3 Sütun

SAYI:50
3 Sütun


Gökhan Duman​
Diaspora Türk Proje Kurucusu

Göçmen
Göçmenlik biraz da "ayrı düşmek" değil midir? Ait olduğun topraklardan, doğduğun şehirden, sokağında koşturup durduğun mahalleden, çocukluğundan, arkadaşlarından, durup durup hayalini kurduğun o tılsımlı günlerden ayrı düşmektir belki de...

Hepsi yetmezmiş gibi içerisinde eğreti durduğun şu "yeni yaşantı"nın da gerçek bir parçası değilsindir. Akıp giden hayata hep uzaktan bakmak düşer nasibine. Buğulu bir camın ardından bakıyormuş gibi ne dışarısı net olarak görünür ne de sana bakanlar seni tam olarak görebilir. Bazen de hepten görünmez olursun. Yanında duranlar bile fark etmez seni. Tıpkı bir fabrikanın mola saatinde bir köşede yalnız başına öylece duran bir göçmen işçi gibi... Orada olsa bile gerçekte o ânın bir parçası değildir. Kimin umurunda? Zihni çoktan dağlar, tepeler aşıp Anadolu'nun içlerinde, duvarı sarıya boyalı şirin bir evin kapısına dayanmış bile. Eşinin ve çocuklarının sureti bir bir geçit yapıyor gözünün önünden. Birazdan mola saatinin bittiğini haber veren canavar düdüklerini andıran bir sesle birlikte irkilerek kendine gelecek. Ayrı düşecek yine. Hayallerinden, özlemini duyduğu gerçek hayattan ve daha nicelerinden ayrı düşecek. O bir göçmen işçi. Sığabileceği tek yer, şimdilik bir fotoğraf makinesinin soğuk kadrajından ötesi değil.


Ayşe Büşra Çalık
Ötüken Neşriyat'ta editör

Ayna
Aynadaki suretinden kaçan, nasıl başkasını terbiye edebilir? Kendinden başka herkesi kötü bilen, nasıl iyiliğe kıymet verdiğini iddia edebilir? Hep karanlığı büyüten, ışığa nasıl varabilir? Aynadaki suretiyle yüzleşmeden başkasına ayna tutmaya çalışmak nasıl bir gaflettir. Dilinden hayır dökülmeyen hayra nasıl talip olabilir? Kendi kusurlarını, hatalarını bırakıp da başkasının kusuruyla meşgul olanların kibri nasıl bir kibirdir. O vakit, nasıl ziyan bir vakittir!

Lâkin bir ihtimal daha var: Aynalarla yüzleşilmiş, doğrular da yanlışlar da bir bir dile gelmiş, terazide tartılmış heybeye doldurulanlar ve yerlere bırakılanlar… Sonra yepyeni değilse de, cesur ve dürüst bir "ben" ile aynayla barışılıverilmiş. Yetmemiş, bir de o ayna can dediklerimize, dost dediklerimize tutuluverilmiş… Böylesi bir dostu siz istemez miydiniz? Ben isterdim… İstediğim için de, o isimsiz dosta içimden hep şöyle sesleniveririm:

"Bir ayna tut bana ey dost! Göreyim ruhumdaki iyiyi de kötüyü de… Hatırlat bendeki güzellikleri ve söyle eksiklerimi zarifçe.

Kendine tuttuğun bir ayna ver bana ey dost! Dostun elinden geçtiğini bileyim de, yüzleşeyim kendimle dürüstçe. Ne tümsek olsun ne çukur! Olduğu gibi göstersin suretimi kendime.
Aynanın kendisi ol bana ey dost! Yenilmeyelim nefse ve maddeye. Suretlerimize bakalım ve susarak konuşalım seninle…"

Velhasılıkelam dostlara ayna, aynalara dost olmak ümidiyle…


Nurettin Durman
Şair

Genç şair
Şairlik istidadı taşıyan bir gencin nihayetinde itidalli ve sabırlı bir tavrı kendine şiar edinmesi gerekir. Yoksa acil bir vakıa intibaı içerisinde yapıp ettiklerini boşa çıkarır ve çileli bir yolculuğun daha başında karşısına çıkan engelleri büyük bir idraksizlik heyecanı içinde dikkate alarak başarabileceği yürüyüşü daha da zora sokar.

Hâlbuki genç istidat pervasız bir halde yola çıkmıştır. Anlamlandırabileceği bir terimi başa alarak şiirine kapı aralamaktadır.

Sonuçta bir gayret, bir hayret ile hedefe ulaşacaktır. Elbet başlangıçta şairlik istidadı taşıyan bir gencin çekinceleri olacaktır. Lâkin buna karşın hayat bir sonsuzluk imgesi barındırmaktadır içinde...

O ilk sözcük, ilk hamle elbette çok önemlidir. Vaziyetinizi almış kuşu yakalamak üzeresiniz. Ya kaçarsa ya tutulmazsa ya kanatlarını açıp uçarsa? Eyvah! Bu korku her hâlde çok belalar getirecektir ilk dizenin başına. Bıçaklar, kesici aletler yanına alınmış, korunma içgüdüsü eşliğinde kuytuya çekilinmiş, heyecan içinde beklenmektedir. Ne olacaktır acaba? Nasıl bir hâl çaresi bulunacak, nasıl bir sonuç elde edilecektir?



BİZE ULAŞIN