip bir altın buzağı yapıp ona taparak tevhidden uzaklaşmayla, Kenan coğrafyasının Molek adıyla anılan boğa-buzağı, boğa heykelleri, tanrısal temsiller, ateş (Baal'ın temsili) ritüelleri arasındaki paralel anlam örüntülerine bakıldığında teolojik ve sembolik olarak dinsel bir sapmanın olduğu görülür. Bu sapma, teolojik açıdan tanrılaşma, ölümsüzleşme ya da her ikisini de içerecek şekilde tek tanrı inancını zedeleyen yönelimi besler. Antik İsrail'de boğa sembolizmi, Baal kültü ve bazı tapınak kaidelerinin boğa biçimleri üzerine akademik tartışmalarda Molek, Baal ve altın buzağı imgelerinin zamanla aynı kategoride algılanmasına yol açmıştır. Bunula birlikte arkeolojik veriler bu figürlerin tek bir tarihsel hat üzerinden doğrudan bağlandığını kesin biçimde göstermez.
Mitik hikâyelerin etrafında oluşan ritüeller birbiriyle ilişkili bağıntılar kurarlar. Mitolojik anlatılarda ateşin varlığı da ona yüklenen anlamlar etrafında oluşan ritüellerle ilişkilidir. Ateş ve onun bir örüntüsü olan ateşten geçirilme ritüeli antik Yunan mitolojisinde ölümsüzlükle ilişkilidir. Eleusis gizemlerinin kökenine bağlanan Demeter anlatısında tanrıça, kaçırılan kızı Persephone'nin yasını tutarken Eleusis'e gider ve kral Keleos'un oğlu Demophon'a bakıcılık yapar. Demeter, çocuğu ölümsüz kılmak amacıyla her gece ateşten geçirmektedir. Bir gece aynı ritüeli yaparken anne Metaneira'ya yakalanır ve anne buna izin vermez. Demeter gerçek kimliğini açıklamak zorunda kalır ama çocuğun ölümsüzleştirilme ritüeli de yarım kalır.
Bu hikâye, çocuk kurbanını değil, ateşin, dönüşüm ve ölümlülükten arınma, ölümsüzleşme aracı olarak kullanıldığını gösterir. Benzer şekilde Thetis'in, bebeği Akhilleus'u ateşe tutarak ölümlü taraflarını silme, ateşle temizleme hikâyesi bazı mitolojik hikâyelerde geçer. Bu ritüel ateşin, ölümden arınma ve ölümsüzleşerek tanrısallaşma arzusunda bir aracı unsur olarak görülür. Tanrısal statüye yaklaşma ve ölümlülükten kurtulma olgusunun mitolojideki yansımalarından biri olarak antik Yunan'da Prometheus'un tanrılardan ateşi çalması, Doğu mitolojilerinde Zümrüdü ankanın ya da Simurgun ateşte yanmasına rağmen küllerinden yeniden doğması gibi örnekler ölümlü oluşa son verme ve ölümsüzlüğü kazanma ritüellerine ilham olmuştur.
Doğu inanış ve mitolojilerinde örneğin Zerdüştlükte ve Türk inanışlarında ise ateş kutsal kabul edilir; ancak tanrıya kurban sunma ile doğrudan bağlantılı bir anlam evreni görülmez. Ateş, ahlaki saflığın ve ruhsal arınmanın sembolüdür; kirletilmemesi ve söndürülmemesi gereken bir unsurdur. Türk kültüründe ocak ve ateş ana inancı, ateş üzerinden atlama gibi erginlenme ritüelleri, arındırma ve koruma sembolizmiyle ilişkilidir.
Antik mitolojik ve dinsel metinlerde ateş, kurban ve arınma temaları; insanın ölümsüzleşme ve tanrısallaşma arzusunun farklı kültürlerde farklı biçimlerde ifade edildiğini gösterir. Ancak, ateş, kurban ve arınma/ölümsüz olma olgularının özellikle çocuk kurbanı anlatıları, gücü kutsallaştırma ve insan bedenini araçsallaştırma gibi eğilimlerin en uç örneklerinde yanyana geldiği görülür.
Fenike-Kartaca arkeolojisi, Yunan mitolojisi ve diğer kültürel mitolojik gelenekler, ateşin hem tehlikeli hem dönüştürücü gücünü farklı şekillerde yorumlarken, İbrani, Hristiyan ve İslam kutsal kaynakları insanın tanrılaşma ve ölümsüzleşme arzusunun bir sapkınlık olduğuna vurgu yaparak, ateşle kurulan ilişkinin Tanrı ile insan arasındaki ilişkiye zarar verecek sapkın ritüellere dönüşmesine karşı onları uyarır.
Modern dünyada ortaya çıkan politik ve çıkarcı güç ve istismar ağları, doğrudan antik ritüellerin devamı olmasa da, insanı, insan bedenini araçsallaştıran zihniyetlerin tarihsel arketiplerini hatırlatan sembolik benzerlikler sunar. Epstein gibi modern dönemdeki skandallar bu açıdan, tanrılaşma, ayrıcalık ve tanrısal bir özellik olarak cezasızlık hissinin modern toplumlarda nasıl yeniden üretildiğini gösteren sosyolojik örnekler olarak okunabilir. Gen teknolojisinin ölümsüzlük, gençlik, yaşlanmama gibi vaadlerini kapsayan uzantılar da düşünüldüğünde, modern güç sapkınlıklarının, tanrılaşma ve ölümsüzleşme arzusuna hizmet eden yapıların kadim sapmanın hikâyesini tekrar ettiği ortaya çıkmaktadır.