Türkiye Manzara | Temmuz-Ağustos 2016

Mevzunun altını çiz, üstü sende kalsın...

Sema Türk SAYI:26 / Temmuz 2016
Türkiye Manzara | Temmuz-Ağustos 2016

Malumunuz; haziran ayı Gezi Parkı olaylarının üçüncü yıldönümüydü. Mevzu her zamanki gibi medyada çeşitli hallerde anıldı, ağırlandı. Herkes kendince, kendi meşrebince kucakladı mevzuyu. Buraya kadar garip bir şey yok. Medyanın işi bu neticede... Misvak dergisi de bir karikatürle mevzuyu taçlandırdı. Ama öyle bir şey yaptı ki olayın altını çizeyim derken, korunması gereken bazı değerlerin çok fena üstünü çizdi. Berkin Elvan ile ilgili yayınladığı malum karikatür olmadı, olamadı. Öyle ya da böyle ölmüş biri üzerinden mizah devşirmeye çalışmak bizim ahlakımıza uygun değil be hacılar! 'Onlar neler neler yapıyor?' savunmasıyla da bu gemi yürümez. Herkes kendine yakışanı yapar, bize yakışan bu mu? Çocukların ölüsünü kullanarak ideolojik rant sağlayan zihniyete verilecek cevap bu olmamalı. Köpek dişlerinin üstüne çizdiğin tek kaş anlaşılmaz korkusuyla yanına bir de 'TEK KAŞ' yazınca oldu mu sanıyorsun?! Olmuyor, bunu sen de çok iyi biliyorsun.

ORANTISIZ ZEKÂ VE KAHRAMAN SERİ KATİL

Tebrik ederim aziz millet, nur topu gibi bir seri katilimiz oldu. Bir görseniz, nasıl zeki, nasıl güzel... Katil olduğunu hiç çaktırmaz. Bir sürü dil bilir... Yükseköğrenimini de tamamlamış. Oy hakkına sahip yani! Hem de Galatasaray Lisesi'nde okumuş, ODTÜ'den mezun. Birden fazla oy hakkı olması lazım… Atalay Filiz'imiz, canımız, ciğerimiz (!) Bulunca bizzat kendisiyle, bulamayınca benzeriyle selfieler çektiğimiz… Okul yıllıklarını bulduğumuz, çocukluğuna kadar indiğimiz. Ne büyük mutluluk değil mi? Kafaları o kadar çok bulandı ki birilerinin, sırf Galatasaray Liseli ve ODTÜ mezunu olmasından dolayı bir seri katilden -ki tam da seri katil sayılamaz- 'orantısız zekâlı' bir kahraman ortaya çıkarmaya çalıştılar. Her yıl onlarcası yaşanan kıskançlık cinayetlerinden birini işlemiş ve yalnızca üç sene gizlemeyi iyi bilmiş; belli bir öldürme biçimi, bir felsefesi ya da bir imzası olmayan her katil kadar katil biri... Yakalanma şekli de hiç seri katil yakalanması gibi değil. Yani benim ilmim yetmez tabii ama sanki tam olmadı bu?

SEN DE Mİ BE EROL ABİ?!

Şaşıracak yeni bir şeyler duymadan gün geçiremiyoruz. Yine bol aksiyonlu günlerden bir gün, kibarlığıyla tanıdığımız Erol Evgin'in söylediği şu sözlerle gündeme yelken açtık: "Okuma yazma bilmeyen, oyuna parmak basan bir kardeşimizle, ablamızla, annemizle; üç üniversite bitirmiş birinin birer oy hakkı olması adaletli mi geliyor size sorarım. Hiç hakça değil." Periyodik aralıklarla benzer haykırışlar oluyor tabii. Ama şimdi diğer isimleri hatırlamaya çalışmak, gereksiz zahmet sınıfına girer. Onun yerine Erol abimizin kurduğu cümleyi tekrar tekrar okuyup, 'Bağzı, insanları 'kibarca' küçümsemek' üzerine çalışabiliriz. Deneme bir iki: "Kardeşlerim, ablalarım, annelerim... Okuma yazma bilmediğiniz ve hatta üç üniversite bitirmediğiniz için bu hayatta söyleyecek bir sözünüz olduğunu düşünmüyorum. Kıyas kabul etmeyecek şekilde eksiksiniz. Bu ülkede yaşıyor olmanız, herkes kadar söz sahibi olacağınız anlamına gelmez. Beni anlayacağınızı umuyorum ama tabii çok aşırı düzgün cümleler kurduğum için anlamanız imkânsız bunu da biliyorum." Oldu mu, yapabildim mi? Olmadı di mi? Başaramadım... Öyleyse Erol abi benim için söylesin: "Nerden aklıma geldi kim bilir, gezdim dün gece şehri şöyle bir..."

DOĞMAMIŞ ÇOCUĞA BEDDUA EDEN BOŞ ZİHİNLER

Türkiye'de futbol bir cihat. Yabancı takımlara karşı galip olunca; Malazgirt'te Bizans ordusunu yenmiş Sultan Alparslan'ın askerleri gibi hissediyoruz kendimizi. Öyle muzaffer, öyle mağrur ve kahraman… Hâlbuki ne oluyor? Dedelerimizin nenelerimizin deyimiyle bir sürü adam bir topun peşinden koşuyor… Maç sonunda kazanınca sınırlarımızda bir genişleme, kaybedince de daralma yok. Sakin olmakta fayda var. Hiçbir kadın babasının yönettiği takım maç kaybedince, kendisine ve karnındaki doğmamış çocuğuna beddua ve hakaret yemeyi hak etmez. Kimsenin de bunu yapacak kadar vicdan ve ahlak yoksunu olduğunu düşünmüyorduk ki bunlarla karşılaştık. Nasıl, baya heyecanlı di mi? Gözlerimi kapatıyorum. Milli duyguların coşkusuyla büyük bir savaş verdiklerini düşünen bu insancıkların, içi boş kocaman kafaları olduğunu hayal ediyorum. Dokununca, balon gibi… Patlıyor, patlıyor, patlıyorlar... Bir rahatlama geldi sanki...

SELAM DÜNYALI, BİZ DOSTUZ!

Sol Haber iyiden iyiye Uğur Dündar'ın namaz kılan öğrencileri suçüstü yakaladığı Arenalar'a, Ertuğrul Özkök'ün yayın yönetmeliğindeki mürteci avcısı Hürriyet gazetesine dönüştü. Memleketteki her yeni gerici faaliyetten Sol Haber vasıtasıyla haberdar oluyoruz ama son haberleri de okunmayacak gibi değildi hani, hiçbir laik Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının duyarsız kalamayacağı bir haberdi: "Marmaray Yenikapı Transfer İstasyonu, Güçlüder'in isimli gerici derneğin açtığı 'sergi'ye ev sahipliği yapıyor. [O kadar heyecanlanmışlar ki anlatım bozukluğu yapmışlar yazarken] Daha önce de Taksim Metrosu'nda açılmış olduğu öğrenilen 'sergi'deki resimlerde yer alan ifadeler, okuyanları dehşete düşürdü." Okuduklarında kendilerini dehşete düşüren ifadelerden birisi şu mesela: "Mümin cennete ulaşana kadar hayra kulaklarını vermeye doyamaz" diğeri de; "Mümin bir delikten iki defa ısırılmaz." Hayra kulaklarını vermenin, kulağı kesmek falan olduğunu düşündüklerini düşünmek istemiyorum ama maalesef öyle. Hadi haberi yapan edebiyattan, mecazdan falan habersizdi de haberi yayımlayan yayın yönetmeninin mevzuya hiç mi hâkimiyeti yok? Eğer burada IQ sorunu ve cahillik yoksa pis ve çirkin bir niyet var. Hangisi olsa Sol Haber'e yakışır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN