Balkanlarda mezalim ve göçlerle bir anavatan kaybettik

Osmanlı’yı, Rumeli ve Anadolu üzerinde iki ayağı üstünde duran bir insana benzetirsek, 1913’te Rumeli anavatanının kaybıyla devlet daha fazla yaşayamamış ve 1922’de yıkılmıştı. Rumeli’de yitirilenler asla bir toprak kaybı değil, bir anavatan kaybı olarak nitelendirilmelidir.

H.Yıldırım Ağanoğlu SAYI:62
Balkanlarda mezalim ve göçlerle bir anavatan kaybettik

Osmanlı Devleti, Sofya, Selanik, Manastır, Üsküp, İşkodra, Priştine vb. birçok Rumeli şehrini; Erzurum, Trabzon, Diyarbakır, Adana gibi Anadolu şehirlerimizden önce fethetmişti. Osmanlı öncelikle Rumeli'deki fetihleriyle kuvvetlenmiş ve beş asırlık bir çınara dönüşmüştü. Osmanlı'yı, Rumeli ve Anadolu üzerinde iki ayağı üzerinde duran bir insana benzetirsek, 1913'te Rumeli anavatanının kaybıyla devlet daha fazla yaşayamamış ve 1922'de yıkılmıştı. Rumeli'de yitirilenler asla bir toprak kaybı değil, bir anavatan kaybı olarak nitelendirilmelidir.

1352'de Gelibolu'nun alınıp Rumeli'ye adım atılmasından sonra 17'nci asra kadar, Osmanlı Devleti sürekli fetihlerle büyümüştü. Bu büyüme esnasında Anadolu'daki Türk nüfusun önemli bir kısmı da Balkanlara yerleştirilmişti. Fakat bu büyüme ilk defa 1689'da Üsküp gibi Türk ve Müslüman nüfusun yoğunlukta bulunduğu bir şehrin yakılıp halkının göçmen durumuna düşmesiyle durmuş ve Balkanlar'dan Anadolu'ya doğru bir göç süreci başlamıştı.

Türk ve Müslüman unsurlara karşı yöneltilen akla hayale gelmeyecek mezalimler, dinî baskı ve zulümler ve bölge Hristiyanlarının göç edecek muhacirlerin mal, mülk, çiftlik, tarla, hayvan kısaca her şeylerine sahip çıkma isteği, üç yüz yıldır yaşadığımız göçün en önemli sebepleridir.

Balkanlarda Türklere uygulanan mezalim 1821 Yunan ayaklanmasıyla başlamıştır. Yunan ayaklanmasının kendine özgü niteliği, Müslümanların etnik temizliğe tabi tutulması ve sürülmesi olaylarının ilki olmasıdır. Böylece bu ayaklanma Osmanlı'ya karşı girişilen ulusal ayaklanmalarda bir model oluşturmuştu.

"Arındırma" politikası
Ortodoks din adamlarının başını çektiği Yunan ayaklanmasını anlatan Amerikalı tarihçi J. McCarthy: "Yunan ayaklanması Balkanlarda daha sonraki ayaklanmalar için bir model ortaya koymuştu. Millî bağımsızlığı sağlamak uğruna bölgeleri Türk nüfusundan arındırma politikası; 1877-78, 1912-13 ve 1919- 23 savaşlarında yeniden kendini gösterdi. Oysa Osmanlılar böyle yapmayıp, Hristiyanların eskiden yaşadıkları yerlerde kalmasına katlandı. Hristiyanlara çoğu zaman iyi, bazen kötü davrandılar ama onların varlıklarını sürdürmelerine ve dillerini, geleneklerini ve dinlerini korumalarına izin verdiler... Mora ayaklanması neticesinde kesin bilinen bir sayı olmamakla birlikte isyancılar tarafından öldürülen Müslümanların sayısı 25 bini geçmektedir."

Şüphesiz Balkan kavimleri içinde, hem 1877-78 hem de 1912'de yaptıkları mezalim açısından Bulgarları kimse geçemez. 1877-78 Harbi ile Ruslar, Tuna nehrini geçip Bulgaristan'a girmişler ve işgal ettikleri bölgelerde katliamlar yapmışlardı. Bu zamanda gerçekleşen ve tarihlere Harmanlı Katliamı olarak geçen olay, bir anda öldürülen insan sayısı bakımından en büyük ve korkunç olanıdır. Rus ve Don Kazak askerlerinden oluşan birlikler Ocak 1878'de Harmanlı'da 20 bin arabadaki çoğu kadın ve çocuk olmak üzere en az 40 bin kişilik muhacir kafilesine saldırarak katletmişti.

Balkan Harbi'ni yakından izleyen gazeteci Leon Troçki, savaşın en başında Rodop mıntıkasındaki Bulgar kuvvetlerinin tamamen sivil halktan oluşan bir Pomak köyünü top ateşiyle tamamen yok ettiğini, Dimetoka'da bir süvari bölüğünün silahsız sivil halkı nehir içine sürükleyip, yaban ördeği avlar gibi öldürdüklerini yazmaktadır. Tırnova ve Kırcaali yörelerinde Bulgarların, karşılaştıkları Türklerin yollarda elleri arkadan bağlayarak, boyun kemiklerine kadar boğazlarını kestiği, çocuk, yaşlı kadın ve erkek Türklerin kafalarına aldıkları darbelerle evlerinin yanında öldürüldükleri, yine bu yazıda belirtilmektedir.

İngiliz konsolosluk raporlarında, Bulgarların güvence verip, Serez'e sığınmış bulunan muhacirlerin, memleketlerine geri dönebileceklerini ilan ettikleri yazar. Menlikli Türklerden kalabalık bir kitle, Petriç yakınlarına geldiklerinde köylerinin yakılıp yıkıldığını öğrenmişti. Onları konaklama esnasında basan Bulgarlar, bu muhacirlerden 200 kadarını öldürmüşlerdi. Ayrıca Struma/Karasu ırmağı kıyısındaki Ormançiftlik'te bin 200 kişi daha kıyımdan geçirilmiş, 150 Türk Gyurgyevo köyünde öldürülmüş, Petriç'te kaymakam yardımcısının ilanı ile toplanmaya zorlanan Türklerden 160'ı süngülerle hemen oracıkta katledilmişti. Selanik'teki konsoloslardan alınan bilgiye göre ise toplamda 20 bin Müslüman acımasızca katledilmiştir.

Rumeli nüfusu yüzde 62 eksildi
1 Ağustos 1913 tarihli bir askerî raporda zorla din değiştirme ve sürdürülen baskılar dile getirilmekteydi. Kırcaali ve Gümülcine taraflarında bulunan Bulgar eşkıyaları, Müslümanları kiliseye dönüştürülen camilerde her pazar Hristiyan ayini için zorluyor, gitmezlerse her seferde 15 altın lira para cezasına çarptırıyor veya gizlice idam ediyorlardı.

Cami, tekke gibi yapıların yıkılması ya da başka maksatlarla kullanılması Bulgarların dinî zulümlerinin en belirginlerindendir. Trakya'nın geri alınmasından sonra 12 Ağustos 1913'te tanzim edilen bir askerî raporda, Bulgar işgali sırasında Karamehmed Köyü'ndeki caminin tahrip edildiği, Lüleburgaz'daki caminin minaresi yıkılarak çan kulesi eklenip kiliseye çevrildiği, Hasköy'deki caminin ise ahır yapıldığı belirtilmektedir. Keşan'da 14 cami, Usturumca'da 3 cami, Çatalca da 1 cami yıkılmıştır. Demirhisar'daki Sultan Camii tiyatroya çevrilmiştir.
Arnavutluk'u istila eden Karadağlı askerler, yolları üzerindeki her şeyi yakıp yıktılar. Selanik'teki İngiliz konsolosu Lamb'in amirlerine verdiği raporlara göre sırf Arnavutluk'taki Müslümanlara ait 700 bin koyun Sırplarca gasp edilmiş ve burada kalan insanlar açlık çekmeye mahkûm edilmişti.

1877-78 Osmanlı-Rus Harbi neticesinde yarım milyondan fazla Müslüman, Rus ve Bulgarlar tarafından katledilmiştir. 1 milyon 250 bin kadar muhacir ise yerinden yurdundan olup göç etmek zorunda kaldı. 1911'de Osmanlı'nın elinde bulunan Rumeli'nin Müslüman nüfusu 2 milyon 315 bin 293 kişidir. Yunan, Bulgar ve Yugoslavya kaynaklarında, 1913 sonrasında Balkan Harbi'nde Osmanlı'dan aldıkları topraklardaki Müslüman nüfusa bakıldığında 870 bin 114 kişi kaldığı görülmektedir. Fark 1 milyon 445 milyon 179 kişidir ki böylece toplam nüfusun yüzde 62'si eksilmişti.

Balkan Harbi'nde 632 bin Müslüman katledildi
Bunun ne kadarı göç ne kadarı katliam sonucu öldürüldüğünü kesin sayılarla bilmek imkânsızdır. Ancak, 1 milyon 445 milyon 179 kişiden Türkiye'ye göç edenlerin sayısı olan 812 bin 771 kişi çıkarılınca Balkan Harbi esnasında Balkanlarda kalan ve katliam sonucu öldürülen Müslümanların sayısı 632 bin 408 kişi olarak çıkmaktadır. Bu sayı Osmanlı'dan zapt edilmiş Rumeli nüfusunun yüzde 27'sine tekabül etmektedir. Bu veriler etnik mezalimin en önemli delilleridir.

Kemal Karpat ise 1854-1908 arasında yaklaşık 5 milyon göçmenin Osmanlı'ya geldiğini ifade etmektedir. 19'uncu yüzyılın ilk yarısında Balkan nüfusunun yüzde 35'ini Müslümanlar oluştururken, Kırım ve Kafkas göçleri neticesinde bu oran yüzde 43'e çıktı. Söz konusu göçmenlerin sayısı 700-800 bin arasında değişmektedir. McCarthy'e göre ise 1800-1912 göçleri neticesi Anadolu'da Müslüman nüfusun oranı yüzde 70'den yüzde 80'e çıktı.

Rumeli'den göç meselesinde, devlet bir ikilem yaşamaktaydı. Göçü kabul etse, bu Rumeli'deki Türk ve Müslüman varlığının sona ermesi demekti. Kabul etmese mezalimle karşılaşan Rumeli Müslümanları yok olacaklardı. Sonuçta askerî ve ekonomik açıdan güçsüz olan Osmanlı Devleti dindaş ve ırkdaşlarını yerinde sabitleyemedi ve böylece Rumeli büyük oranda boşaldı.

24 Mart 1918 tarihli Meclis-i Ayan toplantısında Balkan Savaşları'ndan sonra Türkiye'ye 640.000 kişinin göç ettiğinden söz edilmektedir. Dönemin Aşair ve Muhacirin Müdürü Hamdi bey, Meşrutiyet'ten ve Balkan Harbi'nden sonra gelenleri 450 bin kişi olarak tespit ettiklerini belirtiyordu.

Türk üst kimliğindeki Rumeli mayası
Bu muhacirler, Anadolu'nun Türk nüfus oranını daha da arttırdı ve İstiklal Harbi'ne giden süreçte millî bir Türk devletinin temellerinin atılmasına katkıda bulundu.

Yeni oluşan millî Türk devletinin mimarları, Avrupa'nın 1897'den 1923'e kadar süren kesintisiz saldırılarına karşı koyan gücü bu nüfustan sağladı.

Türkiye Cumhuriyeti ise birçok meselede olduğu gibi göç meselesini de Osmanlı'dan devralmak zorunda kalmıştı. Hatta bunu nüfus yoğunluğunu arttırmada bir politik yöntem olarak teşvik dahi etmişti. Balkanlarda terk edilmek zorunda kalınan yerlerdeki oldukça büyük sayıdaki Türk'ün ülke vatandaşlığına tekrar girmesi için her türlü gayret gösterildi.

Türkiye'nin "Türk" üst kimliğinde buluşan modern milletinin mayasında çok kuvvetli bir Balkanlar (Rumeli) mayası buluruz. Etnik anlamda Türk'ü, Boşnak'ı, Arnavut'u, Tatar ve Pomak'ı buluşturan ve birbirlerine kenetleyerek Türkiye Cumhuriyeti'nde Türk kimliğinde birleştiren ortak payda ise Müslümanlıktır.

Türkiye Cumhuriyeti döneminde, Rumeli'den göç hareketlerinde nüfus itibarıyla en fazla göç Bulgaristan'dandır. Daha sonra Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya gelmektedir. Yaptığımız tespitlere göre yaklaşık olarak, Bulgaristan'dan 850 bin, Yunanistan'dan 500 bin, Yugoslavya'dan 300 bin, Romanya'dan ise 140 bin civarında Türk ve Müslüman Türkiye'ye göç etmiştir. Böylece Cumhuriyet dönemindeki kayıtlara geçen ve tahmini olarak ilave edilen rakamlara göre, Rumeli'den gelen göçmen sayısı 1 milyon 800 bin civarındadır.

Rumeli kökenli göçmen çocuğu ve torunu itibarıyla muhacir nüfusun, Türkiye Cumhuriyeti'ne etkisi ise 3 milyondur. Bu da o zamanki Türkiye nüfusunun yaklaşık beşte birine tekabül etmektedir. Çünkü neredeyse tüm Trakya bölgesi, büyük ölçüde Marmara ve Ege Bölgeleri, kısmen Akdeniz ve İç Anadolu, Doğu Karadeniz bölgeleri ve çok az da olsa Batı Karadeniz ile Doğu Anadolu bölgelerinde göçmen köyleri vardır.

Göç meselesinde ülkemizde yeterince ilmi çalışmalar yapılmamakta ve devletin bu konuda esaslı politikalar üretemediği görülmektedir. Devlet tarafından yapılması gereken en önemli işin, ilmî çalışmalar ışığında göçü durdurarak soydaş ve dindaşlarımızı, bulundukları ülkelerde rahat etmesini sağlayacak kapsamlı politikalar geliştirmesi olmalıdır.

Güncel tartışmalarda Suriye'den ülkemize gelmek zorunda bırakılan Suriyeli komşularımızla, Rumeli muhacirlerinin aynı kabul edilip mukayese edilmesi büyük bir hatadır. Suriyeliler ülkemizde geçici sığınmacı statüsünde bulunmaktadır. Rumeli'den 1878, 1912 ve Türkiye Cumhuriyeti döneminde göç edenlerin çoğu Türk'tür.

Rumeli'den Türkiye'ye gelenler hukuki olarak muhacir/göçmen hakkını almış vatandaşlarımızdır. Bu kişiler, hayatlarına Türk bayrağı altında başlayan, nüfus kâğıdı bizimle aynı olan, kaybettikleri anavatanlarından, yeni yaşamlarına devam edecekleri anavatanlarına sürgün edilmiş kişiler veya çocuklarıdır.

Günümüzde Balkanlar'dan göç azalmıştır. Balkanlar'daki soydaş ve akraba Müslümanların çektikleri tüm sıkıntılara rağmen göç etmeyerek direnmeleri bir manada içlerinde yaşadıkları devletlere bir mesajdır. Kardeşlerimizin bu fedakârlık ve direnişleri her türlü takdiri hak ediyor. Son söz, onlara selam olsun!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN