Tabutunda yaşamış bir filozof

Sinoplu Diyojen "Dışarıdan güçlü görünüyor olabilirsin ama savaşlar içeride kazanılır..."

Beytullah Çakır SAYI:52
Tabutunda yaşamış bir filozof

"Lüks, yumuşaklık, endişe ve kölelik… Bunlar benim kanaatkâr bir şekilde beslenmemden kaynaklanan sıskalığımdan çok daha ağır hastalıklardır." Bir yanda tüm insanların peşinden koştuğu nimetler, öte yanda herkesin sakındığı olumsuzluklar; bunların hepsini insanın en büyük hastalıkları olarak niteleyen bu sözler M.Ö. 2 ve 3'üncü yüzyıllarda yaşayan sıra dışı filozof Diyojen'e ait. Belki de insanlık tarihinin gördüğü en uyumsuz, en nüktedan, en sivri dilli, en kural tanımaz, en aksi, en çılgın düşünürlerden biri olan Diyojen'e… Aslında hemen hepimiz onu, tarihin en büyük imparatorlarından biri olan Büyük İskender'le karşılaşması esnasında gösterdiği umarsız tavrı ve insanlığa miras bıraktığı veciz deyişiyle tanıyoruz. Kendine mesken tuttuğu, o dönemlerde tabut işlevi de gören fıçısında gökyüzünde parıldayan güneşin tadını çıkarırken yanına gelip herhangi bir dileği olup olmadığını soran Büyük İskender'e verdiği şu cevabıyla: "Gölge etme, başka ihsan istemem."

Diyojen'in hayatı, cüretkâr ve pervasız görünen söz konusu tavrının sadece Büyük İskender'le sınırlı kalmadığını gösteren örneklerle dolu. Mevki, statü, şan, şöhret, zenginlik gözetmeden karşılaştığı her insana hatta bizzat hayata karşı benzer yaklaşımları adet edinmiş bir isim bahsettiğimiz. Örneğin Atina'nın sadece tek kişinin geçebileceği dar sokaklarından birinde karşılaştığı bir soylunun üstenci bir edayla; "Ben sefillere yol vermem" demesi üzerine; "Ama ben veririm" diyerek kenara çekilen bir ironi ve hiciv ustası. Uzatmadan söyleyelim ki düşünürümüzün sıklıkla başvurduğu bu davranış tarzı duygusal tepkilere dayanmıyor. Toplumsal düzene karşı durmayı seçen bir adamın bilinçli ve iradi bir tercihi burada söz konusu olan… Bu tavrın dayandığı felsefi bir zemin var zira Diyojen, Sokrates'in en sıkı takipçilerinden olan Antisthenes tarafından kurulan "kinik ekolü"ne bağlı bir filozof ve Antisthenes'in en sadık öğrencisi. Kinik felsefesinin şartlarını yaşamına öylesine abartılı yansıtmış ki hocasını dahi gölgede bırakmış deyim yerindeyse. Bugün Kinikler üzerine bir araştırma yaptığımızda karşımıza çıkan ilk ismin Diyojen olmasının sebebi de bu esasen. Bu kısa girizgâhtan sonra kinizmin nedemek olduğuna ve Diyojen'in yaşamının ayrıntılarına geçelim isterseniz.

"Çıldırmış bir Sokrates"

Sokrates'in yaşamı boyunca sürdürdüğü kuram-eylem birliğinden ve en çok da kanaatkârlık öğretisinden etkilenerek oluşturulmuş bir ekol olan kinizm, Yunanca köpek/köpeksi gibi manalara gelen "kunikos" sözcüğünden türetilmiş bir kelime. Bir felsefi okul için oldukça aşağılayıcı sayılabilecek bu isim, kiniklerin muhalifleri tarafından verilmiş kendilerine. Kinikler; temsilcilerinin kabalığı, ağızlarının bozukluğu, görünüşlerinin pespayeliği, örf, adet, gelenek, dinden kaynaklanan bütün kurumsallığa ve içinde yaşadıkları dönemin hâkim ideolojisine karşı uzlaşmaz bir tavır takınmaları sebebiyle böyle bir isimle anılmışlar. Muhaliflerinin kendileriyle alay etmek maksadıyla taktıkları bu isimden gocunmak yerine giderek bu ismi benimsemiş hatta yüceltmişler. Öyle ki Diyojen'in "Sana niçin köpek diyorlar" diye soran bir adama verdiği şu cevap, kinik sıfatını nasıl içselleştirdiğini göstermesi bakımından oldukça manidar: "Çünkü ben hakikati yalancı insanların yüzüne vururum ve kendileri hakkında gerçeği söylerim. İyi insanlara kuyruk sallar, kötülerinse yüzüne hırlarım."

Sokrates ve hocası Antisthenes'ten öykünerek geliştirdiği felsefesini, selefl erine rahmet okutacak bir aşırılıkla yaşamına tatbik eden Diyojen, doğaya ait olmayan ve sonradan kazanılmış her şeyin, edinilmiş bütün ihtiyaçların ve hazzın her türlüsünün insan için ağır bir yük hatta saçmalık olduğuna inanıyordu. Bu saçmalıklara matematik, sanat, müzik gibi insanlar tarafından sonradan icat edilen bütün disiplinler de dâhildi. Diyojen, içinde yaşadığı toplumun aşırı inceliklerine avama özgü bir dobralık ve oldukça zeki bir mizahla karşı geliyordu. Kişinin yaşam koşullarının duygu ve düşünceleri üzerinde çok etkili olduğu düşünen Diyojen'e göre insanın duygu ve düşüncelerinin sağlıklı bir zemine oturmasının yolu evvela yaşam koşullarını değiştirmesinden geçiyordu. Bunun için de insanın kendisine medeniyet diye "yutturulan" her şeyden bir an evvel kurtulması gerekiyordu. Buradan da anlaşılacağı üzere Diyojen'in öğretisinde aslında sosyal olmayan bir muhteva hâkimdi. Diyojen, bilerek yahut bilmeyerek insanın bir yönüyle sosyal varlık oluşunu ıskalamış görünüyordu; insanların yaşadığı toplumda mutlu olmasından ziyade kişisel kurtuluşlarının nasıl gerçekleşeceği üzerine odaklanıyordu sadece. Bir tür sosyal anomi hâlinde sabitliyordu düşüncesini. Diğer her şey bir yana söylediklerinin ve eylediklerinin kabul edilebilir bir zemine oturmadığı en kritik noktalardan biri burasıydı. Platon'un, onu "Kendisinden başka hiç kimseyi duymayan bir borazan ve Sokrates'in delirmiş hâli" olarak tanımlamasının kökenleri de buraya dayanıyordu muhtemelen.

Hayatın nihai amacının mutluluk olduğunu, bu amaca ulaşmanın yolunun da ancak bağımsız ve erdemli bir hayattan geçtiğini düşünen Diyojen için gerçek anlamda bir mutluluğa ulaşmanın yolu sözde basit, eylemde ise oldukça zorlu bir süreçten geçiyordu: "İhtiyaçsızlaşmak!" Diyojen'in ihtiyaçsızlaşmaya yaptığı vurgudan esas amacı insanın en kısıtlı yaşam koşullarında bile mutlu ve özgür olabileceğini göstermekti. Diyojen'in bu zorlu süreci gerçekleştirmek adına yaşamına uyguladığı dört ilke ise şu şekildeydi: Kendi kendine yetmek (otarşi), sadeliğe dayalı bir yaşam tarzı, sözünü sakınmadan söylemek ve kendini hem ruhsal hem de bedeni anlamda disipline etmek.

Kalpazanlıktan filozofluğa

Ömrünce kendine has bir ahlak anlayışının savunusunu yapmış olan Diyojen'in sadece teoride kalmadığına, hayatını bu dört ilkeye göre sürdürdüğüne dair pek çok anekdot mevcut. Örneğin, çeşmeden eliyle su içen bir çocuğu gördükten sonra "Artık buna ihtiyacım yok" diyerek su tasını parçalamasıyla sadeliğini, gündüz vakti elinde bir kandille pazar yerinde insanların yüzüne baka baka adam aradığını, fakat ne yazık ki bulamadığını haykırabilmesiyle sözünü nasıl sakınmadan söyleyebildiğini, bir fıçı içinde tek başına yaşayarak kendine nasıl yetebildiğini ve yazın kızgın kumlarda çıplak ayakla koşarak kışın ise kar yağarken soğuk mermerlere sarılarak hem bedenini hem de ruhunu nasıl disipline ettiğini öğreniyoruz devrin referans kaynaklarından.

M.Ö. 410 yılında Sinop'ta dünyaya gelen ve tarihte Sinoplu Diyojen namıyla ün salan bu ilginç adamın kaderi doğduğu şehirde devlet bankasından sorumlu bir banker olan babasının yaptığı usulsüzlükle bambaşka bir noktaya sürüklenmişti. Perslere ödenecek devlet vergisini sahte para basmak suretiyle zimmetine geçiren babası Hakesios'un yaptığı usulsüzlük ortaya çıkınca oğlu ile birlikte Atina'ya sürgün edilmişlerdi. Tabii, ellerinde, avuçlarında hiçbir şey bırakılmamak suretiyle… Atina sokaklarında perişan hâlde yaşarken Sokrates'in sıkı takipçilerinden olan Antisthenes'in doğaya uygun yaşama çağrısını işiterek soluğu onun yanında alan Diyojen, güç bela kendini kabul ettirmişti hocasına. Sonrasında ise yukarıda ana hatlarıyla vermeye çalıştığımız hayat hikâyesi çıkmıştı ortaya.

Diyojen'i en başından itibaren böylesine bedbaht bir hayatın içine iten, bir şekilde içine düştüğü yüz kızartıcı tecrübe miydi yoksa tamamen özgür iradesiyle yaptığı bir seçim miydi, bilemiyoruz. Emin olduğumuz tek şey, içine düştüğü berbat yaşam koşullarına felsefe sayesinde katlanabildiğiydi zira felsefe ile talihin cilvelerine karşı hazırlıklı olmayı öğrendiğini bizzat kendisi söylüyordu. Ölümünün üzerinden yaklaşık 2 bin 500 yıl geçmesine rağmen Diyojen'in gerek ismiyle gerekse özgün tavırlarının verdiği ilhamla manen hâlâ yaşadığını söylersek sanırım abartmış olmayız. Kimi zaman adının verildiği bir mizah dergisinde, kimi zaman Ekmek Teknesi dizisindeki Kirli karakterinin imrenilesi rahatlığında, kimi zaman Erdener Abi karikatür tiplemesinin kayıtsızlığında tanık olabiliyoruz onun yansımalarına. Hepsinden öte modern hayatın kurallarından, dayatmalarından bunaldığımız anlarda bazen hepimizin içinde taşıdığı bir Diyojen dışarı taşabiliyor?



BİZE ULAŞIN