Balkon konuşmasından ‘Türkiyelilik’ çıktı

Erdoğan geçen yıl içerisinde başta Gezi Parkı olaylarından Suriye’ye, Filistin’e ve 17 Aralık girişimine kadar pek çok meselede dış dünyanın sert baskı ve tepkilerine rağmen ayakta kalmayı başardı.

Ragıp Soylu SAYI:05 / Eylül 2014
Balkon konuşmasından ‘Türkiyelilik’ çıktı
Türk siyasetinin son 20 yılına damgasını vurmuş olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 10 Ağustos'ta Türkiye Cumhuriyeti'nin halk tarafından doğrudan seçilen ilk Cumhurbaşkanı oldu ve yeni bir dönemin kapılarını araladı. Yüksek Seçim Kurulu sonuçlarına göre oyların 51,79'unu alan Erdoğan, 14 partinin destek verdiği en yakın rakibi Ekmeleddin İhsanoğlu'na 13 puandan fazla fark attı. Erdoğan'ın seçim gecesi Ankara'daki AK Parti Genel Merkezi'nde yaptığı geleneksel 'balkon konuşması' yeni dönemle ilgili önemli ipuçları veriyordu. Seçilmiş Cumhurbaşkanı, Yeni Türkiye'yle ilgili hayallerini halka anlatırken ulusal uzlaşma çağrısı yaptı ve ertesi gün hemen hemen tüm gazetelerde göz ardı edilen şu cümleleri dile getirdi: "Her birimiz bu devletin sahipleriyiz. Müslüman, Hıristiyan, Musevi, Süryani, Ezidi'den önce Türkiyeli vardır. Alevi'den, Sünni'den önce Türkiyeli vardır. Türk, Kürt, Arap, Laz, Gürcü, Boşnak, Çerkez, Roman, Pomak'tan önce, Rum, Ermeni'den önce Türkiyeli vardır." Bu açıklama sosyal medyanın karmaşık mekanizmalarından, Washington'daki hayatından memnuniyetsiz yaşlı Türkiye uzmanlarına kadar ulaştı. Konuşma öylesine bir etki yarattı ki, aylardır telefon orucuna giren ABD Başkanı Barack Obama, seçilmiş Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı arayarak oldukça olumlu geçtiği anlaşılan bir görüşmeyle tebriklerini sundu. Basına yaptığı açıklamada balkon konuşmasını son derece beğendiğini ifade eden Obama, Erdoğan'ın Türkiye'yi daha da ileri götürmek için elinde tarihi bir fırsat olduğundan bahsetti. Şüphesiz ki 1950'li yıllardan beri Türkiye'nin en yakın müttefiki olan ABD'nin ilişkileri düzeltmek istemesi bahsetmeye değer bir gelişme. Erdoğan geçen yıl içerisinde başta Gezi Parkı olaylarından Suriye'ye, Filistin'e ve 17 Aralık girişimine kadar pek çok meselede dış dünyanın sert baskı ve tepkilerine rağmen ayakta kalmayı başardı. Cumhurbaşkanlığı seçimi tüm bunlara rağmen Erdoğan'ın bütün farklılıkları ve muhalefetiyle kendisini dış dünyaya kabul ettirdiğini gösterdi. Obama'yla birlikte İngiltere Başbakanı David Cameron ve diğer Avrupa Birliği liderlerinin de benzer tondaki tebrik telefonları bu savı destekler nitelikte.

Davutoğlu hayırlı olsun

Tabi Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı seçilmesi iktidar partisindeki dengeleri ve Gülen cemaatinin Türkiye siyasetindeki rolünü tekrar akıllara getirdi. Seçimin ertesi günü hemen hemen tüm gazeteler Erdoğan'ın ılımlı açıklamalarına kitlenirken Cumhuriyet Gazetesi AK Parti içerisindeki liderlik tartışmasını manşete taşıdı. Parti içerisinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Genel Başkanlık koltuğuna oturmasını isteyen ve genellikle üç dönem sınırına takılmış olan 'AK saçlılar' adlı grup ile partinin daha genç yetkililerini temsil eden ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nu destekleyen diğer ekip Kongre mücadelesine başlamıştı. Aynı gün Abdullah Gül'ün potansiyel adaylığını ortadan kaldıran ve Kongre tarihini 27 Ağustos olarak belirleyen parti kararı söz konusu tartışmaları başlamadan bitirdi. 21 Ağustos'ta AK Parti'nin genel başkan adayı bizzat Tayyip Erdoğan tarafından açıklandı: Ahmet Davutoğlu. Gül, telefonla arayarak Davutoğlu'nu ilk tebrik eden kişi oldu. Bu bir anlamda AK Parti kadrolarının baştan sona yenileneceği işaretini veren bir gelişme. Şüphesiz Erdoğan'ın 'Yeni Türkiye'si yeni, genç ve yüzü dışarıya dönük kadrolar gerektiriyor. Davutoğlu akademisyen kimliği ile klasik siyasetin dışında şaşırtıcı adımlar atabilecek biri. Erdoğan, Davutoğlu'nun paralel yapıyla mücadeledeki tavrı nedeniyle tercih edildiğini söyledi. Bu açıdan bu seçim cemaat için de büyük felaket anlamına geliyor.
Gülen cemaati özellikle Gül'ü ön plana çıkararak iki Cumhurbaşkanı'nın arasını açmaya çalışmasıyla biliniyor. Bu açıdan Gül'ün veda resepsiyonuna Başbakan Erdoğan'ı tehdit etmiş STV Ankara Temsilcisi Abdullah Abdülkadiroğu ve Today's Zaman Ankara Temsilcisi Abdullah Bozkurt gibi yurtdışı okuyucuya kara propaganda yapan isimlerin çağrılması fakat Daily Sabah Ankara Bürosundan Ali Ünal'ın çağrılmaması büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Söz konusu davet listesini hazırlayan kişinin kimliği nedeniyle Gül'ün hâlâ cemaat kadrolarıyla birlikte çalıştığı spekülasyonları yapıldı.

Halay çeken paralel yapı polisleri

Gülen grubu üyeleri tarafından devlet içinde oluşturulan paralel yapıya karşı başlatılan operasyonlar bu grupta da büyük bir aktivizm dalgası oluştururken, Çankaya resepsiyonunda yaşanan yapay kriz de bu gibi olayların manipülasyon amaçlı kullanılacağı yeni bir dönemin bizi beklediğini işaret ediyor. 22 Temmuz'da devletin üst kademesinden, gazeteci, yazar ve entelektüellere kadar yüzlerce kişiyi sahte isimler ve yasa dışı kararla dinlemiş olan paralel yapıya karşı yapılan operasyon sosyal medyada oldukça farklı yansıtıldı. Açık mavi ton üzerine ellerini havaya kaldırmış güneş gözlüklü bir polisin fotoğrafının kullanıldığı posterler yaklaşık 30 yıl boyunca 'cemaatçi polis yok' iddiasında bulunan tüm cemaat üyeleri tarafından Twitter profillerinde kullanıldı. 'Haram lokma yemedik' sloganıyla kişilerin özel hayatına kastetmiş polislerin sanki yolsuzluk iddialarını araştırdıkları için tutuklandıkları gibi bir izlenim yaratıldı.

CHP bilmediğiniz gibi

Seçimler nedeniyle büsbütün karışan diğer bir yer ise ülke ana muhalefetini temsil ettiğine inanılan fakat bugüne dek sokaktaki muhalefeti meclise taşıyamamış olan Cumhuriyet Halk Partisi oldu. Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki partinin geçtiğimiz senelerdeki her seçimde başarısız olması başta CHP'nin ulusalcı kanadını temsil eden milletvekilleri Emine Ülker Tarhan, Nur Serter ve Süheyl Batum gibi isimlerin ayaklanmasına yol açtı. Mecliste yaptığı açıklamada sert bir şekilde Kılıçdaroğlu'nun istifa etmesi gerektiğini söyleyen Tarhan, "Baştan bu yarışın galibi Erdoğan'dı, çok üzgünüz" dedi. CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun, Ekmeleddin İhsanoğlu'nun adaylığını partiye danışmadığını ve son ana kadar sakladığını belirten milletvekilleri tepkiliydi. Kılıçdaroğlu'na en büyük darbeyi ise CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce vurdu. İnce, basına çok sert bir konuşma yaparak CHP'nin kesinlikle kurultaya gitmesi gerektiğini, her seçimden yenilgiyle çıkanların partiden gizli bir isim belirleyerek cumhurbaşkanlığı seçimlerini de kaybettiklerini söyledi. Muhaliflerin kurultayı toplayacak 591 imzadan yoksun olduklarını gören Kemal Kılıçdaroğlu bir adım atarak partiyi kurultaya kendisinin götüreceğini söyledi. CHP'ye yakın tüm kaynaklar, Eylül'de gerçekleşecek kurultayda Kılıçdaroğlu'na isyan bayrağı çeken bütün ulusalcıların partiden tasfiye olacağı konusunda hemfikir. Kurultay öncesinde kaset komplosu ile tasfiye olan eski genel başkan Deniz Baykal'ın da geri dönmesi için partide çeşitli kulislerin yapıldığı biliniyor. Nitekim Baykal da partinin başına 'hataya düşmemiş yeni bir yönetimin gelmesi gerektiğini' söyledi. CHP'nin 'umut vadeden' diğer adayı eski Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül ise yerel seçimlerdeki başarısızlığının ardından sessizliğini korumayı sürdürüyor.

Türkiye'de bir günde yaşananların toplamı Batı ülkelerinde kimi zaman bir ayda hatta bir yılda yaşanıyor. Türkiye'nin tarihinde çok önemli bir yeri olacak bir seçim dönemi kapanırken, siyaset gündemimizin boş kalmayacağına dair hemen hemen herkes şimdiden çok emin…
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN