Osmanlı gündelik hayatında ramazan

Şehrin camileri hem temizlik hem de süslenme anlamında mahyalarla donatılarak ramazan neşvesine katılır. Bu hazırlığa tam destek veren Müslümanlar, teravihlerde kadın erkek camileri doldurur.

Nevin Meriç SAYI:57
Osmanlı gündelik hayatında ramazan

Gündelik hayat yaşanılan zamanın algı ve eylemlerini yansıtır. Bir diğer ifadeyle söz ve eylemin ete kemiğe bürünmüş hâli… Buradan yola çıktığımızda Osmanlı gündelik hayatında ibadet algısını, özelde de ramazanı ele almak istediğimizde ulaştığımız kavramın "ziyaret" olduğunu söyleyebiliriz. Ziyaret, karşılıklılık ilişkisi içinde çift taraflı işleyen bir mekanizmayı gösterir. Yani Osmanlı gündelik hayatında ibadeti ele alırsak "ziyaret-misafir" bağlamında inşa edilen birey ve toplum hayatına ulaşırız. Dolayısıyla her ibadette bir karşılayan-karşılanan ilişkisi mevcuttur. Ziyaret üzerinden oluşturulan algı ibadeti hem imkân hem değer açısından motive ederken, süreklilik de sağlar. Bu anlamda "Hoş geldin ya şehr-i ramazan" nidaları kalp ve zihinlerde oluşturduğu duygu durumları da insan için önemli olmakta.

Karşılayan-karşılanan ilişkisinde ramazan

Burada üç aylarla başlayan bir takvim söz konusu. Hem zihnen hem de fiziki, çevresel olarak ramazana hazırlık takvimi de başlamakta üç aylarla. Şehirde gruplar hâlinde yapılan cami ziyaretleri, türbeler, mezarlar hep birlikte bir yol alışın içine dâhil etmekte insanı ki bu gelenek bugün de devam ediyor. Bu anlamda insan ve mekân, bir karşılayan-karşılanan ilişkisi içine tarihi de katarak süreci devam ettirmekte diyebiliriz.

Daha mikro ölçekte evlerde temizlikten erzak tedarikine kadar bir ramazana hazırlık süreci görmekteyiz üç aylardan itibaren. İnsan olarak da bünyenin ramazana hazırlığı söz konusu; kandil oruçları yanında bunun daha da çoğaltılması tavsiyesine uyarak tam bir üç ayı oruçlu geçirenden, recep, şaban ayında nafile orucu çoğaltana kadar ibadet üzere bir inşa söz konusu. Kaza, kefaret oruçları da ramazan öncesi insanın telafi etmek için çabaladığı eksiklerini kapatma imkânı olarak devreye girmekte. Bu anlamda ramazan gelmeden insan hem bedenen hem de sosyal hayat açısından ramazana hazırlanmış olmakta bir nevi.

Sosyal hayatta karşılayan-karşılanan ilişkisi

Ta üç aylardan başlayan süreç, ramazanın girmesiyle neşvünema bulmakta adeta. Artık ziyaret başlamış, taraflar hemhal olmuşlardır. Şehrin camileri hem temizlik hem de süslenme anlamında mahyalarla donatılarak ramazan neşvesine katılır. Bu hazırlığa tam destek veren Müslümanlar, teravihlerde kadın erkek camileri doldurur. Teravihlerde rekât aralarında getirilen salavatlar ve sonrasında okunan ilahilerde ayın ilk haftası karşılamaya, ortası mağfirete son haftası da vedaya ayrılır. Bu konsept bir karşılayan-karşılanan ilişkisini gösterir.

Gündelik hayat da oruca göre düzenlenir. Ramazan hem insan hem de yiyecek bereketinin olduğu bir aydır. Bir toplu eylem ayıdır adeta. İftar ziyaretleri yanında davetsiz çat kapı gelen oruçluya da hazırdır sofra.

Geceyi bölen sahur ve imsak yorgunluğu, güne başlamayı öğleye kadar erteler belki ama ramazan bir anlamda gecenin şenlendiği, insanın geceleri de uyanık kalarak ihya ettiği bir aydır. Hele yaz ramazanlarında iftar ve sahurun birleştirilmesi gecenin ortalarına kadar uyanık kalmak demektir.

Oruçla yeniden formatlanan beden, gündelik hayatın düzenlenişinde de yeni bir forma sokulur. Hattatlar ramazan ayını Kuran yazmak için imkân olarak görürken, ulema kitap yazmaya, sanatkâr meşke, zanaatkâr da diğer kaygılarını öteleyerek eserine odaklanmak için fırsat görür. Bu anlamda ramazan ilmî verimliliğin arttığı bir ay olarak karşımıza çıkar.

Geceleri uyanık olmak belli bir eğlence kültürünün de devamını sağlar. Karagözden, meddaha, âşık geleneğini sürdüren kahvelerden, orta oyununa ve daha sonraki dönemde de tiyatrolara kadar birçok etkinlik ramazan ayında sahnelenirdi. Ramazan nükteleri ve nağmeleri de ayı şenlendiren imkânlardandı.

Ramazan bütün halkın bir saygı konseptine dâhil olduğu aydır. Haram eylemde bulunan, içki içenler de ramazanda bir yudum içmemeye dikkat eder. "Yevm-i şek niyetine şıra sıkarken yâran/ Sıkboğaz etti gelip sahne-i şehr-i ramazan" diyen de böyle bir alışkanlığın sahibi olsa gerek.

Karşılayan-karşılanan ilişkisine gündelik hayattan bir yaşanmışlık örneği vererek noktalayalım yazımızı. Bir arkadaşın anneannesi her sene recep ayının birinde saçına kına yakar, gusül abdesti alır ve gece de oruca kalkarmış. Bunu hayatında hiç aksatmamış. O sene de recep ayını karşılamak için kınasını yakmış, gusül abdestini almış gece sahura kalkmış. Yemeklerini ısıtmış iki rekât namaz kılayım da öyle yiyeyim diyerek kıyama durmuş. Secdede mekân değişmiş, dar'ül bekada karşılanmış. Sabah eve girdiklerinde masada yemekler hazır, anneyi secdede bulmuş çocukları. Karşılanan-karşılayan ilişkisi çok önemli yani…

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN