Doktor Lacivert

İyi günler efendim! Doktor Lacivert’te bu ay; ağız şapırdatma sesinden rahatsız olanların hastalığı “Mizofoni” ve günümüzde çocukları yerlere göklere sığdıramayanların muzdarip olduğu “Kral Çocuk Sendromu” var. Bakalım mizofoni hastaları hangi sesleri duymaktan rahatsız oluyorlar? Peki, kral çocukların vezirleri kimler?

Gamze Tuna SAYI:50
Doktor Lacivert

Ağız şapırdatma sesinden nefret edenlerin hastalığı (Mizofoni)
Hiç yanınızda yemek yiyen birisinin ağız şapırdatma sesinden rahatsız olduğunuz yahut sakız çiğneme sesi duyduğunuzda çıldıracak kadar öfk elendiğiniz oldu mu? Cevabınız "Evet" ise belki de birçok kişinin yaşadığı fakat adını bilmediği "mizofoni" hastalığına sahip olabilirsiniz. "Genelde çoğu insan bu tür yemek seslerinden rahatsız olur" diye düşünebilirsiniz fakat mizofoni, herkesin yaşadığı ufak bir gıcık olma durumu değil ciddi bir rahatsızlık. Gelin bu ay sizlere bu değişik hastalığın insanların başına neler açtığından bahsedeyim. Mizofoni tam anlamıyla küçük düzeyde oluşan seslerden nefret, tiksinti , huzursuzluk ve öfk e duyma durumudur. Tıkalı burundan nefes alma sesi, diş fırçalama sesi, parmak kütletme ve öksürük sesleri gibi günlük hayatta defalarca duyabileceğimiz son derece insani sesler mizofoni hastalarını deli eder. Özellikle başka insanların ağızlarından çıkanlar, gülmeler ya da saatin tik takları gibi tekrar eden sesler mizofoni hastalarını oldukça huzursuz eden seslerin başında gelir. Bu tarz sesleri duyan mizofoni hastalarının büyük kısmı rahatsızlığın yanında çoğu zaman terler ve nabızları hızlanır.

Tedavisi henüz bulunamadı
Eğer sinemada hunharca mısır yiyen yahut höpürdeterek çay içen biriyseniz mizofoni hastalarının yanında fazla bulunmamanızı öneririm çünkü bu hastalığa yakalananların bu tür tetikleyici seslere karşı tahammülleri oldukça az. Kimi mizofonili böyle durumlarda saldırganlaşıp şiddete bile başvurabilir. Hatta bazı hastaların bu sesler çıkaranları yok etmek istediği de dedikodular arasında. Aman dikkat!

Mizofoni hastaları her yerde! Görünen o ki bu hastalık tam bir sosyal hayat mahvedici. Sınıfta öğretmenin ayak sesinden, iş ortamında klavye sesinden, restoranda insanların yemek sesinden rahatsız olan mizofonililer için çevresel seslerin içinde yaşamak gerçekten çok zor. Çoğu hasta, akşamları aileleriyle yemek yiyemez hâle bile gelebiliyor. Bu yüzden birçok mizofoni hastası, sosyal ortamlarda bir süre sonra yalnızlaşmaya ve uzaklaşmaya bile başlıyorlar. Tedavisi henüz bulunamayan bu hastalık gün geçtikçe yayılıyor. Hastalığın etkilerini en aza indirmek için bulunan en güzel yöntem ise kulaklık takmak gibi görünüyor. Kulak tıkacı yahut kulaklık bu hastaların yardımına koşuyor. Sürekli müzik dinleyerek hayatlarını devam ettirmeye çalışan mizofoni hastaları için hayat gerçekten çok zor.

Kralsın be çocuk!
Hiçbir şeyden memnun olmazlar, sürekli ağlayarak kendi dediklerini yaptırmaya çalışırlar, her şeyden çok çabuk sıkılır, çok çabuk bıkarlar, çok tatlı oldukları kadar yaramazlardır da. Kimden mi bahsediyorum? Halk arasında haylaz yahut "afacan" olarak adlandırdığımız minik krallardan... Fakat bu sefer durum afacanlığın da ötesinde… Adına "kral çocuk sendromu" dediğimiz bu durum birçok ailenin kâbusu olmaya başladı bile. Kral deyip mübalağa yaptığımı sanmayın, şimdiki çocuklar kralları mumla aratı yor. Hatt a bazı çocukları memnun etmek o kadar zor ki, anne ve babaların köle olmaktan başka çaresi kalmıyor.

Değişen dünya ile birlikte çocukların da istekleri her geçen gün değişiyor. Bugün tablet, yarın bilgisayar, sonraki gün üç boyutlu gözlük derken seneye uzay aracı isteyecek hale geliyor çocuklarımız. En çok da anne babalar şikâyetçi gibi görünüyor bu durumdan. Görünüyor dedim yanlış anlaşılmasın, hiçbir şikâyet anne babaların çocuklarını kral yapmasına engel olamıyor maalesef. Küçüklüğünde her istediği yapılan bu minik kralları gelecekte nelerin beklediği de büyük bir muamma. Ben de bu konuyu enine boyuna öğrenmek için Psikolog Elif Civelekoğlu'nun kapısını çaldım. Kendisine "Kral çocuk sendromu nedir" diye sordum. "Kral çocuk sendromu, ebeveynlerin çocuğa sınır ve kural koymaksızın her istediğini yerine getirmeleri sonucunda ortaya çıkan bir durumdur. Bu durum çocukları kral yaparken anne ve babaları da vezir yapmaktadır" cevabını aldım. İnsanın şu dünyada şımartmayı en çok isteyeceği kişiler çocuklarıdır şüphesiz, fakat bazen o kadar abartıyoruz ki hayır demeyi unutuyoruz, hâl böyle olunca da zamanı gelip dış dünyaya açılan çocuklar aynı ilgiyi dışarıdaki insanlardan göremeyince hayatlarının şokunu yaşıyorlar. Elif hanım bu konu hakkında "Kural ve sınır bilmeyen çocuklar, istedikleri olmadığında huzursuzluk çıkarırlar. Özellikle kral çocuklar, evde doyurulan egolarının dışarıda doyurulmadığı durumlarda büyük bir hayal kırıklığına uğrar ve kendilerini mutsuz/huzursuz hissederler. Anne ve babaların çocuk yetiştirirken öngörülü davranmaları, çocuk üzerinde iyi bir disiplin oluşturmaları gereklidir" diyor.

Ebeveynler de laftan anlamıyor
Asıl sorun şu ki; ülkemizde çocukları sadece anne baba şımartmasa bile dede, nine, hala, teyze ve dıdısının dıdısı da şımartabiliyor. Ortaya ise herkesi kendine vezir yapan "kral çocuklar" çıkıyor. "Çocuktur laf anlamaz, dil bilmez" demeyin sakın. Daha çok küçük yaşlarda bile her istediğini peşin peşin vermemek gerekiyormuş.

Çocuklara laftan anlamaz diyoruz fakat artık ebeveynler de laft an anlamıyor. Çocuğun her istediğini yapmanın çocuğa zarar verdiği her yerde sık sık söylense de ebeveynler kendilerini durduramıyorlar. "Peki, çoğu insan çocuğa zarar verdiğini bile bile neden bunu yapmaya devam ediyor" diye merak ediyorum. Elif hanım; "Anne ve babaların çocuklukların her istediğini yerine getirmesinin arka planında genellikle kendi çocukluklarında yarım kalmış istekleri tamamlama arzusu yatar. 'Benim imkânım olmadı, ben çocuğuma her imkânı sunacağım yeter ki o mutlu olsun' düşüncesi yani. Bu durum günün sonunda bu büyük bir yanılgıdır, hayat her zaman istediğimizi bize vermeyecek, çocuk bu gerçekle karşılaştığında afallayacak bu da ileri ki vakitlerde psikolojik sorunlara neden olabilir" diyerek gideriyor merakımı.

Peki, "Çocuklarımız ileride bu zorlukları yaşamasın ve düzgün bir yaşantıları olsun diye ne yapmalıyız" diye soruyorum Elif hanıma. "Çocuğun ruh sağlını korumak adına kurallara ve bu kuralları öğreteceği yol göstericilere ihtiyacı vardır. Bu kuralları ona rol model olarak öğretmeliyiz. Bunun dışında çocuğa yaşına uygun sorumluluk ve görevler verilebilir, istediği bir şeye emek vererek ulaşması konusunda teşvik edilebilir" cevabını alıyorum.

Her zaman; "Ben yemedim çocuğum yesin, ben giymedim çocuğum giysin, ben görmedim çocuğum görsün" derseniz işin içinden sittin sene çıkamazsınız. Sonra kralı gelse sizi kölelikten kurtaramaz benden söylemesi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN