21’inci yüzyılda kült grupların yarattığı tehditler

Geçmiş ve güncel örnekler kültlerin kamu ve devlet güvenliğine yönelik artan oranda ciddi bir tehdit olabileceklerini kanıtlıyor. İslami olduğunu öne süren pek çok dinî görünümlü hareket de birer kült olma eğilimi sergiliyor.

Nur Özkan Erbay SAYI:73
21’inci yüzyılda kült grupların yarattığı tehditler

Kült; etrafındaki toplumu güvensiz ve tehlikeli gören, çoğunlukla dinî boyutu olan, kendi içinde uyumlu ve lidere itaate dayalı, kapalılığın son derece baskın olduğu bir inanç grubudur. Yani kültleri; ritüelleri, kapalı yapıları, gizliliğin ve adanmışlığın yoğunluğu itibariyle diğer kurumlardan ayrılan bir inanç grubu olarak tanımlayabiliriz.

Kültler üzerine yapılan çalışmaların çoğunda bu gruplar ilahiyat, psikoloji veya sosyoloji bağlamında bir olgu olarak tanımlanır. Oysa bu grupların en kapalı sosyolojik inanç grupları olması "yıkıcı kültler"in tahrip edici gruplara ve yer yer terör örgütlerine dönüşüm süreçlerinin iyi analiz edilememesine neden oluyor. Bu nedenle de güvenlik birimleri, hükümetler ve toplumlar bu yeni tehdidi tanımlamakta ve değerlendirmekte zorluklar yaşarken kültlerin radikalleşme süreçlerinin belirlenmesi, kriminal eylemlerinin açığa çıkması ve şiddeti meşrulaştırmalarına ilişkin delil, bulgu ve tespitlerin gün yüzüne çıkartılması da zaman alıyor.

Günümüzde dünya genelinde kıyametçi ve mesiyanik motivasyonlar taşıyan, kendi peygamberi bulunan, karizmatik lider rolüne peygamberlik özellikleri atfeden binin üstünde aktif kült bulunduğu tahmin ediliyor. Bunların arasından ne kadarının potansiyel olarak şiddete meyledeceğini ortaya koyan oransal göstergeler olmamasına rağmen kültlerin yarattığı güvenlik tehditleri her geçen gün yeni örneklerle karşımıza çıkıyor. Bunların en güncel örnekleri arasında güvenliğin tüm sektörlerinde Türkiye'ye yönelik bir tehdit olan ve bugün uluslararası güvenliği de tehdit eder hâle gelen Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve Adnan Oktar Organize Suç Örgütü var.

Yeni inanç grupları olarak kültlerin sosyolojisi

Amerikalı dinî özgürlükler savunucusu hukukçu Leo Pfeffer'in ifadesiyle "Ona inanıyorsan bir dindir veya hak dindir; eğer çok umursamıyorsan mezheptir; eğer korkuyorsan ve nefret ediyorsan bir külttür." Apokaliptik/kıyametçi ve mesiyanik kültler kendilerinin ve liderlerinin doktrine ettikleri değişimi meşrulaştırma veya var olan toplumsal düzeni yok etme konusunda aşkın bir motivasyona sahipler.

Kültler, kendilerini Mesih addeden karizmatik liderlerle ilişkilendirir. Lider, üyeleri üstünde tam hâkimiyete sahiptir; üyelerin günlük yaşantılarını düzenler, inançlarına ve ibadetlerine katı öğretilerle hamilik ederek onları pek çok toplumsal kısıtlamadan tecrit eder. Yıkıcı kültlerin üyeleri "zihin kontrolü", "düşünce reformu" veya "psikolojik baskılama" ile yüzleşir.

Bu süreçten sonra lider takipçilerinden normalde asla gerçekleştirmeyecekleri eylemleri sorgusuz sualsiz gerçekleştirmelerini isteyecek bir konuma gelir. Takipçileri tarafından "peygamber, mesih veya mehdi" olarak görülen kült hareket lideri, dini en güçlü koz olarak kullanır. Lider ilahi bir güç tarafından kutsal bir görev için görevlendirildiğine inanır ve takipçilerini ilahi yardımla birlikte başarılı olarak amaçlarına ulaşacakları konusunda temin eder, adanmışlıklarını bu yolla güçlendirir.

Kült liderlerinin ve yakın çevresindeki güvenilir üyelerin diğer kült üyelerine uyguladığı beyin yıkama ve baskı yöntemleri vardır. Bunlara hipnoz yöntemleri, geçmişin inkârı, yeni düşüncelerle kafa karışıklığı oluşturma, mahremiyete izin vermeme, kıyafetler dâhil olmak üzere ritüellere zorlama, külte zorunlu bağış yapma, hiyerarşik bir yapının inşası, tecrit edilme, suçluluk hissetmeye zorlama, özel yaşamın sıkı kontrolü, kült içinde soru sormaktan men etme ve korku yaratma gibi yöntemler örnek verilebilir.

Beyin yıkama, ideoloji aşılama

Kült liderinin karakteristik özellikleri ise aşırı narsistik, yoğun sosyopatik, paranoyak kişilik bozukluklarını barındırmasıdır. Kendisini "mütevazı" bir papaz, âlim, bilge olarak nitelendiren kült liderinin aslında mesih, peygamber olma iddiası ile sıklıkla karşılaşılır. Kült gruplarda beyin yıkama, ideolojik öğretilerin aşılanması sürecinin temel bir bileşenidir. Mesela 1960'ların sonunda ve 1970'lerin başlarında bir kısmı Asya'da ortaya çıkan pek çok grup oluştu.

Kanada Güvenlik İstihbarat Servisi tarafından gerçekleştirilen bir araştırmada bu hareketlerin özellikleri ve tehdit potansiyelleri incelendi. Genel olarak toplum bu gruplara mesafeli veya karşı olduğu gibi, bu hareketler de başkalarına şüpheyle yaklaşır. Bu durum onların fiziksel, toplumsal ve psikolojik olarak içlerine kapanmasına, liderin gücünü artırmasına ve takipçilerin gruba bağımlılığının artmasıyla tek türleşme ve tipleşmeye neden olur.

Kült liderleri ise kendilerini dinî ve toplumsal yasalardan muaf görür; heveslerini sınırlayan alışılagelmiş kurumsallaşmış kısıtlamaların görece olmadığı toplumsal bir balonda yaşar. Fiziksel olarak ayrık olmak grubu toplumun ahlaki değerlerinden daha da uzaklaştırıp kendi toplumsal kurallarını koymaya iter. Burada güç konumundakiler istediklerini keyfi bir şekilde yapabilirler. Bu durum da kült grubunun şiddete yatkınlığını artırır.

Kültlerin var olan dinin yeniden canlandırılması ve var olan cemaati yenisiyle değiştirmek gibi iddiaları yoktur. Tam tersine kültler bulundukları toplumdaki diğer dinlerle bağ kurmayıp kendi bağımsız dinî geleneklerini oluşturur. Tarikatlar dinî örgütlenmeler içerisinde mevcutken, kültler müesses dinî hareketlerin içinde yer almazlar.

"Anlamlı" bir yaşam ve bir "sığınak"

Kült üyelerinin en ayırt edici özelliği ise psikolojik ve sosyolojik seviyede bağımsız olmamaları, kendi kararlarını kendileri verememeleri ve grubun içinde böylesi bir özgürlüğe esneklik gösterilmemesidir. Bu hâl üyenin külte tam bağlılığıyla ve kültün rakiplerine karşı mesafeli olmasıyla sonuçlanır. Dolayısıyla, kült üyeleri kendi iradeleriyle kendi kararlarını veremez, verilen kararları da yargılayamazlar ve sonunda da üyelerde düşünsel ve iletişimsel zayıflıklar görülebilir.

Bir bireyin kült üyesi olmasında iki etken var. Birincisi birey bir kültün parçası hâline gelerek anlamlı bir yaşam süreceğine inanır. İkincisi ise kültü dışarının olumsuz etkilerinden saklanacak bir sığınak gibi görür. Birinci durum üye için yapıcı bir yaklaşım gibi görünürken, ikinci yaklaşım kült lideri tarafından yıkıcı amaçlar için kullanılabilir. Öte yandan kültlerin genel öğretisi kişinin benliğini unutmasıdır.

Bu bağlamda benliği, toplumun diğer kesimleriyle etkileşimi olmayan kült üyeleri, liderinin amaçları doğrultusunda yoğun adanmışlık duygusu ile kullanılmaya, yönlendirilmeye daha müsaittir. Topluma doğrudan karşı çıkmamaları ve toplumun ayrıcalıklı kesimlerini cezbetmek adına köktenci görünmemeye özen göstermeleri kült hareketlerin bir diğer ayırt edici özelliği olarak söylenebilir. Bahsi geçen nitelikler bir inanç hareketinin kült olup olmadığını belirlemekte yardımcı olur.

Kült eğilimi gösteren İslami gruplar

He ne kadar geçmişi daha eski yüzyıllara kadar uzansa da kültler hakkındaki kapsamlı araştırmalar ancak 20'nci yüzyılın sonlarına doğru başladı. Özellikle II. Dünya Savaşı sonrası dünya toplumları toplumsal ve kültürel dönüşümlerle birlikte dinî bir uyanış da yaşadılar. Dolayısıyla yeni gruplar ve hareketler çeşitli toplumlarda Hristiyanlık, Musevilik, Budizm ve görece az da olsa İslamiyet gibi geleneksel dinlerin geleneksel olmayan yorumlarıyla ortaya çıktılar.

Yapılan çalışmalar, yeni dinî hareketler ve onun bir sosyolojik formu olan kült grupların yoğun toplumsal ayrışma, savaş, bireysel memnuniyetsizlik, engellenme, gerilim, bunalım ve heterojen toplumsal dokunun mevcut olduğu koşullarda daha fazla ortaya çıktığını, taraftar ve üye topladığını ortaya koyuyor. Bu konu hakkında bir diğer olgu ise yeni dinî hareketlerin genellikle çoğulcu ve hızla gelişmekte olan toplumlarda ortaya çıktığıdır.

1940 ve 1950'lerde ABD'de ortaya çıkan Sun M. Moon kültü gibi oluşumlar sosyologların savaş sonrası mezhep ve kült hareketlerine daha fazla odaklanmasına neden olmuştur. Endonezya, Nijerya, Vietnam, Japonya, Hindistan, Güney Kore ve ABD gibi ülkelerde kültler resmi cemaatlere dönüşerek milyonlarca takipçiye sahip oldular. Bunların en önde gelenlerinden Güney Kore'deki Birlik Kilisesi sonrasında Moon kilisesine dönüşmüş ve lideri Sun Moon'un Hristiyanlığın yeni Mesih'i olduğunu iddia etmişti. Bu hareketin Hristiyanlığı uygulama ve doktrine etme biçimi Hristiyan dinî otoriteler tarafından reddedildi.

Hristiyanlık ve Musevilikte olduğu gibi İslami olduğunu öne süren pek çok dinî görünümlü hareket de gerçekte İslam'ın bir parçası olmaktan uzak bir biçimde, ritüelleri ve ideolojisi itibariyle kendi başına farklı bir inanç sistemi ve sosyolojik açıdan birer kült olma eğilimi sergiliyor. Örneğin Hindistan'daki Ahmediye hareketi Müslüman oldukları iddiasındayken İslami kurumlarla ve kuruluşlarla ters düştü. Bu gruplara özellikle 11 ve 13'üncü yüzyılda İran, Irak, Suriye'de geniş bir coğrafyada varlık gösteren, başta dönemin en güçlü devleti Büyük Selçuklu İmparatorluğu olmak üzere imparatorluğun üst düzey isimlerine, devlet ve din görevlilerine suikastler düzenleyen, devleti ele geçirmeye adanmış Haşhaşiler ve lideri Hasan Sabbah da örnek gösterilebilir.

Çağdaş dönemin kült örnekleri

Çağdaş dönem kütleri arasında ise ABD'deki Branch Davidians ve Kanada'daki Güneş Tapınağı Batı dünyasındaki kült hareketlere örnek teşkil ederken, Japonya'daki Aum Shinrikyo Doğu'dakileri temsil ediyor. Bahsi geçen kültlerin hepsi hükümetleri devirmeye, silahlı kuvvetler ve diğer güvenlik kurumlarına sızarak ele geçirmeye, halka yönelik kimyasal ve biyolojik silahlar da dâhil olmak üzere şiddete başvurarak apokaliptik ve mesiyanik sonu getirmeye çalıştılar. Ayrıca tüm yeni dinî hareketlerin ortak özellikleri ise geleneksel olmayan dinî motivasyonlara, kendine has özelliklere, örgütsel yapılanmaya ve karizmatik bir lidere sahip olmalarıdır.

1995'te Tokyo'da sarin gazıyla saldırı düzenleyen Aum Shinrikyo mesiyanik kült terörünün potansiyelini gösterdi ve geniş kapsamlı biyolojik ve kimyasal silahlar kullanarak kült terörünün en korkutucu örneklerinden biri olarak tarihe geçti. Kült oluşumlarına bir diğer örnek ise Amerikalı bilim kurgu yazarı L. Ron Hubbard'ın 1954'te kurduğu ve 1993'te din statüsü alan Scientology Kilisesi'dir. Psikolojik tedavi klinikleri olarak kurulan bu oluşum zamanla tüm dünyaya yayıldı ve özellikle ünlü şahsiyetleri örgüte çekmeyi başardı. Grup, Amerikan hükümetine ait gizli belgeleri edinmeye ve üyelerini yüksek mevkili yetkililere yakın fakat fazla göz önünde olmayan konumlara yerleştirmeye çalışmasıyla biliniyor.

1970'lerde ABD'de kurulan ve 1980'lerdeki eylemleri sonucu dikkat çeken Aryan Ulusu, üyelerini kendilerinin seçilmiş ırk, Afrikalıların ise insan altı olduğuna, Yahudilerin Şeytan'ın soyundan geldiğine ve dünyanın bir savaşa doğru gittiğine inandırdı. Kült grubu William Pierce'ın 1978'de basılmış olan Turner Günlükleri kitabından etkilenerek ABD hükümetinin devrilmesi ve ırk savaşlarının fonlanması için organize soygunlar düzenlediler.

Kamu ve devlet güvenliğine yönelik tehditler

Güvenlik çalışmalarında ise yıkıcı kültleri şu özelliklere göre ayırt etmek mümkün; Toplu intihar, toplu katliam, üyelerin grubu terk etmesini fiziksel olarak engellemek, şiddeti onaylamak, tatbikatlar, kıyamete hazırlık, savunma yapıları kurmak, silah yığmak ve tarihi veya dini bir kişinin kendisinde tecessüm ettiğini iddia eden kült lideri. Geçmiş ve güncel örnekler kültlerin kamu ve devlet güvenliğine yönelik artan oranda ciddi bir tehdit olabileceklerini kanıtlıyor. Fakat yıkıcı kültlerin oluşturduğu tehdide yönelik erken uyarı işaretleri olmasına rağmen araştırmalar kamu ve devlet güvenliğine yönelik potansiyel tehlikelerin kültlerin kapalı yapıda olması, devlete sızmış olma ihtimalleri ve gizlilikleri sebebiyle tespitinin zor olduğunu gösteriyor.

Bu kültlerin oluşturduğu tehditler demokratik yönetime yönelik girişimler, silahlanma, yurtiçinde ve yurtdışında suç faaliyetleri olarak sayılabilir. Bir ülke ve devlet için en büyük güvenlik tehlikesi de yıkıcı planları olan, istihbarat veya teknik bilgi edinmeye veya kendi yararı için askeri emir komuta zincirinde kilit mevkileri ele geçirmeye çalışan bir kültün devlete sızmasıdır.

Sonuç olarak tarihteki ve yakın geçmişte Türkiye ve dünyadan örnekleri göstermektedir ki kült grupları tüm bu özellikleri itibariyle diğer inanç gruplarına göre şiddet, terörizm ve yıkıcı faaliyetlere daha yatkındır. FETÖ ve Adnan Oktar kültünde olduğu gibi terör ve suç örgütlerine dönüşmeleri fazlasıyla mümkün. Ulusal ve uluslararası ölçekte bu örgütlerle etkin mücadele ise başta güvenlik, sosyoloji, ilahiyat, eğitim ve siyaset kurumları olmak üzere toplumun geniş katmanında oluşturulacak topyekûn bir eylem planı ile başarılı olacaktır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN