Ramazan: Kalp iklimine geçiş vakti

Ramazanla gelen arındırıcı hediye oruçla maddi, zahiri, nefsani ağırlıklarını, fazlalıklarını bıraktıkça insan kendi derununa, kalbine, ruhuna yakınlaşır. Mideden yani maddeden uzaklaştıkça kalbin derinliklerine, latifelerine odaklanmaya başlar.

Birol Biçer SAYI:57
Ramazan: Kalp iklimine geçiş vakti

Kalp nazargâh-ı ilahidir denir yani Allah'ın baktığı, nazar ettiği hatta "özel hattan" tecelli ettiği yer. Bu yüzden "Kalp kırmak Kâbe yıkmak gibidir" der Hz. Peygamber, zira "Allah'ın evi"nin insandaki karşılığı kalptir, gönüldür. Lakin kalbin nazargâh-ı ilahi vasfının zuhuru için arınması, tasfiyesi, tezkiyesi de gerekir. Meleklerin müminlerin kalplerini temizlediği arındırıcı bir mana iklimi olan ramazan da aslında kalp iklimine geçiş vaktidir. Ramazanla gelen arındırıcı hediye oruçla maddi, zahiri, nefsani ağırlıklarını, fazlalıklarını bıraktıkça insan kendi derununa, kalbine, ruhuna yakınlaşır. Mideden yani maddeden uzaklaştıkça kalbin derinliklerine, latifelerine odaklanmaya başlar. Bunlara dair manaları genişletmek, zenginleştirmek, daha da derinleştirmek mümkün ve belki sonu da yok. Kalple, ramazanla, oruçla her birimizin bir ilişkisi var muhakkak. Her birimizin kendi dünyası, kendi birikimi, kendi penceresi dairesinde farklılaşan bir ilişkisi, farklı bir algısı ve farklı deneyimleri… Farklı alan ve mesleklerden, beş farklı, güzide insan Shems Friedlander, Sibel Eraslan, Ahmed Şahin, Ümit Meriç ve Faruk Günindi kendi pencerelerinden kalbin, ramazanın ve orucun farklı veçhelerine dair birikim, deneyim ve fikirlerini Lacivert ile paylaştı

Oruç, kalbi arındırmanın ve nefsi kontrol etmenin bir yoludur


Shems Friedlander​
Yazar

İslam'da ve İslam tasavvufunda önemle vurgulanan kalp denilen şey nedir? Ne işe yarar? Neden bu kadar önemlidir? Kalp ile iletişim kurmak ve onu işlevsel hâle getirmek için neye ihtiyacımız var?

Kalp ile temas, Allah'ın isimlerinin zikri ve tefekkürdür. Bir insan, düşünmenin kafada gerçekleştiğini hissettiği ve elinin düşünmediğini hissettiği gibi mülk ve melekût âlemlerindeki sırların ve nurların tezahürünü de kalbe yakın hisseder.

Kalp, insan ile birliktedir, içindedir. Kalbin seviyelerinden birinde insan, bir hiç olduğunu ve Allah'ın her şeyin kaynağı olduğunu idrak eder. Bu yüzden insan, kendinin bir fani, Allah'ınsa daimi, bâki olduğunu ve yaratıcı ile yaratılan arasında bir fark olduğunu anlar. İnsan yok olacaktır ama Allah sonsuzdur, ebedidir. Allah'ın bütün sıfatları fani olan insanda bulunmasına rağmen aynı sıfatlar Allah'ta sonsuzdur. Örnek olarak; en cömert kişi Allah kadar cömert olamaz.

Sufilere göre kalp iki kapıya sahiptir; yaratılışa açılan kapı ve hakikate yani Allah'a açılan kapı. Kişinin kalbi yaratılışa açıktır. Dolayısıyla yemeye, içmeye, giyinmeye, eve, dosta, eşe ve bunların bulunduğu bir dünya nizamında yaşamaya ihtiyaç duyar. Daimi zikirle beraber hakikat kapısı açılır. Yoğun, kuvvetli zikirle yaratılış kapısı kapanır ve hakikat kapısı açılır. Aslında bir noktada yaratılış kapısı, hakikat kapısı ile birlikte açılır. İki kapı da kapalı olduğu zaman biz o durumu çılgınlık ya da delilik olarak adlandırırız. Sorumluluk halkasından çıkan bir kişi ne ibadettedir ne de dünyadadır.

Kalbin saflaşması ve tezkiye edilmesi bakımından tasavvufta neler öneriliyor. Bu açıdan tasavvufi bir yolun eğitim ve uygulamaları şart mı? Orucun bu konuda fonksiyonu nedir?

Gündelik hayatın etkisi, kalbin dünyaya maruz kalması ve perdelerin çokluğu kalbin temizlenmesini gerektirir. Bu, imanla, Allah'ın isimlerini zikretmekle ve tefekkürle olabilir. Allah'ın isimlerini zikretmek kalbi rahatladır ve hakikat kapısını açar. Oruç, kalbi arındırmanın ve nefsi kontrol etmenin bir yoludur.

Ramazan ayı ve oruç ibadetini bu açıdan siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Ramazan ve oruç sizce ne anlamlara geliyor? Yemeden-içmeden kesilmenin ötesinde orucun ne gibi anlamları var dersiniz?

Ramazanda oruç, Allah'ın büyüklüğünü görmek ve kalbin hakikat kapısını açmak anlamına gelir. Ramazan orucu gün içindeki saatlerde sadece yemeden, içmeden ve cinsellikten çekinmekten ibaret değildir. Kişi öfkeden, açgözlülükten, tembellikten de oruç tutmalı; kendini duaya ve başkalarına iyiliğe açmalı. Kişi, Kuran-ı Kerim'i ramazan ayı boyunca en az bir kere okumalı ve Allah'a onun içindeki yedi seviyenin sırlarına vakıf kılması için dua etmeli.

Ramazan ve oruç kalp latifelerimizin açılması ya da güçlenmesi için bize ne gibi fırsatlar sunuyor?

Ramazan boyunca dünyanın vücudumuz, kalbimiz ve zihnimiz üzerindeki çekimi cazibesi azalır ve neden burada olduğumuzu idrake izin veren inanç güçlenir. Ramazan vücudumuzun sağlığı için bir nimettir ve varlıklarımızdaki sırları ve nurları keşfeden duyulara bir güçtür.

Biz, Allah'ı anarak nefes alıp verebilir, bunu ramazandan sonra da hayatımıza taşıyabilir, gençleri depresyona uğratan yalnızlığı ve depresyonu silebiliriz. Allah bize ramazanın nimetlerini nasip etsin.

Ramazan velayetin vaktidir...


Sibel Eraslan
Yazar-Gazeteci

Ramazan ve orucun herkeste çağrıştırdığı bir şeyler vardır. Ramazanın gelişi sizde ne gibi duygu ve düşünceler uyandırır?

Ramazan ilk başlarında büyük heyecan, ardından büyük bir sükûnet ve dinginlik, son kısmındaysa hüzün ve buluşma ritimleriyle gelir bana. Aslında ilk başlardaki heyecanı mübarek üç aylarla başlatmak daha doğru olur. Sanki uzun zamandır beklediğiniz, yolunu gözlediğiniz, babanızdır gelecek olan. Gözünüz kapıda pencerede beklersiniz öyle... Çok güzel bir telaşesi vardır ramazanın. İftar ve sahur hazırlıkları, mukabeleler, akşam teravihler, gece sahurlar... Işıkları ve neşesi hiç sönmeyen evler, sokaklar, şehirler. Ramazan, pide kokusudur, sürahilerde bekleyen soğuk su özlemidir, patlayacak top, okunacak ezana kulak kesilmiş büyükannelerdir, sahurda ilahiler eşliğinde yapılan kahvaltılardır ve evet upuzun sıcak yaz gündüzleri... Benim çocukluğumda hatırladığım ilk oruç, yaz zamanına denk geldiği için, ben kışın bile oruç tutsam, upuzun bir yaz günü gibi gelir bana…

Bu ayın bireyler ve toplum üzerinde belirgin bir tesiri, hâkim kıldığı bir psikoloji söz konusu. Siz kendi gözlemlerinize göre bu etki ve ruh hâlini nasıl açıklarsınız?

Ramazan, şehre bir usluluk, ağır başlılık getirir. İnsanların takati de kalmaz diğer günlerdeki gibi, rekabete, asabiyete... Nefse ağır gelir açlık ve susuzluk, nefs tam olarak bitmese de biraz söner, biraz geriler. İnsanın kavga potansiyeli düşer. Nitekim hayatta en sevdiğim anlar ramazan günlerinde ezan okunmaya yakın dakikalardır. Buna inci dakikaları derim ben. Adeta tüm şehir susar, tüm şehir bir çocuk gibi sofraya oturur ve sesini kısar. İşte o anda var ya sanki melekler de bizimle sofradadır ve çocuklarıma da derim. O anlarda ne dua ederseniz edin, kapılar açıktır ardına kadar... Çok ağlarım o serinliğe sanki Rabbimizden bir hediye gibidir. Bütün hayatınızı o anda oruç açmak için yaşamışsınız gibidir... Toplumsal dayanışmanın da çok yüksek olduğu vakitlerdir ramazanlar. Fukaranın, gurebanın daha çok gözetildiği, akrabanın aranıp sorulduğu günler... Evet, ramazan kalplerimize bereketiyle iner. Sevgi sofrasıdır, infak sofrasıdır açılan...

Sizce ramazan ve oruç ne anlamlara gelir? Bedensel lezzetlerden el çekmenin dışında orucun ne gibi anlamlar, hikmetler ya da boyutlar içerdiğini düşünüyorsunuz?

Ramazan Allah için tutulan oruç, Allah için kaçınma, Allah için uzak durmaktır... Allah içinleştirilmiş bir ibadet olarak, bizleri Allah'a yakın eyler. Ramazanda velayet imkânı olduğunu düşünüyorum. Yani diğer ibadetlere de etkisi vardır ramazanın. Namazlar, Kuran okumalar, infaklar, sadakalar artar da artar. Ramazan hayrı çoğaltan bir zaman dilimidir, velayetin vaktidir...

Ramazan ve oruçla ilgili kendinize özel bir ilişkiniz, yaklaşımınız, tesirli bir deneyiminizi paylaşabilir misiniz?

Herkes gibi çocukluk anılarımın yazılı olduğu hatıra defterimi önemserim ben de. Biz çocukken son gün, arife günü oruç tutardık. Babaannem "Kurtlar kuşlar bile arife günü oruç tutar" derdi. Biz de kız kardeşimle o son günde oruç tutmak için yalvarırdık büyüklerimize. Sonra da tabii çok uzun gelirdi bize. Kız kardeşim böyle yaz oruçlarından birinde nefes nefese gelmişti; "Hani kuşlar bile oruç tutardı bugün." Dedemin oruçlarımızı satın alması da güzel anılarımdan. Tabaklarımızın yanına mendiller içinde harçlıklar konurdu. Üniversiteli günlerimin de en güzel anılarında hep ramazan günlerimiz, iftarlarımız vardır. Beyazıt Camii... Sanki cami değil de Benim arkadaşım gibidir... İstanbul'un mahyalarını da atlayamayız. Süleymaniye'nin, Sultanahmet'in, Mihrimah'ın "Şefaat ya Resulullah"larını nasıl unuturuz... Ramazan sevinçtir. Arkadaşınızı özleyip de kavuşmanızdır.

Kalp, Cenab-ı Hakk'ın nazargâhıdır


Ahmed Şahin
Neyzen

Siz şahsen ramazan ve orucu nasıl anlamlandırıyorsunuz, sizde ne gibi duygular uyandırıyor?

Farklı bir şey söyleyeyim; bir turnuva yapılacağı ya da sezona başlanacağı zaman sporcular kampa girer ve sezon çok iyi geçsin diye orada hazırlanırlar. Ramazan, İslamiyet'i en güzel şekilde yaşayabilmek için bir kamp adeta. Ben böyle bakıyorum; yanlışsa da Cenab-ı Hakk affetsin. Oruç tutuyorsunuz, ibadete bir yoğunluk veriyorsunuz, her türlü hayır hasenatı yapıyorsunuz. Ayrıca ağzınızdan kötü laf ve kırıcı söz çıkmaması da lazım… Bunları sadece bu ayda yapmak için değil bütün hayatınız bu aydaki gibi olsun diye bir kamptır ramazan.

Bir sanatçı olarak ramazanı nasıl yaşıyorsunuz?

Asıl ecdat nasıl yaşamış ona bakmak lazım. Ecdat her alanı değerlendirmiş. Yaptığı hiçbir şeyi sebepsiz yapmamış. Güzel olsun, kalıcı olsun diye yapmış. Mimariden tutun musikiye kadar her şeyi düşünerek, inceleyerek yapmış. Ramazan ibadetleriyle, dualarıyla önemli bir ay. "Bunu öyle güzelleştirelim ki bu ay iple çekilir olsun" demişler. O yüzden ramazanda teravih namazları var, salalar, dualar var; günümüzde olmasa da temcitler vardı. Enderun usulü ile ibadeti zevkli hâle getirerek daha huşu içerisinde yapılsın ve kimse ibadetin uzunluğundan yorulmasın diye teravihi musikiyle süslemişler. Zaten musikisiz ibadet, ezan, Kuran, salah, hiçbir şey yok. Eğer cami görevlisiyseniz musikiden anlamasanız, nota bilmeseniz dahi ezanı hicazla, uşşakla okursunuz. Okuduğunuz Kuran saba oluyor, bayati oluyor. Bunları sistemleştirmiş ecdat.

Bizim makamlarımız insan ruhunu etkileyen, insana tesir eden bir yapıya sahip. Musikinin bu özelliğinden dolayı bunlar asırlarca tıpta kullanılmış. Hem ruhi hastalıklar hem maddi hastalıklar için kullanılan makamlar var. İnsanların üzerinden yorgunluğu alan, coşku veren, tefekküre sevk eden makamlar sıralanmış. Beş bölüm olan teravihi beş ayrı makamla sınıflandırmışlar. Isfahandan başlıyor, daha yumuşak mülayim makamıyla, uşşak, saba, Hüseyni daha cilveli, eviç doruk demek zaten, perdelerin tizlere çıktığı… Acemaşiran, biraz daha coşkulu, neşe, sevinç verir.

Arada salavatlar ve ilahiler... Yine musiki var.

Peygamber Efendimiz sohbet etmiş. Bazen "Erihna ya Bilal", "Ey Bilal, bizi ferahlat" demiş. Hz. Bilal'e bir şeyler okutuyor. Enderun usulü bu şekilde… Değişik makamlarla ilahiler okunuyor. Dinlenerek kılınan namaz demektir teravih namazı; kendisi sünnet bir namaz.

Peki, bir musiki üstadı olarak kalbi bize nasıl tanımlarsınız?

Ayet-i kerimede "Kalpler ancak Allah'ı anmakla mutmain olur" deniyor. Kalp kendimizi tanımamıza yaran bir olgudur, varlıktır ve muhabbetin yeridir kalp. Cenab-ı Hakk "Ben size şah damarınızdan daha yakınım" diyor. O, kalptedir yani. O vardır ama belki biz tanıyamamışızdır, keşfedememişizdir. Kalp, Cenab-ı Hakk'ın nazargâhıdır. Nazargâh-ı ilahidir.

Her kalp böyle midir? Belli bir seviyeye gelmiş, temizlenmiş, saflaşmış olması gerekmiyor mu?

Sakın incitme bir canı, yıkarsın arş-ı rahmanı. Yani bir kişinin kalbini incittiğin zaman arş-ı rahmanı yıkarsın diyor. Orası Cenab-ı Hakk'ın nazargâhıdır. Dolayısıyla O'nun kalbini kırmış olursun. Onun rızasını yıkmış olursun. Kalbe nazar eden Cenab-ı Hakk'tır. O'ndan uzakta olan gariptir. Kalp, güzel şeylerden etkilenir. Onu güzel şeylerle beslemek lazım… Güzel musiki de bunlardan biri. Kalbi yumuşatan, güzelleştiren, tezkiye eden, temizleyen, yaptığı ibadetten zevk almasına vesile olan musiki… Bizim çok geniş bir musiki deryamız var, medeniyetimiz var. Dede Efendi'den tutun, Saadettin Kaynak'a varıncaya kadar hepsi tekke adamıdır, din adamıdır, şeyhtir, derviştir, imamdır, müezzindir, şeyhülislamdır

Oruç, insanın melekleşme provası…


Prof. Dr. Ümit Meriç
Sosyolog-Yazar

Ramazanın önemi sizce nedir?

Seyyid Hüseyin Nasr "Üç türlü vahiy var" diyor: Kainatın, Kuran-ı Kerim'in ve nefsin. Bunları iyi okumak gerek. Galiba nefsimizin kendi kendisine "Merhaba" demesi için en iltimaslı zaman dilimi de ramazan ayı olsa gerek. Ramazan "zamanlı ben" ile "zamanüstü ben"i buluşturma ve tanıştırma şansını yakaladığımız ay. Ancak bu köprüyü sadece ramazan ayında kurarsak hiç kurmadık demektir. Bu idraki "On bir ayın sultanı" Dışında kalan ve her biri ayrıca birer sultan olan diğer aylara da taşımak gerek. (…) Ramazanın bir iç, bir de dış dünyamıza bakan iki yönü var.

Peki, sizce oruç nedir, niye oruç tutuyoruz?

Oruç insanın melekleşme provası, hatta hakkını verebildi ise, meleklerden üstün olma başarısı. İbn Haldun varlığı cemadat, nebatat, hayvanat, insanlar ve melekler diye tasnif ediyor. İnsanlar bu varlık zincirinde bir elleriyle hayvanları, öbür elleriyle melekleri tutuyor. Allah'ın "Yap!'' dediklerini yaparsak melekleri aşar geçeriz, aksi hâlde hayvandan da aşağı derekelere düşeriz.

(Siz oruç tutmaya başladıktan sonra) Orucun lezzetini alınca neler oldu?

Ben açlığın zevkinin tokluğun zevkinden çok daha manalı olduğunu bizzat yaşadığım için biliyorum. Beden atına binmiş bir süvari gibi oluyorsunuz, gemler elinizde, atı ister durdurur, ister şaha kaldırır, ister dörtnala koşturursunuz. At size değil, siz ata hâkimsiniz. Bu hâkimiyet sizin kendinize olan saygınızı artırıyor, bir irade heykeli hâline geliyorsunuz. Adeta beden flulaşıyor, ruh cisim ve beden kazanıyor. Ne hoş değil mi?(…)

Ruh kesafet kazandıkça beden devreden çıkıyor ve bir tür sekr hâli yaşıyorsunuz. Bir tür sarhoşluk, bir tür neşe, daha doğrusu neşve hâli. Orucun başı zor gelir, sonra giderek cemale dönüşür. Uzun bir oruç tecrübesi yaşayanlar için oruç, mahza kemalden ibarettir. Bir şey yememek, içmemek çok daha lezzetlidir, çok daha anlamlıdır. İnsan, kendisine, onu fani dünyadan ayırıp, bekaya taşıyan nurdan kanatlar yakıldığını hisseder. Cemal ve celal tecellileri, aslında iki kanatlı tek bir tecelli.

Kaza oruçları ve nafile oruçlarla geçen uzun bir döneminiz var, bahseder misiniz?

Ben bir oruç delisi oldum. Beşyüzonbir günlük oruç borcum bitti ama insan, sevdiğinden ayrılmak ister mi? (…) Herhalde orucun, üçüncü yılındaydım. Yediyüz günü aşmıştı sanırım oruçlu günlerim; sekizyüzlere yaklaşıyorum. Derken bir bahar günü, bir dost grubu ile Belgrad ormanlarına gittik(…) Otobüsler kenara çekildi, çimlere kilimler serildi, sofralar açıldı, yaprak sarmaları, köfteler, mücverler dizildi. Herkes yemeğe oturuyor, ben sofu hanı, kenara çekilip, kimseye belli etmeden, civarda yürümeyi tasarlıyorum. Rahmetli Efendim, Muzaffer Ozak, "Nereye?" dedi ve cevabımı kabul etmedi. "Olmaz" dedi, "Orucu bozacaksın. Bugünden sonra sana oruç yok. Sofraya oturdum, henüz öğle ezanı okunmamış. Yıllardır bana arkadaşlık eden orucumu bozuyorum artık. Duamı ettim, Besmele ile elimi yaprak dolmasına uzattım ve o an, o vakte kadar hiç bilmediğim bir hâl yaşadım. Roma dönemi arenalarında, parmaklık arkasında bekletilen gadablı arslan, ok gibi dışarı fırlarsa, benim içimden de dışarıya aynı derecede çevik bir arslan fırladı. Nefis arslanımı, neredeyse, gözlerimle gördüm diyeceğim. Böylece binbir güne varmayan nafile oruç dönemimi geride bırakmış oldum.

Mürşidiniz nafile orucunuzu niye bozdurdu acaba?

Oruç bende o kadar zevk hâline gelmişti ki, artık benim irademi kullanarak bu defa oruç zevkinden kendimi uzaklaştırmam, irademi kullanarak oruca son vermem gerekiyordu. Yani oruca son vermem de bir başka oruca başlamam oluyordu. Çünkü nefsime yemek zor geliyordu.

NOT: Prof. Dr. Ümit Meriç'in talep ve izni ile İçimdeki Cennete Yolculuk adlı kitabının "Oruç, Melekleşme Provası" başlıklı bölümündeki hatıralarından alınmıştır.

Beden, oruç iklimine girdiğinde aslına dönmeye meyleder


Faruk Günindi
Sade Hayat Derneği Başkanı

Kendi hayat tecrübelerinizi dikkate alırsanız oruç ibadeti sizin için hangi boyutlarda ne gibi anlamlar ifade ediyor?

Mübarek ramazan ayında emredilen oruç biz kullar için bir rahmettir. Elbette faydasından bihaber olmuş olsak dahi Allah'ın bir emri olduğundan buna uyma gayretinde olacaktık. Ancak hamdolsun bizlere büyüklerimiz bu arındırıcı ve hafifletici ibadetin hikmetlerini de bildirmiş. Bu, orucu daha fazla sevmemizi sağlıyor. Oruç beden ve ruh için bir temizlenme ve sağlık vesilesidir. Bu ise ramazanda bir tuzağa dönüşebiliyor. Ramazan orucunu beden sağlığı niyetiyle tutmak bu tuzağa düşmek demektir. Ramazan orucunda niyetimiz beden sağlığını korumak veya yeniden kazanmak değil, Allah'tan razı olarak ve onun emrine teslim olarak uymak olmalı. Oruç, bu niyetle zaten arındırıcı ve iyileştirici olacaktır.

İnsan, yememeyi tercih edebilen bir varlıktır. Oruç, yeme-içme ve diğer eylemlerimizle yaptığımız hatalardan el çekmek, fiilen tövbe etmektir. İyileşmenin de ilk şartı zararlı olanı terk etmektir.

Sade Hayatçılar olarak sizler doğal hayat uygulamalarının yanında oruçtan da etkili bir tedavi olarak yararlanıyorsunuz. Orucun bu tedavi boyutundan ve Tıbb-ı Nebevi'deki yerinden bahseder misiniz?

Sade Hayat bize göre maddi ve manevi fazlalıklardan ve yüklerden kurtulma yoludur; israf ve ifsad etmeden, zarar vermeden yaşama çabasıdır. Emanetimiz olan bedenimize ve doğaya zarar vermemek önceliğimiz. İnsan bedeni muazzam bir yapı… Bunu günümüzün tekniği ile anladığımızı da sanmamalıyız. İnsan bedeni bugün henüz keşfedilememiş bir âlemdir. Hatta insan bedeni hakkında unuttuklarımız, bildiklerimizden fazladır. Beden ilmi konusunda bilim kaybederek ilerlemekte…

Bizi kötülüğe sevk eden nefsimize ne bedenimiz yeter, ne de dünya. Onu kontrol ve terbiye etmeye ihtiyacımız var. Bu terbiye ise oruçla mümkün… Beden, oruç iklimine girdiğinde aslına dönmeye meyleder. Zira insan özünde iyidir ve her şey aslına dönücüdür. Hatadan uzak duran beden var gücüyle iyilik hâline dönmeye çalışır. Beden hastalıklarının düzelmesinde oruç ile başlayan mekanizmaların büyük yardımı olur. Çünkü iyileşme ve arınma içeriden dışarıya doğru olur. Nefs ise oruç esnasında kendi sınırsız arzularıyla, yankısız bir odada baş başa kalıverir. Arzularına tepki alamayınca gücünü yitirir. Resulullah Aleyhisselatuvesselam orucun yanında ölçülü ve az beslenerek bizlere örnektir. Vahye mazhar olduğu mağarada sadece su ve hurma ile bulunuyordu. Bu muazzam bir örnek. Başka nasıl bir açıklamaya ihtiyacımız olabilir ki?

Sizin doğal ve sağlıklı beslenme ve yaşam tarzınız içinde oruç ne şekillerde yer alıyor, neye yarıyor, nasıl uygulanıyor, ne gibi sonuçlar veriyor?

Fıtrata uygun beslenmede nimetlerin niteliği kadar miktarı da önemlidir. Oruç tutmak hatta günlerce sadece su ile iftar etmek nefse zor gelir ama beden için alışılabilecek bir düzendir. Ancak yerken az yemek, tam doymadan bırakmak en zorudur. Oruç bu terbiyeyi verir. Sindirim çok zahmetli bir süreç. Bunu anlamak için oruç gerek. Sindirimimizi düzeltirsek tedricen bedenimizde hastalıklar ile mücadele kolaylaşıyor. Yaratılıştaki kusurlar dışında kazanılan tüm hastalıkların iyileştirilmesinde oruç çeşitli şekillerde kullanılır. Bu süreçteki diğer yardımlar ile beden biriktirdiği atıklardan, fazlalıklardan, marazlardan, musallatlardan ve birikintilerden kurtulur. Optimum bir iyilik hâline ulaşabilir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN