Esra Hacıoğlu: Fotoğraflarım İdlib’deki briket ev kampanyasına zemin oluşturdu

Fotoğraflarım İdlib’deki briket ev kampanyasına zemin oluşturdu
Giriş Tarihi: 10.10.2020 13:26 Son Güncelleme: 10.10.2020 13:27

En başa dönmek istiyorum. Fotoğraf makinenizi elinize ilk ne zaman aldınız? Bize biraz yolculuğunuzu anlatır mısınız? Bu işe başlamanızda ve bu mesleği seçmenizde mutlaka ilham aldığınız birileri ya da bir şeyler vardır.

Henüz 10-11 yaşlarımdayken evimizde Kodak'ın filmli fotoğraf makinesi vardı. İlk fotoğrafımı onunla çektim. Çocukluk heyecanı ve merakıyla annemlerin odasına girip makineyi biraz kurcalamak istemiştim. Kısa bir keşiften sonra ilk fotoğrafımı çektim. Birkaç sene sonra da annem kameralı cep telefonu aldı. Telefonu annemden çok kullanıyor, çiçek, böcek ne bulursam fotoğrafını çekiyordum. Lisenin son dönemine geldiğimde spor muhabiri olma hayali kuruyordum. O yüzden Radyo TV bölümünü tercih ettim. Üniversiteye başladığım sene dijital bir fotoğraf makinesi hediye edilmişti. Onunla sık sık fotoğraf ve video çekiyordum. Üniversite yıllarımda video ve montaj alanında yol almış, bu işten para kazanır hâle gelmiştim. Kısa metraj belgesel ve özel haber çalışmaları hazırlıyordum. Bunun yanı sıra fotoğrafı hobi olarak her zaman çok sevdim. Üniversitenin ilk senesinde kendime ait bir bilgisayarım olduğunda internetten çeşitli fotoğrafçıların fotoğraflarını sık sık incelemeye ve çok beğendiklerimi bilgisayarıma kaydedip arşivlemeye başladım. Fotoğraf çekmenin yanı sıra fotoğraf bakmaktan ve üzerine düşünmekten de her zaman keyif almışımdır. Fotoğraf bakmanın insanın gözünü geliştirdiği de bilinir. Özellikle ABD'li foto muhabiri Steve McCurry'nin çalışmalarına hayranlık duyuyordum. Yaptığım yurtdışı seyahatlerinde ve özellikle 2017 yılından beri Suriye'deki çadır kamplarında gönüllü olarak çektiğim fotoğraflar insanların dikkatini çekti. Ben de videonun yanında fotoğrafa da ağırlık vermeye başladım. Profesyonel meslek hayatıma video editörü olarak başlasam da şu anda çalıştığım kuruma foto muhabiri olarak atandım ve foto muhabirlik kariyerim yaklaşık bir buçuk sene önce başlamış oldu. Kısa sürede yaptığım çalışmalar ses getirdi ama bu alanda çok yeniyim ve her gün yeni bir şey öğrenmeye çalışıyorum. Yolun başında olduğumdan, önümde kat edecek uzun bir yol olduğuna inanıyorum.

Sizi en çok etkileyen ya da en çok beğendiğiniz kare neydi? Unutamadığınız fotoğrafın ya da fotoğrafların perde arkasını bize anlatır mısınız?

Bir foto muhabiri olarak hemen her gün farklı haber kategorilerinde onlarca fotoğraf çekiyoruz. Asayişten spora, kültür sanat haberlerinden politikaya kadar geniş bir alanımız var. Doğal olarak çektiğimiz her fotoğrafa büyük anlam yüklemek gibi bir durum söz konusu olmuyor fakat bazı zamanlar var ki çok keyif alarak ya da yoğun duygularınızı bastırmaya çalışarak çekim yapıyorsunuz. Aklınızda ya da kalbinizde ne olursa olsun onu dışarıya yansıtmamaya çalışıyorsunuz. Bunu yapmak sanıldığı kadar kolay değil çünkü gazeteci olsanız da siz de etten kemikten bir insansınız. Hisleriniz, duygularınız var. Bu açıdan en çok etkilendiğim ve aynı zamanda zorlandığım çekim benim için 2020 Ocak ayında İdlib'de yaptığım çekimler oldu. Saha şartlarının zorluğu bir yana, şahit olduğum manzaranın ağırlığını ve bıraktığı etkiyi içimde bastırmak kolay olmadı. Gördüğüm insanlık dramı karşısında üzüntümü gizleyerek işimi ciddiyetle yapmaya devam ettim. Burada çektiğim karelerden ikisi beni çok etkiledi. İki karenin de birbirinin zıddı olması, hüznün ve umudun derin ilişkisini çağrıştırıyor bana. Rusya'nın İdlib merkezindeki yoğun bombardımanı nedeniyle evini terk etmek zorunda kalan on binlerce sivilden biri olan 80 yaşlarında mor yazmalı, dövmeli bir teyzeyi kısık sesle ağıt yakarken çektiğim fotoğraf en çok etkilendiğim karelerden biri. Çünkü teyzenin bakışları konuşuyor fotoğrafta. Oldukça duygu ve hüzün yüklü. Bir diğeri ise küçük bir çocuğun elindeki çikolata ile mutlu koşuşunu yakaladığım bir kare. Belki de şimdiye kadar çektiğim en pozitif kare olabilir. Fotoğrafı her gördüğümde içime umut dolar.

Sizce fotoğraf en güzel nasıl çekilir? Özellikle Suriye'de çektiğiniz çocuk portreleri çok etkileyici. Fotoğrafların bizlere dokunmasının sebebi ne olabilir?

En güzel fotoğraf insanın yüreğiyle hissederek çektiği fotoğraftır. Fotoğrafı çekmeden önce gözümüzle görüp, aklımızla idrak edip kalbimizde hissedersek ortaya güzel bir iş çıkacağına inanıyorum. Benim de Suriye'de yapmaya çalıştığım tam olarak bu. Üniversite döneminden beri insani yardım gönüllüsü olarak yürüttüğüm çalışmalar vesilesiyle savaş mağdurlarıyla sık sık bir araya geldim. Onların yaşadığı travmalara yakından şahit oldum ve acılarını yüreğimde hissettim. Suriye'ye ilk kez 2017 yılında gittiğimde çadır kamplarını ziyaret ettim ve bir şey fark ettim. İnsanlar Suriye'deki savaş mağdurlarının her zaman acı içinde kıvrandığını ve hüzünlü olduğunu tahayyül etse de onlar her şeye rağmen yaşama tutunuyordu. İçinde bulundukları durum çok zor olsa da onlar da her insan gibi seviyor, üzülüyor, ağlıyor ve gülüyordu. İnsana has tüm duygulara sahiplerdi. Evet, çok kayıpları vardı, hiç kolay değildi fakat gülmeyi unutmamışlardı. Derme çatma çadırların içinde sapı kırık çaydanlıklarda çay demleniyorlardı. Komşuluk ölmemişti, çocukların oyuncağı yoktu ama oyunları çoktu. Onların çayını kahvesini içip çadırlarına konuk oldum. Hepsini bir birey olarak dikkate alıp onları dinledim ve hislerini anlamaya çalıştım. Durum böyleyken yaptığım çalışmalarda da bunu yansıtmam icap ederdi. Bazı şeyleri anlatmanın birçok yolu var. Ben onların sesini ajite ederek değil, insani yönlerine değinerek duyurmaya çalıştım. İnsanlara dokunmasının sebebi de bu olsa gerek. Çünkü bir insan olarak hepimizin sahip olduğu ortak özellikler üzerine kurdum çalışmalarımın temasını. İnsanlar fotoğraflara baktıklarında kendilerinden bir şeyler buldu. Tüm bunların yanında fotoğrafını çektiğim insanlara bir meta gibi değil, bir "insan" olarak yaklaştım. Sadece fotoğrafını çekip uzaklaşmadım, çocukla çocuk oldum. Kimini yanağından kimini alnından öptüm. İnsanların yanından selamsız geçip gitmedim. Onların sesini duyurmak için orada olduğumu biliyorlardı ve her zaman çok güzel ağırladılar. Aramızda bir güven ilişkisi oluştu. Bu da hâliyle çalışmalarıma yansıdı. Çektiğimiz fotoğrafın ödül alması ise tekniğinden ziyade ifade ettiği anlamda saklı diye düşünüyorum. Dünyanın en prestijli fotoğraf yarışmalarında ödül alan çalışmaları incelerseniz ödüle layık görülen ve dereceye giren çalışmaların konusunun çok iyi işlendiğini ve anlatılan konunun bazen tekniğin önüne geçtiğini fark edersiniz. O yüzden fotoğrafçıların bakış açısı ve bir olayı nereden gördüğü çok önemli. Çalışmalarımızı birbirinden ayıran özellik de bu. Çektiğim birçok fotoğraf uluslararası basında yer aldı. Özellikle Suriye'de çektiğim fotoğraflar 2017 yılından beri çeşitli yardım kampanyalarına ilham oldu. Ocak ayında İdlib'deki insani krizi belgelemek için çektiğim fotoğraflar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da dikkatini çekmesiyle briket ev kampanyasına zemin oluşmasına vesile oldu. Bunu öğrendiğimde hissettiklerim, alkışların verebileceği hazdan çok daha büyük bir mutluluktu. İşimi sevmemin en önemli nedeni de bu aslında; insanların hayatlarına dokunup bir şeyleri değiştirebilmek. Bu benim için en büyük motivasyon ve ödül.

BİZE ULAŞIN