"Karaağaca çakımla ismini yazdım"

İnsanların birbirlerini özleyebildiği zamanlara yetişemedi birçoğumuz. Artık uzak diye bir şey yok.

Raşit Ulaş SAYI:45
"Karaağaca çakımla ismini yazdım"

Hem şairin de dediği gibi "Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için gidecek yer ne kadar uzak olabilir?" Artık o kadar kendimizden uzağız ki başka birinden uzak olmanın ne olduğunu bilmiyoruz. İşte insanın birisini özleyebildiği zamanlardan bir mektup derlemesi yaptık size. Kimi zaman gurbetliğin acısını çektiler, kimi zaman savaşın ortasında sevdanın en şiddetlisini. Kimi zaman annelerini özlediler, kimi zaman çok yakın bir dostlarını. Kimi zaman çocuklarını kimi zaman da hasretinden yandıkları sevdalılarını… Şairlerden yazarlara, ressamlardan askerlere kadar bir mektup derlemesi…

Şinasi'den annesine*
Efendim, benim canımdan aziz olan valideceğim,
Geçenki aldığım mektubunuzda bir yıldan beri hasta olduğunuzu bildirmiş idiniz; lâkin bundan anladığıma göre canınızla uğraşır mertebeye gelmişsiniz. Öyle ise, efendim, niçin bu zamana kadar bildirmediniz? Eğer bildirmiş olsaydınız çarçabuk tahsilin arkasını alıp şimdiye dek Âsitâne'ye (İstanbul'a) gelirdim çünkü bundan mukaddem (önce) daha kolaylıklar var idi; her ne ise, şu günlerde işimi bitirmek üzereyimdir. Eğer hastalığınız pek ağırlaşıyor ise tez bize yazın. Tâ ki avdet etmenin çaresine bakayım; amma yine siz ihmal buyurmayıp şu hastalıktan kurtulmaya çalışın. Vücut sağ olmadıktan sonra, mal ve mülkü ne yapmalıdır?

Leonardo da Vinci'den Milano Dukası Antonio Sfroza'ya*
Savaş araçları yapmakta usta geçinenlerin yaptıklarını artık yeteri kadar gördüğüm için, benim sayın efendim, kimseye taş atmadan, gizlerimi açarak düşüncelerimi anlatmağa çalışacağım:
1. Çok hafif, güçlü, çok kolaylıkla taşınabilir, rahatça kaldırılıp konar köprü sistemlerim var. Düşman köprülerini yıkacak ve bozacak yöntemleri bilirim.
2. Kuşatılan bir yerin hendeklerindeki suyu boşaltmasını; sayısız köprüler, merdivenler ve bunlar gibi savaşla ilgili başka araçlar bilirim.
3. İstenen bir yere hiç gürültü çıkarmadan gitmek için gizli ve dolambaçlı yollar yapmasını bilirim.

Nazım Hikmet'ten Kemal Tahir'e*
Kemal kardeşim,
Ellerin dert görmesin, yazdığın romanların yalnız isimlerini okumak bile yüreğime ferahlık verdi. Madem ki tetkikten geçmişler, neşirlerinde mahzur görülmemiş, bütün temennim hiç olmazsa bir tanesinin bir gazetede yayınlanması ve bu suretle hem bizim güzelim Türkçemizle yeryüzünün en namuslu halklarından biri olan Türk halkına dair ne mükemmel romanlar yazabileceğinin anlaşılması, genç romancılara bir ders kitabı vazifesi görmesi, hem de sana bir miktar dünyalık sağlamasıdır.

Goethe'den Kontes Auguste Stolberg'e*
Ad koymadığım aziz kişiye, Değerlim – sizi adlandırmak istemiyorum; dost, kardeş, sevgili, nişanlı, eş gibi adlar, ya da bütün bu adların bileşimini içeren bir söz, yalın duygu yanında ne anlam taşır ki…- daha fazla yazamayacağım, mektubunuz beni garip bir anımda yakaladı. Elveda, hemen ilk anda!-

Halid Ziya Uşaklıgil'den Tevfik Fikret'e*
Monşer
Geçen gün yine idareye uğradım. Sizi yine bulamadım. Bir kere çoktan beri görmediğim için görmek istiyordum. İkincisi, yine çoktan beri İhsan Bey'e (Ahmet İhsan Tokgöz) açmak istediğim bir soğuk meseleyi, para meselesini aracılığınızla havale edecektim.
Mai ve Siyah bitiyor. Ayrıca kitap olarak da basıldı. Bunun maddî yanı üzerine bir söz olmadı. Ben doğrudan İhsan Bey'le bunun üzerine görüşmekten ne yalan söyleyeyim utanıyorum. Ara yere bir aracı girince utanç da hafifleyecek gibi sanıyorum.

Süleyman Nazif'ten Abdülhak Hâmid'e*
En Büyük Şair Abdülhak Hâmid Beyefendi'ye
Üstâd-ı azîm'üş-şân
Başımı dâhiliğiniz eşiğine koyarak ağlamak isterim. Beni bu dakikada ebedîliğin sığınağına olan yüce katınıza ileten ağlama gereksinmesi, kişilikle ilgili emellerin kırılmış bulunması üzgünlüğünden değil, yaralı ve çok sevgili yurdun o darmadağın görüntüsünden doğmaktadır. Keşke bugünlerde yaşayanlar arasında bulunmasaydım! Keşke bundan önceki zamanların hepsinde ayrı ayrı öleydim de bu zamanda, bu dakikada yaşamayaydım!

Tevfik Fikret'ten Süleyman Nazif'e*
Yeis… Yeis… Yeis… Yeisliyim kardeşim; dehşetli bir kızgınlık bunalımı içindeyim, sönüyorum. Bu biraz daha sürerse, eyvah! Sebebini söyleyeyim mi? Fakat bu o kadar tuhaf ki, gülersiniz diye korkuyorum; kimi zaman kendim bile halime gülüyorum. Koca bir âlem içinde yalnızım, Nazif! En yakın arkadaşlarımın arasında, sokağa çıplak çıkmış bir adam duygusuyle titriyorum; herkesin vicdanı kapalı, örtülü; yalnız ben çıplak!

Cemal Süreya'dan Zuhal Seber'e
Zuhal,

Pir Sultan'a girdim. Bir buçuk ay içinde bu araştırmayı bitirmem gerek. İşin üstesinden gelebilirsem güzel bir çalışma ürünü çıkacak ortaya. Madam Bovary'nin parasıyla televizyon, Pir Sultan'ın parasıyla çamaşır makinesi alacağım sana. İkisinin bedeli ikisini almaya yetecek. Seni yaşatacağım. Dalım, çiçeğim. Günlerimiz daha iyi olacak. Çünkü Necati Cumalı'nın dediği gibi,
"yaşar iyi ve güzel olan" Onüç Günün Mektupları/YKY

Stefan Zweig'dan bütün dostlarına*
Kendi isteğimle ve aklım başımda olarak hayatıma son vermezden önce son bir borcu yerine getirmek isteği yakamı bırakmıyor. Bana ve çalışmaları için böylesine güzel ve konuksever bir davranışla başımı dinlemek olanağını sağlamış eşsiz Brezilya'ya bütün içtenliğimle borçluluğumu belirtmek isterim. Bu ülkeyi, her gün biraz daha fazla sever oldum. Konuştuğum dilin dünyasını yitirdikten ve düşünce dünyamın yurdu Avrupa, kendini yıkıp yaktıktan sonra, hayatımı temelinden yepyeni ve severek buradan daha başka bir yerde kuramazdım.

Ahmed Arif'ten Leyla Erbil'e
Leylacık,
Bineceğin trenlerin soluğu tükenmesin. Ayağını attığın yerler deprem görmesin. Denizler uslu, vapurlar yollu olsun. Ferman et rüzgâr beni de alıp oralara atsın.
Mutlu ol. Allah beni kahretsin. Gözlerinden öperim. Ellerinden öperim. Öperim kızı öperim. Öperim oğlu öperim.

Enver Paşa'dan Naciye Sultan'a
Naciyeciğim, sevgili sultanım, cici efendiciğim!
Bugün pek sıkıntılı bir hava, tuhaf bir sis, güneş görünmüyor. Düşmandan bir hareket yok. Fakat henüz sabahtır (…)İşte efendiciğim, hemen şu satırları yazarak mektubumu kapatıyorum ve içine her gün sana topladığım buranın yabani çiçeklerinden maada (hariç olarak) kaç gecedir altında yattığım karaağaçtan kopardığım ufak bir dalı leffediyorum (ilave ediyorum). Seni öper, sever, kucaklar, bu mevcudiyet-i maddiyemle aşk ve iştiyakımla sarılarak Hüda'nın birliğine yavrularımla beraber emanet ederim ruhum efendiciğim.
Karaağaca çakımla ismini yazdım. Enver'in...

Ziya Gökalp'ten kızı Hürriyet'e*
Kızım Hürriyet,
Sevgili kızım, insan için hürriyetsiz yaşamak çok güç. Benim iki hürriyetim var ki, bugün ikisinden de uzağım. Birisi sensin, sana kavuşacağım zaman öteki hürriyetime de kavuşacağım. Senin adın da senin gibi iyidir. Bir zaman gelecek ki, bütün insanlar, bütün milletler hür olacak; akıllar hür olacak, kalpler hür olacak, vicdanlar hür olacak. İnsaniyetin (insanlığın) bu kara günleri sonuna yaklaşmıştır.



Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN