Bir edebiyatçı ve bir futbolcunun garip sohbetinin iç yüzü

Futbol ve edebiyat ortaklığına dair tarihin tozlu raflarında kalmış çalışmaları günümüze getirmeye devam ediyoruz. Bu sayımızın konukları Fransız edebiyatı ve futbolunun ünlü isimleri Marguerite Duras ve Michel Platini!

Serkan Akkoyun SAYI:53
Bir edebiyatçı ve bir futbolcunun garip sohbetinin iç yüzü

1987 yılının Aralık ayı tarihi bir röportaja ev sahipliği yapmıştı. Fransız edebiyatının en önemli yazarlarından Marguerite Duras, futbolu henüz bir ay önce bırakmış olan Fransız futbolunun (kesinlikle dünyanın da) en önemli futbolcularından Michel Platini ile bir araya gelmişti. Oldukça garip ve tarihi bir olaydı bu. Daha iyi anlayabilmek için şöyle düşünebiliriz; Arjantinli yazar Julio Cortazar'ın Lionel Messi ile ya da Portekizli yazar Jose Saramago'nun Cristiano Ronaldo ile röportaj yapması gibi. Ülkemizden ise Orhan Pamuk'un Arda Turan'la röportaj yapmasını örnek verebiliriz. (Burada Arda Turan'ı toplumun her kesimi tarafından 'bir şekilde' tanındığı için kullandım. Futbolla ilgilenen okurlar, adı geçen isimlerle birlikte anılmasına hemen tepki vermesinler lütfen…)

Fransızların şöhretli gazetesi Liberation tarafından organize edilen bu röportajın daha önce bir benzeri yapılmamıştı. Aslında bu röportaj fikri kimilerine göre çok da masumane değildi. Liberation 'un amacı; o yıl Hayatım Bir Maç (Ma vie comme un match) adıyla kitap yayımlayan Platini'yle dalga geçmekti. Karşısına edebiyatın usta isimlerinden Marguerite Duras'nın oturtulması oldukça bilinçli bir tercihti. O tarihten üç sene önce kendi hayatından izler taşıyan kitabı Sevgili ile Goncourt Ödülü'nü kazanmış olan Duras, Platini'ye futbol hayatında olmadığı kadar zorlanacağı sorular hazırlamıştı.

"Marguerite Duras ile geçirdiğim bir saat, kariyerimdeki birçok maçtan daha zorlayıcıydı. Bazı sorularını anlayamadım bile" diyen Platini, röportaja dair hatırladıklarını şöyle anlatıyor:

"Bu röportaj benim için tamamen gerçeküstü bir deneyimdi. Marguerite Duras'nın kim olduğunu bilmiyordum. Onun entelektüel görkeminin, genellikle ilgilenmediğim edebiyat dünyasındaki öneminin farkında değildim. Öte yandan bu röportaja dair heyecan duyuyordum. Çünkü futbol dışındaki insanlarla ilişkiyi her zaman çok sevdim. Duras'nın hayatı boyunca hiçbir futbol maçına gitmediğine emindim. Röportajdan bana kalanlar, bir futbolcu olarak bana yaklaşımıydı. Sürekli olarak 'meleklik' olgusundan bahsediyordu. Hatta futbolcular için 'melek-adam' kelimesini icat etti. Sonuç olarak eğlenceli ve benim için yeni bir şeydi. Sporu tamamen farklı bir yerden görmenin yolunu sağladı. Bana ailemi, topla ilişkimi ve maçlar sırasındaki atmosferi sordu. İtalya'da oynadığım zamanlarda hakkımda sayfalar dolusu yazı yazılmıştı. Ancak onlar futbolla ilgilenen entelektüellerdi. Hayatımda ilk defa futbol konusunda bilgisiz biri tarafından sorulan sorulara maruz kalıyordum."

Röportajdan Platini'nin hatıralarında kalan şeylerin toplamı için 'şaşkınlık' diyebiliriz. Böyle olması da normal aslında... Karşınızda size "mavi melek" diyen, ülkenin en önemli edebiyatçılarından biri var ve hakkında hiçbir şey bilmediğiniz bu yaşlı hanımefendi, anlamakta güçlük çektiğiniz sorularıyla sizi köşeye sıkıştırıyor. Hatta sorular arasında öylesine "absürt" geçişler oluyor ki Platini'ye hak vermemek elde değil. Mesela:

Duras: Ne tür bir oyun bu? Hem şeytani hem de ilahi mi?

Platini: Futbol dünyanın her yerinde, her insan tarafından sevilebilen bir oyun. Çünkü onda koşulsuz gerçeklik diye bir şey yok...

Duras: Yani futbolcular mükemmel olsaydı, futbol olmaz mıydı?

Platini: Evet, o zaman tüm sonuçlar hep 0-0 olurdu. Hiç kimse gol atamazdı. Çünkü hiç kimse hata yapmazdı.

Duras: Ama yarışlarda atlar hata yapmıyor. O zaman adamlardan daha güvenilirler.

Platini: Bu bireysel bir kalite... Daha kurnaz, daha akıllı, daha sempatik olmanın bir faydası yok. (Gülüyor)

Duras: Hayır. Merak ettiğim; ya bahsettiğimiz tüm çılgınlığı bilselerdi. Yoksa bu sadece insanlara mı özgü?

Platini: Evet, atlar sadece koşar. Ayrıca onlar at gözlüğü takarlar. Ama bize at gözlüğü takmıyorlar.

Duras: Yani hepiniz...

Platini: Hepimiz ne?

Duras: Nasıl söylenir bilmiyorum.

Platini: Eğer bizler at olsa mıydık?

Duras: Hayır. Atlar dedim çünkü atları severim. Hayvanlara çok saygı duyuyorum. Çok, çok. Erkekler kadar. Ve atlar duruma hâkim değiller. Çok çabuk çılgınlığa düşüyorlar.

Platini: Nasıl? Bir yarışta dörtnala koşabilirler. Eğer kafalarından geçen şey bu olursa...

Duras: Evet, dehşete kapılıyorlar. Doğru. Söylediğin şey doğru… Doğru.

Platini: Açıkçası futbolu açıklamakta bile zorlanırken, at yarışlarını açıklayabileceğimi sanmıyorum. (Gülüyor)

Bu sıra dışı buluşmada Duras'nın çok masum olduğunu söylemek güç, en azından bende böyle bir şüphe uyandırdı. Belki o da Platini ile dalgasını geçmek ya da onu kitlelere karşı küçük düşürmek istemiş olabilir. (Böyle bir şey yapması için elimde mantıklı deliller yok, tamamen hissi bir varsayım). Bunu düşünmemize sebep olan röportaj boyunca, karşısında bir futbolcu değil de kendi düzeyinde bir entelektüel, bir yazar, bir sanatçı varmışçasına kurduğu şu ve benzeri garip cümleler:

"Dâhi bir futbolcu olmak şehit olmaktır. Tüm kanunların ötesinde, bir hayalde oynuyorsunuz. Bu meleğimsi mi, şeytani mi?"

Röportajın tam metnine ulaşabilseydik belki daha derine inebilir, eleştirilerimizin seyrini de değiştirebilirdik. Ancak eldeki pasajlardan da anlayabileceğimiz üzere; Marguerite Duras, futbolu sembollerle dolu bir spor olarak görüyor ve tıpkı enkarnasyon gibi futbolcu-melek imgesi ile oyunda bir ilahiyat arıyor. Ya da karşısındaki adamın futbolu dahi tam olarak ifade edememesini röportajın ilk dakikalarında keşfedip, dalgasını geçiyor. Yine de örneği ve benzeri olmayan bu röportaj, entelektüel dünyafutbol romantizmi çarpışmasının tarihinde önemli bir yer edinmeyi başarıyor.


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN