Birlikte yaşamanın hikmeti

Ahmet Özhan 24 Ağustos 2026, Pazartesi
Genetik aile bir bakıma mecburi ailedir. Asıl önemli olan ise ontolojik aile; yani gönül, fikir ve muhabbet bağıyla kurulan ailedir. Eskilerin “Yol evladı, bel evladından üstündür” sözü de bunu anlatır. Aile kavramında yakalamamız gereken nokta aslında budur. Sadece kan bağıyla değil; aklı, kalbi ve sevgiyi paylaşarak oluşan bir aile anlayışına ihtiyaç var.

Aileyi anlamak için Asr-ı Saadet'e gitmek gerekir. Efendimizin ailesi, Hamse-i Âl-i Abâ'dır: Cenab-ı Ali, Cenab-ı Fatıma, Cenab-ı Hasan ve Cenab-ı Hüseyin. Çekirdek aile budur. Fakat İslami bakış itibarıyla aile kavramı bununla sınırlı değildir. Zekâtın ulaştığı daireler nasıl genişliyorsa aile de öyle genişleyen bir halkadır. Dede, nine, kardeş derken daire büyür; ardından komşular, mahalle, köy ve şehir gelir. Dolayısıyla aileyi birbirine geçmiş halkalar gibi düşünmek icap eder.

Mesela bir fabrikatörün fabrikasında çalışan işçiler ve onların aileleri de sorumluluk bakımından o patronun ailesidir. Onların dertlerinden, sorunlarından mesuldür. Aynı şekilde turuk-ı aliyyeye mensup insanlar da kendi içlerinde bir ailedir; birbirlerine karşı sorumluluk taşırlar. Daha geniş halkada bütün Müslümanlar ümmet-i Muhammed olarak bir ailedir. Nihayetinde ise bütün insanlık tek bir ailedir.

Eskiden sosyoekonomik ve kültürel şartlar ataerkil aile yapısını doğal olarak meydana getiriyordu. Bu yapı sadece büyük konaklarda değil, iki odalı evlerde de vardı. Dede, nine, torunlar, gelin ve damat aynı çatı altında yaşar; birbirlerini desteklerlerdi. Dedeler ve nineler torunlarla ilgilenir, evin oğlu veya damadı geçimi sağlar, gelin veya kız evi çekip çevirir; halalar, dayılar, amcalar ve teyzeler bu yapıya katkıda bulunurdu. Böylece ekonomik, kültürel ve manevi dayanışma ortaya çıkardı. Aynı zamanda kalabalık bir neşe vardı; sohbet bitmez, şakalaşmalar eksik olmazdı.

Bizim kültürümüz Orta Asya'dan bu yana böyle şekillenmiştir. Türkler birbirine çok bağlıdır. Çekirdek ailenin ötesinde bizde "hemşehrilik" diye bir kavram da vardır. Dünyanın hiçbir yerinde olmayan bu kavram, aslında aile olmanın başka bir biçimidir.

Gönül bağıyla kurulan aile

Genetik aile bir bakıma mecburi ailedir. Asıl önemli olan ise ontolojik aile; yani gönül, fikir ve muhabbet bağıyla kurulan ailedir. Eskilerin "Yol evladı, bel evladından üstündür" sözü de bunu anlatır. Aile kavramında yakalamamız gereken nokta aslında budur. Sadece kan bağıyla değil; aklı, kalbi ve sevgiyi paylaşarak oluşan bir aile anlayışına ihtiyaç var.

Çekirdek ailede anne baba yeterince eğitimli ya da görgülü olmayabilir. Fakat mahalle bir aile hâline gelmişse anne-babanın eksik bıraktığı yeri mahalle tamamlar. Bugün aile meselesinin çok konuşulmasının sebebi de budur. Çünkü iletişimler koptu, aile olma bilincini kaybettik. İnsan, geçmişteki o dayanışma duygusunu özlüyor.

Bu yüzden toplumda gerçek bir aile ortamını nasıl kurabileceğimiz üzerine düşünmemiz gerekiyor. Elbette çocuğun zihnindeki romantik aile algısını bütünüyle gerçekleştirmek kolay değil. Baba "Onu yapma, bu tehlikeli" der; anne "Oraya bulaşma, üstünü kirletme" diye uyarır. Hayatın içinde bu tür gerilimler kaçınılmazdır. Fakat sosyal aile dediğimiz yapıda çocuk komşuya gittiğinde daha farklı bir ilgi görür. Bu nedenle aileyi daha geniş bir açıdan değerlendirmek gerekir.

Türkiye'de sürekli bir mozaikten söz edilir: farklı kültürler, gelenekler ve çeşitlilikler… Fakat bunu gerçekten yaşayabilmek için "öteki" kavramını aşmak zorundayız. Karşımızdaki insanın bir kader ve hikmetle yaratıldığına inanırsak onun farklılığını rahatsızlık sebebi değil, varlığın vazgeçilmez bir rengi olarak görürüz. O zaman onu içselleştirir, tolere ederiz. Ama karşımızdaki bizim için "öteki"yse her hâli bize batmaya başlar.

Bu sebeple varlık eğitimi küçük yaşlardan itibaren başlamalıdır. Çocuk, bütün varlığın tek bir özden meydana geldiğini öğrenirse "öteki" kavramı da ortadan kalkar. Böylece aileyi yalnızca dar bir çerçevede değil, daha geniş bir insanlık ufkunda düşünmeye başlarız.

Ortak dilin kaybı

Bugün öyle bir noktaya geldik ki bırakın çocuklarla dedeleri ninelerinin arasını, anne-babalarla çocukların arasında bile adeta asırlar var. Büyüklerin gençlerle ortak bir dil kurabilmesi giderek zorlaşıyor. Eski hayatın aile dinamiğini bugünün dünyasında birebir yakalamak kolay değil. Ancak meşrepler yakın olursa huzurlu bir ilişki kurulabiliyor.

Bir babanın çocuğunun teknolojik dünyasına tam anlamıyla nüfuz etmesi mümkün değil. Bu yüzden sevgi, saygı ve karşılıklı tolerans daha büyük önem kazanıyor. İnsanlar paylaşabildikleri kadar mutlu olabiliyorlar.

Bu nedenle sosyal aile fikrini yeniden kavramamız gerekiyor. Farklılıklarımızı bir ayrılık sebebi değil, renk olarak görebilmeliyiz. Bunun için de eşyanın hukukuna saygı duymak şarttır. Çocuk babasına baba hukukuyla, baba da çocuğuna evlat hukukuyla yaklaşırsa sorunlar azalır. Fakat taraflardan biri bu hukuku yok sayıp baskı kurmaya başladığında ilişki bozulur.

Modern dünyada ailenin çözülüşü

Modern dünyada aile, kişiye kement atan, onu sınırlayan geleneksel bir müessese gibi görülmeye başlandı. "Aileni sevmiyorsan git, ondan kurtul" anlayışı yaygınlaştı. İnsan aile bağlarından koparıldığında mesele başka savrulmalara, hatta LGBT sapkınlığına kadar gidiyor.

LGBT'yi anlayabilmemiz için şunu idrak etmemiz şart: Seks, türün devamı için Cenab-ı Hakk'ın yarattığı bir mekanizmadır. Amaç bellidir: Nesli devam ettirmek. Bu, seks değil de başka bir yöntemle yapılabilseydi, örneğin taş taşımak icap etseydi kimse türünü devam ettirmek için bunlara katlanmazdı. Hem bir muhabbeti, karşılıklı ihtiyacı, karşılıklı tatmini sağlıyor hem de bunun üzerinden tür devam ediyor. Dolayısıyla neslin devamı için böyle bir dürtü verilmiş. Bu ontolojik mekanizmayı tefekkür etmeden cinsiyet meselesine bir anlam yüklemek mümkün değil. Dini öğreti, insanın eylemlerini prensip altına alan bir disiplindir. Bu disiplin ortadan kalktığında insan, her türlü hazzı sınırsızca tatmak ister.

Bugün insanların zihninde pek çok bilgi mevcut; fakat mesele kuru bilgide kalmıyor. Asıl olan, Cenab-ı Hakk'ın bir kullanım kılavuzu gibi verdiği varlık bilgisini içselleştirmek ve hayata geçirebilmektir. Hürriyet meselesinde de büyük bir yanlış yapılıyor. Gerçek hürriyet, insanın bedenini ve organlarını yaratılış hikmetine uygun şekilde kullanabilmesidir. İnsanın, kendisini yaratılış gayesinin tersine kullanma özgürlüğü yoktur.

Benzer Haberler

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.