Modern Çağın Tanrı'sız İnançları!

Batı'da yapılan çalışmaları islami hareketler için genelleştirmek doğru olmaz.

Birol Biçer SAYI:73
Modern Çağın Tanrı'sız İnançları!

Meraklıları da çok, eleştirenleri de… Taraftarları da çok düşmanları da… Bakış açısına gör e "inancın evriminin son halkası", "şarlatanlık", "sapkınlık", "mistisizm soslu pazarlama" ya da "modern çağın Tanrı'sız dinleri" olarak türlü şekilde nitelendirilen yeni dinî hareketler, modern kültler ya da zamane inanç akımları v e bunları yaşatan topluluklar… Ne olursa olsun metotlarının ve kullandıkları dilin pek çok insanı cezbettiği ortada. Ancak t anımlamak, yargılamak, yüceltmek ya da mahkûm etmeden önce yapılması ger eken bir şey var: Anlamak… Doğru teşhisi koyabilmek… Giderek daha popüler bir görünüm kazanan bu y eni inanç oluşumlarını anlamak için Lacivert olarak sözü konu üzerinde araştırmalar yapmış dört uzmana; Prof. Dr. Mustafa Kara, Prof. Dr. Ramazan Biçer, akademisyen Sema Nur Uzun ve ilahiyatçı-sosyolog Erol Erdoğan'a bıraktık.

ÇAĞDAŞ DÜNYA INSANDA VAR OLAN MİSTİK İHTİYACI YOK EDEMEDİ

PROF. DR. MUSTAFA KARA Tasavvuf tarihçisi-Uludağ Üniversitesi Tasavvuf Tarihi Ana Bilim Dalı Başkanı

Dünyada son dönemlerde özellikle Batı'da yeni dinî hareketlerin, spritüalist eğilimlerin ve modern kültlerin ortaya çıktığını görüyoruz. Bunların çıkış ve yayılma sebeplerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Laik ve seküler dünya, kapitalizm ve materyalizmden de -özellikle son yüzyılda- güç alarak kök saldıkça insanda var olan mistik damar susuzluktan kurumaya/kıvranmaya başladı. Neticede insanlar doğrudan dinî olmayan, ama dinin doldurduğu boşluğu kısmen doldurabilecek enstrümanlara sahip olan yeni "yol"lar aramaya, bulmaya başladı. Bugün dünyada bazen yeni tarikatlar, bazen modern kültler diye isimlendirilen akımlar işte bu açlığı gidermeye yönelik arayışlardır.

Bu tür "maneviyat" eğilimli spritüal hareketlerin çıkış nedenleri sizce neler olabilir? Yahudilik, Hristiyanlık ve Uzak Doğu dinleri ve mistisizmleri modern çağın insanlarına yetersiz geliyor olabilir mi?

Kötü temsil sebebiyle, din insanlara öcü olarak gösterilince –herkes değil- mistik yaradılışlı kimseler kendilerine bu tip yeni "yollar" bulma derdine düşmüşlerdir. Yapacakları başka bir şey de yoktur. Bunun için "Amerika'yı yeniden keşfetmeye" de gerek yok.

Görüldüğü kadarıyla çoğu Batı'dan çıkan bu yeni dinî akımların önemli bir kısmı İslam tasavvufu ve Doğu mistisizmine atıflarda bulunuyor. Bu vesileyle bazıları birer tasavvuf yoluymuşçasına sunulabiliyor...

Arayış içindeki bu insanlar daha önceki yüzyıllarda yaşayan dinlere mensup mistiklerin/ sûfîlerin bazı tekniklerini, fikirlerini kullanmakta/taklit etmekte bir sakınca görmediler. Bir başka ifade ile eklektik bir yolu tercih ettiler. Onun için Hallac/ Mevlâna/İbn Arabî/Yunus Emre gibi sûfiler bu yeni mektebin kadrolu muallimleri arasındadırlar. Bu zatların hayat hikayeleri hikmet ve derin felsefe ile dolu sözleri bütün insanların dikkatini çektiği gibi Nikos Kazancakis'in Assis'li Francesco'nun mistik hayatını anlatan Allah'ın Garibi isimli meşhur roman da bizi yolların bazı konuları birbirine benzer ama her dinin mistisizmi kendine göredir. İnsanoğlunun ortak yapısı sebebiyle ortak yönleri de olur. Bu normaldir. Bu insanlar onlara benzemeye, onları sevmeye çalışırken bazen yanlış olarak, onları da kendi çağdaş yolları/terimleri/ideolojileri ile bütünleştirmekte adeta kendilerinin reklamcısı gibi göstermektedirler. "Mevlâna laiktir, demokrattır…" gibi hezeyanlar… Bu yeni oluşumları bütünüyle mevcut dinlerin yetersizliği şeklinde de anlamamak gerekir. Çünkü bugün, doğuda batıda yaşayan dinlere mensup olanların büyük bir kısmı kendi dininin mistik şemsiyesi altında gönül huzuru içinde dinî hayatını doya doya yaşamaktadır.

Bu tür hareket ve düşüncelerin zaman zaman ülkemize de yansıdığı vaki. Kendi kültürümüze işlemiş bunca manevi referansa rağmen bazıları neden köksüz ve eklektik doktrinlere meyledebiliyor?

Bu cereyanların mensupları arasında –ne yazık ki- bizim insanımız da var. Aldığı yanlı kültür ve yanlış eğitim sebebiyle gönül huzuru içinde camiye gidip secde edemeyenler, içindeki söz konusu boşluğu spiritüalist seanslarla doldurmaya çalışmakta, bazen kilisenin loş ışıkları altında derdine derman aramaktadırlar. Misyonerler için çok müsait bir ortam… Dinî hayat açısından bu ciddî problemin bir sebebi de tasavvufî kurumların 1925 tarihinden beri illegal olmasıdır. Hâlbuki bu kurumlar ilga yerine devlet himayesinde ıslah edilseydi insanımız manevî ihtiyaçlarını temin etmek için yâd ellere muhtaç olmayacak, uzak doğunun, uzak batının mistik labirentlerinde nefes tüketmeyecekti. Ruhunun açlığını kendi mutfağında üretilen sağlıklı "gıda"larla giderecek, ruhunun "cennet"inde dinlenecekti…

O dönem din ve tasavvuf kurumlarına yönelik tasarruflar nasıl bir sarsıntıya neden oldu dersiniz?

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra dinî hayatın bazı tezahür ve kurumlarına müdahale edildi. Yukarıda işaret edildiği gibi onları ıslah yerine ilga etmek tercih edildi. Halifelik kaldırıldı. İlim ve din adamı yetiştiren medreseler kapandı. Gönül adamı yetiştiren dergâhlar sırlandı. Dilin harfleri değişti. İbadetin diline müdahale edildi… Bütün bunlar toplumda derin dalgalanmalara sebep oldu. Yeni devlet kendine yeni bir yol çiziyordu. Ama bugünden düne doğru bakıldığında çizilen bu yeni programda doğruların yanında yanlış tercihler de yapılıyordu. Bu yanlışların en büyüklerinden biri din ve tasavvuf kurumlarının kapatılmasıyla (sizin sorunuzla) ilgilidir. 677 sayılı kanunla kapatılan tekkelerin kamuoyunda bin yıldan beri gördüğü hizmeti kim görecekti? Yunus'un, Mevlânâ'nın Hacı Bektaş'ın yolunu kim gösterecekti? Bunun cevabı yoktu. "Böyle hizmetlere gerek yok, artık çağdaş dünya bunları aştı" gibi düşünüldü. Şimdi anlaşılıyor ki çağdaş dünya bunları aşmadı, aşamadı. Şimdi anlaşılıyor ki tekke ve zaviyeleri kapatmakla insanda var olan mistik ihtiyaç yok olmadı. Bu ihtiyacı legal yollarla gideremeyenler illegal yollarla/merdiven altı üretimle gidermenin yollarını arayıp bulmanın derdine düştüler.

Dünyada türeyen modern kült hareketlerin benzerlerine zaman zaman ülkemizde de rastlanıyor. İcazetsiz, bir silsile ve erkâna bağlanmayan sözde "tarikat" ya da "şeyh"lerle ilgili haberlere rastlıyoruz.

İşte tam bu noktada "sahtekâr şeyhler"e gün doğdu. "Aktör şeyhler" gününü gün etmeye başladı. Bunun için ülkemizin zaman zaman yaşadığı bu sıkıntının sebeplerini ararken 1925 tarihinden başlamak, olayları insan psikolojinin özelliklerini düşünerek soğukkanlı bir şekilde analiz etmek gerekecektir. Sen bu yola ihtiyaç duymuyor olabilirsin. Ama insanlar aynı kalıptan çıkan "kalas" değildir. Herkesin ruh dünyası farklıdır. Farklı olana da saygı duymak bizim vazifemizdir, devletin vazifesidir. Devlet yasakladığı "şey"in fiilen yok olduğunu düşünüyor. Ama öbür taraftan "erken kalkankalkan:"Karadeniz'in hamsiden sonra en ünlü balığı olan kalkanın lezzetli zamanları Şubat-Mayıs ayları arasındadır. Beyaz etli bir balık olmasından dolayı tavası, buğulaması, ızgarası ve kağıt kebabı güzel olur. " şeyh oluyor".

Manevi arayışı olanlar bunların ehil olanları ile olmayanlarını halk nasıl ayırt edebilir?

Son cümlemiz şöyle olsun: İçinde tasavvufî bir boşluk hisseden insanlarımız bu ihtiyacını gidermek için yollara düşmesi en doğal hakkıdır. Fakat bu "yolcu" bilmelidir ki yolda yol kesiciler, eşkıyalar vardır. Yol emniyeti yoktur. Sayıları çok az olan yol/ yordam bilen, servet, şöhret ve şehvet putlarına tapmaktan uzak, güzel insanların rehberliğine ihtiyaç vardır. Nerede bunlar? İşte cevabı zor olan bir soru da budur. Soruma cevap istiyorum diyenlere şöyle diyorum: "Aramakla bulunmaz ama bulanlar ancak arayanlardır." Bu gönül adamları bulunamazsa kaş yaparken göz çıkarma tehlikesi devam edecek demektir.


DİNİN HAYATTAN İTİLMESİ MANEVİ BİR BOŞLUK YARATTI

SEMA NUR UZUN

Artvin Çoruh Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Araştırma Görevlisi

Akademisyen olarak yeni dinî hareketler, New Age oluşumlar ve kültler üzerine araştırmalarınız oldu. Sizin araştırmalarınıza göre bu tür hareket ve oluşumlar dünyada ne kadar etkili oluyor?

"Yeni dinî hareketler", binlerce çeşit harekete gönderme yapan bir kavram. Bu hareketlerden pek çoğu, adını bile duymadığımız küçük gruplar hâlinde varlığını sürdürüyor; etkileri de toplumsal değil daha çok bireysel. Bu bakımdan bu soruya hepsini kuşatıcı şekilde cevap vermek mümkün değil. Bununla birlikte geniş kitleleri etkileyen ve önemli sosyoekonomik ve politik etkilerde bulunan hareketler de bulunuyor. Nitekim araştırmalara daha çok konu olan ve gündeme gelen hareketler de bu gruptakiler. Yeni dinî hareketler (YDH) ilk ortaya çıktıkları dönemlerden itibaren sahip oldukları farklı inanç ve ritüelleri, üyeleriyle kurdukları bağları ve farklı yaşam tarzları ile dikkatleri çekmiş ve çekmeye de devam ediyor. Bunlardan bazılarının işlediği cinayetler eleştirileri ve endişeleri artırdı, buna bağlı olarak da YDH'lere yönelik araştırma ve tartışmalara ivme kazandırdı. Bu tür olaylar YDH'lerin üyeleri üzerinde büyük etki sahibi olduklarını gösteriyor. YDH'lerin üyelerinden hareketin dışındaki tüm bağlarını koparmalarını istemeleri, komün hayatı yaşatmaları, sınırsız özgürlük ve hazcı bir hayat tarzı sunmaları gibi özellikleri geleneksel toplum yapısını değiştirici etkileri olduğunu da gösteriyor.

Bunların Türkiye'de de benzerleri var. Ülkemizde ne tür yeni dinî hareket ya da kültlerin etkin olduğunu söyleyebilirsiniz?

Yehova'nın Şahitleri, Moon Tarikatı, Mormonlar, Scientology, Hare Krişna, Transandantal Meditasyon, Sahaja Yoga ve Falun Dafa/Gong gibi Batı ya da Doğu kökenli hareketler ilk planda akla gelenler. Ülkemizde faaliyette bulunan özellikle Doğu kökenli hareketlerin en belirgin özellikleri, dinî bir gruptan ziyade fiziksel, ruhsal sorunlara çözüm sunan, yoga, meditasyon, stresle başa çıkma, sağlıklı beslenme ve jimnastik aktiviteleri gibi eğitimler veren yapılar olarak faaliyet göstermeleri. Ayrıca, yapılan araştırmalar ülkemizde etkin olan hareketlerin özellikle üniversite gençlerine, emeklilere, orta ve üst gelir düzeyine sahip kişilere yönelik faaliyetlerde bulunduğunu gösteriyor.

Dünyada bu tür hareketlerin yaygınlaşmasını ne gibi temel sebeplere bağlamak mümkün?

Araştırmacılar yeni dinî hareketlerin ortaya çıkışını Rönesans, Reform, modernleşme, sekülerleşme, küreselleşme, çoğulculuk, sübjektivizm, kayıtsızlık ve bireycilik gibi toplumsal değişim ve dönüşüm faktörlerine bağlıyorlar. Özellikle dinin pratik hayatta itilmesi ve dışlanması, insanların manevi dünyalarında boşluk meydana getirdi. İşte yeni dinî hareketler böyle bir dönemde, insanın anlam arayışına yeterli doyum sunamayan modern ve seküler hayata karşı ruhsal yöntemler sunarak insanların manevi dünyalarını tatmin etmeye çalışırken bir taraftan da ana akım dinlerin yasaklama ve engellemelerine karşı oldukça özgürlükçü ve rahat bir yaşam ortamı oluşturarak bir çeşit denge kurma görevi üstlendiler.

Bunların kimi zaman (sahte şeyhler, uydurma tarikatlar gibi) olumsuz örmekler üzerinden belli bir silsile ve geleneğe dayanan tarikat-cemaat gibi kurumlarla bağdaştırılması ne kadar tutarlı ya da ne gibi zararlar verebilir?

Yeni dinî hareketler modern yaşama yeni yaklaşımlar sunmalarıyla kendilerini kadim dinlerden ayırıyorlar. Geleneksel bir dini kendilerine köken olarak kabul edip, mevcut dinin bozulduğunu ve özünden saptığını iddia ederek ortaya çıkan pek çok yeni dinî hareket bulunuyor. Bununla birlikte tamamen yeni bir peygamber/kurucu, kutsal kitap ve inanç sistemiyle ortaya çıkan yeni dinî hareketler de mevcut. Ayrıca seküler, Tanrı inancına sahip olmayan hatta ateist pek çok hareketin varlığını da bilmekteyiz. Yeni dinî hareketlerin çoğunluğunu eklektik, plüralist ya da senkretik inançlara sahip grupların oluşturduğunu söyleyebiliriz. Bu geniş kavramın içine yıkıcı, zararlı özellikteki hareketler ile birlikte birleştirici, dünya barışını sağlamayı amaçlayan hareketler de dâhil. Genel yargılarda bulunmak yeni dinî hareketler için de İslami cemaat ve tarikatlar için de yanıltıcı ve zararlı olabilir. Bu, her dinî grubun ve cemaatin zararlı ve yıkıcı olduğu/olacağı anlamına gelmez. Batı'da yapılan çalışmaları İslami hareketler için genelleştirmek doğru olmaz.

Bu tür hareketler insanları etkilemek ve bağlamak için ne gibi yöntemler kullanıyor? Bu kült ve yeni dinî hareketlerin yayılmak için kullandıkları taktikleri misyonerlik olarak nitelendirmek mümkün mü?

Çok çeşitli taraftar kazanma yöntemleriyle karşılaşmaktayız. Klasik misyonerlik yöntemleriyle taraftar kazanmaya çalışma yeni dinî hareketlerde de oldukça yaygın bir uygulama. Bunun yanı sıra hızlı bir şekilde geniş kitlelere ulaşmayı kolaylaştıran internet, gazete, dergi ve TV kanallarını mesajlarını ulaştırmak amacıyla etkin bir şekilde kullandıkları görülüyor. Dikkat çekici yöntemlerden biri ise insanların sahip oldukları ruhsal ve fiziksel birtakım rahatsızlıklara tedavi yöntemi olarak Doğu'ya ait olan meditasyon, yoga gibi tekniklerin öğretilmesi. Bu amaçla kimi hareketler dinî yönlerini ön plana çıkarmadan psikolojik ve fizyolojik sorunları çözme, mutluluk, dinginlik ve huzurlu bir yaşam sağlama gibi vaatlerle kurslar veriyor ve böylece taraftar elde ediyorlar.


BU AKIMLAR İNSANI BİREYCİLİĞİNDEN YAKALAYIP BİR KÜLTE DÂHİL EDİYOR

EROL ERDOĞAN

ARGETUS Araştırma Danışmanı, ilahiyatçı-sosyolog

Yeni dinî hareketler, New Age dinleri ve modern kültler dünyada hayli etkinleşiyor gibi. Türkiye'deki durumu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünyada ne varsa, farklı oranlarda ve kendimize özgü nüanslarıyla bizde de var. Önce sanayileşme ve küreselleşme şimdi de teknolojik dönüşüm süreci, devletleri ve toplumları birbirine benzeştirdi. Yeni dinî hareketler, New Age felsefeler ve modern kültler dünyada etkinleştiği gibi, diğer ülkeler kadar olmasa da, ülkemizde de bazen doğrudan bazen farklı formlar ve ritüellerle kendine yer açıyor. İnsanların yeni anlam arayışlarına girmesi ile dijital mecralar başta olmak üzere iletişim ve sanat mecralarının bu arayışa aracılık etmesi ve arayışlara karşılık gelecek biçimde alternatifler sunması, yeni inanışların yaygınlaşmasını sağlıyor. Bu akımlar insanı bireyciliğinden yakalayıp bir külte dâhil ediyor; her insan ayrı bir âlemdir unutmayalım.

Bu tür sıra dışı dinsel anlayışların, doktrinlerin ya da hareketlerin toplumda karşılık bulabilmesini nelere bağlıyorsunuz? Yahudilik, Hristiyanlık ve Uzak Doğu dinlerinin dolduramadığı bir boşluk mu söz konusu dersiniz?

İnanma çeşitliliğinin artışını anlamamız için insan ve toplumların "tanrı" ile ilişkilerini ve "inanç" hâllerini bilinen kategorilerle analiz etmek yerine daha zengin bir perspektifle değerlendirmeye ihtiyacımız var. "İnsan neden yeni anlam arayışlarına giriyor, kadim dinî anlayış veya din tebliğcileri modern insanın neyine yetmiyor, teknoloji yeni bir dinî yaklaşım mı vaz ediyor?" gibi soruların peşine düşmeliyiz. Mesela son yüzyılda ve dijital dönüşüm sürecindeki inanç farklılaşmalarını "New Age Dinler" şeklinde tek bir kategori üzerinden değerlendirdiğimizde genelleme hatalarına düşüyoruz, hepsini birbirinin benzeri görüyoruz. Oysa son dönemde inanç alanındaki heterojenleşmede sosyal, kültürel, ekonomik, psikolojik faktörler sayı ve tür olarak arttı ve karmaşıklaştı. Modern dönemlerde özellikle dijital dönemde ortaya çıkan farklı inanışlara, külli bakışı kaybetmeden cerrah titizliği ile yaklaşmalıyız. "Yeni dinî hareketlere çok genellemeci bakılıyor" eleştirim toplumun genelinedir, konuyla ilgili olanlar daha derin yaklaşım içindeler. Yeni yayımlanan Yeni Dinî Hareketler Ansiklopedisi 242 hareketi incelemiş. Sıra dışı modern dinsel anlayışlar, New Age felsefeler ya da yeni inanışların toplumlarda kolay karşılık bulabilmesini kadim dinlerin ve o dine bağlı kadim ekollerin "evrensel" yönünün eksikliğinden veya evrenselliğinin baskılanarak muhafazakârlaştırılmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Evrensel bir din, değişmezlerini sabit tutarak, değişkenleri ile zaman ve mekân boyutunca tüm insanlara her dem en taze dille hitap edebilme potansiyeline sahiptir. Müslümanların, yeni dinî hareketler, New Age felsefeler ve modern kültlere Yahudi ve Hristiyanlara nazaran daha az itibar etmesini İslam'ın zaman ve mekân boyutunda sahip olduğu evrenselliğine bağlıyorum. İslam'ın statikleştirildiği yerler ve anlarda yeni inanışların Müslümanlar arasında da itibar görme oranı artacaktır. Mesajı belirli zamanla sınırlı bir din/ inanç, her çağda ve her coğrafyada, insanın anlam arayışına yeterince cevap veremeyeceği gibi dünyaya taalluk eden ilgilerine de yeterince alternatif üretemez. Bu aşamada insan sekülerliğe ve yeni inanışlara kapı aralar. Evrensellik, zamanşümullük kapasiteleri azaltılarak statikleştirilen dinler de, insanın yeni inanışlara yönelmesine neden olabilir.

Hızlı göçler ve hızlı şehirleşmeler, aile başta olmak üzere sosyal ve kültürel aidiyetlerin azalması, eşitsizlik ve adaletsizliklerin artması, kuşaklar arası farklılaşma vs. insanın anlam arayışını artırıyor, bu arayışta insanın karşısına yeni dinî hareketler, New Age felsefeler ve modern kültler çıkıyor, onun dilinden konuşarak "gel" diyor.

Ülkemizde de belli bir silsile ya da gelenekten kopuk kerameti kendinden menkul tiplerin ya da hareketlerin skandallarla gündeme geldiğine şahit oluyoruz. Bunların din anlayışı üzerinde ne gibi toplumsal tahribatı oluyor dersiniz?

Bir silsilesi olmayan ya da gelenekten kopuk, kerameti kendinden menkul tipler ya da hareketler her zaman vardı ancak dijitalleşmeyle birlikte görünür oldular, genişleme ve yaygınlaşma imkânı buldular. Eskiden mahalledeki caminin imamı ve müezzini, İmam Hatipli öğretmen ve öğrenci, tekke ve tarikattaki derviş, Diyanet İşleri Başkanı toplumun dine ve dindarlara yönelik algılarını belirlerken artık dinî uygulama ve dinî yapılara dair kanaati Twitter akışı, Facebook duvarı, Instagram paylaşımı, TV'nin son dakika haberi büyük ölçüde belirliyor. Bütün bu hızlı akış, dijitalleşmeyle birlikte görünür olan ve yaygınlaşma imkânı bulan tuhaf yapılar sebebiyle, Necdet Subaşı'nın "din yorgunluğu" diye tabir ettiği bıkkınlığı veya saygı azalmasını doğuruyor. Dine mesafeli duranlar, "dine karşı din" diye tanımlayabileceğimiz bu süreçlerden daha fazla olumsuz etkilenirken, dindarlar da sürekli savunma ve izah pozisyonunda kalmalarından dolayı olumsuz etkileniyorlar.

Bir de bunlar üzerinden din ve gelenekli dini kurumlar aleyhine olumsuz algı oluşturmaya çalışanları görebiliyoruz? Bunlar ile sahih gelenekli tarikatcemaat- hareketler arasındaki farkı halk nasıl ayırt edebilir?

Dinin ruhuna aykırı ve şeffaf olmayan tiplerin ya da hareketlerin dâhil olduğu skandallar din ve dindarlara karşı kullanılacak malzeme demektir. Dinin ruhuna aykırı ve şeffaf olmayan tipler ya da hareketler, insanın zaaflarını ve şehvetleri, eksiklerini ve dezavantajlarını, hırslarını ve geleceğe dair stratejilerini istismar ederek "bağlılar" ediniyorlar. Bu skandallara karşı tekrarlanan "Asıl din bu değil" söylemi bir noktadan sonra yetmiyor, daha stratejik yol haritalarına ihtiyaç var. Tüm dünyada dinler çözülüyor ve dindar nüfus azalıyor olsa bile Müslüman nüfus sürekli artıyor, şartlar İslam'ın lehine ancak sadece kimlik olarak değil muhteva olarak da sağlam bir dindarlığa ihtiyaç var.


YENİ DİNÎ HAREKETLER İNSANLARI İSLAM'DAN UZAKLAŞTIRIYOR

PROF. DR. RAMAZAN BIÇER

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Temel İslam Bilimleri Bölümü

Dünyada son 50-60 yıldır yeni dinî hareketlerin, spritüalist eğilimlerin ve modern kültlerin ortaya çıktığını görüyoruz. Bunun sebebi ne olabilir? Yahudilik, Hristiyanlık ve Uzak Doğu dinlerinin ve doktrinlerinin artık insanlara yetersiz gelmesi mi söz konusu dersiniz? Bunda küreselleşmenin de etkisi var mı, varsa nedir?

Din bir tercihtir. İnsanlar ruhsal ve manevi gereksinimlerini din ile karşılamaktadır. Buna dinî söylemlerle donatılmış ahlak da dâhil. Son zamanlarda ortaya çıkan Yeni Çağ Dinî Hareketleri (New Age Religious Movements), bir dinî ihtiyaçtan ziyade, farklı bir din anlayışıyla ortaya çıktı. Zira sosyologlara göre bu hareketler, dinîdir zira tamamen dinî söylem, inanç ve ritüellere sahipler. Dinler insanlara yetersiz gelmez. Çünkü her toplum dini kendi kültürü, yerel şartları ve anlayışına göre şekillendirir. O nedenle çok fazla dinî anlayış var. Bu yeni dinî hareketlerin oluşmasında en önemli faktör, sekülerleşme ve küreselleşmedir. Öte yandan büyük çaplı dinlerin mensupları arasındaki ayrışma, kavga ve savaşların, bu Yeni Çağ anlayışlarını gerekli kıldığı tezi ileri sürülmekte. Ancak bu oluşumlar da öncekilere ek olarak yeni bir ayrışma oluşturuyor. Bu nedenle söz konusu Yeni Çağ oluşumlarının, önceki dinlerin yetersizliği, yapıp ettiklerine tepki olarak ortaya çıktığını ileri sürmek gerçekçi olamaz.

Bu tür hareketler nasıl yayılıyor, insanları nasıl etkiliyor? Bazılarının "zihin kontrolü" metodu uyguladığından söz ediliyor? Bunu nasıl açıklarsınız?

Yeni Çağ dinî hareketlerinin büyük çoğunluğu, öncelikle dinî olarak değil, bir yaşam felsefesi ve kişisel gelişim metodu olarak sunulduğu için dine temayülü olan insanlar tarafından da benimsenmektedir. O nedenle her dinden sempatizanları var. Çoğu müntesiplerine uyguladıkları temel metot ise, "zihin kontrolü" ve "beyin yıkama" şeklinde. Sübliminal mesajlar asıldır. Ancak bunu, üyeler ve sempatizanların anlayamayacağı uygulamalarla gerçekleştirirler. Öncelikle "biz hiçbir dine karşı değiliz, tüm dinleri kucaklıyoruz" derler, daha sonraki süreçte ise kendileri dışında kalan tüm dinleri dışlarlar ve hatta kendileri dışındaki diğer Yeni Çağ Hareketlerini de dışlarlar. Bu oluşumların önde gidenlerinin çoğu, güçlü bir ekonomik gelire sahiptir. O nedenle tüm dünyada propaganda gücüne sahiptirler.

Bu tür yeni dinî ve spiritüalist hareket ve kültlerin yaygınlaşmasının altında komplovari teoriler arayanlar da çıkıyor. Sizce bunların arkasında bazı güçler ya da planlar olabilir mi?

Her düşünce grubu ve dinî oluşum, küresel güçler tarafından kullanılabilir. Özellikle beklenmedik bir şekilde güçlenen ve küresel bir boyut kazanan dinî hareketler, arkasında bir güç olmazsa bu kadar yaygınlaşamaz. Hepsi için değil ama önde gelen gruplar için komplo teorilerini ciddiye almak gerekir. Bunların farklı amaçlarla kullanılması, uluslararası güçler tarafından da uygulanan bir durum. Yeni Çağ dinî hareketlerinin önemli bir kısmı, uluslararası istihbarat ve algı oluşturma ve yönetme merkezleri tarafından kullanılmaktadır.

İslam coğrafyası ya da Türkiye'de İslam dairesi içerisinde dine dayanır görünmekle birlikte farklı doktrinler empoze eden bu tür hareket ve anlayışların muadilleri yok mu?

İslam coğrafyası ya da Türkiye'de dinî oluşumların çoğu, son zamanlarda Yeni Çağ dinî hareketlerinin metotlarını benimsediler. Bu tür oluşumları, "religious market" statüsünde dini bir kazanç kapısı olarak görüyorlar. Öz itibarıyla İslam dünyası ve Türkiye kaynaklı dinî oluşumlar, temel amaç ve gayelerinden uzaklaşarak, son zamanlarda söylem-eylem çelişkisi içerisine girdiler ve insanları aydınlatmak yerine dini ticari bir meta hâline getirdiler. Ancak bu küresel bir olgu. Bu nedenle Türkiye ve İslam dünyasından çıkan dinî oluşumlar, Yeni Çağ dinî hareketlerle aynı statüde değerlendirilemez. Bizdeki sorun, dinî sunum yapan liderlerin, konuştukları ve anlattıklarıyla çelişkili bir yaşam sürmeleri. İslam dünyasındaki dinî oluşumlarda temel kaygı dini sunmada "mutlak teslimiyet", "aklı azletme", "önde gelenlerin sorgudan muaf olması" ve "biat" kültürü. Bir başka önemli sorun ise, dinî oluşumların siyasete müdahale etmeleri ve yönetime talip olmaları. Bu doğrultuda da çeşitli devlet kademelerinde yer almaları. Bundaki temel problem, bireysel olarak liyakat endeksli görev alma değil, mensup olduğu dinî grup ve kesim adına göreve gelmek. Burada asıl sorun, metot benimseme, yani bazı grupların İslami söylem ve tezlere sahip olmasına rağmen, uyguladıkları sistem ve metodun gayr-i İslami olması. Böyle olunca da günümüzdeki bazı dinî oluşumlar, sistem ve metot olarak Yeni Çağ dinî hareketleri ile benzer uygulamalara sahipler.

Bu tür hareket, şahıs ya da toplulukların ülkemizdeki etkinlikleri konusunda neler düşünüyorsunuz? Onları ve neden oldukları tahribatı siz nasıl değerlendirirsiniz?

Türkiye'de küresel çapta faaliyet gösteren ondan fazla Yeni Çağ dinî hareket oluşumu ve spiritüal akım bulunuyor. Bunların hemen hemen hepsi, topluma yararlı ve legal görünümlü dernek ve vakıflar adı altında faaliyet gösteriyor. Bu nedenle belirgin bir şekilde olumsuz ve zararlı yapı görünümünden uzaklar. Toplumun dinî ve kültürel hassasiyeti göz önüne alınarak, genelin kabul gördüğü Atatürk, Mevlâna, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli gibi millî ve dinî değerler üzerinden sunum yaptıkları için, toplum onların söylemlerine kapılıyor. Yeni Çağ dinî hareketlerinin en büyük zararı, toplumu İslami inanç ve değerlerden uzaklaştırması ve dinden soğutması. Bunun yanında "birleştirici" söylemiyle toplumu ayrıştırması. Zira onlar kendilerini "seçilmiş" görüyor, hareketi ise "kurtuluş" merkezi olarak kabul ediyor, "ötekiler" için dışlamacı bir yaklaşım sergiliyorlar.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN