Ramazan coşkusu: Ramazaniyeler

Kimi zaman mizahi kimi zaman coşkulu olan ramazaniyeler devrin insanları için oldukça önemliydi.

Raşit Ulaş SAYI:57
Ramazan coşkusu: Ramazaniyeler

Bir insan tekinin hayatına ne dokunuyorsa şiir orada vücut buldu. Şölen ve toylarda koşuk, ölümlerin ardından sagu yahut mersiye, bahar gelince bahariye, savaşa giderken gazavatname, birini yermek için hicviye gibi onlarca türde şiir yazıldı. Ramazanın başlangıcı için kaleme alınan ramazaniyeler de bu türlerden biriydi. Bütün dinî ibadetleri bir kenara koyduğumuzda ramazan ayı ve oruç Türkler için hep çok özel oldu. Bunun sosyo-psikolojik birçok sebebi var elbette fakat ramazan ayında yazılan şiirlere baktığımızda bunun ne olduğunu daha iyi anlıyoruz. Yunus Emre 13'üncü yüzyılda bu önemi şöyle mısralaştırır:

"Benden öğüt ister isen ey divirem bildiğimden
Budur Çalab'ın buyruğu, tutun oruç kılın namazı"

Ramazaniyenin ilk örnekleri 12'nci yüzyılda Türkistan sahasında görülmeye başlanır. Hoca Ahmet Yesevî'nin halifelerinden olan ve Yesevîlik yolunun şiir ile irşat tavrını aynen devam ettiren Hakim Süleyman Ata'da bu örneği görüyoruz. Yeseviyye tarikatı, insanlara dini şiir yoluyla anlatmayı ve bu yolla yaymayı tercih etmişti. Hakim Süleyman Ata da mürşidi Pir-i Türkistan'dan aldığı icazetle aynı yolda devam etti ve birçok şiir kaleme aldı. Bu şiirlerden biri de Türkistan lehçesiyle yazılan ve yirmi iki dörtlükten oluşan ramazaniyeydi. "Es-selamü aleyküm ya şehr-i ramazan/Ve aleyküm selam nur-ı Kuran-ı kelam/Batıdan doğuya kutludur daim/Muhammed ümmetine ya ramazan" dörtlüğüyle başlayan şiir peygamberleri ve dört halifeyi de mısralar içinde selamlayarak ramazan ayının ve ramazan ayının ibadetlerinin bereketini ve faydasını anlatır. "Teravih temiz Resul sünnetidir/ Kim kılsa sağlam bilgi, bil ki ümmetidir/Allah'ın bağışı cömertlik erdeminin minnetidir/Muhammed ümmetine ya ramazan" gibi dörtlükler ve "Misafir gelip oruç açsa [olur] sayısız sevap/İçirecekler cennet içinde türlü şarap/ Huriler ona karşı gelip kılarlar tavaf/Muhammed ümmetine ya ramazan" gibi dörtlüklerle misafirlik, teravih, çocukların oruç tutması, oruç tutmamanın zararları, zenginlerin orucu gibi sosyal hayata dair birçok mevzuyu da şiirin içine dâhil ederek tam manasıyla tarikatın amacına uygun bir şiir kaleme alır.

Osmanlı şiirinde ramazan

Devr-i Osmanlı'ya geldiğimizde Sâbit, Nedim, Edirneli Kâmî, Koca Ragıp Paşa ve Şeyh Galip gibi şairlerin yazdığı ramazaniyeleri görüyoruz. Bu şiirler dillerden dillere dolaştı ve Türk şiirinde kendisine önemli bir yer edindi. Sadece ramazaniye yazılmadı Osmanlı'da. Bununla birlikte ramazan manileri ve ramazan ilahileri de kaleme alındı. Bütün şiir türlerinde ve Osmanlı Devleti'nin bütün insanlarına hitaben kaleme alındı bu şiirler. Milletin ramazan coşkusunu en net gösteren şey de bu aslında. Düğüne, ölüme, Tanrısına, peygamberine şiir yazanlar aynı zamanda ramazana da şiir yazıyorlardı.

En yaygın olarak 18'inci asrın başlarında görülen ramazaniyelerin bu denli meşhur olmasını devrin eğlence koşullarının çoğaldığına delil olarak söyleyebiliriz çünkü bol bol mizah içeren ramazaniyeler yalnızca ramazana özgü övgülerden oluşmuyordu. Şiiri zenginleştiren ve renklendiren de ramazaniyelerin kendi içinde konu olarak çeşitlenmesi aslında. Ramazanın gelişiyle bir ay boyunca kötü alışkanlıklarına ara vermek zorunda kalanlar, boğazına çok düşkün olanlar, bayram gününün beklenmesi, camilerin cemaatinin çok artmasıyla birlikte camilerde yer kalmaması ve ramazanın bir anda gelişinin anlatılması ramazaniyelerin belli başlı konularından oluşuyordu. Kimi zaman mizahi kimi zaman coşkulu olan ramazaniyeler devrin insanları için oldukça önemliydi. Bu şiirlerde halkın nasıl inandığı, nasıl bir sosyal hayatta yaşadığı, hangi mekânları kullandığı da anlatılırdı.

Ramazan, hilalin görünmesiyle başlar ve bunun tespitiyle birlikte hazırlıklar yapılır oruç için. İşte şairler ramazanın "hiç beklenmedik anda" gelişi üzerine şiir söylemeye başlarlar. Şair Kâmî ve Sâbit, birbirlerine çok yakın iki şiir yazar mesela. Kâmî daha itidalli yaklaşırken Sâbit daha mizahi yaklaşır mevzuya. Kâmî; "Yevm-i şek deyü boğaz çengin iderken yârân/Zâhir oldu alem-i nusret-i şehr-i ramazan" der. Yani "Şüpheli gün deyip dostlarla yemekte sohbet ederken/Birden ramazan ayının zaferi ortaya çıkıverdi" der. Sâbit'in beyiti ise şöyledir: "Yevm-i şek niyyetine şîre sıkarken yârân/Sıkboğaz itdi gelüp şahne-i şehr-i ramazân." Yani; "Şüpheli gün deyip dostlarla tatlı tatlı yiyip içerken/ Ramazan ayı gelip inzibat gibi sıkboğaz etti."

Bir diğer nükteli şiir ise yine ramazaniyelerin üstatlarından olan Nedim'den gelir: "Baş kaldırmadılar öğleye dek uykudan/ Yevm-i şek zevkine hazırlanan ahbâb-ı kirâm." Şöyle der günümüz Türkçesiyle: "Kendilerinin Allah dostu olduğunu söyleyenler şüpheli gün diyerek öğlene kadar uykudan uyanmadılar." Bunun gibi onlarca örnek ramazaniyelerin içinde yer alıyor ama ramazan deyince Kadir Gecesi için şiir yazılmaması düşünülemez elbette. Kadir Gecesi için yazılan şiirlerin en meşhurlarından biri de Zâtî'nin şiiri. "Bu gece Kadr gecesidir seyre çıktı yar/Zira ki gizli genc o gece olur aşikâr./Serv-i sürahi etmez idi secde galiba/Bu gece Kadr gecesi olmasa ey nigar" diye devam eden şiir şairlerin ramazanı nasıl ihya ettiklerini gösteriyor.

Manilerdeki ramazan güzelliği

Klasik şiirde aruz vezni ile yazılan şiirlerin dışında diğer nazım biçimleriyle de şiirler yazıldı ramazan için. Bunlardan biri de mani. Maninin halkın diline en çok pelesenk olan, ezberlenmesi en kolay tür olması, onun geniş kitlelerce de bilinmesine yol açtı. Nihayetinde ağdalı bir Türkçe ile yazılan aruz şiirlerinin yanında hece ile yazılan manilerin akılda kalması elbette daha kolaydı. Prof. Dr. Amil Çelebioğlu'nun hazırladığı Ramazannâme kitabı bu konu hakkında yapılan en detaylı çalışmalardan biri. Kitaptan da gördüğümüz üzere ramazanın her günü için ayrı fasıllar açılarak şiirler yazılıyor. Her güne ayrı değer veriliyor. Bu bağlamda değerlendirdiğimizde her günü ayrı ayrı kıymetli bulup değerlendiren şairlerin insanlar üzerinde ne denli etkili olduğunu görüyoruz. Maniler de ramazaniyeler gibi mizahi unsurların olduğu türlerdi fakat cennet faslı, gül faslı, Kâbe faslı, Kadir Gecesi faslı, âşıklar faslı gibi fasıllarda asla mizahi unsur bulunmazdı. "Gûş et sadayı bu gece/Et merhabayı bu gece/Benim devletli efendim/Gördüler ayı bu gece" diye başlayan maniler devrin şartlarına dair yüzlerce bilgiyi bir tarih kitabı edasıyla verir. Halkın yaşayışından zevklerine, dönemdeki siyasi olaylardan memurların görevlerine, alışkanlıklardan âdetlere kadar yüzlerce veri bulunuyor manilerde. Mesela yeniçerilere ramazanın on beşinden sonra padişah tarafından baklava ikram edildiğini; "Bu gece on altı sayı/Gidiyor ramazan ayı/Yeniçeri padişahtan/ Aldı bugün baklavayı" manisiyle öğreniyoruz. Mevlevihanelerde dervişlerin zikirlerini ne gün yaptıklarını; "Yenikapı mevlevihane/ Dedeler başlar devrâna/Pazartesi perşembe/Cem olur yârân seyrâna" manisinden öğreniyoruz. Yine Eyüp Sultan'a adak için gidildiğini de; "Ağaçlarda olur budak/Eyüb'e yollarlar adak/ Tavuk ne söyler komşular/Çağrışırlar gıd gıd gıdak" manisinden öğreniyoruz.

Ekmek sıcak, Allah güzel, sen iyi

Modern Türk edebiyatıyla birlikte ramazaniyeler de diğer klasik türler gibi yerini yeni türlere bıraktı. Müstakil bir tür olarak ramazaniyeleri modern edebiyatta göremiyoruz fakat bazı şair ve yazarlar eserlerinde ramazan ayına değindiler elbette.

Mesela Ahmet Rasim'in Ramazan Sohbetleri bunun en önemli örneklerinden. Zaten fıkralarıyla düzyazının en önemli isimlerinden biri olan Ahmet Rasim ramazanla ilgili yazılarında da bunu net bir şekilde gösteriyor. Yine Yahya Kemal'in Atik-Valde'den İnen Sokakta şiiri; "Tenhâ sokakta kaldım oruçsuz ve neş'esiz/Yurdun bu iftarından uzak kalmanın gamı/Hadsiz yaşattı rûhuma bir gurbet akşamı" mısraları ramazan üzerine yazılmış metinlerden biri.

Biraz daha yakına geldiğimizde Sezai Karakoç'un Saman Yolunda Ziyafet-Oruç Yazıları kitabı içinde geçen; "Bir şehrin temizlenmesi, onarılması, yeniden yapılması, sıva, boya ve badanaların tazelenmesi ile Müslüman bir şehrin oruç boyunca ruhî canlılık ve hareketi, yükselme ve ilerlemesi birbirini çok andırır. Oruç, bir noktadan bakılınca, ruhun ve vücudun dezenfekte edilmesi gibidir" gibi cümlelerle oruca dair manevi ve aynı zaman- da felsefi bir bakışı da sunuyor.

Son yıllarda ise Fatma K. Barbarosoğlu'nun kaleme aldığı Ramazannâme adlı deneme kitabı ramazana dair birçok tarihî bilgi vermekle beraber ramazanın toplumsal yönüne dair de söz söylüyor. Anılması gereken ve belki de son yılların en önemli şiirlerinden biri olan Ahmet Murat'ın İlk Oruç şiiri de daha şimdiden edebiyat tarihinde yerini aldı ve modern bir ramazaniye olarak okura ulaştı. "Hilal göründü, kara göründü, kurtulduk/ilk orucuyla süsleniyor kızım aynada/bir ümmet anlaşıyor ışık hızıyla/hilal göründü, kara göründü, kurtulduk/ekmek sıcak, Allah güzel, sen iyi/bu marşla aksın e-beş trafiği"

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN