Hanım izin verirse ben de koleksiyon yapacağım

Belki bir taşın, belki 1930 model bir kalemin, belki kokusuz bir çiçeğin, belki hiçbir menfaatinin olmadığı dostunun güzelliğine sığınacağız. Belki bir güzel Allah dostunun eline.

Raşit Ulaş SAYI:45
Hanım izin verirse ben de koleksiyon yapacağım

Bir insan neden koleksiyon yapsın ki? Dünyaya ait şeyleri, bir gün gelip yok olacağını bile bile neden biriktirsin? Biriktirmek zaten ârifler tarafından çok da hoş karşılanmayan bir kelime. Biriktirmenin dünyaya meyli artırdığını söyler ârifler. Küçüklüğümden beri hep bir şeyler biriktirdim. Çakmak koleksiyonu yaptım, eğlenceli desenleri olan bir çakmak markasının bütün çeşitlerini toplamaya başladım. Sağdan soldan yakaladığım arkadaşların çakmaklarını da alıyordum. Kitap ayracı toplamaya başladım sonra. Hâlâ evde sedirin altında bir kolinin içinde binlercesi duruyor. Belki de 15 senelik bir süreç sonunda topladım onları ama artık yenilerini koyamıyorum çünkü evde yer yok. Evet, bu acı bir şey.

Geçenlerde Üsküdar Sahaf Festivali'nde bir sahafta kitaplara bakarken bir adam geldi. Büyük boyutlu prestij denilen kitaplara bakıyordu. Sanırım sergi yahut fotoğraf koleksiyonu olan kitaplar. Birini almayı çok istedi ama biraz hayıflanarak, biraz üzülerek, çok gizli bir şekilde biraz da sinirlenerek şöyle dedi: "Şimdi ben bunların hepsini alırsam hanım eve sokmaz bunları, en iyisi birini alayım onu da gizli gizli sokarım bir şekilde." Sanırım bir şeyin koleksiyonunu yapan neredeyse her evli adam, bir gün bu tedirginliği yaşayacak olmanın gerginliğini hissediyor. Şöyle olmalı; bir şeyin koleksiyonunu yapıyor yahut yapmak istiyorsun ama maddi durumun da çok çok iyi değil. 80-90 metre karelik bir evde oturuyorsun. İşte sıkıntı burada başlıyor. Herkesin kendi cephesinden haklı olduğu bir sıkıntı. Maaş yetmiyor, yetse de aybaşına ucu ucuna denk geliyor. E evde de yer yok. Bütün yollar kapandı. İnsan ne yapsın peki? Bütün günün iş yoğunluğu, trafik çilesi, geçim derdi derken kaçacak sığınacak nere kalıyor ki? Kendine ayıracağı bir vakit, içinde sadece kendisinin ve kendisine ait olanın olacağı bir yer, dış dünyadan kurtarılmış bölge bir bakıma. Koleksiyonerlik böyle bir şey. Öyle büyük büyük koleksiyonlardan, maddi değeri milyon dolarla ifade edilenlerden bahsetmiyorum. Küçük, kendine yetecek kadar olan, çekmecesini açıp onlara baktığında, temizlediğinde, bakımını yaptığında huzura erdiğin koleksiyonlar. Evet, sanırım doğru kelime bu; huzur. Bugüne kadar aradığımız bir parça huzur değil mi zaten? O huzuru kimi zaman pul defterini açıp çiçek pullarının rengârenklerinde bulur insan, kimi zaman da dolmakalemlerin temizliğini yapıp içine güzel renkli mürekkepler çekerken. Kimi zaman dağdan topladığı ilginç taşları elinde ovarken bulur, kimi zaman da sevdiği şairin imzalı ilk baskı kitabını eline alıp şairin attığı imzanın üstünde parmaklarını gezdirirken. Bu kadar basit aslında, bu kadar küçük ve alelade.

Milyonluk birikimler

Sıradan insanın hikâyesi sıradan oluyor. Sıradan şeylerin derdinde çünkü. Değeri 50 lira olan bir pulu bir şekilde bir yerden 7-8 liraya denk getirirse mutlu oluyor. İyi bir dolmakalemi bir arkadaşından çarpıp koleksiyonuna kattığında da öyle ama bir de milyon dolarlık koleksiyonlar var. Dünyada ve Türkiye'de çeşitli işadamlarının tarihi eserlere, ünlü ressamların resimlerine, belki bir sultanın çorba tasına verdiği paralar sıradan insanların birkaç on liralık yahut birkaç yüz liralık koleksiyonuyla yan yana dahi getirilemez. Türkiye'de kim var koleksiyoner diye şöyle etrafımıza baktığımızda ilk akla gelecek isimlerin işadamları olduğunu görüyoruz. İşadamları ve cemiyetin önde gelen isimlerinin yaptığı koleksiyonların kahir ekseriyeti resim üzerine. Osman Hamdi, Fikret Mualla, Şeker Ahmet Paşa gibi klasik Türk ressamları ile birlikte Zonaro ve De Mango gibi çoğu oryantalist olan bazı yabancı ressamların resimlerinden oluşan koleksiyonların değeri milyon dolarlarla ifade ediliyor. Birkaç istisna dışında kayda değer bir koleksiyonun olduğunu görmedim. Kayda değer derken bunu herhangi bir maddi değerle ölçmüyorum. Maddi olarak düşündüğümüzde belki Türkiye'deki bütün koleksiyonların değerinin milyar dolarlarla ifade edilebileceği görülür. Şöyle düşünüyorum; her istediğin şeyi istediğin şekilde alabilecek kadar çok paraya sahip olduktan sonra koleksiyon yapmanın tadı nerede? Mesela bir dolmakalemi çok seviyorum, ilk gördüğümde vuruluyorum tabiri caizse ama onu hemen alacak imkâna sahip değilim. Onu alabilmek için çeşitli yollar bulmaya çalışıyorum, başka kalemlerle takas, sahafiye değeri olan bir kitabı satmak yahut o kalem için para biriktirmek gibi çeşitli yöntemler… Bir şeye ulaşmaya çalışmanın güzelliği sanırım ona ulaşmaktan daha güzel. O çaba, ulaştığının kendisinden daha kıymetli.

İyi dostlar koleksiyonu

Yaşadığımız bu kaosun içinden biraz olsun çıkacak bir yer lazım bize. Bu vakte kadar koleksiyondan anladığım buydu, koleksiyon dediğin kaçış, dışarıdan kendine kaçış. Sadece sana ait olan o alanı, sadece kendinin istediği gibi kullanıp değerlendirebilmek demek. Biriktirdiğimiz sadece kalem, taş, pul, çakmak falan mı acaba? Hayır, dostluklar da biriktiriyoruz. İyi dostlar koleksiyonu diyebiliriz adına. Koleksiyon kelimesi ile dost kelimesi yan yana gelince oksimoron gibi oldu sanki ama öyle değil. Bir koleksiyona maddi değer üzerinden bakmayan insanlarla, koleksiyonunu milyon dolarlarla değerli kılanların biriktirdikleri arasında illa ki fark olacak. Hiç değeri olmayan bir taşı sadece güzelliği için alıp evine giden birisi, kendisinden dünyevi anlamda hiç menfaat görmeyeceği bir insanı sadece güzel insan olduğu için kendine dost kılabilir. Diğer türde olanlar böyle yapabilir mi emin değilim. Buradan doğan şey, iyi insan olmaktan başka bir şey değil. Neydi o Şebnem Ferah'ın parçası: "İyi dostlar biriktirdim, hepsi ailem oldu."

Sığınacağımız birkaç liman dışında herhangi bir şey kalmadı. Gelecek konusunda endişeli olmakla geçmişi övüp durmak arasında bir fark yok, ikisi de şu ânımızı öldüren uğraşlar. O halde şimdi nereye sığınabiliriz buna bakmak gerekiyor. Bir güzelliğe sığınmaktan başka çaremiz yok. Bu neyin güzelliği olacak peki, asıl soru bu. Belki bir taşın, belki 1930 model bir kalemin, belki kokusuz bir çiçeğin, belki hiçbir menfaatinin olmadığı dostunun güzelliğine. Belki bir güzel Allah dostunun eline, belki sevdalandığın bir güzelin gözlerine… Her ne dersek diyelim, eğer kâinat insan için yaratıldıysa kâinatın içindeki her şey de insan için var. Biriktirelim, biriktirirken birilerini fakirleştirmeden biriktirelim. Biriktirirken birilerini mutlu ederek biriktirelim. Kendimiz de mutlu olalım insanlar da mutlu olsun.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN