Gelenekselden tekno-dijital cemaatlere

Geçmişte, modernizmin de geleneğin de “büyük anlatılar” çabası cemaatin asli misyonunu açıklıyordu. Gerçekle oynamak, hakikati bozmak, gerçeğe katılım, gerçeği sahiplenme, gerçeği etkisizleştirme, hakikati yamultma tekno-dijital cemaatlerin asıl fonksiyonunu anlatıyor.

Ercan Yıldırım SAYI:73
Gelenekselden tekno-dijital cemaatlere

Modernleşmeyle cemaat yapılarında, değer algılarında, fonksiyonlarında değişimler yaşandı. Kendiliğinden husule gelen, devamlılığı olmayan, konjonktürel, hiyerarşik yapısı güçlü, bireyi kuşatan, kamuya açık ya da kapalı, siyasal alana müdahil yahut uzak pek çok cemaat fikri ortaya çıkmaya başladı.

Cemaat modernitenin bireysel özgürlük, katılım ve girişimcilik gibi ilkelerine zıt bir kavram esasında; fedakârlık, toplum ve yapının içinde erime, emre amadelik, Heideggeryen "el altındalık" bireyin silik ve araçsal işlevini gerektirir.

Modernite ne derece kült dışı kartezyen, rasyonel, bilim çevresinde şekillense de çağdaş cemaatlerin geleneksel olanlar gibi örgütlenmesine mani olamaz. Yalnızca "merdiven altı" kültler, cemaatler değil köklü tarikatlar da, tarikat kimliği bulunmayan dinî cemaatler de ultra modern zihne sahip bireyleri "feda" kültürünün etrafında toplayabiliyor.

Cemaati nedense din ile birlikte anıyoruz; hâlbuki Tekno-dijital kültürde cemaat algısı çoğullaşıp çeşitlenebiliyor, "youtuber"ların ağzına bakan, her dediklerini hakikat yerine koyan, efsunlanmış gibi onları izleyen, dinleyen, sadece sanalda değil mücessem mekânlardaki etkinliklerinde de yerini alan, birbirlerini hiç görmemiş, tanışmayan milyonlarca cemaat mensubu bulunuyor.

Eve kapanmış, mahalle kültüründen uzak, şahsi teması zayıf kuşaklardaki bu külte varan "bağlılık", insanoğlunun doğasıyla bağlantılı çoğunlukla. İnanmak, sahiplenmek, bir merkeze ait olmak, mensubiyet bağları kurmak yeri geldiğinde güvenlik yeri geldiğinde ontolojik emniyet sağlamak... İnsan doğasının kendini koruma güdüsünün bir parçası.

Ayrıcalıklı hisseder kişi kendini bir cemaate ya da şebekeye bağladığında; kendilerinden başkasının hakikati bilmediği, hakikate sahip olamadığı fikrine kapıldıklarından, aynı yapıya mensup olmayan nice ulemayı sıradan bir ilkokul mezunu bile cahil diye yaftalayabilir. Çünkü cemaat seçkinciliktir, kendilerine "birtakım yetiler verilmiştir", hakikatin anahtarı onların elindedir. Cemaate katılım başkalarını hiçleştirme, düşkün kılma, çıtayı belirleme imkânı sağlar... Bir nevi güç istenci! Sorun "kâmil" olmadan güç istencinde bulunmak... Klasik cemaatlerdeki bireyler değil yalnızca, bir "sanal ikon"a bağlanmış farklı milletlerin bireyleri de kendi cemaatleri dışındakileri yok sayar, küçümser.

Cemaat-topluluk-şebeke ayrımı Modernleşme hareketlerinin hızlanması bilhassa teknik, teknoloji, iletişim ve ulaşım sahalarındaki yeni aygıtların kullanılmasıyla cemaat fikrinde değişimler gözlendi. Aslında pek çok yapıya cemaat mi demeli yoksa şebeke mi?

Tarikatların, dinî yapıların da cemaat içinde değerlendirildiği düşünülürse şebekeler de modern cemaat biçiminde tavsif edilebilir. Hiyerarşileri, mekanizmaları, aidiyet bağları ve ilişki biçimleri geleneksel kültlerle aynı işleyen şebekeler, cemaat hâlini "üretim"leriyle alır. Şunu belirtmek gerekir ki, Türkiye özelinde 1950 sonrasında kırdan kente göçle ortaya çıkan cemaatlerin yekûnu güvenlik, tutunma, yükselme odaklı kariyerist şebekelerden mürekkeptir. Hemşehri derneklerinden idealist siyasi örgütlenmelerine kadar pek çoğu amaç birliği gösterse de kariyerist şebekecilikten zar zor ayırt edilebilir.

Kült için adanma gerekir, cemaatlerde de fedakârlıktan adanmaya uzun bir yol, evre bulunur.

Günümüzün pek çok epistemik cemaati aslında şebeke gibi işlev görür. Edebiyat, akademi, matbuat dünyası içindeki gruplaşmalar, siyasal alana yön veren ekipler, partilerdeki öbekleşmeler, think-tank etrafında buluşanlar, zaman sınaması bulunmadığı için daha çok şebeke gibi tarif edilebilirken 1960'larda, 1970'lerde etkili sol, sağ, milliyetçi, İslamcı yapılardan varlığını devam ettirenler, bazı gazetelerin, dergilerin takipçileri... Mesela Cumhuriyet gazetesi okuru, siyasi parti olduğu hâlde Aydınlıkçılar bir cemaattir.

Klasik-sanal cemaat farkları

Klasik cemaat yapılanmasıyla günümüzün tekno-dijital cemaatleri de özü itibariyle aynılıklar içerir. Tabii burada bir ayrıma da gitmek lazım… Klasik cemaat düzeninde hassaten dinî olanlarında lider kültü yoğunken teknodijital cemaatlerde buna rastlanmaz hatta otoriteye karşı da bir tepki bulunur. Sanal cemaatlerde kült nitelikler gelenekseldeki kerameti içeren olağanüstülükler barındırmaz. Klasik cemaatin, tarikatın sanaldan farkı keramet göstermek, kurtuluşa erdirmek, daha dünyada iken kurtulanları belirleyebilmektir. Kabul etmek gerekir ki sanal cemaatlerin mensupları özne karakteri gösteriyor, eleştirel bakıyor diye düşünülse de tekno-dijital cemaatlerde de sorgulama, şüphe muhalefet etme bulunmaz.

Cemaat mantığı esasında verili olanı bireyin içselleştirmesine dayalıdır. Beyin yıkama, kıssalar anlatma, olağanüstünün sınırlarında gezinme, ideolojik bağnazlık, olaylar karşısında nasıl tepki verilmesi gerektiğinin bir merkezden dikte edilmesi hâlihazırda geleneksel cemaat bağlarında da hayli yüksektir. Ama mesela K-Pop veya rap dinleyen, kendilerinden olanı ötekine üstün tutan tekno-dijital cemaatlerde de bağnazlık, ötekini ret açıkça görülür. Kimse Türkiye'deki sanal cemaat mensuplarına nasıl giyineceğini söylemez ama onlar gibi giyinmeyince, davranmayınca hatta eşcinsel yönelimlere sempatik bakmayınca "kendilerinden kabul edilmez."

Yeni kuşaklar ellerinde walkman olmasa, kürsüdekini dinlemese de medyatik vaizlerin müntesipliğini sürdürür; dijital kanallardan vaaz veren kariyerist vaizler de kendilerine "dijital post" inşa etmekten geri durmaz.

Yeni cemaat mantığında evlenme, yeme-içme, aileyle irtibatı kesme, para toplama gibi faaliyetlerde bulunulmasına gerek yok. Fakat klasik cemaat yapısını sürdüren bazı yapılar bu yönelimlerinden geri durmaz; son seçimlerde mesela müntesiplerine hâlâ nereye oy vermeleri gerektiğini dikte edenler bile bulunabiliyor. Kimi zaman cemaat lideri kültü devam ediyor görünse de mesela tekno-dijital cemaatin bir kısım üyeleri Gezi olaylarını kültleştirmekten, kutsallığını tartışmaya kapatmaktan vazgeçmez.

Yeni cemaatlerin genel yapısı böyledir; küresel medeniyet gibi belirgin bir başı, kadrosu, merkezi, mekânı yoktur. "Gezi cemaati" ya da "15 Temmuz cemaati" kavramsallaştırması tam da yeni anlayışına uyar.

Günümüzde spor, folklor, site hayatı, racon keserek yürüyen lümpenler... Kendini toplumdan başka gören, gösteren her kesim bir cemaat fikrini belirginleştirir. Apartmanlardan yükselen tencere-tava çalma davranışı salgında İstiklal Marşı söylemeye evrildiğinde de yine benzer tutumu anlatır. Her ne kadar bilindik manada cemaatler varsa da aslında tüm organizasyon yeteneğini, iletişim kanallarını, mantalitesini dijital veriyor. WhatsApp gruplarının kendi içinde bir cemaat mantığıyla kurgulandığını düşünmek gerekir; hafta sonları toplanıp dernekte okumalar yapsalar bile öncelikle iletişim dijitalde gerçekleştirilir. Artık mekân cemaatin sadece formunu oluşturur. Bu yüzden günümüzdeki "toplaşmalar"ın tamamını tekno-dijital kültür, öz belirliyor.

Tekno-dijital cemaatlerin özellikleri

Tekno-dijital cemaatler pek çok yönleriyle incelenmeyi gerektiriyor. Sanalın açtığı gayya kuyusunda, sosyolojisinden felsefesine kadar tarih boyunca görülmemiş bir kolektiviteyle, müştereklikle karşı karşıyayız. Tek bir ortaklık üzerinden kurulan devasa cemaatlerle karşı karşıyayız… İdeolojisi farklı, sınıfsal boyutları farklı hatta birbirine karşıt, eğitim durumları çeşitli, zevkleri, dinî inançları birbirine benzemeyen "milyonlar" bir cemaat hâlini alabiliyor. Örnek mi… "dijital sözlükler… "

En lümpeninden en seçkin görüntüsü verenine, küfürle kendini ifade edeninden entelektüel itkileri paylaşanlara kadar sözlüklerin kendisi de, sözlük içindeki "entry kardeşliği-cemaatçiliği" de tarihteki topluluk, grup, şebeke mantığını alt üst edebiliyor.

Tekno-dijital cemaatlerin bilindik manada bir ideolojisi, hedefi, dünya görüşü, hayat standardı, amacı, anlamlandırma kapasitesi hatta kaliteli yaşam skalası bulunmuyor! Bir görüşün sözcülüğünü yapmaktan çok reel, verili, cari görüşlerin, ideolojilerin, siyasi söylemlerin yıkıcılığını, eleştirisini, mutlak karşıtlığını, muhalifliğini yürütüyorlar. "Ayar verme", "özgürce hakaret", "erişemediği fikri kendince küçültme" gibi lümpence kullanımlar temeli oluştururken sorgulamalar, ezberleri bozacak yaklaşımlar da yine bu platformlarda bulunmanın gayesini ortaya koyuyor. Gerçeklikle oynama, kendi hakikatini mutlaklaştırma, kitleselleştirme çabası belki de en büyük ideolojik yönelim gibi duruyor. Tekno-dijital cemaatlerin misyonu "yapıbozum-şahsi olanı inşa-dikte" kelimeleriyle açıklanabilir.

Geçmişte, modernizmin de geleneğin de "büyük anlatılar" çabası cemaatin asli misyonunu açıklıyordu; gerçekle oynamak, hakikati bozmak, gerçeğe katılım, gerçeği sahiplenme, gerçeği etkisizleştirme, hakikati yamultma tekno-dijital cemaatlerin asıl fonksiyonunu anlatıyor.

Burada çok kritik bir soru sormak gerekir: hem klasik cemaat yapılanmalarının ve müntesiplerinin hem günümüzün teknodijital cemaatleri ve "ağa bağlı kalanlar"ın bir kendiliği, kendilik bilgisi, anlam arayışı, sahihlik ve sahicilik kaygısı var mı? Çünkü cemaat örgütlenmesinde kolektivizm ve kült olarak lider üyelerin kendiliklerini, öznelerini, nefslerini, arzu ve tutkularını, fikirlerini, düşünme çabasını, düşündüğünü zikretmesini istemez, engeller, bastırır. Sıradanlaştırma, herkesleştirme, silikleştirme cemaatleşmenin temel pratiği.

İsmet Özel "Cemaatleşme" yazısında mesela bunun tam tersini her bireyin kendi kalarak cemaatleşmesinin büyük ve üstün bir güç meydana getireceğini belirtir. Nicedir zaten dinî gruplarda bile teklif, dönüşüm, yeni bir dünya yaratma çabası kalmamıştı. Özellikle Cumhuriyet döneminde, 27 Mayıs'ın inşa ettiği yeni tip cemaatlerde hedef kariyer ve paraya odaklanmış, cemaatin semirmesi, şirketleşmesi için var olma öne çıkarılmış, talip de "plasiyer" gibi kodlanmıştı. Cemaatin büyümesi, kültün tanınması, genişlemesi en yüksek hedefi oluşturuyordu; mürşidin benlikleri kuşatan "kurtarıcılığı" geride kalmıştı.

Yapmak yerine yıkmak

Tekno-dijital cemaatlerde esasında bakılırsa külte, kurtarıcıya, mürşide bile gerek duyulmuyor; çünkü yeni kuşaklar zaten kendilerini "kurtulmuş" görmenin verdiği özgüvenle hareket ediyor.

Kurtulmak bir tarafa, kurtulunması gereken dünyanın aktif bir elemanı olmak için çırpınan taliplilerle karşı karşıyayız. Yeni kuşakların verili değerlere "çekirge sürüsü" gibi saldırması, mutlak ve hakikat üzerindeki yorumların sorgulanmasını beraberinde getiriyor elbette. Teknodijital cemaatlerin üyeleri, 2000 öncesinde çok bariz gözlenen merdiven altı yapıların, medyatik vaizlerin, mesiyanik kültlerin, sapıkların peşinden gitmeyecek kadar değer karşıtı…

Cemaat yapılanmaları tarih boyunca kamusal ve özel alanın arasında üçüncü, ara bir saha şeklinde göründü. Zaman zaman devlet kendi alanından çıkıp kamuyu belirlemeye, elde etmeye, yönlendirmeye çalışan gruplara sert tedbirler aldı. Özel alanı da kamuyu da karşılamayan cemaatler aslen siyasal alanın bünyesinde kaldı her zaman; kanaat oluşturma, eğilimleri belirleme, pasif de olsa hayata, siyasete, dünyanın gidişine fikir beyan ederek katılmayı gerçekleştirdi. Tekno-dijital cemaatler de aynı fonksiyonu icra ediyor, bu sefer gözönünde çok fazla kalmayarak.

Son yıllardaki seçimlerde sanal cemaatleşmenin, kolektivitenin tesiri görüldü. Siyaset yalnız parti tabelaları altında yapılmaz; siyasal alan kültürden iktisada kadar insanların zihin dünyalarını işler, belirler, yönlendirir… Siyasal alan da zaten bu yollarla inşa, ikmal edilir.

Tekno-dijital kültür siyasal alanı klasik gruplardan daha fazla etkiliyor; hakikatin çoğulluğuna görünmeyen profillerden gelen tezler, cümleler, dezenformasyon olup olmadığı bilinmeyen haberler eklenince kanaat mühendisliği kuvvetleniyor. Örgütlenmeler, siyasi davranış biçimleri, birliktelikler sanal paylaşımlarla ciddi organize olabiliyor. Tabii bir farkla… Artık klasik cemaatlerden ayrışan şekilde hiyerarşiler kayboluyor, etkileşimlerdeki yoğunluk, kimliksizlik, menşe kaybı bir başı, sorumluluğu üzerine alacak otoriteyi de gözlerden siliyor. Tekno-dijital cemaatin hiyerarşisiz birlikteliği kanaat mühendisliğinin sonucunda kuruluyor.

Sanalın felsefesi

Her gelen felaketin, yıkımın, bozgunun kıyameti koparmadığı gerçeği, kültlerin mistik boyutunu yontuyor; artık seküler kültler, yol göstericiler, yaşam koçları, diyetisyenler, kişisel gelişimci felsefeciler öne çıkıyor. İnsanlar çözümü klasik kültlerde değil, seküler rehberlerde arıyor.

Sekülerleşme zaten çözüm merciinin kim olduğunun önem kazanması demektir; manevi önderler her geçen gün gözden düşüyor. Salgınlar, hastalıklar, güvenlik meseleleri, terör bile insanın kendini düzeltmesi için gerekçe oluşturmuyor; çünkü insanlık içsel sürecinde, ruhi yaşamında düzeltilecek bir bozukluk bulunmadığı zehabıyla yaşıyor.

Irkçılar eskiden ötekini yakıyordu şimdi göçmenlerin botlarını deliyor… Dünyada değişen ne var ki? Ruhlardan, insanlardan şeytan çıkaran, yakan cemaatler, topluluklar kalmadı belki ama toplumlar kendi içlerinden bir şeytan icat edip onu taşlamayı başarıyor. Binalardan kişilere, tarihi dönemlerden maddi standartlara kadar paganist tapınmayı gerektirecek yeni kültleri inşa ediyor.

Günümüzün kültünü soracak olursanız, "özgüven" derim…

Tüm bireyler, toplumlar kendilerini o kadar çok seviyor, önemsiyor, egosuna tutunuyor-tapıyor; kendilik bilgisi, kendi olma adı altında hüküm süren dehşet bir salgına yakalanmış ki, "yüce", "değer", "anlam", "kurtarıcı", "cemaat" aramayı düşünmüyor, umursamıyor.

Klasik modernde her şey insanın amacına hizmet etmek için vardı; günümüzde amaç ve dolayısıyla anlam kalmadığı için her şey ve herkes sadece araçtan ibaret. "Yüce" fikri insanlıktan çekildi, dünyadaki popülist yükseliş kalite düşüklüğü, nezaket eksikliği, hoyrat yıkımcılık temelsiz özgüvenin, değer ve anlam kaybının neticesi.

Yaradan'ı "işlerine karıştırmayan", Allah'ı yalnızca kalplerde bırakan bir cemaat, toplum, birey portresiyle iç içeyiz… Ölüme hazırlanmaktan çok ondan kaçınmanın yollarını arıyor modern insan… Dünya sevgisi hakiki âlemi unutturuyor.

Acı ve çileyi terbiye değil zulüm görüyoruz. Devrimcileri küçümseye küçümseye kapitalist lordların öngördüğü düzen, anlam, maneviyat, hayat görüşünü mutlaklaştırdık. Sahici varoluş peşine düşmekten ziyade kısa vadeli de olsa kâr getiren ne varsa ona değer yüklüyoruz. Tekno-dijital cemaatler de, birey de, toplum ve devlet de artık bu yeni felsefeyi koyultmak için çaba gösteriyor. Başarılı olmak, kazanmak, kontrol etmek, sahip olmak yeni dünyanın kodlarını belirliyor.

Herkesin herkese karşı olduğu, amaçlarına hizmet etmeyenin düşman sayıldığı bir dünyada kendi'lik, özgüven dehşet bir yıkımı körükleyebilir!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN