Dünya kedilerinin başkenti İstanbul

Dünyanın hiçbir yerinde kedi ile insan arasında Türkiye'deki, hele İstanbul'daki gibi bir yakınlık yoktur.

Tuluyhan Uğurlu SAYI:50
Dünya kedilerinin başkenti İstanbul

İstanbul… Rumelihisarı, çocukluğum. Kaç yaşımda olduğumu bilemiyorum. Sıcak bir rüzgâr esiyor ağaçların arasından… Sanıyorum ikindi ezanı okunuyor. Annem küçük bir çay sofrası kurmuş, belki denizden geçen bir vapurun sesi ya da ben öyle düşlüyorum. Annem ve ben… İkimizden başka kimse yok ağaçlar içindeki bahçede.

Sonra birden çoğalıyoruz. Ağaçların arasından bir çift iri yeşil göz çekiyor dikkatimi. Bir şeyler sorar gibi bakıyor dakikalarca sonra kararlı adımlarla bize doğru yürüyor. Rengi altın sarısı, bu sarı tüylerin içinde özenle serpiştirilmiş farklı sarı tonlar. Göğsünde bir yerlerde hafif bir beyazlık çarpıyor gözüme. Beyaz tüyler ışık vurdukça parlıyor ve göz alıcı bir güzellik katıyor ona.

"Aaa bir kedi" diye yerimden kalkıyorum hızlıca. Annem yine korumacı yanıyla atılıyor; "Aman hızla yanaşma! Bilemezsin tırmalayabilir." Ben üzerine doğru yürüyünce kedicik yüzü bana dönük arka arka giderek, uzaklaşıyor. Ama kaçmak yok, hâlâ yanı başımızda, bahçenin geniş çimleri arasında bekliyor. Annem peynir veriyor küçük bir parça. Hemen kapıp geri çekiliyor, hızlıca yiyor. Yeni lokmalar atılmasını bekliyor. Bir peynir parçası daha… Sonra haşlanmış yumurta verip hemen sofradaki salam parçalarını elimle koparıp atıyorum. Giderek daha ağır yiyor ve son lokmaları bırakıp ağaçlardan birinin altına çekilip yalanmaya başlıyor. Gözler süzülüyor, kıvrılıp oracıkta uyku dünyasının kollarına bırakıyor kendini, mutlu, huzurlu…

Benim için yaz tatilinde arkadaşlarla oyun yok. Yaz ayları piyano ile arkadaş olmam, sadece siyah beyaz tuşları sevmem gerekli. Şikâyet etmiyorum çünkü başka bir yaşam bilmiyorum. Düş dünyam o kadar zengin ki, piyano çalarken mutluluk içinde daldan dala konup gezmek görmek istediğim yerlerin hepsini gerçek gibi yaşayabiliyorum.

O yaz sanki Sarman benimle arkadaşlık etmeye gelmiş. Piyano çalışıp bahçeye çıktığım anda karşımda onu buluyorum. Çaldıklarımı anlar gibi bakıyor. Bazen pencerenin içine çıkıp beni gözlüyor, orada piyano dinleyerek uyukluyor. Çocukluğumun unutamadığım arkadaşlarından biri Rumelihisarlı Sarman.

2000'lerin başlarında Beylerbeyi'nde bir konakta oturuyorum. Burası eski bir İstanbul sokağı, dünden bugüne fazlaca bozulmamış. Zaman zaman duvarın üzerinden, oturduğum evin küçük bahçesine kediler atlıyor. Bunlardan biri de Duman. Duman'ın rengi çok güzel. Sürekli konuşup bana bir şeyler anlatıyor. Verdiğim yemeği yemiyor, bir yerlerde karnını doyurup bana muhabbete geliyor sanki. Ben piyano çalarken hep camın önünde, tıpkı Hisarlı Sarman gibi içeri girmiyor, verdiğimi yemiyor ama camın önünden ayrılmıyor. Sürekli anlatıyor, ben de onunla konuşup duygularımı paylaşıyorum, ikimiz de bu mesafeli dostluktan mutluyuz.

Bir gün baktım ağzında minik bir sıçanla gelmiş, bahçeye bırakmış, bana mağrur mağrur bakıyor. "Tamam Duman aferin sana, hadi şimdi onu al götür buradan." Gururla avını alıyor ve kim bilir nereye götürüyor…

Bir de Benek var. Beyaz üzerinde siyah benekleri olan uzun tüylü bir kız. Henüz bebekken bizim oralarda dolaşmaya başladı. Ne kadar büyüse de irileşmeyen Benek bahçedeki akasya fidanının geniş saksısının üzerinde kendine hafif çukur bir yatak yaptı. Dişi kedilerin azimli davranışı ile yerini kimselerle paylaşmıyor. Konağın kapısı açıldı mı, giren konuklarla birlikte o da salonda yerini alır, kız arkadaşlarımı daha çok sever, kucaklarında saatlerce uyur, ev kedisi olmanın keyfine varırdı.

2012'nin güzel kedileri
Hani herkes için sıkıntılı geçen o yıl. Ağır bir ameliyatın ardından Çengelköy'de bahçeli bir siteye taşınıyorum. Dört tarafı bahçe içinde iki katlı bir eve yerleşiyor ve ameliyat sonrası sessizce yeni yaşamıma alışmaya çalışıyorum. En yakın dostlarım kediler. Burası sanki bir kedi cenneti. Kilolarca mama veriliyor, her yer su kaplarıyla dolu. Kedilerden biri benim yalnızlığımı anlamış, yüzlerce kedinin arasından ayrılıp benim camımın önünü seçmiş. Çok güzel bir tekir.

Tekir kış boyunca camın önünden ayrılmadı. Benimle birlikte televizyon izledi. Eve gelen misafirleri cam önünden saatlerce süzüp durdu. Ev boşalıp konuklar gittiği anda patilerini cama doğru kaldırır, "Haydi artık yalnız kaldık, benimle ilgilenme zamanı" diyerek olmadık maskaralıklar yapardı. Tekir, çok konuşmaz, sadece uyanınca hafif mırıltılar çıkararak sanki rüyalarını anlatırdı. Eve gelen konukları bahçe kapısında karşılar, sonra yine camın önündeki tahtına geçerdi. En yakın arkadaşı, belki de kardeşi simsiyah (Rugan'la) birlikte yatar kalkar, oyunlar oynar ama camın önünde benim yanımdaki makamı kimseyle paylaşmazdı. Bir de bahçede benimle sohbete gelen Pofi ve Pofu vardı. Bu iki kız kardeş biraz mesafeli bahçenin çimleri üzerine oturur, beni sadece uzaktan izlerlerdi.

Bu tek katlı kedili evden bir gökdelene taşınınca çevrem sokaksokak:"insanları birleştirici özelliği vardır. " köpekleri ile doldu. Kediler fazla beton olan yerleri sevmiyorlar, bu kez köpeklerle dostluğumuz başladı ama kedileri unutmak ne mümkün… Gökdelenin yalnız insanları arasına karışınca İstanbul'un kedileriyle ünlü semtlerinde dolaşmak ve bütün boş günlerimde oralara gidip onlarla sohbet etmek en büyük tutkularım arasına girdi.

Mesela Eyüp Sultan'ın kedilerini keşfettim. Kabirler arasından çıkan bilge kediciklerle gizli sohbetler yapmaya başladım. Eyüp'ün mahalle aralarında yaşayan bıçkın Efiye ile bir yıl önce tanıştık yüzü gözü tırmık içinde… Beni hemen sevdi ve her gidişimde yanıma gelmeye başladı. "Neredesin Efiye" diye sorunca bir keresinde "Yan mahallede kavga varmış oradaydım Tuluyhan Ağbi" diye yanıtladı. Şaka bir yana, kedileri çok sevdiğim, haklarında çok düşündüğüm için bir gün onların hep konuşmalarını hayal ederim. Kim bilir bizim hakkımızda neler anlatırlar, insanlığın iç yüzünü nasıl gözler önüne sererler… Eyüp'te unutamadığım kediler vardır. Minik Beyaz Kuyruk, sürekli konuşan Sarı Kuyruk… Çarşının kedisi Hophop, camiden çıkmayan Munise…

Peygamber Efendimizin kedilerle ilgili sözlerini ve Ebu Hureyre'yi bilmeyen yoktur. Allah onlardan razı olsun, İstanbul bugün dünyanın kedi cenneti olmuş, her kapı önünde bir tas su, hele çarşı pazar yerlerinde kediler neredeyse mama beğenmezler.

Yurt dışında Batı'da sokaklarda kedi göremezsiniz. Doğu'da İslam ülkelerinde ise kedi yoğunluğu hemen dikkatinizi çeker. Tahran'da Kaf Dağı'nın hemen önünde çayımı yudumlarken kızgın bir kedi korosunun konserine tanık olmuştum. Amman'da türbeler, Mescid-i Aksa'nın bahçesi çeşit çeşit kediyle doluydu ancak şunu rahatlıkla söyleyebilirim, dünyanın hiçbir yerinde kedi ile insan arasında Türkiye'de, hele İstanbul'daki gibi yakınlık yoktur.

Geçen yaz sıcak bir günde Sultanahmet'te dolaşırken çevrede hiç kedi görememiş şaşırmıştım. Sonuna dayanamayıp garsona sordum; "Korkmayın hepsi buradalar, sıcak diye bir yerlere çekildiler. Tabaklarda kalan etleri, peynirleri bir tarafa ayırıp onlara veriyoruz. Onlar bize Peygamber Efendimizin emanetleri" dedi gözleri ışıl ışıl…

Hani derler ya İstanbul'un evliyası çoktur ve bu evliyalar İstanbul'u korur diye; ben buna kentlerde zor koşullarda yaşayan bütün canlıları ekliyorum. Kedileri, köpekleri, kuşları… Kuşkusuz onların da Allah ile aralarında perde yoktur. Bence İstanbul'un şefkatli ve paylaşmayı bilen halkının sokak hayvanları ile dostluğu kenti bütün kötülüklerden korur ve İstanbul tekrar tekrar dünya başkenti olur.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN