Sena Subaşı: SIRA DIŞI İNANÇLARI, GELENEKLERİ, RİTÜELLERİYLE EGZOTİK BİR ALEM

SIRA DIŞI İNANÇLARI, GELENEKLERİ, RİTÜELLERİYLE EGZOTİK BİR ALEM
Giriş Tarihi: 30.5.2022 17:20 Son Güncelleme: 30.5.2022 17:20
Kültür ve tarih açısında zengin bir coğrafya olan Uzak Doğu, muhtemelen dünyanın en sıra dışı, en ilginç geleneklerine sahip bambaşka bir âlem. Yüzlerce farklı etnik grubun, dilin, inancın iç içe yaşadığı bu geniş coğrafyadan birçok kültür dünyaya yayıldı; bazıları ise yüzyıllardır sadece yerelde yaşatılmaya devam ediliyor. Keşfe açık kültür-gelenek zenginliği, birbirinden farklı ritüelleri ile egzotizmini daima koruyan Uzak Doğu son yıllarda turistlerin en çok ilgi gösterdiği yerlerin başında geliyor. Gelin, bu apayrı âlemin geniş ve gizemli kültürel yelpazesini birlikte keşfe çıkalım.

Eskiler kadar yeni spiritüal ve mistik hareketlerin de beşiği Uzak Doğu

Uzak Doğu coğrafyasında sayısı binleri bulan dini inançlar bugün varlıklarını hâlâ sürdürüyor. Birçok inanç asırlardır yerelliğini korurken, içinde bulunduğumuz yüzyılda Uzak Doğu toplumlarına ait inanç ve felsefi düşünceler kendi etkinlik alanlarından çıkarak Batı toplumlarını da hızla etkisi altına almaya başlıyor. Budizm, Hinduizm, Taoizm, Konfüçyanizm gibi Uzak Doğu toplumlarının geleneksel dini inançları hem kendi bölgelerinde hem de tüm dünyada varlıklarını devam ettirirken 20. yüzyılda toplumsal bunalımlar ve savaşlar, kültürel yapıların değişimi, seküler düşüncenin yaygınlaşarak bireyselliğin önem kazanması ve maneviyat arayışları gibi sebeplerden dolayı bu dünya ve öbür dünyada gerçek mutluluk ve kurtuluş vaat eden liderler öncülüğünce alternatif yeni dini hareketler ve topluluklar oluşmaya başladı.

Çok çeşitli dini inançlara sahip olan bir kültürler yelpazesi olmasından dolayı Uzak Doğu'da Batı'daki alternatif hareketlere kıyasla daha hızlı kurumsallaşan ve yayılan birçok yeni dini oluşumla karşılaşılıyor. Bunlardan en çok ses getireni Hindistan'da 1970'li yıllarda Osho (Shree Rajneesh) isimli bir guru oldu. Kişisel gelişim ve meditasyon tekniklerinin öğrettiği bir manastır açan ve süreç içinde fiziki ve duygusal açıdan kontrol altına alınan binlerce müridiyle popülerleşerek ABD'de bir arazide kendi şehrini kuran Osho kendisini de o şehrin "tanrısı" ilan etti. Japonya ve Tayland başta olmak üzere yaklaşık 1 milyon üyesi bulunan Sekai Kyuseii Kyo (1955) isimli hareket ise bitkisel ilaçlarla yapılan şifa ritüeliyle kişiye ilahi şifa vererek hem bireyi hem doğayı iyileştirmeye ve yeryüzünde cenneti inşa etmeye dayanıyordu. Bir kadın çiftçi liderliğinde kurulan Tenrikyō (1838) ise hayırseverlik, iyimserlik ve neşe yoluyla hastalıkları iyileştirerek insanın asıl amacı olan hastalıktan ve acıdan arınmış mutlu bir yaşama ulaşma doktrini vaz ediyordu. Bu inanç hareketinin hala yaklaşık 3 milyon üyesi bulunuyor. Bunlara benzer irili ufaklı birçok spiritüal hareket ve şahsiyet hala bu coğrafyadan çıkmaya ve dünyada karşılık bulmaya devam ediyor.

Farklı cenaze ritüelleri

Her kültürün kimseye benzemeyen, kendine has ölüm ritüelleri vardır elbette fakat Uzak Doğu'nun kimi topluluklarında yüzyıllardır yaşatılan bazı köklü gelenekleri ölüme dair bakış açısının kültürden kültüre ne kadar değişebileceğinin en büyük göstergesi. Bu topluluklarda ölümlerinin üzerinden uzun seneler geçse dahi ölüler şaşırtıcı bir şekilde birçok ritüelin parçası olabiliyor. Endonezya'da yaşayan Toraja halkı için ölüm, yas tutulacak bir durum değil, aksine yaşamın doruk noktası ve kutlamaya değer bir olay olarak görülüyor. Bu sebeple yüzlerce yıldır ölülerin ruhlarını onurlandırmak, onları atalarının yanına, ruhun son varış noktasına, ebedi dinlenme yerine teslim etmek amacıyla gösterişli cenaze törenleri ve ayinler düzenliyorlar.

Günlerce dans edilen, eğlenceler düzenlenen, ziyafetler verilen Rambu Solo adını verdikleri bu sıra dışı cenaze töreni hazırlanana kadar ölen kişiye kendi evinde bir ceset gibi değil, hasta bir insanmış gibi muamele ediliyor; canlı bir insan gibi onunla konuşuluyor ve yemek ikram ediliyor. Yine aynı topluluk defnettikleri ölülerini her üç senede bir büyük bir törenle mezarlarından çıkararak temizleyip sevdiği güzel kıyafetleri giydiriyor ve tekrar mezarlarına gömüyorlar. Ma'nene isimli bu gelenek ölen yakınları onurlandırmanın, onlarla bağı koparmamanın ve sürekli olarak saygı göstermenin bir yolu. Endonezya halklarının büyük kalabalıklar halinde gerçekleştirdikleri buna benzer geleneksel cenaze törenleri bugün dünyanın farklı yerlerinden gelen turistlere de oldukça farklı tecrübeler yaşatıyor.

Gizemli bir şehir: Varanasi

Yaklaşık 3 bin yıllık bir tarihi ile dünyanın yaşayan en eski şehirlerinden biri olan Hindistan'daki Varanasi, Uzak Doğu'nun en yaygın dini olan Hinduluğun kutsal şehri olmasının yanı sıra kendine ait farklı bir kültüre, geleneklere ve ritüellere sahip. Varanasi bu özellikleriyle dünyanın en mistik şehirlerinden biri sayılıyor. Uzak Doğu'nun farklı kültürleri de burayı "ölüm şehri" olarak anıyor zira buranın insanları için ölüm bir lütuf olarak kabul ediliyor. Dünyadaki herhangi bir şehirden çok farklı günlük rutinleri olan bu şehir, her gün öleceği günü beklemek için bambaşka coğrafyalardan gelen yüzlerce hasta, yaşlı ya da sıradan insanları ağırlıyor. Burada ölmenin reenkarnasyon döngüsünü sona erdirerek insanı kurtuluşa ve özgürlüğe kavuşturacağı inancı gereği ölüm, bu topraklarda gündelik hayatın doğal bir parçası.

Ganj Nehri'nin insanların günahlarını temizlediği inancı aslında nehrin bu şehrin sınırları içinde kalan kısmı için geçerli. Bu nedenle Ganj kıyılarında günahlardan arınmak için yıkanan büyük kitlelerin yanında her gün yaklaşık 300 ölü yakma ritüeli gerçekleşiyor. Kremasyon adı verilen bu gösterişli ritüel sonucu ölen kişinin külleri Ganj Nehri'ne saçılıyor. Ölen çocuklar ve hamile kadınlar yakılmadan doğrudan nehre bırakılırken yılan sokması sonucu ölenler bu yakma ritüeline dahil edilmiyor çünkü bir başka inanca göre yılanın şifa veren kutsal bir hayvan olduğuna inanılıyor . Bu şehirde bir başka önemli ritüel ise Ganga tanrısı için her gün güneş batarken kalabalık gruplarla müzikler ve ateşler eşliğinde gerçekleşen Ganga Aarti törenleri. "Ölüleri aydınlatan ışık şehri" olarak gelenekte yer alan bu eski şehir spiritüal ve mistik öğretilerin, yoga gibi uygulamaların başkenti sayıldığı için hem bölge halkından hem de dünyadan yüzbinlerce kişinin uğrak yeri olmuş durumda.

Milyonlarca insanı birleştiren en değişik festivaller

Festivaller çoğu zaman bir toplumun kültüründe yer alan en renkli ve eğlenceli gelenekleri teşkil ediyor. Festival deyince akıllara öncelikle Uzak Doğu toplumları geliyor çünkü abartılı törenler, ilginç ritüeller, farklı dans ve müzikler, zengin yemek sofraları ve süslenmiş insanlarıyla en sıra dışı festivaller bu coğrafyanın kültürel yelpazesinde bulunuyor. Bugün dünyanın en çok turist çeken aktivitesi, aynı zamanda dünyanın en neşeli festivali Hindistan'da asırlardır devam eden ve baharın başlangıcını işaret eden, iyiliğin kötülüğe karşı zaferinin simgeleyen geleneksel Holi festivali. Her sene yerel halk ve binlerce turistle gerçekleşen bu festivalde sokağa çıkan Hindistan halkı davul ve müzik eşliğinde birbirlerine renkli tozlar ve renkli su balonlarını fırlatarak rengarenk bir şekilde baharı kutluyor. Yine Hindistan'da 12 senede bir yapılan ve dünyanın en büyük festivali olma özelliğini taşıyan Kumbh Mela ise düzenlendiği senelerde yaklaşık 60 milyon kişiyi toplayabiliyor. Kökeninin Hint mitolojisine dayandığı bu dini festival günlerce sürüyor ve yoga yapmak, Ganj Nehri'nde yıkanmak gibi içerisinde birçok farklı ritüeli barındırıyor. Hindular, Budistler, Müslümanlar ve Hristiyanlardan oluşan Uzak Doğu'nun zengin etnik ve kültüründe yaşanacak yüzlerce festival yani her gün yeni bir kutlama var.

Tehlikeli gelenekler: Şeytan öldürme, ateşte yürüme, zehirli yılan festivalleri

Eğlenceli ve renkli geçen festivallerin yanında akıl almaz ritüellerin yer aldığı enteresan festivaller de yine bu coğrafyaya özgü. Her sene Hindistan'da halkın sopalarla birbirlerine vurmak için katıldığı Banni Festivali, inançlarına göre şeytanın öldürülmesini anmak için kutlanıyor. Gece yarısından şafak vaktine kadar süren bu geleneksel kutlamada geçtiğimiz senelerde bir gece yaklaşık 60 kişi ağır şekilde yaralanmıştı. Hint mitolojisi ve kültüründe kutsal olarak kabul edilen yılanlara özel Hindistan ve Nepal'de kutlanan Yılanlar Festivali (Nag Panchami) de onlardan biri. Canlı yılanlara adaklara adanan bu festival de özellikle zehirli dişleri çıkarılmayan canlı kobralarla gerçekleştiği için büyük bir tehlike içeriyor. Yine bir Hindu festivali olan Ateşte Yürüme (Theemithi) ise 3 ay boyunca Hindistan, Singapur, Malezya ve Sri Lanka'da bir dizi ritüel ve seremonilerle gerçekleşen ilginç ve bir o kadar da tehlikeli bir festival. Yanmış odun közlerinden oluşan bir çukurun üzerinde çıplak ayakla yürümek onların inançlarına olan bağlılıklarını gösteriyor. Yüzyıllardır devam eden festivallerin birçoğu tehdit içerdiği için kontrollü bir şekilde gerçekleşirken turistlerin yoğun ilgisinden dolayı uygulanmaya devam ediyor.

Hayvan düğünleri, bebekleri yüksekten atma ve KFC geleneği

Bu coğrafyadaki gelenekler alışkın olduğumuzun aksine tuhaf ve bir o kadar ürkütücü. Sayısız etnik çeşitliliğin olduğu bu coğrafyada yüzlerce yıllık geçmişe sahip olan değişik gelenekler oldukça doğal karşılanıyor. Hindistan başta olmak üzere bölgenin farklı kesimlerimlerinde gerçekleşen "hayvan düğünleri" bunlardan biri. Bir çeşit yağmur yağdırma ritüellerinden olan kurbağa, köpek gibi hayvanlarla evlilik, günler süren büyük kutlamalarla gerçekleşen önemli bir gelenek. 700'ü aşkın senedir Hindular tarafından iyi şans getirdiği inancıyla bebekleri yaklaşık 15 metre yükseklikten atma ritüeli ise akıl alması güç bir başka adet. Binanın altında açılan çarşaf yardımıyla ölümden kurtulan çocuğu daha güçlü yaptığına inanılsa da pek çok çocuğun sakatlık yaşadığı, hatta hayatını kaybettiği kayıtlara geçmiş.

Uzak Doğu'nun kadim tarihi sebebiyle binlerce farklı ritüelin bugün dahi yaşatılıyor olmasının yanı sıra modernleşen Uzak Doğu toplumları, bugün kökenlerinden bağımsız farklı gelenekler de benimseyebiliyor. Kendine özgü geniş bir yemek kültürü olan, bu kültürü tüm dünyaya başarıyla yayan, başlı başına bir gastronomi turizminin geliştiği Japonya'da 1980'lerden itibaren Noel günü akşam yemeğinde bir Amerikan devi olan Kentucky Fried Chikken KFC'nin tercih edilmesi oldukça ilginç bir gelenek olma yolunda. Yılbaşında meşhur tavuklardan yiyebilmek için bir gün boyunda dükkânın önünde sıra beklemeyi dahi göze alan halk için Noel demek KFC demek. Zaten "Kentucky Noel'dir!" sloganıyla bu çılgınlık Japonların zihinlerinde yıllardır oturmuş durumda. Bu sebeple yaklaşık 40 senedir Budist inancının hâkim olduğu Japon toplumunda dâhiyane bir pazarlama tekniği sonucu önce Noel yemeği kültürü, sonrasın her sene yeni yıl yemeğinde afiyetle KFC tavuğu yeniyor.

İlginç kabileler ve alışılmadık adetleri

Uzak Doğu'nun etnik çeşitliliği en fazla barındıran Endonezya, 17 binden fazla adadan oluşuyor ve bünyesinde yaklaşık 1340 etnik grubu birden barındırıyor. Bu etnik gruplar ve kabilelerin kültürlerinde alışılmadık ve turistler tarafından ilgi çekici bulunan birçok farklı geleneksel uygulama yer alıyor. Örneğin dünyanın en büyük anaerkil topluluğu olan Minangkabau kabilesinde soy anneden devam ediyor; evliliklerde damat gelinin evine yerleşiyor, miras anneden kızına kalıyor ve önemli pozisyonlardaki liderlikleri kadınlar üstleniyor. Halkın tamamının Müslüman olduğu bu büyük toplulukta toplumsal işleyiş ve geleneksel ritüeller İslam'la örtüştürülen bir sistemle sürdürülüyor.

Bazı kabilelerde bugün de uygulanmaya devam eden Debus isimli acıyı hissetmemeye odaklanan dövüş sanatı erkeklerin tanrılarına fedakârlıklarını göstermek için ateş yemek, cam çiğnemek, vücuda iğne sokmak, kılıç saplamak hatta mızrakla kendini delmek gibi acı veren fiziksel zorluklara karşı aşırı düzeyde direnç göstermeye dayanıyor. Farklı kabilelere mensup çok sayıda erkek fiziksel ve zihinsel bir eğitim yardımıyla bunu şaşırtıcı şekilde başarıyla gerçekleştirebiliyor. Tamamen tecrit edilmiş bir adada yaşayan Austronesian ırkı ise yüzyılladır zorlu reşit olma ritüellerini bugün de uygulamaya devam ediyor. Bu gelenek, bir erkeğin evlenme, kabilesini koruma gibi toplumsal hayata karışacağı rutinleri gerçekleştirebilmesi için metrelerce yükseklikten sarmaşıklara bağlı şekilde atlayıp "ölmeyerek" gücünü kanıtlamasını gerektiriyor.

BİZE ULAŞIN