İkna odası: Çalışan kadın sen nelere kadirsin!

Anneliğin çok açıkça küçümsendiği trendler vardı. Bunlar toplumda izler bıraktı. Bir kadının evde oturması, çocuk bakması eksiklik olarak dayatıldı. Bu bakış açısının tersi de çalışan kadını itibarsızlaştırıyor.

SAYI:09 / Ocak 2015
İkna odası: Çalışan kadın sen nelere kadirsin!

Geçen ay, gündeme bir hocamızın çalışan kadınlarla ilgili yaptığı bir açıklama bomba gibi düştü. Nureddin Yıldız yaptığı sohbette şöyle diyordu: "Her çalışan kadın, gözü doymamış erkek demektir. Nasıl? Çalışan kadın, ya evlenmeyi erteleyerek erkeklerin evlilik sürecini baltalıyor, ya da evli olduğu halde çalıştığı için yorgunluğu ve vakit darlığı nedeniyle erkeği ile olan ilişkisinde kadınlığı arızalıdır. Kadınlığı arızalı olduğu için erkeğin gözü açtır. O, evinde erkeğini eksik bırakıyor, erkeği de iş yerindeki başka bir kadına tasallut ediyor. Böylece, fuhuş demeyeyim de, fuhuşa hazırlık yapan sürece destek oluyor. Artı, bitmedi sorunlarımız, çalışan kadın doğurmayan veya az doğuran kadındır. Yine ümmetim zarar etti, benim ümmetim kimlik açısından zarara uğruyorsa, benim ümmetimin iffeti açısından sıkıntı oluşuyorsa, benim ümmetimin nüfus sayısı azalıyorsa bunu kim yaptıysa cinayet işlemiştir. Benim ümmetim üç şeyi kaybediyor kadın çalışınca: Bir; kadınlarda kadınlık merhameti, iffeti, ahlakı, kadınlık duygusallığı açısından kimlik kaybı oluyor. İki; benim ümmetim iffet açısından sıkıntıya giriyor. Nedir bu iffet? Kadınların çalıştığı yerlerdeki sıkıntılar, gel-git servislerdeki sıkıntılar, evde kadınına doymadığı için gözü aç dolaşan evli erkekler, dolayısıyla iffet ve ahlak açısından ve açgözlülüğünden dolayı en iyi ihtimalle internet bataklığına yuvarlanmış çoluk çocuk sahibi erkekler çıkıyor ortaya bu sefer. Ve üçüncü olarak da en iyi ihtimalle iki çocukla yetinmiş milyonlarca Müslüman kadın çıkıyor ortaya. O iki çocuğu da ya kreşe, ya şuraya ya buraya veriyor…" Hiçbir yerden alıntılamadığımız, doğrudan Nureddin Yıldız'ın sohbetinin deşifresi olan bu cümleleri okuyunca hayret etmemek mümkün değil. Toplumsal bakış açısının yalnızca bir cinsin bakış açısı, sorunları, perspektifi ile ele alındığı, gerçeklikten kopuk, ağır suçlamalar içeren ve bütünüyle kadınları çok ağır ithamlarla suçlayan, yaşanan pek çok sorunun ve erkeklerin işlediği günahların müsebbibi addeden bu sözleri bir yuvarlak masa etrafında kadınlara sorduk. Toplumsal sorunlarda kadınların ağır ithamlar altında kalmasını, İslam adına bu söylenenler hakkında ne düşündüklerini tartıştık. Bir odak grup çalışması şeklinde yapılan bu sohbeti katılımcıların isimlerini belirtmeden yorumsuz olarak siz okurlarımıza takdim ediyoruz:

Nureddin Yıldız'ın son açıklamaları ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Hissettiğim şey: Kırgınlık... Uzunca süredir böyle şeyler duyuyoruz, bu insanlar sadece erkeklerin hocası mı? Kadınlara söyleyecek sözleri bu mudur?

Bu konuşma çok eksik bir perspektife sahip. Dini çok açık bir biçimde yanlış yorumluyorlar.Tek bir cinsiyeti merkeze alıp, tek bir cinsiyetin refahı üzerinden dini yorumluyorlar. Sosyolojik gerçekliğe dokunan yanı ise sıfır. Mesela 'fuhuş', 'doğurmamak' gibi kelimeleri ne kadar rahat ve genellemeci kullanıyor. Erkeğin namusunu kadın üzerinden okuyor. Bütün erkekleri de aynı kefeye koyuyor tabii.

Burada korkunç bir anakronik okuma var tabii aynı zamanda. Tek bir gerçeklikle bütün toplumu açıklamaya çalışmak…

Ben de söz almak istiyorum. Bu sözleri duyduğumda kendimi çok aşağılanmış hissettim. Bu sözler bana diyor ki, "Kadın olarak hiçbir anlamın ve vasfın yok, dışarıdaki bütün erkekler seni böyle görüyor." Algının bu olması kadın erkek herkes için çok travmatik bir şey.

Ben bu tarz söylemlere her seferinde şaşırıyorum. Benim neslimle bu insanların arasında çok önemli bir kırılma var. Bir kere evliliğe/erkeğe bakış açısı sorunlu. Kişilerin sorumluluklarından değil, kadınlar için belirlediği ödevlerden bahsediyor ve toplumsal bir konuyu bu şekilde açıklıyor, yazık.

Ben ilk dinlediğimde kim dinliyor ki bu hocayı, bu söylenenleri diye düşündüm. Bu hoca kime konuşuyor? Acaba çalışmayan kadınlar bu şekilde taltif edildiklerini mi düşünüyor? "Bak, dinimiz için olumlu bir şey yapıyoruz" gibi… Kadınlar dinliyor ve çokça alkışlıyormuş zira…

Evet, Nureddin Yıldız'ın oldukça hatırı sayılır kadın dinleyicisi var. Bu sözler o kadınlara mı, hakikaten kime konuşuyor Nureddin Yıldız?

Bence ortada çok garip bir durum var, ona konuşuyor. Yıllarca bir 'modern kadın portresi' oluşturuldu. Bu kadın bakımlı, Batılı görünüşlü, çalışan bir kadın ve hep güzel. Aynı zamanda eş ve anne, evi de çekip çeviriyor, çocuğunun doğum gününü atlamayan, akşam aileye süper sofralar kuran, elektrik süpürgesinin en iyisinden anlayan, eşinin gömleğini nasıl beyazlatacağını çok iyi bilen süper kahraman gibi bir kadın. Bu tiplemenin gerçek olan bir yanı var, evet kadınlar çalışıyor, eş ve anne olmaya devam ediyor. Aile içinde bir iş bölümü yok ve bu kadın evine de çocuğuna da bakıyor. Geri kalan özellikleri ile 'ev hanımı' olan bir kadının rekabet edemeyeceği kadar uydurma bir karakter. Yıllarca bu karakterler üzerinden geleneksel kadın rolleri aşağılandı. 70'lerde anneliğin çok açıkça küçümsendiği trendler vardı. Bunlar toplumda izler bıraktı. Bir kadının evde oturması, çocuk bakması eksiklik olarak dayatıldı. Şimdi bu sözler de bu bakış açısının tersi, çalışan kadını itibarsızlaştırıyor. Üslup olarak birbirine benzer. Şimdi pek çok kadın bu hocanın söylediklerini modern argümanların antitezi gibi görüyor. "Benim evde oturmamı övüyor, anneliğimi övüyor" diye düşünüyor. Daha evvel aşağılanan kimliğinin parlatıldığını düşünüyor. Bir nevi taltif ediliyor.

Katılıyorum.

Hem modernist argümanlar hem de bu son söylenenler, hepsi birbirine benziyor; makbul kadın, makbul anne, kadın üzerinden biçilmiş roller…

İyi ama bir şey soracağım, bir konuyu atlıyoruz bence, bu argümanlar yeni değil ki, eskiden de hocalar kadınlar evde otursun, doğursun, anne olsun diyordu. Annelik, evde oturan kadınlık vurgusu sık sık tekrarlanmıyor muydu? Ne değişti?

Evet, muhtemelen bazı kadınlar evvelden bu tarz yargıları kabul ediyordu ama bugüne kadar bu kadar yüksek sesle ifade edilmemiş oluyordu.

Neden kabul ediyor? Nasıl kabul edebilir bir kadın böyle yargıları? Gerçekten ben bu hissiyatı merak ediyorum.

Konuşmak gerekir, ahkâm kesmeden, sonra hocanın durumuna düşmeyelim.

Bu etki yapma meselesi önemli… Elbette eskiden de aynı sözler ediliyordu. Ama şimdi olduğu gibi gündem olmuyordu, bu kadar etkili hale gelmiyordu. Şimdi Twitter, Facebook gibi araçlarla hızlıca köpürtülüyor ve yaygınlaştırılıyor. Daha evvelden bir camide yapılan bir vaazdan kimin haberi oluyordu? Gündem olmasının iki yönü var, hem bunu söyleyenlere bir özgüven veriyor. Bir de ikincil dikkat edilmesi gereken konu şu, bu söylemlerin Sözcü, Halk TV gibi basın mecralarında sürekli köpürtülmesinin arkasında bir başka motivasyon da var, bu söylemler üzerinden mevcut iktidara saldırmak ya da İslamofobi üretmek.

E, bu malzemeyi hocaların kendisi veriyor ama… Sen malzemeyi verirsen medya köpürtür…

Düne kadar bu söylemler 'alt kültürün' bir parçası olarak görülüyordu. Bugün, muhafazakâr bir iktidarla beraber 'bunların hocası böyle' diye bir yansıması var, İslamofobik bir algıya da hizmet ediyor. Bakın işte, İslam kadın karşıtı, insan hakları karşıtı, savaşçı, cihatçı…

Ama çıkıp da buna karşı duran bir 'âlimler topluluğu' gibi bir kurul, platform da yok ki… Sadece malzeme veriyoruz. 'Kadın ve şiddet' konusu hatta başlı başına 'şiddet' konusu konuşuldu mu ki? Sonra "İslamofobik suçlamalarda bulunuyorlar" diye suçluyoruz.

Bir de üstelik anında defansa çıkanlar var. 'Hocamızı yedirmeyiz! Hocamızı eleştirmeyiz…' Durun bakalım bu hoca savunulacak bir şey mi demiş, ne demiş? Tabii bu tavrı da anlıyorum, son zamanlarda tepkiler sürekli böyle veriliyor. Birisi bir laf etsin, saldırı o kadar yoğun ki maalesef, hiçbir şey konuşamadan ya yerin dibine sokuyoruz ya göğe çıkarıyoruz. Bir hoca bir laf etsin, hocayı olduğu gibi linç etmeye çalışıyor toplum. Biz hocanın bir söylediğine karşı çıkıyoruz, bütünüyle varlığını linç etmeye çalışmıyoruz. Sekülerlerin bu tavırları, yaptıkları saldırı yoğunluğu pek çok insanı savunma pozisyonuna sokuyor, ben şimdi hocayı eleştirirsem bu saldırıya katılmış olacağım diye düşünüyor. Hâlbuki bu kadar çok saldırmasan, yanlışları sağlıklı bir şekilde konuşsak…

Katılıyorum sana, ama şunu da ekleyeyim, maalesef İslam dünyası 200 yıldır pozisyon alıyor sadece. Alnı secdeye gidiyor mu? Destekleyelim. Gündemler suni olarak belirleniyor. Çok sloganik tartışmalar yürüyor.

Çalışma hayatına dönelim… Hadi kabul ettik, çalışma hayatı kadın için çok korkunç bir yer. Erkeğe bütünüyle uygun olduğunu kim söyledi? Vahşi kapitalizm erkeği ezip fıtratından uzaklaştırmıyor mu? Bu kadar çok çalışmak erkeğe uygun mu?

Evet, bu 'yaşam standardı' meselesine uyum sağlama zorunluluğu erkeği de mahvediyor. Sonuç, erkekler aileleri ile ilgilenebiliyorlar mı? İlgilenemiyorlar, çocuklarını görmüyorlar bile. Hep kadın ve aile yan yana duruyor. Erkek, ailenin bir parçası değil mi? 'Erkek ve aile' kavramı yan yana gelmiyor bile. Bugün dinî perspektif geliştirmeye çalışırken, çok modern döneme ait olan bir şeyi, 'mesaili çalışmayı' erkeğin fıtratı için uygun veri gibi kabul edip yorum yapıyorlar. Kapitalist sistemdeki 'erkek mecburiyetlerini' konuşmuyoruz, bu sistem bir tek kadın için uygun değil. Oh, ne âlâ.

Olur mu öyle şey, toplumda, ailede eksik giden bir şey varsa sorun kadındadır. Çocuk yanlış yetişmişse sorun, kadın. Acaba hangi baba 24 saat çocuğu ile ilgilenmiş?

Hocalarımız babaların gece yarısı eve gelmesi hakkında ne düşünüyor acaba? Bunu neden sorgulamıyor? Erkek açısından bütünüyle kapitalist bir yaşantıya angaje olmuşuz, ne güzel…

Erkeğin esas vazifesi o deniyor, açıklama böyle, kadın çalışınca ise esas vazifesi olan kadınlık eksik olmuş oluyor, denklem bu.

Yanlış. Evinde oturan, kocasına saçını süpürge eden kadınların hiç aldatılmaması gerekirdi o halde. Hatırlayalım, muhafazakâr kesimde yakın zamanda ekonomik bir kalkınma yaşandı ve 'yükselen erkeklerden' bazıları evde oturan eşlerini beğenmez oldu, uzun pardösüsünü beğenmez oldu, kültürsüz buldu, her ne ise, sonuçta aldattı… Burada çalışan kadın üzerinden konuya çok tek boyutlu bir yaklaşım var. Aldatmanın kendisi bir sorun olarak ele alınmalı.

Evet, erkek cinsi bu anlatımda kapitalist sisteme uyumlu zalim bir varlığa dönüyor, buna da itiraz etmek lazım. Aldatmak bir sorundur, kadınlar buna sebep olmaz.

Hocanın toplumdan kopuk olduğunu düşünüyorum.

Konuyu değiştiriyorum, sosyal medyada dolaşan başörtülü kızların tesettüründeki bozulmaları anlatan çizimlere ne diyorsunuz? Pardösüden, tayt giymeye… Nereye gidiyor bu kızlar?

Vallahi, tayt giyen erkek de var, erkeğin tesettürü hiç konuşulmuyor. Hadi kıyafeti geçtim, bir Müslüman; hâl, tavır, hareket, bakış, oturma, kalkma, böyle hasletlerinden de anlaşılmaz mı? Var mı erkeklerde böyle bir lisan-ı hâl? "Bakışlarınızı yere indirin" ayet-i kerimesinin muhatabı kim acaba? Ben Müslüman erkekte bunların hiçbir emaresini göremiyorum. Resmen içi boşalmış bir Müslüman erkek güruhundan ideal, hayali bir Müslüman erkek toplumu oluşturulmaya çalışılıyor. Varmış gibi… Yaşayışlarından hiçbir şey belli olmuyor, sonra bütün tartışma başörtülü kız tayt mı giymiş, şal mı takmış? Söylediklerim yanlış anlaşılmasın, erkeklerin hatası üzerinden kadınları aklamaya çalışmıyorum. Benim ki yalnızca hiçbir bozulmanın tek taraflı olamayacağına dikkat çekme çabası. Evlerimizden tutun, kariyerlerimize kadar her şey göstermelik… Saçı sakalı bakımlı, spor salonundan çıkmayan erkeğe neden bir uyarı gelmiyor?

Görüntüsünden Müslüman olduğu anlaşılmayan erkekten biz nasıl vizyon, dava, şuur bekleyelim? Bedeli hep kadınlar ödeyecek, mercek altında da kadınlar duracak. Bu erkekler bedel ödemiyor, onların yerine kızları, eşleri bedel ödüyor. Hocanın dediğine bakın, erkek fuhuş yapıyor, bedelini gene kadın ödüyor.

Erkeğin gözü açsa, kadın ona yetememiş oluyor, Hasbinallah

Bu hocalarımız Yusuf suresini hiç mi okumamışlar? Ayet şöyle diyor: "Yusuf dedi ki: Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan korkarım onlara eğilim gösterir de cahillerden olurum."

Şimdiki erkekler de "Bütün kadınları zindanlara atın, günah işlemek istemiyoruz" diyorlar.

Ne zamandan beri işlenen günahlardan endişe duymak yerine kulp bulmaya başladık?

Söylemler neye hizmet ediyor, bu da düşünülmüyor. Melek/fahişe ikilemi, Hıristiyan terminolojisine ait bir şey. İdealize edilmiş bir kadın, bir de kötü kadın. Maria Magdelena /Hz. Meryem.

Ontolojik düzlemde kadın yok ki kafalarında. Kitabi bir varlık kadın. Kitabın sonuna kadar uygulayabilirsin.Kadını, yaşadığı şizofreni icabı gördüğünü düşünüyor.

Yani, Allah'ın kul olarak verdiği değeri, ben sana vermiyorum diyor.

Peki, çok dağıttık, başka soru soralım, hocalarımız dinen söylediklerini ölçüp biçmiyor mu?

Herhalde biçmiyor. Kuran-ı Kerim'e bakalım, zina ile ilgili ayetlerin hepsi kadın ve erkeğe hitap ediyor, kadının zinası ayrı, erkeğin zinası ayrı diye bir şey yok. Cezalar eşit ve aldatma konusunda merci, muhatap Allah, koca değil. Elbette kocaya veya karıya karşı yükümlülükler var ama sonuçta affetme makamı onlar değil.

Dine bakış açımızda cinsiyetçi bir yaklaşım var. Erkek sanki hata yapabilen esnek bir canlı. Kadın hocaya gidip diyor ki, kocam beni aldatıyor, hoca "biz onun kulağını çekmiştik, hâlâ mı devam ediyor?" diye olayı sevimlileştiriyor. Amanın yaramaza bakın, kulağı çekilmiş… Artık aldatan adama hiç bakmayacağız, doğrudan karısının çalışıp çalışmadığını mı kontrol edeceğiz?

Hocalarımız yaşanan durumlarla ilahi olanın bağını kurmuyor. Bugünün dünyasında elimizdeki sosyolojik durumlar ile İslami olan düzeni nasıl koruyacağız, nasıl kurgulayacağız? Böyle bir dert yok, o sebeple söylenenler ölçülüp biçilmiyor.

Kadın kocasını aldatınca bu erkeğin hatası olarak kabul edilmiyor, kabul edilseydi ne saçma olurdu değil mi? O halde neden tersini düşünüyoruz? Bu tarz örfi bir şey üzerinden dini yorumluyoruz?

Üstelik İslam'da kadının, kocasının erkekliği ile ilgili şikâyette bulunma hakkı vardır ve bu bazı davalarda boşanma sebebi olmuştur. Biz dini sürekli 'toplumsala' alet ediyoruz. İlahi mesajı nasıl hayata geçiririz diye bir derdimiz yok, erkek düzenini nasıl kurar ve devamlılığını sağlarız diye düşünüyoruz.

Maalesef ülkemizin tek kutsalı 'erkeklik'…

Şu garip gelmiyor mu size? Hep edep ve hayâdan bahsederiz. Toplum içinde, çocukların yanında söylediklerimize dikkat ederiz. 'Fuhuş', 'erkeğin aç kalması' gibi laflar almış başını gidiyor. Nasıl edep bu?

Edep yok ki… Üslup da yok… "Sus be kadın" deniyor. Kadın karakteri hep desiseci, hileci, şeytani, sevk eden… Ağır laflar bunlar sahiden.

Daha evvel de dedim, kadının gerçekliğini bilmiyor bunlar. Birçok kadın için çalışmak tercih mi bir kere? Mecburlar çalışmaya.

Ama durup durup baştaki konuya dönüyorsunuz.

Ne yapalım, konunun sınıfsal boyutunu atlamışız…

Devam et o halde.

Kadının çalışması çalışmaması konusunda kesin bir hüküm yok. Çalıştığı takdirde ne olur, hangi çağda ne noktaya gelir, bunları şeriat düşünemedi, sen düşündün. Ama aklına çalışmak zorunda olan kadınları getiremedin. 800 lira maaşla çalışan kadınları, bu paranın tamamı elinden alınan kadınları, zorla çalıştırılan kadınları düşünmedin…

Madem başa döndük ben de fıkhi açıdan bir şey söyleyeceğim. Miras kanununda erkeğin iki, kadının bir pay alması o kadar farklı bir bağlamda gerçekleşiyor ki... Erkek eve, aileye, her şeye bakmakla yükümlü. Buna karşılık kadının parası yalnızca kendisinin. Erkeğin aile içinde aldığı çok fazla mali yük var, onunla orantılı olarak da miras paylaşımı var. Pek çok hoca bugün bu mali yükümlülükler olmadığı için miras kuralının uygulanamayacağını söylüyor. Kadının çalışması ile ilgili konu da öyle. Çalışabilirsin ama mecbur tutulmuyor. Biz hep dine bakarken ehliyetleri emir gibi yorumluyoruz. Allah (cc.) sana bazı ehliyetler vermiş ama bu ehliyetlere de sınırlar getirmiş, fakat sen bunları bugün hak görmüşsün, zorbalık yapıyorsun.

Kadın tarlada çalışırken 'fedakâr Anadolu kadını' olmuyor muydu? Tarlada çalışmak çalışmak değil mi? O zaman da yorulup pekâlâ kocanı ihmal edebilirsin. E sonra kimse kadınların temizlikçi olmasından şikâyet etmiyor. Ofiste çalışmak mı sorun?

Ne kadar ilginç değil mi? Laikler de başörtülü kadının ofiste çalışmasını sorun ediyordu. Temizlikçi olmasından şikâyet etmiyordu. Hocalar ile laiklerin aynı noktada buluşması çok göz yaşartıcı. Temizlikçi kadın, tarladaki kadın kimseyi rahatsız etmiyordu, ofise girince başörtülü kadın sorun olmaya başladı. Şimdi aynı söylemi muhafazakâr erkekler mi kullanıyor yoksa? İyi mevkilerde, ofislerde çalışan kadınlara mı gıcıklar?

Bu resmen Batı'daki kadın karşıtı söylemin bize zerk edilmiş hali…

İslam'ın kadına karşı olması mümkün mü? Peygamber sünnetine uygun mu böyle bir şey? Tarlada çalışan Anadolu kadınını övüp durmuyor musun? Bu sorun değilse erkeğin düzenini bozan işler mi sorun? Plazada çalışmak mı sorun? Burada karşı pozisyon alan din değil, rekabetçi kapitalizm bence.

Sanayi devrimi o tarla-ev yaşantısından erkeği çıkarabilmek için ona çeşitli görevler yükledi. Kadına da çeşitli görevler yükledi. Bunu zaman zaman Viktoryen dönemde olduğu gibi çeşitli politikalarla güncelledi, yaygınlaştırdı. Şimdi asıl önemli olan şey kapitalist üretimin devam etmesi… Kadın içerdeki işlere bakacak, erkek dışarıda çalışacak. Bu içeri ve dışarı kavramları zaten modern dünya düzenine ait şeyler. Erkeğin 'hane'den çıkarak dışarıda mesaili bir işe gidip gelmesini sağlamak belli rol dağılımlarını belli söylemleri gerektiriyordu. Şimdi bu söylemleri biz bugün erkekler için veri kabul ettik, kapitalist düzende kadının yeri yok diyoruz.

Hocalarımız hadisle ayetle sanayi devrimi düzenini mi savunuyor yani?

(toplu gülüşmeler).



Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN