Rabia Yavuz: AÇILDIKÇA ÖRTÜLEN

AÇILDIKÇA ÖRTÜLEN
Giriş Tarihi: 5.7.2024 11:00 Son Güncelleme: 5.7.2024 11:00
Rabia Yavuz SAYI:113

Telefonunuz elinizde ve dünyada (kullandığınız araçların size gösterdiği kadarıyla) neler olup bittiğine bir bakayım dediniz. Ne yaparsınız? Muhtemelen en sık kullandığınız uygulamalardan

birini açtınız. Ekranınıza düşen şeylere hızlıca bir göz gezdirirken belki de zamanın dijital medya uygulamalarında ne kadar da süratli akıp gittiğini fark etmediniz. Herhangi bir şey sizi o dünyadan çıkarana kadar belki telefonunuzdaki başka uygulamalara da baktınız. Nasıl hissediyorsunuz kendinizi? Sosyal medyaya şöyle bir girip çıktıktan sonra zihninizde, halinizde ve tavrınızda bir değişim gözlemliyor musunuz, merak ediyorum.

Sosyal medya uygulamalarının üzerimizde nasıl etkiler bıraktığına dair sayısız araştırmaya bakarsak dijital dünyaya girip çıktıktan sonra aynı olmamız mümkün değil. İlk kertede fark etmesek bile dünyaya ve kendimize bakışımız derin değişikliklere uğrar bu süresiz ve sıklıkla yapılan ziyaretler sırasında. Bu uygulamaları kullandıktan sonra kendini daha huzurlu ve mutmain hisseden insanlar yok gibi görünüyor lakin yine de bu uygulamaları kullanmaktan vazgeçemiyoruz gibi. Ya bilimsel araştırmalar yanılıyor ya da biz bazı yanılgıların içinde neden kalmayı seçtiğimizi pek de durup düşünemiyoruz. Dijital dünyanın akışkan doğasında da durup düşünmeye fırsat bulamayız zaten.

Büyük bir sermaye tarafından yüksek teknoloji kullanılarak bizi meşgul tutmak için tasarlanan bu uygulamalar işlerinde oldukça başarılı görünüyor. Kendini meşgul edemeyeni işgal edecek ne çok şey var. Kendimizden kaçarcasına başkalarının hayatlarını gözlemliyoruz. İşgale biraz ara verip görsellerin değil de satırların arasında bu gösteri kültürüne daha yakından bakmayı deneyelim mi?

Gösterildikçe gizlenen
Dijital devrim sayesinde her şeyin daha görünür ve kolay ulaşılabilir olduğuna kolayca inandık. Her gün sayısız görselin dolaşıma girdiği bu dünyada görülmeyen bir şey kaldı mı acaba? Sherlock'tan yardım alarak sorarsak; "Bir şeyi saklamanın en iyi yolu, onu herkesin görebileceği bir yere koymak" mıdır acaba? İfşanın bu kadar yaygınlaştığı bu platformların idraklerimizden sakladığı bir şeyler olabilir mi? Gösterdikçe görüldüğümüzü düşünüyor olabiliriz ama bu gösteri kültürünün sakladığı şeyler yok mudur acaba?

Sosyal medya platformları bireylerin sürekli olarak kendilerini gösterme ihtiyaçlarını tetikliyor ve bundan besleniyor gibi görünüyor. Üstelik mesele görünmekten ziyade ilgi çekici bir şekilde sürekli gözler önünde olmak. Uygulamaların hizmete sunduğu filtreler, düzenlemeler, özenle çekilmiş ve seçilmiş görseller eşliğinde dikkatleri üzerinizde tutabilme baskısı da yaratmaktadır.

Sosyal medya platformları, kullanıcıların dikkatini çekmek ve o dikkatin sürdürülebilir olması üzerine kuruludur. İsteyen herkesin görebileceği şekilde dolaşıma giren bu paylaşımlar dikkatin hızlıca da tüketildiği bu ortamlarda sıradanlaşmaya başlar. Bir ürün gibi hazırlanıp paketlenip potansiyel alıcılara sunulmuş dijital kimlikler pazardaki yerini alır. Mevcut halimizle değil de dijital bir ürün olarak yarattığımız sanal benliklerle sayısız satıcı ve alıcının yer aldığı bu dünyada dikkat ve beğeni kazanmaya çalışırken kaybettiğimiz bir şeyler olabilir mi?

Bir şeyin görünür olması onun gizli yanları olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz; aksine görünür oldukça gizli kalan bir şeyler vardır. Herkesin erişebildiği şeylerin git gide sıradanlaşması ve gözlerden de kaybolması neticesinde neyi kaybettiğimizi hatırlayamaz bir hale bile gelebiliriz. Son kertede elimizde sadece doyurulması gereken dijital kimlikler kalır.

Herkesin dikkatine sunulmak için dikkatle oluşturulmuş bu dijital kimliklerin arkasında bir yerde gizlenen ise sahici benliklerimiz olabilir. Egonun görünür ve gizil yönlerinin yeni sosyal medya platformlarının sağladığı alternatif gerçeklik alanlarından nasıl etkilendiğine derinlere inerek bakmak istediğimizde insana dair çok şey bulabiliriz. Örneğin, mahrem ayrıntıların ifşa edilerek insanın onurunu tükettiğine işaret eden filozof Byung-Chul Han saygınlığın erozyona uğradığına işaret ediyor.

Birer ürüne dönüşen benlikler Çevrimdışı ve çevrimiçi dünyalarımız teşhirle birleştiğinden beri hızlıca yayılarak dikkatlerden saklanan şey saygınlığımız olabilir. In the Swarm adlı kitabında saygının ancak temkinli sınırlar içinde yaşanabilecek anlamlı bir bağlantı olduğunu söyler Han. Çevrimiçi onay için mahremiyetin kaybolduğu bu dünyada kişilerarası saygınlıkta tükenmekte. Bir zamanlar özel ve mahrem olan benliklerimizin keşif süreci kamusal alanla iç içe geçmiş durumda.

Bu karmaşanın içinde benliklerimizin çevrimiçi etkileşim akışından etkilenmemesi mümkün değil. Görünür olmak uğruna özsaygımızı feda edip etmediğimizi soran Han, sahici etkileşimlerin sadece bir içerik olarak pazarlanmadan yaşanabileceği mahrem alanlarımızın kalıp kalmadığını sorgulatıyor okurlarına. Son yıllarda yapılan anketlerde mahremiyet ve ifşa arasındaki gerilimin etkisini sosyal medya kullanıcılarının deneyimlerinde de gözlemleyebiliyoruz.

Sosyal medya kullanıcılarının yaklaşık yüzde 64'ü birçoğu anonim hesaplardan yapılan çevrimiçi taciz ve istismarlara maruz kaldığını bildirmiş. Dijital alanların sağladığı anonimlik örtüsünün gösterdiği şey ise ahlak dışı davranışların yaygınlaşmasıyla saygınlığın yitiriliyor oluşu. Hızla akan ekranların arkasında gerçek insanların var olduğunu unutmak da git gide kolaylaşıyor.

Sanal değil sahici bir benliğe sahip olanların gösterişten ya da birilerinin onayından uzak olduklarında özgün oldukları düşünülür. Gordon Marino'nun ifade ettiği gibi bireyin özgünlüğü kendisine karşı dürüst ve sadık olmayı gerektiren şeydir. Sahte ve gerçek benlik ayrımını yaparak narsisizmin örtük hallerini en iyi ortaya koyanlardan biri olan Heinz Kohut neleri sakladığımıza kafa yoranlardan. Çift kutuplu bir yapı üzerinde benliği tanımlayan Kohut sahte benliklerin temas halinde olduğu bir ortamda otantik benliklerimizin saklandığına işaret eder.

Narsisistik bağlantı

Narsisistik bağlantı Bunca gösteriş ve ifşanın sakladığı şey narsistik yanlarımız olabilir. Narsisistik kişilik özellikleri ile sosyal medyada öz-çekim paylaşımları yapma, tanımadığı insanların arkadaşlık isteğini kabul etme, durum güncellemelerinin sıkça değişmesi ve başkalarının sosyal medyada ne yaptığını kontrol etme gibi davranışlar arasında anlamlı ve pozitif bir bağlantı var. Körlerin sağırları ağırladığı bir ortamda benliklerimiz bir ürüne dönüştüğünde bir şeyler ters gidiyor demektir.

Özgünlüğümüz içsel bir işçilikten çok sosyal bir teşhir unsuruna dönüştüğünde artık kim olduğumuz değil, kim gibi göründüğümüz daha önemli olacaktır. Alexander Lowen, narsisizmi idealize edilen imaj uğruna benliğin kurban edilmesi olarak ifade eder. Benliklerimizi sınırların ve denetimin olmadığı bir dünyada sadece ilgi ve beğeni için ifşa etmenin bedeli ise kolay kolay ödenmez. Dışımızı filtrelerden geçirerek ekranların ışıkları altında ifşa ettiğimiz kadar içimizi de karanlıklara teslim ediyorsak kendi hakikatimizdir kurban edilen.

Felsefeci Marshall McLuhan, Understanding Media adlı kitabında yeni teknolojiyi, daha büyük bir ölçeğe olanak tanıyan ancak istenmeyen sonuçlara karşı ahlaki uyanıklığı talep eden, yetilerimizin bir uzantısı olarak analiz etmişti. McLuhan, yararlı teknolojilerin bile aşırı kullanımda insanlığımızın bazı yönlerini aşındırma riski taşıdığını söyler. Hızına yetişemediğimiz bu teknolojik değişimlerin merkezine ise ahlakı koyarak değerlendirmeyi nasıl başaracağız? Her şeyin bu kadar hızlı cereyan ettiği bir kültürde anlık onay ve beğeni için neleri feda edip etmediğimizi düşünmeye zamanımız kalmıyor gibi.

Bizlerin zamanımızdan, dikkatlerimizden ve verilerimizden para kazanmak için tasarlanmış bu

ücretsiz platformları ne durdurabilir? Han'ın saygı anlayışı, kendi özümüze ve diğerlerine ihtiyacımız olan mesafeyi koymak ve korumak için belki bize ihtiyacımız olan alanı sağlayabilir. Teknolojiyi ahlaki değerlerle uyumlu hale getirmenin bir yolunu bulmalıyız. Aksi takdirde, otantik olanın sanal olana feda edildiği bu dünyada medyanın bizim karanlık yanlarımızı kontrolsüzce kullanıma açmasının bedeli hepimiz için ağır olabilir. Belki de otantik ve ahlaki olanın izinde dijital dünyanın açtıkça örterek gizlediği şeyi bulabiliriz.

BİZE ULAŞIN