Ortadoğu’nun gökyüzündeki yıldızı: Feyruz

Lübnan'daki iç savaş sırasında evine bir füze isabet etmesine rağmen asla ülkesini terk etmez ve korkusuzca Lübnan'da yaşamayı tercih eder.

Marwan Nadhim SAYI:52
Ortadoğu’nun gökyüzündeki yıldızı: Feyruz

Mağrip'ten Maşrık'a gökyüzünde parlayan bir Kutup Yıldızı... Evet, Feyruz'dan bahsediyorum. Mardinli Wadi Haddad ve Lübnanlı Liza Alboustani'nin ilk kızı olan Feyruz, 1935 yılında doğmuş bir Süryani Ortodoks Hıristiyan'ı. Dönemin en önemli kompozitörlerinden biri olan Muhammed Fleyfel tarafından keşfedilen Feyruz küçük yaşlarda konservatuvara girer. Burada "yıldız avcısı" olan Halim El-Rumi tarafından fark edilen Feyruz, Beyrut Radyosu'nun kadrolu sanatçısı olur. Orijinal adı Nouhad Haddad olan ve ona Feyruz adını veren de dönemin en önemli müzisyenlerinden biri olan Halim El-Rumi'dir. El-Rumi, Nouhad'ın sahne adını "Turkuaz" anlamına gelen "Feyruz" olarak değiştirirken bütün Arap dünyasını saracak bir efsanenin de inşa sürecini başlatır. El-Rumi, Feyruz için birçok şarkı yazar. Bu sayede Feyruz, 1950'de El-Rumi'nin yazdığı Taraktu Qalbi şarkısıyla radyo yoluyla ilk kez dinleyici karşısına çıkar. El-Rumi daha sonraları Feyruz'u Assi Rahbani ile tanıştıracak ve önemli bir birlikteliğin temelini atacaktır

Toplumu birleştiren bir figür

Feyruz, dönemin Ortadoğu coğrafyasındaki önemli isimlerle çalışarak iyi bir ses eğitimi alır ve yeteneğini de kullanarak Arap coğrafyasında, hatta dünyada saygın bir sanatçı hâline gelmeyi başarır. Bu başarının sırrı onun icra ettiği sanatın, toplumun taleplerine karşılık vermesidir. Bu etken Feyruz'u yükselen bir yıldız hâline getirerek ulusal bir kahramana dönüştürür.

Feyruz, bütün Arap toplumlarının o dönemlerdeki birleştirici unsuru olur. Öyle ki Arap esnaf veya tüccar sabahları iş yerlerini açtıklarında yaptıkları ilk iş radyoda Feyruz'un şarkılarını dinlemek olur. Bu yüzden Ortadoğu coğrafyasında Feyruz'a "Sabah Bülbülü" lakabı verilir. Ayrıca Türkiye'ye hiç gelmemesine rağmen burada da yüz binlerce hayran kazandığı gibi ve adına birçok tez de yazılır.

Müziğin politik gücü

Modern anlamda bir ulusu inşa etmenin birden fazla yolu vardır. Bunların en başında da sanat gelir. Sanat özelikle de 20'nci yüzyılda siyasetin bir aracı olarak kullanılır. Bu durumun farkına varan Ortadoğu'da başta Cemal Abdul Nasır olmak üzere birçok lider sanatı, kimlik ve ulus inşası yolunda kullanmayı tercih eder. Önce Mısır'da Ümmü Gülsüm ve sonrasında Lübnan'da Feyruz, müzisyen olmalarından ziyade birer politik figür konumuna gelirler.

Mısır'da Cemal Abdul Nasır liderliğinde gelişen Pan-Arabizm inşası sürecinde çok daha önemli olan ve en büyük seslerden biri olarak kabul edilen Ümmü Gülsüm de bu süreçte Arap milliyetçiliğinin kültürel sembolü olarak ortaya çıkar. Hatta Nasır daha sonra Ümmü Gülsüm için "Mısır'ın dördüncü piramidi" yakıştırması yapar. 20'nci yüzyılın sanat/siyaset anlayışı çerçevesinde bakıldığında Nasır da sanat kollarından olan sinema ve müziğe ayrı bir önem verir ve ulus inşası yolunda önemli adımlar atar. Bu açıdan bakıldığında sanatçı kimliklerinin ötesinde Ümmü Gülsüm ve Feyruz gibi müzisyenler Arap ulusunun birer politik ve kültürel temsilcileri hâline dönüşür. Nasıl 19'uncu yüzyılda İtalya'nın birleşmesinde Garibaldi kadar önemli bir yere sahip olan opera bestecisi Guiseppe Verdi İtalyan halkının kalbinde ulusal bir kahraman olarak yer alıyorsa Feyruz ve Ümmü Gülsüm de aynı şekilde birer kahramana dönüşür.

Feyruz, Ortadoğu'da var olan kaotik ve politik ortamda yükselen bir figür olarak karşımıza çıkar. Tabii bu siyasal/kültürel figür Arap ulusunun da inşasında çok büyük bir rol üstlenir. Feyruz'un müziği, bu inşa sürecinin -özellikle de Lübnan için- bir katalizörü hâline gelir. Feyruz'un ulusal bir kahramana dönüşmesini sağlayansa öncelikle Lübnan'daki iç savaş olur. Lübnan'da 19751990 yılları arasında yaşanan, 150 ila 230 bin insanın ölümüne neden olan iç savaş onu fazlasıyla etkiler. Bu hassasiyetle Feyruz bütün Ortadoğu coğrafyasının kalbine dokunan hüzünlü bir ses olur. Aynı zamanda Feyruz'un şarkılarında çokça kullandığı ve Arapça "habibi" (sevgilim) kelimesini, yaşanan iç savaşta arkasında büyük yıkım ve keder bırakan Lübnan ve Ortadoğu için kullanır.

"Ortadoğu'da kadınlar gülene dek"

Bu çerçevede ele alındığında Feyruz'un sahnedeki duruşu çok önemlidir. Feyruz, sahneye çıktığında toplumsal ve politik mesajlar içeren bir duruş sergiler. Özellikle 1967 Arap-İsrail Savaşı sonrası Rajioun ve Zahrat Al Mada'in şarkılarında müziği politik/toplumsal mesajlar veren bir araç olarak kullandığı görülür. Feyruz, sahnede hiçbir zaman gülmeyen, hüzünlü biri olarak karşımıza çıkar ve bunu bilinçli bir şekilde yapar. Hatta 15 yıl süren kanlı bir iç savaş (1975-1990) süresince hiç şarkı söylemeyen Feyruz için; "Feyruz sahneye çıkmayarak Araplara büyük bir ceza vermiştir" açıklamaları yapılır. Daha sonra sahneye çıktığında neden hiç gülümsemediği sorusuna Feyruz şu cevabı verir: "Neden güleyim ki? Sahnede mutlu şeyler söylemiyorum. Bu yüzden Ortadoğu'da kadınlar gülünceye kadar gülmeyeceğim.

Barışın ve umudun simgesi

Feyruz için asıl sevgili olan, ülkesi ve coğrafyasıdır. Hatta Edward Said'e bir gün "Feyruz hakkında neler düşünüyorsunuz" diye sorulduğunda Said, "Umarım Allah bir daha Arapları Feyruz'a muhtaç bırakmaz çünkü Feyruz yıkımların, savaşların, acıların ve kırılmaların yaşandığı bir ülkede, hatta dünyada insanları birleştiren bir unsur olarak ortaya çıktı. Aynı zamanda o, barışın ve umudun bir simgesi hâline geldi" cevabını verir.

Ortadoğu'nun en önemli şairlerinden biri olan Mahmut Derviş'le yapılan bir röportajda "Şiirlerinizin ve güft elerinizi okumasından en çok hoşlandığınız yıldız şarkıcılar kimlerdir?" sorusu sorulduğunda Derviş, Feyruz'un adını söylemeden, başta Macide el-Rumi olmak üzere birçok Arap şarkıcısının adını söyler. Spiker'in Feyruz'un ismini neden söylemediniz sorusuna karşılık Mahmut Derviş; "Pardon, ben yeryüzündeki yıldızları sorduğunuzu zannetmiştim. Oysa Feyruz gökyüzünde ve ulaşılması imkânsız olan bir yıldızdır. Onu bu yüzden anmadım" cevabını verir.

Millî bir sembol

Feyruz, Ortadoğu'da ve özellikle Lübnan'da Hıristiyan bir kadın şarkıcı olmanın çok daha ötesinde o coğrafyanın ortak kültür taşıyıcısı olan millî bir sembole dönüşür çünkü onun sanatı, toplumun ihtiyacı olan taleplere karşılık verir. Yalnızca Hıristiyanların gözünde değil bütün Arap dünyasında büyük bir saygınlık kazanmış olması, savaş içinde takındığı tavır, son derece kırılgan bir politik kültür ortamında müziği ve duruşuyla ayakta kalabilmesi bütün kimliklerin ötesinde onu ortak bir kimliğin temsilcisi hâline getirir. Lübnan'daki iç savaş sırasında evine bir füze isabet etmesine rağmen asla ülkesini terk etmez ve korkusuzca Lübnan'da yaşamayı tercih eder.

Li Beyrut

Feyruz'un en içten söylediği şarkıların başında gelen "Li Beyrut", aslında onun ülkesini ve coğrafyasını ne kadar çok sevdiğini gösteriyor. Şarkının müziği de ünlü "Rodrigo'nun Gitar Konçertosu'ndan" alınmıştır.

"Selam sana yüreğimin derinliklerinden ey Beyrut!
Kabul edin bu selamımı, ey denizler, evler ve eski denizlerin yeni yüzü çöller…
O ki, benim halkımın hamurundan yoğrulmuştur,
Ekmeğim, suyum, yaseminim…
Ateşin ve dumanın tadı nasıl oldu?
Beyrut! Seni terk eden delidir, ey Beyrut!
El üstünde tutulacak şehirsin sen ey Beyrut!
Kapısını kapattı Beyrut;
Kendisini sabah akşam el üstünde tutacak ve güzel günlere taşıyacak insanlara,
Sonra bir başına kaldı sabah akşam ve gecelerde…
Benimsin sen ey Beyrut! Benimsin...
Halkımın kanayan yarası, analarımın akan gözyaşısın.
Benimsin sen ey Beyrut! Benimsin…"

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN